17 Nisan, 2026 09:42:05 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Tutamıyorum zamanı  (Okunma sayısı 41 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Oktaryus Ironheart

  • Büyücü
  • 5. Seviye
  • İleti: 15
  • 150 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Oktaryus Ironheart
  • Güç Puanı: 44
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Mesut
  • Meslek: Casus
  • Cemiyet: -
  • Biçim Değiştirme Gücü: 3
  • Lanet Gücü: 15
  • Tılsım Gücü: 10
  • İksir Kabiliyeti: 2
Tutamıyorum zamanı
« : 12 Kasım, 2021 02:04:44 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
"İşte yine geri döndün... Bu kainatta nekadar sır var ve nekadar maske?"

-Her şey soğuk ve karanlık, umut bitti.

-umut asla bitmez... Savaştın.

-Ve kaybettim, kalbimin derinliklerine akan zehir, ruhumu sızlatan ateş, öğüt sahibi toprak. Öylesine saf, öylesine katıksız acı, yıllardır mahrum kalmış sevgiden, merhametten. Öyle kararmış bir ruh, öylesine derin iç çekiş, kimsesizliğe bir bel bağlayan küçük umut, tıpkı solmuş yapraklarını dökmeden son kez güneşe bakan çiçek gibi, yıllarca mahrum, susuz, son bir fayda gözlerine akan ışığa, o da batıp gidiyor okyanusların ardına, benim yolum yol değil. Ömür dediğin bir bataklık!

-Sonsuz olabilirdin, ismini söyler misin?

-Artık hatırlayamıyorum, körüm, duyamıyorum... Sanki şey gibiydi üstüne epey düşünülüp verilmiş ve pişman olunmuş bir isim gibi, sanki herkes bu ismi kullanmaktan çekiniyordu.

-korkuyorlar mıydı?

-sanki ben korkuyordum, sanki her şey hep aynı noktada başa sarıyor, hep aynı film dönüyor gibi.

-en son ne hatırlıyorsun?

-Bir ışık dahası yok, hiç olmaması gerektiği gibi.

-burada ne görüyorsun

-iki tane çocuk mu?

-ne yapıyor o çocuklar

-birbirlerinin elini tutmuşlar, biri kız diğeri oğlan, bir.. Salıncak var ama nereye yürüyorlar? Neden siyah ve beyaz? Bu çocuklar... ne olacaklar?

-şimdi?

-kül rengi bir küheylan, oldukça sessiz konuşmamaya yemin etmiş gibi ayağı mı sakat? Sahiplerininin onu öldürmesini istemem... ama sanki sanki numara yapıyor gibi. Yanında bir kısrak daha var, aksine oldukça beyaz ve yeleleri sarı. Daha canlı duruyor, fakat keyfi yerinde desem abartmış olurum.

-seçimler ve sonuçlar hepsi senin elinde

-Ne çabuktur kutsanmışlığın lanete dönüşü, söyle hangi cehennem bu araftan beter olabilir?

-renkleri söyle bana! Mavi mi siyah mı?

-içimde zoraki atan kalp kadar kırmızı

-hazır mısın?

-bana öyle bir şey söyle ki...

"Oktaryus !"

Duyduğu ismini zikreden kadın çığlığı sesiyle gözlerini açtı, bu ses boş bir odadan gelir gibi yankılı ve bir o kadar da kalbe dokunan feryattı.
Gözlerini açtığında gece yarısı olduğunu farketti, sarhoş gibiydi, midesi bulanıyor ve başı kazan gibi çatlıyordu. Gözleri kanlanmış gömleğinde kan izleri vardı.
Bir elinde kırık bir asa tutuyordu, bu kendi asası değildi. Ay ışığı tam tepesinden üstüne direkt yansıyordu, yavaşça oturduğu yerden doğrularak ayağa kalktı. Bunu yapmaya hiç hevesi ve hali yok gibiydi, tekrar düşüp orada kalmak istiyordu ama kendisini kamçılayan bir şey vardı. Yerden yavaşça eğilerek asasını aldı ve diğer elinin avcuna koyup bir süre asasına bakakaldı.
Yara gibi gülümsedi.

