17 Nisan, 2026 08:31:00 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Maî  (Okunma sayısı 46 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Cwénhild Muirghéal

  • Azkaban Mahkumu
  • 14. Seviye
  • İleti: 99
  • 560 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Cwénhild Muirghéal
  • Güç Puanı: 50
  • https://youtu.be/3vjkh-acmTE
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: o
  • Meslek: Eski Başseherbaz Yardımcısı
  • Cemiyet: Merlin Tılsım Kulübü
  • Biçim Değiştirme Gücü: -
  • Lanet Gücü: 40
  • Tılsım Gücü: 40
  • İksir Kabiliyeti: 1
  • Özel Yetenek: Asasız Büyü Yapma, 2. Seviye; Süzülme, 3. Seviye
Maî
« : 08 Kasım, 2021 00:29:23 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
21 Eylül 1861

[justify]Küçük mavi bir parıltı ışıksız ortamdaki tek ışık kaynağıydı. Bu parıltı bir yusufçuk gibiydi. Karanlık, dalgasız, adeta ölü bir denizin üstünde dolaşıyor belli aralıklarla bu karanlık su birikintisine dokunuyor ve suyun üzerinde bir yerden başlayan ve zamanla daha da genişleyerek en sonunda yok olan halkaların oluşmasına sebep oluyordu. Bu halkaların her biri farklı farklı renklerde parlıyor ve bir süre sonra da yok oluyorlardı. Mavi parıltı en son dokunduğu yerde duraksadı, yeşil ve sarı ve turuncu ve kırmızı renkte olan halkanın içine atladı. Şimdi, tüm renkler parıltının etrafında dönüyordu. Sağında ve solunda az önceki renkler dans ediyor birbirlerinin içine giriyor yeni yeni renkler oluşturuyorlardı. Az önce geldiği karanlıktan çok farklıydı bu küçük dairelerin içi. Renklerin içinde bir şeyler görebiliyordu, küçük, uğur böceklerini andıran yaratıklar mavi parıltıya selam veriyordu. Mavi parıltı selam vermek istedi, fakat elleri yada kolları yoktu. Burnu yada ağzı yada gözleri de yoktu. Tuhaftır ki az önce gözleri olmadığının farkında olmayan ufaklık, gözlerinin olmadığını öğrenince görememeye başlamıştı. Gözleri olmadan nasıl görebiliyordu o zaman ? Olmayan gözlerini açmaya çalıştı, olmayan kirpiklerini hissetmeye, olmayan göz kapaklarını zorla kaldırmaya uğraştı. Parıltı bunu yapmakla uğraşırken etrafındaki dünyanın bozulduğunu göremedi. Renkler birbirine karışmaya başladı, fakat önceki gibi ahenkli ve sanatsal bir şekilde değildi bu. Sanki eriyor gibiydiler, her rengin dokusu bozuluyor ve yavaş yavaş siyaha ve griye dönüşüyorlardı. Parıltıya el sallayan uğur böcekleri kaçışıyori bazıları bir şeyler söylüyordu. Ancak kulağı olmayan parıltı, böceklerin ne dediklerini duyamıyor, gözleri olmadığından da etrafında eriyen, birbirine giren renkleri göremiyordu. Gökyüzünden süzülmeye başladı parıltı ve onunla birlikte düşen eskiden renkli olan ama şimdi sadece yanmış şekeri andıran gri parçalar. Olmayan göz kapakları açılıp, olmayan gözleri görmeye başladığında parıltı olduğu yeri tanıdı, tekrar o karanlık yerdeydi ve suya doğru son hız düşüyordu. Yavaşlamaya çalıştı kanatlarını çırparak, ama kanatları yoktu. Bu sefer de olmayan kanatlarını çırpmak için didinmeye başladı. Yanı başında uçan uğur böceklerinden yardım istemeye çalıştı. Uğur böcekleri ise ona kulak asmıyordu. Bir vızıltı duyar gibi oldu, vızıltı yavaşça daha da yükseldi ve daha da anlaşılabilir oldu. Hatta bazı harfleri ayırt bile edebiliyordu. Biraz daha, sadece biraz daha duyarsa anlayacaktı böceklerin ne anlatmaya çalıştığını.

