17 Nisan, 2026 09:48:57 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Dili Kesmek  (Okunma sayısı 59 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Cwénhild Muirghéal

  • Azkaban Mahkumu
  • 14. Seviye
  • İleti: 99
  • 560 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Cwénhild Muirghéal
  • Güç Puanı: 50
  • https://youtu.be/3vjkh-acmTE
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: o
  • Meslek: Eski Başseherbaz Yardımcısı
  • Cemiyet: Merlin Tılsım Kulübü
  • Biçim Değiştirme Gücü: -
  • Lanet Gücü: 40
  • Tılsım Gücü: 40
  • İksir Kabiliyeti: 1
  • Özel Yetenek: Asasız Büyü Yapma, 2. Seviye; Süzülme, 3. Seviye
Dili Kesmek
« : 26 Kasım, 2021 22:10:11 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Kırmızı ve siyah renklerle bezenmiş cübbesinin altındaki kadın gecenin karanlığının içinde bir anda belirdi. Vücudu hala yenilenme ve kendini tamir etme sürecindeydi. O yüzden cisimlenmek normalden daha fazla efor istemiş ve ardında bıraktığı keyifsiz tat eskisinden daha keyifsiz gelmişti. Diagon Yolu'nun ücra ve sessiz sokaklarından birindeydi. Hatta Knockturn Yolu'nda bile sayılabilirdi. Parmağının olması gereken yere taktığı gümüş parmak esen rüzgarla titredi. Acı yavaş yavaş dinmişti ama oradaki soğukluk bir türlü gitmiyordu. Duruşunun sessizliğini bozarak yürümeye başladı. Arnavut kaldırımlarıyla buluşan çizmesinin topuklarının çıkardığı ses, karanlık sokakta yankılanıyor, binaların duvarlarından seken şarapnel parçaları gibi kadına dönüyordu. Bir kaç sarhoş ve kendisi gibi, bu saatte dışarıda olmasının huzursuzluktan başka bir anlama gelmeyen kukuletalı figürler dışında kimsecikler yoktu sokakta. Ara sokaklardan dönerek sokağın daha canlı yerlerine ulaştı. Daha fazla insan ve daha fazla devriye gözlerine takılan ilk şeyler oldu. Sonra ışıkları, yükselen dumanları, çamurları ve pis bir kokuyu idrak etti algıları. Bir kaç adım ve bir iki karanlık noktanın ardından ulaşmak istediği yere, Veritas Libertate binasına, ulaştı. Binanın arka kapısı açıktı. İki tane görevli yeni basılmış gazeteleri at arabalarına yüklüyordu. Başlarında bir tane güvenlik görevlisi duruyordu. Bir iki saate gün ağarmaya başlayacaktı. Gün ağarmadan bu işin bitmesi gerekiyordu. Derin bir nefes aldı ve adamlara doğru hareketlendi. Lacivert gömlekli güvenlik görevlisi onlara yaklaşan kadını fark etti ve asasına davranarak kadına doğru yaklaştı. Bir eliyle kadına dur işareti yaparken, ağır ve temkinli adımlarlıyla kadına doğru yaklaşıyordu. "Hanımefendi burası özel bir mülktür, giriş yapmanız yasak. Lütfen dönün yoksa zor kullanmak zorunda kalacağım."dedi. Kadına dokunacak kadar yaklaştığında Carmilla adımlarını durdurdu. Adamın gözlerinin içine baktı ve yavaşça elini kaldırdı. Gümüşten yapılma sivri uçlu baş parmak adamın dikkatini çekmişti. "Levicorpus." Ayaklarından yukarıya doğru çekilen güvenlik görevlisinin asasını çevik bir hareketle kavradı Carmilla. Elinde sımsıkı tuttuğu asayı, sağlam elinin baş parmağıyla asanın ortasından baskı yapmak suretiyle ortadan ikiye böldü. Gazeteleri yükleyen diğer iki adam korkmuş gözlerini kadına çevirdiler. Asalarına davranıp kendilerini savunmak istediler ama biraz geç kalmışlardı. Kızıl saçlı kadın çoktan asasını çekmiş ve gazeteleri ateşe vermişti bile. Yeni basılmış gazeteler bir çırpıda tutuştular, onlarla birlikte gazeteleri taşıyan arabalarda yanmaya başladı ve iki görevliyle arasında bir ateş duvarı oluştu. Ateş duvarının öbür tarafında kalan adamlar çoktan kaçmaya başlamışlardı. Zira böyle bir şey ile uğraşmak için yeterli değildi aldıkları para.

