İngiltere Büyücedünyası > Tılsım Dersliği

Umut: Tavşan ve Kasımpatı

<< < (2/2)

Eurus Medea Soleil:
"İyi ki bir profesör ve birkaç aptal öğrencimiz gitti," dedi Eurus melankoliyle dolup taşmakta olan koridora adımlarını attıklarında. Alexis'in soğuktan yaşarmış gözlerine yan yan baktı, destek beklediği aşikardı. "Demek istediğim, şuraya bak! Okulda aniden salgın bir hastalık baş gösterse ve rastgele insanları öldürmeye başlasa inan bana bu kadar yas tutmazdık."

Eurus'un isyanından sonra yine bir sessizlik çöktü bulanık suratların bir belirip kaybolduğu koridora, bir köşede yiyişen ikili dışında tek duygu matem gibiydi bütün okulda. Aşk aradan sızmayı nasıl her seferinde başarıyordu?

Okul başlayalı kısa bir süre geçmişti yalnızca; insanlar ne derslerine alışabilmiş, ne de yaşayıp yaşamadığı endişesinden kurtulamadıkları arkadaşlarının sağ salim olduğu gerçeğini kendilerine yedirebilmişlerdi. Eurus'un yatakhanesinde öyleydi en azından, gecenin bir yarısı çığlık atarak kalkanlar ve koşturarak yataktan çıkanlar, çok değerli Isabelle, Elizabeth ya da bir başka klişe isimdeki arkadaşlarının kolunu sıktıktan, yanaklarını öptükten ya da onlara bakarak ciddiyetle kafalarını salladıktan sonra geri dönenler arasında sıkışıp kalmıştı kendisi. Her türden hayvanın geçinmeye çalıştığı bir ahırda tek yemek kabı, delilerle tıka basa doldurulmuş tımarhanedeki tek akıllı gibi hissediyordu kendini.

Aklı başında olduğundan şüphelense de en azından durduğu noktada hıçkırıklara boğulmayacak kadar sağlam görünen William'ın mesajı bu nedenle heyecanlandırmıştı onu, görür görmez bu saçmalığın bir son bulacağını, ölüm haberi gelene kadar varlığını bile bilmedikleri için tutulan saçma yasın sona ereceğini umuyordu. André hariç. André iyi çocuktu.

Alexis'e onu kırmayacak bir cevap düşünebilmesi için verdiği süre dolmaya başlarken iki kız çıktı Eurus'un varlığından bile haberi olmadığı (altıncı sınıftaydı lanet olsun) bir köşeden, ne komiktir ki, birinin adı Elizabeth'ti. "Vay canına," dedi sarışın kız Eurus ve Alexis'in morarmış dudaklarına bakarak, "dışarısı soğuk mu?"

"Hayır, Glacius büyüsünü deneyecek yer arıyorduk. Atkınızı bağlayın, aptallar."

"Bunların bu yıl okula gelmek yerine trenden atlayanlara katılacaklarına yemin edebilirdim," dedi uzaklaşan kızlara gözlerini kısarak, "ama eminim biri dışında bütün derslerden kalmak yeterli bir bahane değildir. Ben ne bilirim ki! Etrafta hayalet olarak gezen o geri zekalılara sormak lazım."

Birkaç yıl önce koridorda yürürken birine benzettiği için bağırmaya başladığı ve daha sonra özür dilemeye değer bulmasıyla tuhaf arkadaşlıklarının başladığı Alexis hala sessizdi; kısmen André'yi sevdiği ve bütün bu yas olaylarına dahil olduğu için. Kısmen de Eurus'tan korktuğu için, ama bu konuda destekçi bulması kolaydı.

"Nasıl gidiyor sevgili Eurus?"

"Siktir git Francis."