Ama duyamadan karanlığın içindeki soğuk suya düştü.

Suyun içinde savruluyor ve savrulurken kendi etrafında döndüğünü hissedebiliyordu. Kuşkusuz mide bulandırıcı bir tecrübeydi bu. Bir şeyler yediğini yada yemediğini doğru düzgün hatırlamıyordu ama midesi bulanıyordu ise mutlaka bir şeyler yemişti. Yavaşça göz kapakları kalktı, kirpikleri de o göz kapaklarının üstündeydi. Suyun kokusunu alabiliyordu, evet burnu vardı ve suyun kokusunu alabiliyordu. Kokusuz bir kokuydu bu, belli belirsiz. Suyun içinde garip bir şey vardı daha önce görmediği beş tane farklı uzunluklarda, çubuğumsu, şeyler kareye benzeyen bir şeye tutturulmuştu. Fakat sonradan yapıştırma gibi durmuyordu, sanki tüm o uzun şeyler ve kare bir bütündü. Parıltı eğilip bükülebiliyor mu diye düşündü, büküldüler. O çubuğumsu şeylerin boğumları vardı ve her biri ayrı ayrı hareket edebiliyordu. Arkasına bakmak istediğinde, o garip şey bir anda arkasını döndü ve göremediği kısımları görebildi parıltı. Başka şeyler yapmasını istediğinde, başka şeylerde yaptı bu garip şey. Yukarı kaldırdı aşağı indirdi, garip garip şekillere soktu. O zaman anladı, bu garip yapı aslında onundu. Bedenine, aynı maddeden yapılmış uzun ve ortasından bükülebilen bir şeyle bağlıydı ve bedeninin sağında da aynısından vardı. Lakin parıltının bir bedeni yoktu ki. Heyecan içinde aşağı indirdi bakışlarını, neler göreceğini bilmiyor oluşu farklı bir enerjiydi. Gözlerine takılan ilk şey, iki tane, topu andıran yine aynı maddeden oluşmuş şeylerdi. Bu topumsu şeylerin ortasında yine top gibi fakat daha koyu bir renkte olan topçuklar vardı. Onlara dokundu, o garip çubuksu şeylerle. Yumuşaktılar. Dokunmak hoş hissettirmişti. Aşağı indirdi bakışlarını, düz, pürüzsüz bir şekilde aşağıya doğru iniyordu bedeni ve bakışları. Bu düz pürüzsüz göbeğin tam ortasında bir delik vardı. Deliğin bitti yerin biraz aşağısından, tıpkı vücudunun sağında ve solunda olduğu gibi buradan da iki tane birbirinden ayrı ama tıpkısının aynısı şeyler vardı uzunlamasına. Bu yapılarda ortalarından bükülebiliyordu. Dikey giden bu pürüzsüz sütunu andıran şeylerin bitiminde yatay biçimde duran başka şeyler vardı ve onlarında ucunda çubuğumsu şeyler vardı, sadece daha küçüktüler ama daha kemiksiydiler. İstediği gibi hareket ettirebiliyordu onları da. Bakışlarını tekrar yukarı kaldırdığında siyah bir kelebek karşıladı onu. Kelebeğin kanatlarının ucu mor renkteydi ve uçlarında yeşil yeşil işlemeler vardı. İşlemeler sanki dökülüyormuş gibi duruyordu. Küçük böcek, parıltının tam karşısındaki bir kadının yanına yaklaştı. Kadın tıpkı parıltı gibi hareket ediyordu, sanki onun bir yansımasıydı. Kelebeğin her kanat çarpışında bir şeyler duyuyordu. Önce rüzgarı duydu, sonra taş kaldırımların üstüne düşen yağmurun damlalarını. Bu yağmur damlalarının küçük su birikintileri oluşturduğunu duyabiliyordu. Sonra ayak sesleri. Islak zeminde yankılanıyordu. Bazıları su birikintilerine giriyor ve onları etrafa saçıyordu. Bir başka kanat çırpışında burun deliklerinden içeri farklı farklı kokular doldu. Sigara dumanı, bir yerlerde yanan bir ateş ve yağmurun çekilmesinden sonra ortaya çıkan toprak kokusu. Kelebeğin kanadı tekrar başka bir tecrübe getirdi, ağzının içinde garip bir tat vardı. Acı, dilini yakan bir tattı bu. Kelebeğe baktığında kadını gördü, az önceki gibi çıplak değildi kadın ve vücudu da pürüzsüz değildi. Kadının gözlerinin altı morarmıştı, ayrıca omuzlarında da küçük küçük morluklar vardı. Karnının sol tarafında uzun ama derin olmayan bir kesikte vardı. Az önce çok saf duran elleri pisti ve parmak uçları kirden simsiyah olmuştu. Giydiği kıyafetler eski püsküydü ve bir çok yerinde yırtıklar vardı. Giydiği ayakkabılardan bir tanesinin topuğu kırılmıştı."Teyze uyan!" Kelebek fısıldadı kadının kulağına, kadının kapalı göz kapakları belli belirsiz hareket etti. Aynı şeyleri sanki ona fısıldanıyormuş gibi parılıtı da duydu, ve onunda göz kapakları yavaşça oynuyordu. Sahi ne zaman kapanmıştı gözleri ? Ve neden bu kadar ağırdı gözlerini örten perdeler? Ayrıca üşüyordu ve ıslak hissediyordu sanki yağmurlu bir gecede bir sokak kedisi gibi tünemişti korunmasız bir yere. Tekrar fısıldadı kadın, az önce kelebek değil miydi ? "Teyze uyan, beni duyabiliyor musun?"

