Dünya Ülkeleri > Birleşik Krallık

Fakiriz Ama Salak Değiliz

<< < (2/2)

Blaze:
[justify]Kedinin zaman geçtikçe daha çok huzursuzlanmasını ve tırnaklarını çıkaracak seviyeye yavaş yavaş yaklaşmasını izlerken içim sanki huzur doluyordu. Daha rahat düşünebiliyordum artık. Ona bakmayı bıraktım, asamı hafif hareketlerle sağa sola oynatıyor ve havada kalmasını sağlıyor, sağ elimle de hançeri çeviriyorum etrafında. Birinin bu baloyu en kısa sürede planlaması gerekiyordu. Tam ağzımı açıyordum ki yüzüme gelen keskin peynir kokusuyla yüzümü buruşturdum. Kokunun kaynağını bulmam, yüzüme yediğim buram buram terli ayak kokan çorap tekiyle birlikte çok da zor olmamıştı. Bana ayağından çıkardığı çorabı mı attı cidden bu mal? Kediyi savunacağı tuttu ya. NE VAR SANKİ? Uçmayı deneyimledi işte, hayatında bir ilk. Hançeri yüzüme yaklaştırıp tepki vermeden çorabı keskin ucuyla tutup kendimden uzaklaştırdıktan sonra gözlerimi Cornelia’nın yanına kaçmış Das’a çevirdim. “Açım diyordun değil mi? Yedireceğim bunu sana.” Kediyi saldım yere, hançeri öne doğru sallayarak çorabı Das’a fırlatayım derken… Çorap Cornelia’nın kafasına düştü. O güzel temiz saçlarına yapışan, alnının ortasından burnuna uzanan, kirden tabanı sararmış çorap ile Cornelia bakışırken kendimi tutamayarak güldüm. Benim sorunum Das’ın beni rahatsız etmesiydi, çorabının rahatsız etmesi değil. Kokusu da çok koymamıştı yani ama Cornelia… Önce Das’a mı atarlanır bana mı acaba? Hmm, bence Das’a. Çoraplarını gün içinde değiştirmediği için kızar ilk başta hem de. Bir dakika ya. Bir dakika… Noluyor? Das niye uçuyor? “Sen… N’apıyorsun? Yine saçma sapan iksirlere mi harcadın paramızı hay sokiyim ya!” Balo hakkında bir şeyler diyordu sanki tek mesele buymuş gibi. Havada süzülüşünü izlerken “Marlo şerefsizlik yapmadı sana.” diye düzelttim sözünü. O sırada… Das ters takla falan atıyordu. Cornelia’ya döndüm anlamsız bakışlarla. “Ben bu kokudan halis görmeye mi başladım? ” [/justify]

Cornelia Barthélemy:
Her şey çok hızlı gelişti. Das bir ara oturmuş yemeğe başlamıştı. Arada öpücüğünü de kapmıştım tabi. Şeytan tüyü var bu çocuğun sıfatında, eriyorsunuz hemen. Sırıttım kocaman. Sonra da istemem yan cebime koy edasıyla “Üff şap şup.” falan yapıp burun kıvırdım. Ayakta durmaktan sıkılarak oturmaya yeltenmiştim Das’ın yanına ama ateşten uzaklaşmamak için vazgeçmiştim. Kuşkonmazlardan birini kapmak için fırsat kolluyordum ki Blaze’in kediye yaptıklarını görünce suratım düşmüştü. Ne zararı var şimdi sana onun? Kıvranıyor yavrucak. “Rahat bıraksana be. Sevdirmek istiyor kendini sana işte.” dedim monoton bir ses tonuyla. Asamı çıkartmak istemiyordum. Salacağını umut ediyordum. O anda absürt tatlı/tatsız geleneksel atışmalarımızdan birine gireceğimizi düşünmemiştim. Yanımdaki de bıraktı yemek yemeyi. Ayakkabısına sarıldı. Dedim herhalde delindi de ayakkabısı içine taş maş kaçtı da onu çıkarmaya çalışıyor. Yok yahu. Hinlik peşindeymiş. Burnumun direğinin sızlamaya başlamasıyla gözümün önünde kokarcanın salgıladığı sarımsak, kükürt ve o minvalde başka bir kokunun karışımından daha kötü bir şeyin Blaze’in suratına uçtuğunu gördüm. Sinirim bozuldu. Koku da hiç yardımcı olmuyor. Tutamadım kahkahamı. Blaze’in surat ifadesi görülmeye değerdi. “Zor yıkanıyor bu kız. Bu leş koku sinecek bir de şimdi. Yandık!” diyorum. Blaze aramızda en öfkeli olan. Aramızda şakalaşırken bile anında parlıyor. Zapt etmek de kolay bir iş değil. Bu yaşta iki çocuğum varmış gibi hissediyorum. Araya gireceğiz mecbur. Das geçti arkama ama anlamadım. Nasıl geçti be o oraya? Çevirmedim başımı. Koruma alışkanlığıyla elimin birini kaldırdım hemen. Bir boşluk var sanki. “Başlamayın bak gene” diye girişeyim lafa dedim ama yetersiz kalacağını biliyordum.