Francis isimli geri zekalı ve flörtüz mahlukun onları koklayarak bulduğuna emindi Eurus; ne zaman onu unutacak gibi olsa, kafasını dinlemeye karar verse veya nefes alma suçunu işlese işte oradaydı, ikizinin çorabını saat başı koklayan bir av köpeği gibi. Ve her zaman saçma derecede mutluydu. Bir de gürültülü. Genç kız çoğu zaman oğlanın ses tellerini kopartsa dünyanın çok daha çekilebilir bir yer olacağını düşünürdü, Alexis'in Hufflepuff olması ve bu fikre şiddetle karşı çıkması üzücü bir detaydı.

"Ne kadar kaba! Arkadaşın ne kadar da kaba, Alexis." dedi Francis, hafifçe eğilip Eurus'un talihsiz boyuyla alay ederek.

"Yapacak daha iyi bir işin yok mu?" dedi Eurus, Alexis'e cevap fırsatı vermeden.

"William'ın mesajını almadınız mı? Arkadaşımı kurtarmak için orada olmazsam ne tür bir erkek olurum?"

"Geri zekalı bir tane."

"Kavga etmesini biliyorum en azından."

"Eh, sen olmak ne güzel olmalı. Belki bir gün bir peri masalına denk gelir ve aniden senin vücuduna taşınırım ve orada bir süre yaşadıktan sonra nihayet kendi aklımın tekrar farkına varırım. Ama o zamana kadar, oraya gideceğim ve William'ın açıklayacağı saçmalığı dinleyeceğim. Şimdi çekil yolumdan."

Francis'i atlattıktan sonra geriye yalnızca tılsım sınıfının önünde imalı, bol dramalı bir bekleyiş yapanlar kalmıştı; orada dikiliyor ve içeriye girecek enerjiyi bekliyorlardı. Tanrı'dan bir ışık ya da İsa'dan fırlatılmış bir haç, belki saçlarına sürülecek bir avuç domuz boku ya da tuttukları yası simgeleyecek birkaç hediye.

"Hareket edecek misiniz? Yoksa '5, 6, 7, 8'e mi ihtiyacınız var?" diye bağırdı Eurus. Kapının önünde dikilerek depresif bir şekilde duran William'a acıyan birkaç aptal Hufflepuff bekledikleri ışığı almışçasına uzaklaştı kapıdan, artık dilini yuttuğundan ya da kullanmaya kullanmaya ses tellerinin koptuğundan şüphelenen Alexis'i peşinden sürükleyen Slytherin'e yer açtılar.

"Sinir bozucu", "gıcık" gibi kelimelerin anlatmaya yetmediği, bu metnin yazıldığı dilin yetersiz kaldığı ama Eurus'un sonuna kadar hissettiği bir sessizlikten sonra William da girdiği gündüz düşünden uyandırıldı, onları kısık sesiyle kutsadı. Kayıplarımızı bilmeyen kaldı mı Merlin aşkına. Adamotları çığlık atmayı bırakıp öğrencilerin yasını konuşacak yakında.

İyi, drama, kaos, neyse ne. FYBS'lere bir yıl kala tam da Hogwarts öğrencilerinin ihtiyaç duyduğu şey. Ravenclaw cübbesi muhtemelen terden sırılsıklam olmuş kızın söylediğine katılıyordu içindeki bir parça (en azından söylediğini zannettiğine), işi yetişkinlere bırakıp karışmamak en iyisiydi. Öte yandan söz konusu olan André'ydi; vicdanından geri kalanları uyandırabilecek yarım düzine insandan biri.

"Ben öldürelim diyorum," diye mırıldandı her kafadan bir ses yükselirken.

Geri kalanını bilemezdi, ama Eurus'un içinden bir ses arkadaşının acısını kabullenmesinin pek de mantıksız olmadığını söylüyordu.

Eh, drama geliyorum demezmiş. Terli Ravenclaw, kahverengi saçlı kız ya da içinde ne buhranlar dönen ama iyi gizleyen (aman aman) cadı kilisenin lafı geçer geçmez içindeki sayısız buhrandan birinin sinire dönüşmesine ve miktarı belirsiz okul harcıyla alınmış sıradan acısını çıkarmasına izin verdi. Sıra da büyünün mucizesi değilse tabii.