"Uyan Cwénhild. Uyanma vakti."

Gözlerini açtığında tüm sokak lambalarının ve kiremitlerin hepsi bulanık bir görüntü oluşturarak karşıladı onu. Bulanık görüntü daha da bulamaç hale geldi ve midesindeki bulantı daha da şiddetlendi. Yediği kalitesiz yemekten ve karıştırarak içtiği o içkilerin eseri olabilirdi bu mide. Bir anlığına kusacakmış gibi oldu, elini ağzına götürdü hemen. Tabi başta ağzını bulmakta zorlandı, gözlerinden başlayarak burnunu ve en sonunda ağzını kapattı. Belki kusmadı ama ağzında birikmiş alkol tadını temizlemek için vücudu kontrolü ele aldı ve öksürttü kadını bir kaç kez. Ağzından çıkan tükürüğün bir kısmı ellerine bir kısmı da yırtık pırtık pantolonunun üstüne geldi. Başı dönüyordu, yanındaki kızı gördü, ona seslenen kelebek bu kadındı demek. Güzel görünümlü bir kızdı, eğer kızlardan hoşlansaydı bu kızdan hoşlanacağından emindi. Kızın yüzüne doğru dönükken bir kaç kez daha öksürdü, neyse ki bu kez elleri çabuk buldu ağzını ve tüm mikrobunu kızın üstüne kusmasının önüne geçti. Bir öncekinden daha şiddetli olsada bu öksürüğünde tükürük yoktu. Buraya nasıl geldiğine dair pek bir şey hatırlamıyordu. Bir taverna, çok fazla ışık, anlamsız bir müzik. Çok fazla duman ve alkol. Sonrasında boş bir arka sokak belirdi gözlerinin önünde çöp kokuyordu. Bir adam, bir şeylerden zevk aldığını hatırlıyordu ama ne olduğunu anımsamıyordu. Gözlerini tekrar kapattı karanlıkta olsa yine her şey dönüyordu ve yine her şeyin bulanık gibiydi. Kıza bir şeyler demesi gerekiyor gibi hissediyordu. Böylesi bir çok gece yaşamıştı, bazen bir kız, bazen bir kedi bazense bir adam uyandırıyordu onu. Uyandıranın bir adam değilde bir kız oluşu şanslı hissettirmişti. Ağzında bir takım kelimeleri birleştirip bir şeyler söylemeye çalıştı ama çenesi istediği gibi hareket etmiyordu. Gözlerini kapatıp dişlerini sıktı. "Teşekkür, ederim."diyebildi. Genelde ikinci denemeleri de birincisi gibi hüsranla sonuçlanırdı. "Nerede olduğumuzu biliyor musunuz ?" Kızın yüzü lambanın ışığının altında daha da belirginleşti. Tanıdık sarı saçları ve mavi gözleri gördü. "Alannah?"

Son.