17 Nisan, 2026 08:53:46 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Saudade  (Okunma sayısı 63 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Emilia Dalloway

  • Emekli
  • 1. Seviye
  • İleti: 1
  • 920 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Emilia Dalloway
  • Güç Puanı: 0
  • I love you, you idiot.
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Işık
  • Meslek: Simya Profesörü
  • Cemiyet: Merlin Tılsım Kulübü
  • Biçim Değiştirme Gücü: 7
  • Lanet Gücü: 6
  • Tılsım Gücü: 16
  • İksir Kabiliyeti: 11
Saudade
« : 01 Aralık, 2021 00:18:49 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[youtube width=500]https://youtu.be/QRV_B9kN5pU[/youtube]
Hiç tanımadığınız birini özlediğiniz olur mu? Uzun bir günden sonra eve geldiğinizde içini saran bir histir bu; son zamanlarda başınıza gelenlerdi düşünür ve biriyle konuşma ihtiyacı hissedersiniz, hangi kelimeleri kuracağınızı canlandırır, cümlelerinizi duyabilirsiniz. Yüzünüzde bir gülümseme belirir güzelse anlatacaklarınız ya da sadece ağlamaya başlarsınız. Ama gözlerinizin dolması sebepsiz değildir göründüğü kadar, tanımadığınız birinin yasını tutmaktır aslında. Birlikte susabileceğiniz birinin düşünü kurar beyniniz, yalnızlığınızda boğulur düşünceleriniz ve hayali konuşmanız devam eder uyku size ulaşana kadar. Bir burukluk hissettirir bu özlem; bilmediğiniz bir şeyi özlersiniz çünkü onlarcası gelmiş ve çok daha fazlası gelecek olanların yasına benzemez bu, çünkü ne yaşandığını, yaşanacağını bilemezsiniz. Kollarınızı etrafınıza sarıp yanınızda olsaydı nasıl hissedeceğinizi düşleyemezsiniz; sadece var olmasını, yanınızda olmasını istediğinizi bilirsiniz. Kahvesini sütlü mü sever, sade mi? Tuhaf alışkanlıklarınıza katlanabilir mi? Gülüşünüzü mü daha çok sever, konuşmanızı mı? Yürürken sizi izler mi? Sevdiklerinizi sever mi? Drama yapmak istemezsiniz belki, normaldir bu, geriye pek bir şey kalmamıştır kalbinizden, bir daha sevemem demişsinizdir belki. Ama hepimiz özlemez miyiz tek başımıza kitap okuduğumuz o gecelerden birinde? Etrafınıza bakıp birini düşleyemez misiniz orada olacak, var olacak? Tanımadığınız birini nasıl özleyebilirsiniz? Onu özlersiniz, sizi bulmasını dilersiniz, kafanızdan çıkarmak istersiniz. Ona ihtiyaç duyarsınız, bilemezsiniz.

Herkes hayal eder dertlerini dinleyecek, kötü bir günün ardından ona sarılacak kişiyi; sorunlarını danıştığı birini. Varlığını bilmeden düşler böyle şeyleri, var olacağını bilir belki, evrenin denk getireceğini umar birbirlerini. Yaşanmamış anıların hissiyatı kalır beyninizde, yemediğiniz bir yemeğin tadı gibidir dilinizde, içilmemiş şampanyaların sarhoşluğudur. Bir şey olmuştur belki, olmamıştır belki de, anlatmak istemezsiniz hiçbir şeyi, susabilmek istersiniz birlikte. Tek mesele birinin varlığını düşlemektir burada; birlikte sessiz kalabileceğiniz birini, arzulayacağınız, bulabileceğiniz kişiyi beklemektir.

Kapı çarptı Emilia'nın adımlarının ardından, ahşabın tok sesi duyurdu dul kadının girişini, kimse bekliyor değildi. Oda dolu, hoş ve son derece yalnızdı; her duvar birbirinden farklı tablolarla süslenmişti, ölününkileriyle lavantaların, papatyaların portreleriydi bunlar, mezara çiçek bırakmaya tercih etmişti renklerini duvarlara yaymayı sanki. Titrek elleri siyah eldivenlerini aceleyle masaya bırakırken odada sessizliğin keskin nameleri çınlıyordu; duvarlardan sekiyor, pencerelere sızıyor ve kapının altından kaçmaya çalışıyordu. Kadının ilerlediği camın yanına yerleştirilmiş çiçeğin yaprakları hafifçe düşmüştü, bir türlü açmayan Britanya güneşine kızıyormuş gibi eğmişti başını.

Emilia yalnızdı, şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde ve geri dönülemez bir biçimde yalnızdı, kimsesi yoktu, kimsesi de olmayacaktı. Dramatize etmeyi severdi durumu ama özlüyordu bir şeyleri, varlığını bilmediği şeyleri. Kocasıyla yaşamadığına emin olduğu anlarda kalmıştı beyni, gençliğini teslim etmişti adama sanki, "al, senin olsun, ben kullanmayacağım zaten," demişti. Ve adam gençliğiyle doyurmuştu karnını, Emilia'nın karnını da; sabah içtikleri kahveye katmış, akşam yemeğinde sunduğu gülümsemeden almıştı. Yaşanmamış şeylerin özlemini duyması hatalıydı bu durumda, yaşanmışlıkların yasını bile tutamıyordu hakkıyla.

Zor olmuştu cenazeden sonra, üstesinden gelmek ve ilerlemek kolaydı; kabullenmekti zor olan, var olmayanın özlemini duymaya bu kadar yatkın olduğunu öğrenmekti anlaşılamayan. Uğraşması gereken onca şey varken, boyanmış çiçekler ve dağıtılacak takım elbiselerle uğraşırken kocasının portresine bakmıştı uzunca bir süre, her dara düştüğünde teselliyi gri gözlerinde aramış ve yaşanmışlıkları anmıştı. Viskiyi doldururken satıldığını hissediyordu parçalarla, o da şu resimlerden biriydi sanki, kırık kalpliydi pembe dudakları ve mavi gözleri tuvalde parlarken. Düşünme zamanı vermiyordu sanki kendine; adanmışlığını takıntıya dönüştürürken yas tutuyordu, odasında ağlıyordu, yaşları içkisine damlıyordu. Ve o tanımadığı birini özlüyordu.
« Son Düzenleme: 01 Aralık, 2021 01:19:46 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Emilia Dalloway »