"Birkaç kere söyledin ama tabii dramatik efekt için süslediğini anlıyorum," dedi sakinleştirme görevini bir başka öğrenci devralmadan önce.

"Benim bir önerim var," dedi fikri olan her insanın bunu belirtme ihtiyacı duyduğu gerçeği kendini iyice belli ederken. Yani hadi ama, her ses çıkmak zorunda değildi ama madem bu kadar fazla çıkıyordu, Eurus da bir katkı sağlayabilirdi. "Bilirsiniz, rahibe kılığında gidebiliriz. Boyunlarımıza haçlarımızı takıp İncillerimizi edindik mi İsa dışında hiçbir güç bizi durduramaz eminim."

Michael Throd Sigurðsson:
Okulun açıldığı gece William'ın çağrısı üzerine buradaydı Michael. Sabah kalkıp isteksizce bir şeyler yiyip, kendisini Tılsım sınıfına gelmişti. Çıkan olaylardan herkes gibi onun da haberi vardı ve hayatında hissetmediği kadar acı hissetmişti kalbinde. Andre ile dost olacak kadar yakın değillerdi ama oda arkadaşı olduklarından konuşmuşlukları vardı.

William'ın söylediklerini hiçbir şey söylemeden dinliyordu. Beynindeki bir ses 'Onlarla beraber ol ve onlara yardım et. dese de bir yanı Hayır! ÖLEBİLİRSİN. APTAL!!! diye bağırıyordu kafasının içinde. Sessiz sessiz dinlerken kendi içinde bir karar vermişti, onlarla beraber olacaktı.

[spoiler]Çok acele yazdım...[/spoiler]

Alexis Loman Ó Dubhghaill:
Soğuk hava Alexis'in her bir hücresini ayrıca rahatsız ediyor, tuttuğu yas yetmezmiş gibi ona eziyet ediyordu. Eurus'un, hemen yanında yürüdüğü agresif arkadaşının, peşinden ilerliyorken söylediklerini sadece algılamakla yetiniyordu. Cümleler beyninin içinde dönüyordu sadece. Verebilecek karşı bir cevap bulamıyordu. Belki haklıdır diye düşündü, ona göre abartılıyor olmalıydı olay. Alexis için öyle değildi. Sadece herhangi birinin aralarından ayrıldığını hissetmiyordu. Belki o kadar da samimi değildi ancak Andre'nin yokluğunu fark edebiliyordu.

Aslında bir ihtimal, fark edebilmesinde Andre ile olan ilişkisinin bir önemi bile olmayabilirdi. Etraftaki insanların ifadeleri, duruşları bile hissettiriyordu oğlanın kaybını.

Alexis kendi adımlarını Eurus'unkilere uydurmaya çalışırken Tılsım sınıfına doğru ilerliyorlardı. William'ın mesajı yüzündendi bu, önemli bir şey olduğunu belirtmişti oğlan. Eurus gittiği sürece peşine takılmaktan çekinmezdi Alexis de. Ne olacağını merak ediyordu, o önemli şeyin ne olduğunu özellikle de.

Bir sessizlik vardı şimdi yürüyen ikilinin arasında. Devam etmesi gereken, cevap beklenen taraf Alexis olmasına rağmen bunun farkına varamıyordu. Kendi düşüncelerini kafasında onlarca kez döndürüyordu. Bazense araya kulağına ilişen cümleler giriyor, aklını karıştırıyordu. Bir şey hakkında konuşmalı mıydı? Sorular kendisine mi yöneliyordu ki?

Eurus'un sesini birkaç saniye içinde tekrar duydu. Sarışın bir kızla atışıyor gibi görünüyordu. Alexis bunun bir süre devam edeceğini düşündüğündeyse çoktan kızlarla aralarına mesafeler girmişti bile. Eurus onların arkasından bakarken bir şeyler demişti. Gergin duruyordu, her zamankinden pek de farklı değil.

