İngiltere Büyücedünyası > 1865-1866 Eğitim Öğretim Yılı

V. Kompartıman

(1/2) > >>

Locomotor:
Sıradan bir kompartımandır.

Gwyndolin Lowell:
[justify]"Onun nerede olduğunu biliyorum Gwyndolin. Hogwarts'ta."

Böyle söylemişti Cwénhild malum balodan önceki gün buluştuklarında. Okul açılmadan alması elzem olan bir kaç şeyi almak için Londra'ya dönmüştü. Çiçekçiye uğramış, yokluğunda işlerin pürüzsüz yürüyeceğinden emin olmuş ve Cwénhild ile buluşmuşlardı. Kızıl saçlı arkadaşı pek tedirgin görünüyordu o gün. Yüzünde uzun zamandır görmediği bir durgunluk ve bakışlarında dalgınlık vardı. Bir şeylerin ters olduğunu hemen anlamıştı ve sormuştu. İşte o zaman bu cevabı almıştı. Mirabelle! Yıllar önce, yavrucak doğduktan iki hafta kadar sonra Cwénhild onu bir yetimhaneye bırakmıştı. Hangi yetimhane olduğunu Gwyndolin'e söylememişti, zira Gwyndolin'in gidip onu o yetimhaneden alacağını adı gibi biliyordu. Çocuğu bıraktığını ve bir daha izini hiç bulamadığını söylemişti Gwyndolin'e. Arkadaşının bu kadar ruhsuz ve kalpsiz olabileceği gerçeği Gwyndolin'in kalbini çok kırmıştı. Bir tarafı onu asla affedemeyecekti belki. Bir tarafıysa Cwénhild'in bu kadar gaddar olamayacağına inanmak istemişti. Gaddarlık konusunda haklı çıkmıştı. Kadının anlattığına göre Mirabelle'in peşine bir gölge gibi takılmıştı Cwénhild. Her hareketinde onu izlemiş, tehlikelerden onu koruyabildiği kadar korumuştu. Fakat karşısına çıkmak söz konusu olunca hayatı boyunca yapmadığı bir şeyi yapmıştı. Korkmuştu.

Büyülü duvardan geçip trenin dumanıyla boyanmış, öğrencilerin ve onların velilerinin oluşturduğu kalabalığın arasında yürümeye başladı. Bavulu arkasında süzülerek kadını takip ediyor, bavulun üzerine oturmuş kedisi ise bütün bu gürültüye rağmen mışıl mışıl uyumayı başarabiliyordu. Gwyndolin ise, ilginç hissediyordu. Cwénhild ve Mirabelle ile ilgili öğrendikleri yüzünden kızıl saçlı seherbaza hala öfkeliydi. Kadının evini bir öfkeyle terk etmişti. Bir süre konuşmamak, bu durumu sindirmek ikisi içinde iyi olacaktı zira. Mirabelle, Gwyndolin'in eline doğmuştu. Annesi hamileliğini gizlemek için öyle çok uğraşmıştı ki, doğum için hastahaneye gitmek yerine Gwyndolin'e gelmişti. Mirabelle doğduğunda onu kucağına alan ilk insan Gwyndolin'di, adını koyan insan Gwyndolin'di ve Gwyndolin'in yüzü Mirabelle'in gördüğü ilk yüzdü. Bunlar önemli şeylerdi. Duygusal bir kadındı Gwyn, en ufak karıncaya bile yanlışlıkla basınca kendini kötü hissederdi saatlerce. Cwénhild böyle bir kadının elinden Mirabelle'i sorgusuz sualsiz almıştı, hiç bir şey söylemeden! Cwénhild'i affetmesi tam yedi ayını almıştı. Şimdi çıkmış çocuğun nerede olduğunu bildiğini ve ona göz kulak olmasını istemişti! Oldu!