"150 yıllık asa"

Asasını elinde tutarak Yavaşça ormanın içerisinden rastgele bir yöne doğru yürümeye başladı. Etraftan türlü türlü hayvanların sesleri geliyordu, özellikle baykuşların. Kısa bir süre sonra bir mezarlığa geldi, yere haç çakılmıştı. Burası eski bir mezarlıktı ve pek çok kişinin ismi yazmıyordu zaten bazı mezarlsr kaybolmuştu. Haçlardan birtanesinin üzerine elini koyar koymar bir hırıltı duymaya başladı, gri bir kurt dişlerini gösterip ona hırlıyordu. Sadece gözlerinin içine bakmaya başladı kurdun, hiçbir şey yapmadı. Kurt kısa bir süre sonra dönüp çekti gitti. Şimdi bu karablık ormanın eski mezarlığının yakınında ki Kliseye gözleri ilişti. Penceresinden ışık geliyordu, yavaşça oraya doğru yürümeye başladı. Eski bir kliseydi biraz bakımsızdı anlaşılan, tahta basamakların bazıları çökmüştü. Hızlıca kapıyı tıklatmaya başladı.

Kapının açılmasıyla beyaz saçlı simsiyah giyinmiş bir adam karşıladı onu, orta yaşlarda görünüyordu. Yanakları ve alın çizgileri belirginleşmiş burnu ise dik, hilal gözlüklüydü.

-size nasıl yardımcı olabilirim
-ben.. Ben..
-sorun değil, içeri gel konuşalım, iyi misin?

İçeriye girdi.
(Devam)


Çevrimdışı Oktaryus Ironheart

  • Büyücü
  • 5. Seviye
  • İleti: 15
  • 150 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Oktaryus Ironheart
  • Güç Puanı: 44
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Mesut
  • Meslek: Casus
  • Cemiyet: -
  • Biçim Değiştirme Gücü: 3
  • Lanet Gücü: 15
  • Tılsım Gücü: 10
  • İksir Kabiliyeti: 2
Ynt: Tutamıyorum zamanı
« Yanıtla #1 : 13 Kasım, 2021 22:21:48 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
İçerisi dağınık bir haldeydi, şamdanlar, avizeler, oturaklar, sanki uzun süredir temizlenmemiş gibi toz tutmuştu, klisenin içi soğuktu ve ıssızdı bazı köşeler örümcek ağı tutmuştu.
Cam mozaiklere Meryem Ana ve İsa çizimleri işlenmişti.
Adam ona dönüp utanç bir gülümsemeyle konuştu.

-Uzun zamandır buraya gelen olmadı ben de biraz yaşlandım

-anlıyorum

-kaldığım yere gidelim ama önce neyin var anlat bakalım.

-sadece kalacak bir yere ihtiyacım var, tüm yükümü kurtlara kaptırdım (yalan söylüyordu)

-anlıyorum delikanlı bu gece bizimle kalabilirsin Tanrı misafiri olarak

-biz?

-Ben, Adeline ve diğerleri gel bakalım.

Kliseyle iç içe birleşik başka bir yapıya geçtiler şimdi burası daha temiz ve bakımlı görünüyordu sanki az önce ki eskilikten eser yok gibiydi. Burası tıpkı bir yurdu andırıyordu ev gibi değildi tam olarak. Kliseye gelirken burayı nasıl farketmediğini düşündü. Adam şapkasını çıkarıp askılığa astı ve içeriye seslendi.

-Adeline bugün sofraya bir tabak daha koy!

-hayır sağ olun ben konaklayıp gitsem daha iyi olur

-hayır hayır acıkmışsındır karnını doyur delikanlı, bizimle sofraya otur. Şöyle geç kurul ben hemen dönerim.