Das tıngırdatırken çenesinin tellerini ben Blaze odaklıydım. Asamı çıkartıp önce kediyi bir salayım diye düşünüyordum ki hançer girdi işin içine. Yaşlandım. Merlin görse acır halime. Yeter mi bu çektiğim işkence? Yetmez. HOOOP! Başıma talih kuşu konacak değil ya. Kona kona Das’ın zehirli çorabı kondu. Öğürdüm istemsizce. Geldiler bana orada. Gözümden alevler saçacak duruma geldim de durumun gülünçlüğünden hakkıyla çıldıramıyorum. Yalnızca hararetle aldım çorabı kafamdan ve ateşe fırlattım anında. Yok edilmesi lazım bunun. Sıradan geçirecektim ikisini de. Hijyen takıntılı olmak çok zordu. “Başlayacağım ikinize de ha! Yeter be! Biriniz yıkanmaktan kaçar biriniz çoraplarını değiştirmez. Rezillik. Pislik yuvasına döndürdünüz evi. Canım çıkıyor arkanızı toplarken. Kudurmayın iki dakika! Merlin şahidim olsun ki her sabah sizi tazyikli suyla yıkarım.” derken ekledim, “Geç yerine Blaze. Uğraşma şununla ya. Sen de in çab-“ Duraksadım. Ha? Ne oluyor? Göz ucuyla bakıp yadırgamayarak in min diyordum da adam havada süzülüyor. Göz bebeklerim büyüdü. Histerik bir kahkaha bastım bu sefer. Dükkânda içtiğim şarap falan çarptı herhalde. Alkolü fazla kaçırıp hayal görmeye başladım herhalde. Yok ya. Süzülüyor işte rüzgardaki bir yaprak gibi. Zorla durdurdum gülmemi. Ciddiyetimi takınacaktım güya. Geçtim civarına Das’ın. Dönüyorum etrafında. Bu da ters takla falan atıyor. Çarpmasın diye geriye çekiliyorum. Blaze iksirlere boş yere para harcadığından yakınıyor. Yapmıştır bu. Altından elimi geçirdim bir. “Kesin ip var. Şov yapıyor ya” dedim sallamayarak ama yok. İnanmıyorum haliyle, dalavereci herifin teki bu. Canım ciğerim ama yalan yok, ayaküstü kırk yalan söyleyen havada seksen yalan sıkardı tepemizden aşağıya. “Gel şuraya gel. Görürsün sen şimdi” diye asıldım ayağına zıplayıp. Çıkaracaktım o ayakkabıyı. Alacaktım o çorabın tekini de. “Yok edeceğim o çorabın kalan eşini de. Bize yazık.” diye kaptırdım kendimi. Savurmaya kalkıyorum koca adamı da. Dengesini sarstım iyice. “Nasıl bayıldıysa galleonları artık o derece etkili bir şey almış… Bizi yiyecek bir de ayak üstü!” Çıkardım ayakkabıyı büyük bir uğraş sonunda. Yüzüme zafer gülücüğü kondu konmasına da açık havaya salınan zehirli çorap gazının kötü etkisiyle bayılıverecektim oraya. Çoraba abanırken, “Öfff be öf!” diye mırmır etmekten alıkoyamıyordum kendimi.