Sessizce vagonlardan birine girdi. Kendisine sessiz sakin bir kompartıman buldu ve içeri daldı. Kedisini kucağına aldıktan sonra asasıyla bavulunu koltukların üzerindeki bölmeye yerleştirdi ve cam kenarına çöktü. Çocukların ve ailelerin yüzündeki korku ve çaresizlik bir tokat gibi yüzüne çarptı kadının. Geçen hafta olanlardan sonra herkes tedirgindi herkes korkuyordu. Gwyndolin, günlerce ağlamıştı. O kadar hayat, o kadar ruh, saçma sapan bir dava yüzünden heba olmuştu. Sayısız çocuk annesiz babasız bırakılmış, sayısız aile yıkılmış ve mutluluk uzun bir süre dönmemek üzere gitmişti diyarlardan. Cwénhild'ten de haber alamıyor oluşu onu daha da huzursuz ediyordu. Balo'ya gideceğini biliyordu, hatta bir davetiye de Gwyndolin için ayarlamıştı ama Gwyndolin o sıralar Hogwarts'ta Karanlık Ormanı çekip çevirmekle, oradaki sihirli yaratıklarla tanışmakla meşguldü. Gidemediği için kendini şanslı hissetti. O kan banyosunun içinde olmayı asla istemezdi. Fakat bir yandanda orada olmadığı için kendini suçlu hissediyordu. Belki birilerini kurtarabilirdi, birilerinin yarasını sarıp onları hastahaneye yetiştirebilirdi. Niçin böyle şeyler oluyor! diye düşündü. Bugünün güzel bir gün olması gerekiyordu. İçinin kıpır kıpır olması, Hogwarts'taki işine başlayacağı için yerinde duramıyor olması gerekiyordu. Lakin hissedebildiği tek şey yorgunluktu. Başını yavaşça cama dayadı. Öğrenciler yavaş yavaş trene biniyor, binenlerde kompartımanın yanından geçip gidiyordu. Kedisi kucağında kıpırdandı ve sırt üstü yatarak göbeğini Gwyndolin'e doğru çevirdi. Soğuk parmaklarını kedinin tüylü karnında gezdirmeye başladı Gwyndolin. En azından bir kişi mutlu. Tren görkemli bir şekilde öttü. Demirden vagonlar titremeye başladı. Öğrenciler trenin camlarından onlara el sallayan ailelerine el sallamaya başladı ve tren raylar üzerinde hareket etmeye başladı. Kendi okul yıllarını hatırladı. Cwénhild ile bu peronda nasıl koşuşturduklarını, vagonlar arasında gezerken nasıl mutlu olduklarını hatırladı. Mutluluk elbet bir gün geri gelecekti. Bir gün tekrar güneş doğacaktı ve insanların yüzlerine sıcak gülümsemeler oturacaktı. Lakin o gün bugün değildi bugün elem ve korkunun günüydü.

Aldrik Solaris:
Bir saat önceden trene varan keskin çeneli, gözlerindeki hayat ışığının yerini karanlık almış olan büyücü bulduğu ilk boş kompartmana oturdu.  Bavulunu yanına koyduktan sonra  içinden bir dergi çıkardı. Rastgele sayfalarına göz gezdiriyordu. Ama aslında aklı tamamen başka bir yerdeydi. Cadı avında. “Ya bende baloya gitmiş olsaydım?” diye aklından geçirmeden edemiyordu. Onu düşünce havuzundan çıkartansa okula yeni başlamış, sesleri bile tahammül edilemez olan 1. sınıfların vagonunu işgal etmesiydi. Çocuklara dik dik bakmasına rağmen o laftan anlamaz bacaktan bitmeler Aldrik’e hala gülümsüyorlardı. En sonunda sinirli homurtular çıkaran Aldrik bavulunu alıp başka bir kompartımana gitmek için ordan ayrıldı.

Boş, kafasını dinleyebileceği bir vagon bulamayınca genç bir hanımefendinin oturduğu kompartmanın kapısını yavaşça tıklattı ve içeri girdi. “Eğerki izin verirseniz burada oturabilir miyim?” diye resmen sordu ve cadının cevabını beklemeden bavulunu yerleştirip oturdu.

Gwyndolin Lowell:
[justify]Tıklatılan kapı onu içine düştüğü derin dehlizden çıkardı. Keskin çenesi yüzünün en belirgin özelliği olan adam kapıyı tıklattıktan sonra içeri girdi. Nezaketen oturup oturamayacağını sordu ancak cevap beklemeden bavulunu yerleştirdi ve akabinde oturdu. Öğrenci olamayacak kadar yaşlıydı. Bir profesör olmalıydı lakin Hogwarts'ta okurken tanıdığı profesörlerden yada son bir ayda okula gelen ve karşılaşıp tanıştığı profesörlerden değildi. Oturuşunu doğrulttu ve cama dayandığı için bozulmuş saçlarını düzeltti. "Ah, lütfen oturun, çekinmeyin. Ben Gwyndolin, Gwyndolin Lowell, bu yıl Sihirli Yaratıkların Bakımı dersini ben vereceğim." diye kendini tanıttı. Muhabbet etmek, yeni birilerini tanımak zihninde dolanan kara bulutları dağıtmasına yardımcı olabilirdi. Hem okula başlamadan iş arkadaşlarından biriyle tanışmak aradaki buzların daha çabuk kırılmasına ve iş hayatına daha kolay geçiş yapmasına sebep olurdu. Bakışlarını adama doğru iyice döndürdükten sonra sordu. "Ve sizde?"

Aldrik Solaris:

Nazikçe kendini tanıtan Gwyndolin adlı yeni Sihirli Yaratıkların Bakımı Profesörünü göz ucuyla inceledikten sonra yüzüne gerçeğe çok benzer bir gülümseme kondurup o da kendini tanıttı: “Ben de Aldrik Solaris, İksir Profesörüyüm.” Yeni gelen profesöre yüz asmak olmaz diye düşündü ve konuşmaya devam etti. “Eminim ki Hogwarts’taki yeni hayatınızdan çok zevk alıcaksınız. Bir kaç yıldır burdayım ve bütün gün bomboş bir evde tek başına oturmaktan kesinlikle daha zevkli. Çoğu öğrenci şımarık ve sorumsuzdur ama aralarında sevilecek halde olanlar da var. Onlara ders öğretmek benim için sabır gerektiren bir zevk.” dedi ve sözünü şöyle bitirdi  “Bu arada hangi binadansınız? Yüzünüz hafif tanıdık geliyor.”

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

Tam sürüme git