Elini havada asılı kalmış adama uzattı. Daha sonra adamı yanan ateşlerin üzerine doğru taşıdı söylediği büyülü sözlerle. Alevlerin üzerinde duran adam debeleniyor, kurtulmaya çalışıyordu. Fakat Carmilla adamı sımsıkı tutuyordu, asasını bir an bile adamın üzerinden çekmiyordu. Bir kaç gün önce kendisi buna benzer bir durumdaydı. Bir başka büyücüyü bu duruma düşürmekten hoşnutsuzdu ancak yapmak zorundaydı. Kafasındaki ses fısıldadı. "Yapmak zorundayız, bu gerekli." Sessizce kafa salladı. "Sadie Rosemary Caldecott. Nerede?" sesi yanan alevlerin sıcaklığına tezat oluşturacak şekilde soğuktu. "Siktir git!" diye bağırdı güvenlik görevlisi can havliyle. Debeleniyor kurtulmaya çalışıyordu. Tanıdık ve çok uzak geçmişte olmayan bir manzaraydı bu. Adamın başını alevlere yakınlaştırdı. Bir kaç saç telinin yandığını gördü ve adamın nefes alışverişlerinin hızlandığını duydu. Sorusunu tekrarladı. Cevap olarak çığlıklar ve küfürlerden başka bir şey alamadı. "Bu şekilde konuşmayacak." dedi kafasındaki ses. Carmilla'nın arkasından izliyordu adamı oda. Kızıl saçlı cadı elini aşağıya doğru indirdi. Adam ateşe daha da yaklaştı. Önce saçları yandı. Çığlıkları yavaş yavaş ara sokakların ötesine ulaşmaya başladı. Daha sonra bütün saç derisi ve kafası yanmaya başladı. "Sadie Rosemary Caldecott. Nerede?" Yanmış etin ve derinin kokusu burnuna ulaştı kadının. Mide bulandırıcı, keyifsiz bir kokuydu bu. Ateş, adamın dilini çözmeye başlamıştı. Kadının evinin adresi bir bir döküldü adamın dudaklarından. Korumakla yükümlü olduğu yere ve insanlara ihanet etmişti adam, kırılmıştı. Carmilla kırılmamıştı. Dayanmıştı. Ölümün yüzüne tükürüp geri dönmüştü. En şiddetli işkencelerin karşısında bile bir haine dönüşmemişti. Bu güvenlik görevlisinin de bir haine dönüşmeyeceğinden emin olmakla yükümlüydü, türünün iyiliği için. Yavaşça adamı alevlerin içine bıraktı. Bir annenin yavrusunu yatağına yatırışı kadar narin ve dikkatli yaptı bunu. Çığlıklar ve ateşin çıtırtıları duvarlardan ve kaldırım taşlarından yankılanırken Carmilla çoktan karanlığın içinde kaybolmuştu.

