İngiltere Büyücedünyası > 1865-1866 Eğitim Öğretim Yılı
IV. Kompartıman
(1/1)
Locomotor:
Sıradan bir kompartımandır.
Mirabelle Starlight:
Kendi boyunu aşan valizlerini bagaj vagonuna yolladıktan sonra elinde kalan üç beş parça eşyasıyla birlikte kendine yer aramaya başladı Mirabelle. Kompartımanlardan tam ortada olanı gözüne kestirip içeri daldı. Gözlerini etrafta şöyle bir gezdirdi, sataşacak kurban bulamadığına göre fazla erken gelmişti belli ki. Ama ne yapsın, okula gidecek olmak her yıl aynı heyecanı getiriyordu ona. Çoğu yaşıtı okula gitmekten hoşlanmazdı ama sosyalleşme delisi olan Mirabelle için okul, tatilden daha iyiydi. Okulda yaydığı dedikodular, çıkarttığı kaoslar, her akşam çıkan lezzetli yemekler, kocaman ve sıcak yatağı, gecenin köründe mutfaktan yemek çalarken artık ona alışmış olan ev cinleriyle ettiği sohbetler... Bunları tatilde elde edemiyordu. Tatilin tek artıları akşama kadar uyumak ve sabaha kadar eğlenebiliyor olmasıydı, en güzel yanı da tavernaydı. Okulun da tek kötü yanı buydu işte, tavernaya okul varken kaçmadığı sürece gitmesi pek de mümkün değildi sonuçta.
Sataşabileceği çok insan olmadığını görmek üzücüydü. Ya şu an çekmek istemeyeceği, sevmediği insanlar vardı, ya da sataşmaya çekineceği ciddi tipler. Sonra birini fark etti; Apollon. Apollon'la gayet samimilerdi!
"Polly!" diyerek çocuğun üstüne yarınlar yokmuşçasına zıplayıverdi. "Nasılsın görüşmeyeli? Tüm yaz bana bir mektup bile göndermeyen hayırsızlar listesinde adın var Polly. Çok ayıp. Arkadaşız sanıyordum..." diye sahte bir hüzünle konuştu. Sonra da çocuğun kucağında oturduğunu fark edip tatlı tatlı güldü ve yanına oturdu. "Bahane kabul etmiyorum!" diye açıklama yapmaya çalışan çocuğu, "demek ki tatilde o kadar eğlenmişsin ki okuldaki arkadaşların aklına gelmemiş ha... Öyle olsun..." dedi role iyice bürünerek. Ağlamaklı bir ifade yerleştirdi yüzüne, sesini titreterek konuştu. "Belki de aslında beni arkadaşın olarak görmüyorsundur... Biliyordum beni sadece çıkarttığım ders notları için yanında tuttuğunu... Ühühühü!" birdenbire yüzünü avuçlarına gömerek ağlamaya başladı.
Yanındaki çocuk şoka girip ne yapacağını bilemez hale geldiğinde gülmemek çok zordu Mirabelle için. Panikleyen büyücü, 'yok, öyle değil!' gibisinden şeyler söyleyerek kızı teselli etmeye çalışmaya başladığında kız kendini tutmayı bıraktı ve sesli kahkahalar atmaya başladı. Ellerini iki yanına koyduğunda yüzünde ağlamaya dair gram iz yoktu, ne bir gözyaşı, ne bir kızarıklık.
"Bunu sürekli yapıyorum ve her seferinde inanıyorsun! Ay çatlayacağım, yıllardır hep işe yarıyor! Ahahah!"
Bir süre güldükten sonra sonunda durulabildi. Gülmekten nefes nefese kalmıştı ve karnı acıyordu. "Polly, kuzum, bu kadar saf olma bak seni çok üzerler he..." dedi nefeslerinin arasından. Sonra oturdukları yere ve çevresine bakınmaya başladı. Anılar aklına doluyordu şu an. Birinci sınıfta da aynı yerdeydi, yanında Apollon'la. Büyü hakkında en ufak bir bilgisi olmayan ve okula başlamadan önce aldığı kitaplardan öğrendiği bilgiler dışında her şeye şok olan bir kızdı o zamanlar. Asasını ve süpürgesini kullanmak için can atmasına rağmen okul açılmadan önce kullanamadığı için çok ağlamıştı. O yüzden trene ilk bindiğinde heyecandan bayılacak gibiydi. Zaten bu haldeyken bir de yanına oturan Apollon kızı iyice şoka sokmuştu.
"Eheh, hatırlıyor musun? Birinci sınıfa başlarken de yine tam bu yerde oturuyorduk. Albüm ve çikolatalı kurbağa olayı hani. Ay, çok güzeldi."