Kafasını yere eğdi kıza tepki vermek yerine. Eurus'un ayakkabılarını izliyordu. Attığı her bir adımını inceliyor, onun gibi adım atmaya odaklanarak düşüncelerini dağıtmayı amaçlıyordu. İkizinin sesini duyana kadar gayet başarılı da olmuştu kendince.

Başını hızlıca kaldırıp ikiliyi süzdü. Ne Eurus'u destekleyecek herhangi bir şey söylüyordu ne de Francis'i koruyacak. İkisi de Alexis'ten böyle bir şey beklemezdi herhalde, değil mi?

Kendisine yöneltilen lafı duyup uzun süre sonunda ağzını açmaya karar vermişti ki Eurus ondan önce davrandı. Sonra da bir şey olmamış gibi onları dinlemeye devam etti Alexis.

Yanından ayrılmadan önce kısaca bir bakış atıp tebessüm etmeyi denedi kardeşine. Bu sahtelik akan gülümsemeye kimseyi inandıramazdı.
 
Sonunda, oğlana sanki saatlerdir yürüyor gibi hissettiren bir sürenin ardından dersliğin kapısına ulaştılar. Kalabalıktı. İlerlemeleri için kimsenin yol açmaya niyeti yok gibi duruyordu. Eurus bağırana kadar tabi.

Geçebilecekleri bir alan açıldığında kızın arkasından yürümeye devam edip içeri girdi. Etrafına bakıyordu. Bakıyordu bakmasına ama bir şey görüyor sayılmazdı. Bir sıranın ayağına takılmıştı gözü en son. Kıpırtısız durduğundan belki de, gözlerini hiç o noktadan ayırma ihtiyacı hissetmedi.

İnsanlar tek tek, bazense hep bir ağızdan konuşmaya devam ederken çıt çıkarmamaya devam etti Alexis. Herkes ortaya fikirler atıyordu ve büyük bir çoğunluğu da işe yarardı.

Alexis'in yine sesi çıkmadı. Yetişkinlere haber vermek ve her zaman yaptığı şekilde olaydan uzak kalmak istemişti bir an, gidenler için yol gösterildiğinde. Sonra neden gitmemişti ki? Utanmış mıydı öylece yürüyüp gitmeye ya da biraz aksiyon mu arıyordu hayatında? Veya sadece merak mı etmişti sonucun ne olacağını? Hepsi birden burada kalmasının sebebi olabilirdi, bilemiyordu pek.

Sessizliğini korumaya devam etti bundan sonra da. Sanki konuşması yasakmış ve ağzını açtığındaysa cezalandırılacakmış gibi susmuştu. Fikirleri, ifadeleri, konuşmaları beynine kazımaya başlamıştı sadece.

Aethelwulf Ares Caldecott:
[justify]Öğrencilerin büyük bir heyecanla beklediği Hogwarts’ın açılışı, karanlık bir haber ile sarsılmıştı; Mag Mell’de bir kıyım gerçekleşmişti, insanlar Kanlı Balo diyordu o geceye, pek çok arkadaşı yaşamını yitirmiş veyahut kayıplara karışmıştı. Yaşananları annesinden öğrenen Ares, bir kez daha nefretle dolmuştu bakanlığa karşı; işlerini doğru düzgün yapıyor olsalardı eğer bunların hiçbiri yaşanmayacaktı belki de. Hogwarts’ı ele geçiren melankolik havanın tek nedeniydi sorumsuzlukları, eğer işlerini düzgün yapıyor olsalardı, her gün gözyaşları dökmeyecekti insanlar. Gerçi, Ares’e göre eğitim yılı başladığından beri gözle görülebilir bir oranda zekâ gerilemesi yaşanmaktaydı Hogwarts şatosunda, nihayetinde kayıpların sıralarını çiçeklerle donatanların büyük çoğunluğunun haberi alana kadar bir haber olduğundan emindi.