Dairenin kilidini açmak pek kolay olmuştu. Bu denli riskli bir hayat yaşamayı tercih etmiş biri için fazlasıyla yetersiz bir korumaydı. Fazladan tılsımlar ve önlemler ile korunması gereken bir kapı sadece basit bir kilit ile kilitlenmişti. Kapıyı yavaşça ittirerek içeriye girdi. Ölüm sessizliği çoktan evin her yerine yayılmıştı. Kitaplıklardaki kitaplar korkuyordu, bir musibeti bekliyormuş gibi sımsıkı kapatılmıştı pencereler. Asasını hazırladı. Salonun sol tarafından başlayan koridora girdi. Kendi ayak sesleri dışında başka hiç bir şey duyamıyordu. Sanki bütün dünya derin bir uykuya dalmıştı. Akrep ve yelkovanın bitmek bilmeyen kovalamacası durmuştu. Koridorun solundaki odanın kapısını yavaşça açtı. Kapı açılır açılmaz kızıl bir ışık kadına doğru büyük bir ivmeyle gelmeye başladı. Açtığı kapıyı göz açıp kapayana kadar geri kapattı. Onu hedefleyen büyü kapıyla buluştu ve kapının ortasında bir kavun büyüklüğünde bir delik açarak yok oldu. "Magnus Pearson'u sen mi öldürdün?" diye sordu sesin sahibi, mavi gözlü kadın. Carmilla cevaplamadı, sadece kapıyı açtı. Bu sırada üzerine gelen büyüyü de asası ile yarattığı kalkanda soğurdu. Kadın tekrar sordu. "Carmilla'nın amacı ne?!" Kadının sorusundaki korkuyu sezebildi. Ölümle burun buruna gelince bile dik durabilen bir kadındı bu gazeteci. Yazık olacak diye düşündü. "Fakat gerekli." diye çıkıştı zihninin içindeki bir başka ses. Gerekli. Başka bir büyünün sözlerini söyleyen kadını asasını sallamasına fırsat vermeden silahsızlaştırdı elinin bir hareketiyle. Asasının yatağın öbür ucuna gidişini çaresiz gözlerle izleyen kadının savunmasız kaldığını anladığı an gözleri yürek burkan bir tabloyu andırıyordu. Bir hışımla asasına ulaşmak için atak yaptıysa da Carmilla önceden bu hareketi gördü ve asasıyla kadını durdurdu. Kadın yavaş yavaş odanın ortasında süzülmeye başlarken konuşmaya başladı. "Amacım." diye başladı sözlerine. Karşısındakinin kim olduğunu anlayan gazetecinin gözleri parladı. Birazdan neler olacağını anlamış olmanın verdiği korkuyla debelendi ama kendisini kurtarma çabaları nafileydi. "Türümüzün birleşmesi. Yıllar önce olduğu gibi. Bu yolda kurban edilmek zorunda olmanız kalbimi kırıyor. Fakat hepimiz üstümüze düşeni yapmak zorundayız. Diffindo." Asasını bir kılıcı savurur gibi yatay bir şekilde soldan sağa savurdu. Kadının boğazı da aynı şekilde yarılarak, kızıl hayat sıvısını fışkırtarak açıldı. Sonra bir kesik daha attı, aşağıya doğru çapraz bir biçimde. Tekrar kan fışkırdı. Kadının sol omzundan başlayan kesik kasıklarına kadar devam etti. Sonra bir kesik daha, bir yarık daha. Her kesik bir öncekine göre daha derindi. Daha fazla kan fışkırmasını sağlıyordu. Odanın pembe duvarları kadının kanıyla kırmızıya boyandı. Zeminde küçük kan göletleri oluştu. Kadının vücudu bir daha asla düzelemeyecek kadar deforme olmuştu. Çığlıklarda zaten çoktan durmuştu. Gerekliydi.

Kadının yatak odasını geldiği kadar sessiz bir biçimde terk etti. Cansız beden havada süzülerek onu takip ediyordu. Ayaklarından ve parmaklarından süzülen kan damlalarının zemine ulaştıklarında çıkardıkları ses bir saat tıkırtısı kadar ritmikti. Salondaki pencerelerden birini açtı. Temiz(!) hava içeriye daldı. Bir el hareketiyle kadının cansız bedenini camdan dışarıya fırlattı! Cam tuzla buz oldu ve bir çok parçacık cesedin kollarına ve bacaklarına saplandı. Sadie Rosemary Caldecott'un cansız bedeni on dört eylül sabahı saat sabah beş kırk yedi de Diagon Yolu'nun ortasına düştü.