Apollon Silvermoon:
Boy boy dizilmiş olan bavullarını trendeki görevliye güvenli bir şekilde teslim edebilmişti sonunda. Geçen yılda olan kazadan sonra eşyalarına daha çok korumacı gibi davranıyor, geçen yıl gibi bir kaza ile karşılaşmak istemiyordu. Bavulları olmadığı için serbest kalan kolları ve bacaklarıyla adımlarını istediği hızda, yorulmadan atabiliyordu. Kendine oturacak boş bir kompartıman arıyordu. Şuan da pek insan çekecek havası yoktu ki 4. kompartımanın açık kapısına takılana kadar. "Harika, sonunda boş bir kompartıman. İnsanların o sahte gülmelerini, sevinçlerini veya o sahte göz yaşlarını kaldıramayacağım." diye düşünürken adımlarını boş kompartımanın girişine doğru atıyordu. Kompartımanın girişine geldiğinde ise hemen cam kenarına kuruldu. Kafasını o tertemiz camın ortasına dayadı, gözlerini bir noktaya dikti. "Acaba şuan ailem ne yapıyordur? Acaba beni şimdiden özlediler mi?" gibi gibi birçok soruyu aklından geçiriyordu ki bir noktadan sonra düşünceleri aileden kaymış, bu seneki olabilecek okul hayatını ve mezunluğunu düşünüyordu. " Okuldan ayrılmadan önceki son senem, bu güzel büyülerin,güvenli yerden ve Sihirbazların temel noktalarından birisinin ayrılmama son bir sene kaldı...Keşke küçülebilsem, keşke daha birinci sınıf olarak binsem şu trene..." diye düşüncelerle başlayıp o düşüncelerin yerine yakınmalar devam ediyordu. Bomboş düşüncelere dalarken kapının birden açılmasıyla kafasını kaldırıp "Seni sersem velet kend---" diye bağırmıştı ki, kapıyı açan kişiyi ve hemen ardından bağırmasıyla "Ah,Bella" diyerek utangaç bir şekilde yüzü kızarmış, kafasını eğmişti. Az önce sevdiği bir kıza bağırmış idi. Tabi ki Mirabella bilmiyordu sevdiğini ama sadece küçük bir hoşlantıydı. "Ö-özür dilerim, birinci sınıf birisi sandım seni, gel otu-" tam sözünü bitirecekken kızın ona doğru koşmasıyla utanması daha da çok artmıştı. Şimdi Mirabelle, Apollon'un kucağında oturuyordu. Apollon ne diyeceğini bilemiyordu ve sanki dilini kedi yutmuş gibi sessiz, ağzından bir kelime bile çıkmıyordu. Sevdiği kız karşısında konuşuyordu ancak kendisi tek kelime bile etmiyordu. En sonunda konuşmaya karar verdiğinde ise karşısındaki sevdiği kız ağlıyordu. Apollon, bu sefer ne yapacağını bilmiyor, "A-afedersin b-ben öyle değil, öyle değil..."ağzından kelimeler bozuk bozuk çıksa da en sonunda bunları söyleyebilmişti. Bir süre geçtikten sonra da kız ellerini yüzünden çekmiş, güzel gözleriyle göz göze gelmişti. Apollon, sevdiği o güzel kızın gözlerine bakarken kenarlarında herhangi bir sıvıyla karşılaşmamıştı. "S-seni gidi pis yalancıı" diye gülümserken kahkaha atmıştı. Daha sonrasında ise o sevdiği güzel kızın yanındaydı. Kafasını geriye atmış, tavana bakıyordu ki bir ses daha duyuldu, Apollon duyduğu bu sesle beraber gülümsemiş, "Hatırlıyorum, ailemi o özlediğim zaman albümümü çıkarmıştım ve ona bakıyordum. Anneme o kadar odaklanmıştım ki senin bağırışınla albümü yere düşürdüğümü hatırlıyor musun?" diye sorusunu sorduktan sonra "O kadar çok kurbağa yemiştim ki bataklık mı kurdun midene diye de söylemiştin hatta." diye de devamını getirdi. Ve tekrar eski hareketini yapmış, kafasını geriye atmıştı.
Mirabelle Starlight:
Birinci sınıfın ilk günü, Hogwarts Ekspresi, IV. Kompartıman
"Iı benim bir tane valizim var... Bir de şu pembiş çantam var! Ne yapayım bunları?"
İlk defa böyle bir durumdaydı küçük kız. Bir iki kere trenle seyahat etmişti ama daha önce hiç valizle bir yere gitmemişti. Hatta, valiz kullanmasını gerektirecek bir durum yaşadığı bile söylenemezdi. Yan odadaki kızlardan birinin eski valizini kullanıyordu şu an. Görevli olduğunu tahmin ettiği bir kişi valizini aldığında arkasından bakıyordu, eşyaları nereye gidiyordu ki? Kafası karışık bir şekilde önündeki kompartımanlara döndü. Hangisine gitmesi gerektiğini bilmediği için tam ortadakini seçti, içine en çok sinen oydu. Kararsız ve minik adımlarla bir yere geçti, meraklı gözlerle etrafını incelemeye başladı. Günün her saati kuduruk ve cesur olan Mirabelle'den şimdilik eser yoktu, tedirgindi biraz. Sonuçta her gün sadece büyücülerin bindiği bir trene binmiyor, büyü derslerinin verildiği bir okula gitmiyordu. Kendisi böyle şeylere yeni olduğu için dışlanacağından da korkuyordu ama iyi arkadaşlar edineceğinden de emindi.