Yapılması gereken bir şey varsa o da silkelenmekti; karalara bağlamak hiçbir işe yaramazdı, gerçekten adaletin yerini bulmasını istiyorlarsa kendilerini geliştirmek için var gücüyle çalışmaya başlamaları gerekiyordu. Günlerdir ortak salonlarında ya da yemek için Büyük Salon’a indiklerinde insanlara bunu anlatmaya çalışıyordu. Hiçbir şey için çok geç olmadığını, annesinin bile gazetelerinde bir farkındalık yaratmaya çalıştığını, yas tutmanın yalnızca aptallara göre olduğunu ve daha nicelerini… Dediklerine kulak asmamaya ant içmiş gibiydiler ya da Ares onlara gözünde fazlaca değer kılmıştı, insanlar aptaldı, işler sarpa sardığında ise bu aptallıkları katlanarak artıyordu.

Hiç beklenmedik(!) bir şekilde adaleti destekleyen Hufflepuff'lardan gelmişti bu konuda yapılacak ilk hareket; yakın arkadaşlarından biri olan William, onları önemli bir konu hakkında konuşmak adına Tılsım dersliğine çağırmıştı sabahın bir vaktinde. Ares böyle bir teklifi geri çevirecek değildi, hatta içinde bir şeyler yapmak için yanıp tutuşan o his sayesinde derslikte ilk yerini alanlardan biri olmuştu.

Gönüllüleri dikkatle gözlemledi tahta sıralardan birine yerleşmiş oğlan, ona göre eğer gerçekten André hayattaysa ve bir kurtarma görevi gerçekleştireceklerse durumları oldukça acınasıydı. İçlerinde takım ruhuna oldukça ters düşecek katılımcılar bulunurken Hufflepuff’lı arkadaşını kurtarmayı bırak, sağ bile dönemezlerdi gittikleri yerden.

Ne yazık ki beyler bayanlar, hemen insanların aklına yatmıştı bu kurtarma operasyonu; her kafadan birbirinden alakasız fikir önerisi ortaya atılırken Ares yalnızca kahkahasını bastırmak için çabalamıştı. Bir ihtimal doğru dürüst bir organizasyon ve liderlik ile şansları yaver gidebilirdi, söz alacak kimse kalmadığını düşündüğünde sonunda sessizliğini bozdu.

“Sevgili dostlarım, biliyorsunuz André benim için oldukça değerli bir arkadaştı. Başına hiçbir şekilde böyle bir talisizlik gelmemesini ve şu anda hiçbir şekilde bu konuşmayı yapmıyor olmamızı dilerdim.” Hüzünle başını eğdi, takındığı düşünceli ifade ile devam etti. “Ancak kaderin planları farklıymış, pekâlâ bu kurtarma planı hepinizin aklına yatmış gibi görünüyor olsa soruyorum size neyinize güveniyorsunuz? Onlarca yetişkin büyücünün saldırıda kılını bile kıpırdatamadığını söyledi annem çünkü büyü yapmalarını engelleyen karanlık bir burhan çökmüş ortama. Kimlerle ve neyle karşılaşacağımızı bilmiyoruz, gerçekten Iris süs çiçeklerinin böyle canavarlar üzerinde işe yarayacağına dair bir inanın var mı?” Ayağa kalktı, bu sefer ses tonunun daha kararlı çıkmasını istiyordu. “Dostlarım, yandaşlarım, başımıza her ne gelecekse gelsin André hepimizin arkadaşıydı, işe yaramaz yetişkinler gibi onu kaderine terk edemeyiz, küçük bir ihtimalde de olsa eğer hayattaysa onu kurtarmak bize düşmeyecek de kime düşecek? Eurus, sevgilim senin her zaman bir dahi olduğunu düşünmüşümdür biliyorsun, bu onurlu görevde de zekanı bizden esirgeme olur mu?”
[/justify]

Navigasyon

[0] Mesajlar

[*] Önceki Sayfa

Tam sürüme git