Çok sessizleşmişti her şey tahtadandı ve mum ışıkları etrafı aydınlatıyordu. Salonda köşede bir şömine yanıyordu ve etrafına bir kaç koltuk serilmişti, arkada ise yemek masası duruyordu. Sakince oda içerisinde dolaşmaya başladı, şömine yanmasına rağmen oda soğuk hissettiriyordu, aslında bakarsanız her şey çok kasvetliydi. Dışarıda yağmur yağmaya başlamıştı ve hızlıca damlalarını pencereye vuruyordu, bir ıslık sesi de eksik olmuyordu kenarlarından.

Adam ve yanında huysuz görünümlü yaşlı kadın içeriye girdi, bakışları çok zalimceydi. Sofra kurdular fakat Oktaryus yemeğine dokunmadı. Adam birlikte dua etmeyi teklif etse de Oktaryus onu da sessizlikle reddetti. Bu dikkat çekiciydi ve hoşnutsuz karşılandığını hissetti. Aradan birkaç saat geçti Oktaryus ve adam şömine karşısında oturuyorlardı, adam elinde tuttuğu fincanı ara ara yudumlarken Oktaryus'a sakin bir tonda vaaz veriyor ve sık sık dalıp gidiyordu. Sonra hayatın zorluğundan bahsetmeye başladı.

-insanlar bu günlerde ölüp gidiyor, her yer günah dolu.

-Yoksulluk mu?

-aynen öyle

-Karl Marx diye birisini duymuştum... be-

-Bakın bayım, kimden bahsettiğinizi iyi biliyorum. Burada öyle isimleri konuşmayın.

-tabi.

-odanızı yukarıya kurdum, iyi geceler bayım

-size de

Bu can sıkıcı sohbetin ardından odasına çekilmişti ve kendisini uykuya bırakmıştı.

"Ay'a doğru yelken açtım, öyle parlıyordu bu uçsuz siyah derya'nın üzerinde, dalgalar salıma vuruyordu, rüzgarla titriyorduk daha ulaşamadan alabora oldu tüm gençliğim, boğuluyordum boğuluyordum boğul-"

Nefes nefese uyanmıştı ve hemen asasını kapmıştı, kapıya dogru gözlerini dikti. Kısa bir şey... bir çocuk vardı bir çocuk yüzü gözükmüyordu, üstüne karanlık çökmüştü.

"Lumos!"

Maviyle aydınlanan oda içerisinde şimdi kimse yoktu. Herhalde bir hayal görmüştü, hâla kabusun etkisinde olabilirdi.

"Nox"





Çevrimdışı Oktaryus Ironheart

  • Büyücü
  • 5. Seviye
  • İleti: 15
  • 150 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Oktaryus Ironheart
  • Güç Puanı: 44
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Mesut
  • Meslek: Casus
  • Cemiyet: -
  • Biçim Değiştirme Gücü: 3
  • Lanet Gücü: 15
  • Tılsım Gücü: 10
  • İksir Kabiliyeti: 2
Ynt: Tutamıyorum zamanı
« Yanıtla #2 : 14 Kasım, 2021 01:56:45 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Aşağı kattan duyduğu sesler, gülüşmeler konuşmalar...

"Diğerleri" demişti Peder, diğerleri onlar mıydı?
Yavaşça yatağından kalktı ve ayakkabılarınıve sonra da paltosunu giydi, gömleğine dokunmadı. Bu siyah paltolu casus aklından geçen binbir düşünce ve elinde asasıyla aşağıya doğru gecenin karanlıgında yol almaya başladı. Hemen kendisinin misafir edildiği odada ışık yanıyordu, yani şöminenin ateşi yanıyordu. Çocuk sesleri çatırdayan ateşin sesini hepten bastırmıştı. Bu gülüşme öyle korkunçtu ki adımını attığı her anda sanki ses yükseliyor ve duvarlar tahtadan değilmiş gibi her yerden tek tek yankılanıyordu, bir kızın gülüşü bin defa tekrar ediyordu bu soğuk merdivende.  Direkt olarak odaya girdi...