Stresin etkisiyle başparmağını ağzına götürdü ve tırnağını ısırmaya başladı. Kırmadığından veya koparmadığından emin olarak usul usul kemiriyordu sadece. Yeri izleyerek elini kemirmeye başladığı sırada yanına biri oturdu. Bu, kızcağızın irkilmesine sebep oldu haliyle. Meraklı gözlerle yanındaki kişinin kim olduğuna baktı, kendiyle yaşıt gibi duran bir çocuktu bu. Çocuk, Mirabelle'e bakıp selam verince panikleyen kız ne yapacağını bilemeyerek hızla başını çevirdi. Neden yapmıştı ki bunu? Normalde herkesle tanışıp kaynaşmaya çalışırdı oysaki! Kendisinden çok ayrı bir dünyada yaşadıkları için büyücü ve cadılardan çekiniyordu belki de. İçinden kendine söylenirken göz ucuyla çocuğa tekrar baktı. Elindeki albüme bakıyordu o da. Gözlerini albüme çevirdiğinde şokla ciyakladı ve çocuğun irkilip elindekini düşürmesini sağladı,
"HİİİH! İNSANLARI ALBÜME Mİ HAPSETTİN? ÜHÜHÜ YAZIK ÇIKAR ONLARI!" dedi ve yere düşen albümün yanına çöküp resimlerde hareket eden insanlara bakmaya başladı. Dokunmaya korkuyordu, dokunduğunda onlara zarar gelir falan diye çekiniyordu. Albümün sahibi ise şaşkınlığın etkisinden çıkıp gülmeye başlamış, kızın kafasının iyice karışmasına sebep olmuştu. Sonrasındaysa yerde oturan kızın yanına oturarak onların sadece resim olduğunu, nasıl ve neden hareket ettiklerini açıklamaya başladı. Bir yandan da resimlerdekilerin kim olduğunu anlatıyordu. Mirabelle ise ilgiyle dinliyordu. Yanlış anlamanın doğurduğu sonuç güzeldi; bir arkadaş kazanmıştı!
Yerden kalkıp tekrar koltuklara oturdular sonra. Konu konuyu açtı, akıllarına gelen her konudan bahsettiler. Çocuğun adının Apollon olduğunu öğrendi Mirabelle. Apollon ona büyü dünyası hakkında bilmediği şeyleri öğretirken Mirabelle de ona muggleların tüm ilginç özelliklerini anlatıyordu. Sonra da birbirlerini tanımaya başladılar, hobiler, büyüdükleri yerler, aileler -Mirabelle'de yoktu ama olsun-, arkadaşlar...
Sohbet iyice derinleşirken birden yanlarına şey geldi... Şey... Mirabelle bu arabanın adını hep unutuyordu! Tekerlekli yemek getirme kutusuydu işte, entel dantel kelimelere gerek yoktu. Arabanın üstünde çeşit çeşit, kızın hayatında hiç görmediği atıştırmalık vardı. Apollon heyecanla bir sürü şey alırken küçük cadının gözleri şaşkınlıkla irileşti, kendi kadar tatlıya aç bir insanın varlığından habersizdi. Parası olmadığını çaktırmak istemiyordu ama karşısındaki şeyler cidden çok güzel görünüyordu.
"Apollon, en güzeli hangisi bunların?" diye sordu. Çocuk ona aralarında seçim yapamayacağını ve hepsinden alması gerektiğini söyledi. Hiç bozuntuya vermeden güldü, "Olmaz, diyetteyim! Tek bir tane seç ondan alacağım sadece. Hadi hadi, zevkine güveniyorum." dedi. Apollon çikolatalı kurbağayı seçince de onlardan bir tane aldı, meraklı meraklı kutuya baktı. Kutuyu açmasıyla birlikte suratına sıçrayan kurbağa sayesinde istemsiz çığlık attı.
"Oha, hareket ediyor!"
Etrafta zıplayan kurbağayı yakalamak için bir süre can çekişse de en sonunda çikolatadan hayvanı havada ağzıyla yakaladı, kıkırdadı ve yerine oturup büyük bir zevkle yedi. Ağzına yayılan güzel tadın etkisiyle uzun bir mm sesi çıkarmayı da ihmal etmedi. Odağını ağzındaki çikolatadan, kutudaki karta yöneltince üstünde bir şeyler olduğunu fark etti. Üstünde yakılmasına rağmen gülen bir cadı resmi vardı. "Acayip Wendelin... Sevdim. Deliye benziyor." diye mırıldandı. Sonra da Apollon'a baktı. Çocuk çikolatalı kurbağaları löp löp götürüyordu.
"Çüş! Bataklık mı kurdun midene, bizim yetimhanenin bahçesinde bu kadar kurbağa bir arada değil be!"
Navigasyon
[0] Mesajlar
Tam sürüme git