Ben yine bir mallık ettim, gecenin köründe dışarılarda sürtüyorum. Bu saatte koskoca Mirabelle Starlight nereye gidiyor sorgulamayın, biliyorsunuz! Ravenclaw'u koymuşlar okulun en tepesine, Hufflepuff kapısına gidene kadar gece bitiyor zaten. Kuleye kapatılmış prensesler gibi hissediyorum bazen kendimi. Dur, zaten öyleyim. O Slytherin'li yılanlar niye yerin dibinde? Sürüngenler oraya layık olduğu için! Heheh, eğlendim. Hiç sevmiyorum o yeşilli şerefsizleri, zaten bina sorumluları da çomarın önde gideni... Hufflepuff neden ilk katta bilmiyorum, mutfağın yanına koymuşlar bir de. Bari hazır oraya gitmişken bir de mutfağa uğrayayım, ev cini aşkolarımla sohbet edip bir şeyler aşırayım. Ne güzel plan değil mi?
Ama yok... Güzelin yüzü güler mi? İlerden şangır şungur sesler geliyor, bir de birisi bağırıyor. Aklıma uyup odama döneyim, sıcacık yatağıma yatayım, mışıl mışıl uyuyayım... Yok! İlla gidip o Hufflepuff çevresinde dolanıp mutfağa uğrayacağım! İnatçılığım kendime karşı çalışmasaydı dünya çok daha güzel olabilirdi. Şimdi bir de merak ettim bu bağırtı ne, şıngır şıngır metal sesler ne... Tam seslerin geldiği yönü takip ediyordum ki, serçe parmağımı bir şeye geçiriverdim. Üst üste konulmuş metallerden oluşan garip bir yığındı bu, ne olduğunu zerre sorgulamak istemiyorum. Ben çarptığım an hepsi yıkıldı, bütün koridoru inleten bir ses çıktı, beraberinde de küfür eden bir adet Mirabelle... Sonra ilerideki şangır şungur sesler bir yakınlaşır gibi oldu. O an anladım ki... Ben bitmiştim. Hiçbir şey olmamış gibi usul usul sessizce odama dönmeye karar verdim, hızlı ama ses çıkarmadan gidiyordum ki... Kulağımın dibinden bir şey FİYUUUUV diye geçti.
Mızrak lan bu! Şokla arkama döndüm, iki tane dev gibi şövalye üstüme koşuyor, ne oluyor be? Mızrağı yerden aldım, topuklarımı bir yerime vura vura kaçmaya başladım. Ağırmış bir de bu, sağa sola yamula yamula gidiyorum. Gıcığıma gitti aslında, şunlara bir tane çaksam mı? Mızrağı bırakıp asamı çıkarttım, ikisine dönüp 'Immobulus!' diye bağırdım. Durdular bir süreliğine. Yere attığım sivri mızrağı bir güzel aldım, önce şövalyeleri dürttüm, şöyle bir yokladım cidden donmuşlar mı diye. Donmuşlar evet. Bunları birisi delirtmiş, o kişi her kimse ona saldırıyormuşçasına mızrakla vurmaya başladım bunlara. Donnn, donnn diye ses koridorda yankılanıyor, ben yarınlar yokmuşçasına çakıyorum. Zırhları yamulmaya başladı falan derken bir tanesi hareket etmeye başlayınca anladım naneyi yediğimi.
"Ee, iyi geceler abicim size, güzellikuykumualmamlazımhadibaybaaay!" cümlemin sonunu hızlı hızlı, bağırarak bitirdim çünkü yine depar atmaya başlamıştım. Bunlar yine peşimde, şanslıyım ki az öncekine kıyasla biraz daha yavaşlar. Mızrak ağırlık yapıyor ama bırakmak da istemiyorum belki işime yarar diye, zaten kaybolmuşum bulamıyorum yolumu! Arkaya rastgele fırlattım, galiba şövalyelerden birine çarptı çünkü bayağı ses geldi ama bakmadım ne olduğuna. Bilirsiniz normalde korkusuzumdur, mükemmel savaşırım falan ama bir yandan aklım André'de, gidip bakamadım çocuğa, bir yandan da karnım aç ona yanıyorum. Ne güzel gidip yemek pişirecektim... Ben buna üzülürken metal sesler yaklaşmaya başladı, panikle asamı çıkarıp yine ikisine bir büyü savurdum, "Anifors!"
Sesler kesildi bir. Neye dönüştüklerine bakmak için döndüm, bir tanesi kediye dönüşmüş. Çok şekerdi! Yalanıyor falan! Sonra diğerine baktım... Sıçmışım ben. Bu da bir çeşit kediye dönüşmüş, evet, ADAM ASLANA DÖNÜŞMÜŞ! Niye bir işim de rast gitmiyor ki şu okulda? Bakıştık bir süre, sonra bu kükremeye başlayınca ben yine topukladım. Sonra yolumu buldum, canım ortak salonumun önüne gelmişim! Uslu uslu açayım dedim, yok, illa bilmece soracak. 'Yirmi bir gözüm var ama görmem, ben neyim?' diyor. "Zar be, zar!" dedim açtım kapıyı daldım içeri. Son anda girmişim belli ki, çünkü bir şey kapıya vuruyor! Neyse canım, bundan sonrası beni ilgilendirmez. Ortak salondan çıkmak isteyenle düşünsün onu da. Ben yatıyorum.