İşte oradalardı şömine başına dizilmiş birkaç çocuk bir tanesi kız diğer ikisi oğlan çocuğu, yavaşça bakışlarını ona doğru çevirdiler. Hepsinin yüzünde donuk, moralisiz bir ifade vardı. Oktaryus yavaşça içeriye adımladı ve

"Merhaba, iyi misiniz?" Dedi.

İçlerinden kız olan konuştu

-yabancılarla konuşamayız

-burada ne oluyor?

Fakat bir cevap alamadı. Yaşlı kadın birden bağırarak odaya girmişti.

"ÇABUK ODALARINIZA!"

Hepsi telaşla Okta'nın yanından hızlıca geçip gittiler. Okta yaşlı kadınla göz göze geldi, bakışları huysuzdu, nefret doluydu, sanki onu öldürmek için hazır gibiydi.

"Sen delikanlı her işe böyle burnunu sokar mısın"

Elbette sokardı mesleği buydu asasını hazırda tutarak sordu.

"Burada neler oluyor kimdi onlar"

Yaşlı kadın şöminenin yanına gidip oturdu ve dizlerini ovalamaya başladı.

"Şu dizlerimin canı cehenneme, onlar bizimle kalıyor, biz bakıyoruz onlara" dedi. Bir şey saklıyordu, Okta bunu hissetmişti.

-Bakma böyle yaramazlık yaptıklarına aslında çok uslulardır

-ben bir yaramazlık göremedim

-peh, sen çocuklardan ne anlarsın ki?

Yaşlı kadın ayağa kalktı ve yavaşça merdivene yürüdü

"Git odana uyu misafirliğini bil"

Dedi ve alt kata doğru inmeye başladı.

Birinci gün böyle bitmişti, ikinci gün yine tuhaflıklar olmuştu. Oktaryus bir Kardinal tarafından gönderildiğini anlatmıştı onlara ve bir şekilde onları indandırmayı başarmıştı ama beklediği misafirliği almak yerine, onların daha çok gergin ve asabi olduklarını gördü.

Bahçede oynayan çocukların yanına gitmişti ertesi gün onları dinlerken bir çocuktan daha bahsettiklerini duymuşlardı.

-Kimden bahsediyorsunuz?

-seninle konuşamayız bize soru sorma!

-peki dinleyin.

Oktaryus sakince ellerini bağlayıp onların etrafında yürümüştü bahçede, biranlığına bakışlarını çevirdiginde pencereden izlendiğini gördü. Yaşlı kadın...

-Eğer bana arkadaşınızı anlatırsanız söz onlara söylemem ve sizin dileklerinizi yerine getiririm.

-Havai fişek istiyorum! Daha önce onlardan görmüştüm böyle kocaman gökyüzünü parlaklaştırıyorlaaaar

Diye bağırdı oğlanlardan biri

"Dileğin gerçekleşti, bu gece dışarıyı seyredebilir misin? Tam burayı" dedi Oktaryus

Çocuk başını evet anlamında salladı.

Diğerleri ona yanaşmadı uzaklaştılar.
Gece olduğunda Oktaryus kimseye çaktırmadan cisimlenerek evden çıktı ve bahçede bir çeşit ateş büyüsü yaptı.

Şimdi sema öyle ateşle parlıyordu.

Oktaryus tekrar odasına dönmüştü.
Gece uyuklarken kapısının açıldığını duydu ve asasını kaldırıp hemen gözlerini dört açtı.

-Sen..

-nasıl yaptın?

-seni görmesinler çocuk kızmazlar mı sana

-beni göremezleeeer

-dileğin gerçekleşti arkadaşını anlat bakalım.

-o.. Viyola onu sevmez kötü o kötü o konuşamazsın olmaz hayır kötü kötü

-arkadaşının nesi var?

-olmaz olmaz o konuşmaz bodrumda o kilit kilit çıkmaz

-o halde geriye yapılacak tek bir şey kaldı. Tüm arkadaşlarını alıp dışarı çık!

