[justify]Yasak Orman pek çok farklı şekilde betimlenebilirdi, kasvetli bunun en yaygın örneğiydi, hemen peşinden loş, karanlık, soğuk gibi kavramlar gelirdi. Ancak Ares için hiçbiri aklından geçeni ifade etmiyordu, ona göre burayı betimleyecek tek bir kelime vardı: otuz bir! Bir keresinde Eurus’la buranın adındaki ‘Yasak’ın sebebinin öğrencilerin minik sürprizlerle çıkagelmelerinin önüne geçmek olduğu konusunda hemfikir oldukları bir tartışmaya girmişlerdi. O zamandan beri ne zaman ormanın derinliklerinde biraz zaman geçirmek istese aklında hep aynı düşünce olurdu, ergenlik hayatın ilginç bir evresiydi.
İşin doğrusu Ares maceracı ruhlu bir büyücü sayılmazdı, buna rağmen bir dönemde başını haddinden fazla belaya sokmuştu. Bir noktada kendi kendine tamamen beladan uzak durmak için söz vermiş olsa da kaderin onun için planları başkaydı. Gerçi, sırf aptal bir iddiayı kaybettiği için Yasak Orman’a bodoslama dalmak pek de kader sayılmazdı değil mi?
Karşılaştığı manzara korkunç veyahut dehşete düşürücü türden değildi, daha çok ilginçti, insanda bir merak duygusu uyandırıyordu. Sırf azıcık topraklarına adım attı diye kendisine ölüm tehditleri yağdıran Atadamlardan hiçbir eser yoktu. Genç büyücü onlar için elma bile getirmişti oysa!
İlerlemeye devam etti, ufak da olsa bir ipucu bulma umuduyla. Kaybettiği iddiayı unutmuştu çoktan, merak duygusu daha ağır basıyordu. Bir karaltı görür gibi oldu, hemen asasına davrandı ve kararlı adımlarla karaltıyı gördüğü yere yöneldi. Fakat tam o sırada donup kaldı, yüzündeki bütün renk kaybolmuştu, tam karşısında gazetelerde boy boy resimlerini gördüğü kızıl saçlı bir kadın duruyordu. Kendini çabuk toparladı, parçaları birleştirebilecek kadar zekiydi. “Sen Carmilla’sın!” diye seslendi cesur bir ses tonuyla. “Senden korkmuyorum!”[/justify]