Birinci sınıfın ilk günü, Hogwarts Ekspresi, IV. Kompartıman
"Iı benim bir tane valizim var... Bir de şu pembiş çantam var! Ne yapayım bunları?"
İlk defa böyle bir durumdaydı küçük kız. Bir iki kere trenle seyahat etmişti ama daha önce hiç valizle bir yere gitmemişti. Hatta, valiz kullanmasını gerektirecek bir durum yaşadığı bile söylenemezdi. Yan odadaki kızlardan birinin eski valizini kullanıyordu şu an. Görevli olduğunu tahmin ettiği bir kişi valizini aldığında arkasından bakıyordu, eşyaları nereye gidiyordu ki? Kafası karışık bir şekilde önündeki kompartımanlara döndü. Hangisine gitmesi gerektiğini bilmediği için tam ortadakini seçti, içine en çok sinen oydu. Kararsız ve minik adımlarla bir yere geçti, meraklı gözlerle etrafını incelemeye başladı. Günün her saati kuduruk ve cesur olan Mirabelle'den şimdilik eser yoktu, tedirgindi biraz. Sonuçta her gün sadece büyücülerin bindiği bir trene binmiyor, büyü derslerinin verildiği bir okula gitmiyordu. Kendisi böyle şeylere yeni olduğu için dışlanacağından da korkuyordu ama iyi arkadaşlar edineceğinden de emindi.
Stresin etkisiyle başparmağını ağzına götürdü ve tırnağını ısırmaya başladı. Kırmadığından veya koparmadığından emin olarak usul usul kemiriyordu sadece. Yeri izleyerek elini kemirmeye başladığı sırada yanına biri oturdu. Bu, kızcağızın irkilmesine sebep oldu haliyle. Meraklı gözlerle yanındaki kişinin kim olduğuna baktı, kendiyle yaşıt gibi duran bir çocuktu bu. Çocuk, Mirabelle'e bakıp selam verince panikleyen kız ne yapacağını bilemeyerek hızla başını çevirdi. Neden yapmıştı ki bunu? Normalde herkesle tanışıp kaynaşmaya çalışırdı oysaki! Kendisinden çok ayrı bir dünyada yaşadıkları için büyücü ve cadılardan çekiniyordu belki de. İçinden kendine söylenirken göz ucuyla çocuğa tekrar baktı. Elindeki albüme bakıyordu o da. Gözlerini albüme çevirdiğinde şokla ciyakladı ve çocuğun irkilip elindekini düşürmesini sağladı,
"HİİİH! İNSANLARI ALBÜME Mİ HAPSETTİN? ÜHÜHÜ YAZIK ÇIKAR ONLARI!" dedi ve yere düşen albümün yanına çöküp resimlerde hareket eden insanlara bakmaya başladı. Dokunmaya korkuyordu, dokunduğunda onlara zarar gelir falan diye çekiniyordu. Albümün sahibi ise şaşkınlığın etkisinden çıkıp gülmeye başlamış, kızın kafasının iyice karışmasına sebep olmuştu. Sonrasındaysa yerde oturan kızın yanına oturarak onların sadece resim olduğunu, nasıl ve neden hareket ettiklerini açıklamaya başladı. Bir yandan da resimlerdekilerin kim olduğunu anlatıyordu. Mirabelle ise ilgiyle dinliyordu. Yanlış anlamanın doğurduğu sonuç güzeldi; bir arkadaş kazanmıştı!
Yerden kalkıp tekrar koltuklara oturdular sonra. Konu konuyu açtı, akıllarına gelen her konudan bahsettiler. Çocuğun adının Apollon olduğunu öğrendi Mirabelle. Apollon ona büyü dünyası hakkında bilmediği şeyleri öğretirken Mirabelle de ona muggleların tüm ilginç özelliklerini anlatıyordu. Sonra da birbirlerini tanımaya başladılar, hobiler, büyüdükleri yerler, aileler -Mirabelle'de yoktu ama olsun-, arkadaşlar...
Sohbet iyice derinleşirken birden yanlarına şey geldi... Şey... Mirabelle bu arabanın adını hep unutuyordu! Tekerlekli yemek getirme kutusuydu işte, entel dantel kelimelere gerek yoktu. Arabanın üstünde çeşit çeşit, kızın hayatında hiç görmediği atıştırmalık vardı. Apollon heyecanla bir sürü şey alırken küçük cadının gözleri şaşkınlıkla irileşti, kendi kadar tatlıya aç bir insanın varlığından habersizdi. Parası olmadığını çaktırmak istemiyordu ama karşısındaki şeyler cidden çok güzel görünüyordu.
"Apollon, en güzeli hangisi bunların?" diye sordu. Çocuk ona aralarında seçim yapamayacağını ve hepsinden alması gerektiğini söyledi. Hiç bozuntuya vermeden güldü, "Olmaz, diyetteyim! Tek bir tane seç ondan alacağım sadece. Hadi hadi, zevkine güveniyorum." dedi. Apollon çikolatalı kurbağayı seçince de onlardan bir tane aldı, meraklı meraklı kutuya baktı. Kutuyu açmasıyla birlikte suratına sıçrayan kurbağa sayesinde istemsiz çığlık attı.
"Oha, hareket ediyor!"
Etrafta zıplayan kurbağayı yakalamak için bir süre can çekişse de en sonunda çikolatadan hayvanı havada ağzıyla yakaladı, kıkırdadı ve yerine oturup büyük bir zevkle yedi. Ağzına yayılan güzel tadın etkisiyle uzun bir mm sesi çıkarmayı da ihmal etmedi. Odağını ağzındaki çikolatadan, kutudaki karta yöneltince üstünde bir şeyler olduğunu fark etti. Üstünde yakılmasına rağmen gülen bir cadı resmi vardı. "Acayip Wendelin... Sevdim. Deliye benziyor." diye mırıldandı. Sonra da Apollon'a baktı. Çocuk çikolatalı kurbağaları löp löp götürüyordu.
"Çüş! Bataklık mı kurdun midene, bizim yetimhanenin bahçesinde bu kadar kurbağa bir arada değil be!"