-ne

-yap dediğimi










Çevrimdışı Oktaryus Ironheart

  • Büyücü
  • 5. Seviye
  • İleti: 15
  • 150 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Oktaryus Ironheart
  • Güç Puanı: 44
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Mesut
  • Meslek: Casus
  • Cemiyet: -
  • Biçim Değiştirme Gücü: 3
  • Lanet Gücü: 15
  • Tılsım Gücü: 10
  • İksir Kabiliyeti: 2
Ynt: Tutamıyorum zamanı
« Yanıtla #3 : 14 Kasım, 2021 02:21:00 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Korkmuş çocuğun gidişinden sonra Casus paltosunu giydi ve eminadımlarla elinde asası aşağıya doğru yürümeye başladı. Merdivenden çıkan gıcırdama sesleri sizin son saniyelerinizi sayıyordu.
Çocukların kapısına geldi ve asasını kaldırdı

"Homenum-revelio"

Hemen altındaydı, işte sandıkları o küçük canavar. Yabaşça yere vurdu. Buraya ulaşmanın bir yolu olmalıydı. Öylesine dardı ki bu merdivenler öylesine iç karartıyordu. Oktaryus kiliseye çıktı ve ortasına kadar yürüdü.

İsa'nın gözlerinin içine baktı, ne görüyordu?

Aynı büyüyü yaparak bir yol aramaya başladı ve bahçeye çıktı. Bodruma açılan kapıyı bulduğunda direkt kiliti kıracak büyüyü söyledi. İki kulplu yer kapısını açm-

Kolunda sıcak bir şey hissetmişti ve yüksek bir ses..

Elinde ki tüfekle ona bakan adi Peder

-buraya gelmen bir hataydı

-senin.. banamsık sıktığın kurşun bir hataydı Stupfy!

Peder yere düşmüştü. Britanya'nın az sayıda katolik pederlerinden biri.

Oktaryus kanayan kolunu farketti sahi ya orada bir kurşun vardı.

Gözleri kararmaya başlamıştı çoktan, yavaşça sendeleyerek içeriye kendisini attı.

İşte! Paçavra kıyafetleriyle sanki bir ev ciniymiş görünümü veren zayıf günahkar kız oradaydı. Ürkek tavırlarıyla ve dehşete düşmüş gözleriyle.

Oktaryus ona dikkatlice baktı ve **"Seni... Kurtarmaya geldim! Viyola..."**

Kız zincirlerin el verdiği kadar kendisini duvara yasladı.

Oktaryus hissettiği acıyla konuşmaya devam etti.

**"Fazla zamanımız yok, bana güvenmelisin"**

Bu fayda etmeyecekti hemen yarasını en azından sarmalıydı aklına ancak ferula geldi.

"Ferula"

Düşen bezle yarasını sardı.

-gördün mü bak ben de senin gibiyim. Ben onlar gibi değilim, Viyola seni anlıyorum korkuyorsun korkma.

Kız daha da korkmuştu bu işe yaramamıştı ve etrafa ışık parlaması çökmeye başlamıştı bile.

Oktaryus ne yaptıysa da onu sakinleştiremedi, asasını kaldırıp onu bayıltmak istediginde...

Gözlerinden ışık saçan, her şeyi rüzgara kasıp kavuran bu kız büyük bir patlama yaratmıştı bile. Her şey üstüne çöktüğünde son nefesinde oluşturduğu kalkan onu agır yaralar bırakarak korumuştu.

Her yeri kan, toz ve kir içinde önünde elektrik küresine dönmüş gibi parlayan kıza bakındı. Kararmış gözlerini zar zor açabilmişti. Çok aşırı yavaş bir şekilde yerinden kalktı ve zar zor ayakta durarak Viyola'ya bakarak sustu sadece sustu.

Neredeyse bu sessiz bekleyiz yarım saat sürmüştü.

Viyola eski halini alıp ona doğru koştu ve sıkıca sarıldı.

Yaşlı kadın da bahçede çocuklarla birlikte kaçmaya hazırlanıyor gibiydi.

Oktaryus onu bulacaktı bu işin sonu hemen gelmemişti.

Alnını viyola'nın alnına dayadı ve

"Korkma" dedi.

Biranda cisimlenerek yok oldular.