Aşağıda okuyacağınız metinler ve RP serisi 18 yaş altı kimselerin okuması için olumsuz içerikler barındırmaktadır!
Çırılçıplak bir kadın, paslı, soğuk demirlerden ibaret bir sandalyeye kollarından ve bacaklarından zincirlerle bağlanmıştı. Kızıl saçları darmaduman olmuş şekilde başının etrafından omuzlarına kadar dökülüyordu. Vücudu, taze yara bere içerisinde güçsüz ve çaresiz bir şekilde, akıbetini bekleyen bir kurban gibi...
Üzerine gün ışığı vurmaktaydı tepesindeki tavanda mevcut, bir pencere boyutlarındaki açıklıktan. Antik bir mahkemeyi andırıyordu bulunduğu izbe ve köhne mesken. Görkemli bir yapı denebilirdi, şayet harabe halinde olmasaydı. Birkaç mum, belki bir düzine, etrafındaki taş tırabzanların üzerine, kadının çevresinde bir daire oluşturacak biçimde dikilmişti. Ancak verdikleri ışık, bu viranenin uğursuz duvarlarını bile aydınlatmaya muktedir değildi. Gerisi ise köhne, boğucu bir karanlık.
Bilinci daha yeni yerine geliyordu kadının. Son birkaç günde yaşadıklarını anımsayabilirdi. Birkaç bulanık görüntü... Koluna bağlanmış kablolar ve serumlar... Cılız bir ışıkta telkin edilen sözler...
“Öldürmelisin!” Kontrolsüz tepkiler ve daha çok telkin...
“Öldüreceksin! Sen bunun için yaşıyorsun! Kel...” Hatırlayamayacaktı hepsini. Neler duyduğunu o son birkaç gün içinde... Belki bir cümle daha.
“Koşullandırmanın son aşamasına geldik, sorgucu için hazır.” Bir şeyler olmuştu ama ne? Bilinçaltına bir takım refleksler, şartlar süpürülmüştü günü gelince açığa çıkacak... Ama neydi bunlar, kestiremeyecekti.
Bilinci yerine geldiğinde bir takım fısıltılar duyacaktı köşelerden. Mumların ulaşamadığı karanlıklardan gelen sesler. Kendi aralarında fısıldaşan birileri... Her yerdeydiler! İçi su dolu bir havuz vardı karşısında. Kirli bir su birikintisini andırıyordu. Üstünde yüzen çer çöp, sarıya kaçan bir renk tonu ve suda gezindiği buradan bile görülebilen kara tortular...
Kukuletalı, kolsuz birer atlet giymiş iki tane iri yarı adam çıkıverdi karanlıktan ve kadının sandalyesine yaklaştılar ellerinde alet çantalarıyla. Çantaları yere koyup bir şeyler kurcalamaya başladılar. Sonra da kızıl cübbeli bir suret belirdi kadının tam önündeki balkonun tırabzanına yaklaşan. Mum ışığının alttan vurduğu soluk yüzünde kemerli bir burun, beyaza çalınmış sakallar ve meymenetsiz bir ifade. Dudaklarını aralamasıyla tok sesi yankılandı bu antik, harabe salonda.
[spoiler]
[/spoiler]
“Sessizlik! Mahkememiz başlamış durumdadır. Şimdi, söyleyeceklerime kulak verin!”Fısıldamalar kesildi. Kati bir sessizliğe büründü içerisi. Kızıl cübbeli konuşmaya devam etti.
“Benim adım Engizitör Gabriel. Bugün burada bu melanet cadının sorgusu ve yargılanması için toplandık! O yüzden yüksek müsaadeniz ve Tanrının bana bahşettiği yetkiye dayanarak mahkemeyi başlatıyorum.”Alçak balkondan aşağı doğru inen merdivenlerin yolunu tuttu. Kirli su dolu havuzun başına geldi ve yüzünü sandalyedeki kadına çevirdi. Gözleri karanlıktan mı görünmüyordu, yoksa gözlerin olması gerektiği yerler boşluktan mı ibaretti?
“Sen! Şeytanın baştan çıkarmasına alet olmuş kadın... İsmin nedir?”