Das:
[justify]

Abov! Blaze bıçak çekti ya la? Tamam sinirleneceğini biliyordum ama bıçak da çekmezsin. "Abidem ne yapıyorsunuz yahu?" diyerek olduğum yerde çorabı tuturamasın diye minik minik sağ sol yapıyordum ki attığı çorap Cornelia'nın kafasına yapıştı. Bir iki saniye olayı anlamak için şöyle durdum. Ardından bastım kahkahayı! Havada kahkaha atarak şöyle bir ters takla attıktan sonra Cornelia'nın çorabımı ateşe attığını fark ettiğim gibi "LANN!" oldum. "KANKALİÇEM ZATEN 2 ÇİFT ÇORABIM VAR NABİYOSUN?!" Çizmelerimi çıplak giymek zorunda kalacağıma ölürüm daha iyi! Ayaklarıma vuruyor, yürümek eziyet oluyor! Cornelia sesimi bastırarak Blaze'e ve bana azar çektikten sonra ikisi de bana bakıp şok oldular. Ben de durup baktım vücuduma. Üstümde kocakarının bir şeyi mi kalmış? Lan yine mi boynumda emcükleme izi kalmış? Nolur olmasın, ikinci travmamı yaşamak istemiyorum. Elimle boynumu kapatıp bunlara "Ne var ne?" diye sordum. Cornelia gelip etrafımda dönmeye başladı. Ben de tek ayağım çıplak, havada durmuş Cornelia ile birlikte olduğum yerde dönüyordum. Boynumu falan kapatıp. Elini altımdan geçirdi kız. Kesin ip var dedi. O zaman anladım neden bahsettiğini. “Haaa!” diye bir ses çıkardım. Abi ben bunların yanında hiç mi havalanmadım? Tabi yeni çözdüm olayı anlattım sanıyorum anlatmamışım. Karı ben bir uçurtmaymışım gibi yakaladı diğer çizmemden. “Lan! Dur! Bırak! Kankaliçem!” nidalarıyla birlikte çekiştirdi beni. Ben de geriye doğru ittirdim havada kendimi. Yukarı aşağı silkiyor beni. Ben de sirkiliyorum. Para verip iksir aldığımı, ondan uçtuğumu düşünmelerine ne demeli? “Ya, Kankaliçem! Abidem! Neden öyle diyorsunuz?” diye sitem ettim yukarı aşağı sirkilirken. “Kırıldım. Gücendim.” Bir anda çizmem ayağımdan çıkınca havada geriye doğru fırladım. Çizmeyle beraber çorabımın diğerini de çıkartmış olan Cornelia diğer çorabımı da ateşe atarken öf öf diye bağırıyordu.

“Güzellerim, canlarım! Ben bir ara yaptım bunu ama ne ara bilmiyorum.” Havada bağdaş kurdum. Çıplak ayakla basmayacağım kesinlikle yere. “Söyledim sanıyordum söylememişim. Uçuyorum arada böyle ya. Çok da şey yapmamak lazım. Asıl para yapmamız lazım. Bakın şimdi size söylüyorum ama düşürdüğümüz paranın yarısı benim olacak. Kendime 100 tane çorap alır her gün birini giyerim söz veriyorum bak. Ha bir de size şeyi söylemedim. Manita yaptım ben ya ehehe. İYAYLE KIZI YAKINDA TANIŞTIRIRIM SİZİ. Tek bir sorunu var, 16 yaşında. ÇOK İYİ KIZ Bİ TANISANIZ ÇOK SEVERSİNİZ.”

[/justify]

Ya işte bu konuyu kapatıyorum. Boş konuydu bitsin diye yazdm byeee...

Navigasyon

[0] Mesajlar

[*] Önceki Sayfa

Tam sürüme git