17 Nisan, 2026 08:54:48 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Yediler Konseyi - Ağustos 65' Hogsmeade  (Okunma sayısı 253 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Locomotor

Yediler Konseyi - Ağustos 65' Hogsmeade
« : 10 Ekim, 2021 21:58:29 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Madam Puddifoot'un Çay Evi'nde saatler akşam beşi gösterirken çokça kişinin dışarı çıktığı ve mekanın erkenden kapandığı görülüyor. Bu sırada çayevinin içindeki kişiler de mekanın sahibesi tarafından kibarca özel bir sebep dolayısıyla bu akşamlık kapandıkları konusunda bilgilendiriliyor ve nazikçe dışarı buyur ediliyorlardı. Ellerinde devasa parşömen tomarları tutan muhtelif iyi giyimli ve yetkili görünümlü kişiler, ellerindeki parşömenleri ve mekanda oturan bazı simaları kafalarıyla onaylıyor, bu kişiler Madam Puddifoot tarafından dışarı uğurlanmıyorlardı.

İç mekan boşaltılırken pembe kapının önünde çam yarması, iki metre boyunda, siyah redingotunun üstüne turuncu bir fular bağlamış bir adam belirmişti. İçeri girmek isteyenler keskin bir Rus aksanına sahip bu kişi tarafından teftiş ediliyor, bir liste kontrolü sonrası kapıdan çevriliyor veya pembe kapının ardına buyur ediliyorlardı.

Pembe ve beyaz dekorlu dört duvarın arasında, adı parşömenlerde yazmayan kimsenin kalmadığı andan itibaren asaların kontrolünde muhtelif eşyalar uçuşmaya başlamış ve bir dakika üç saniyenin sonunda tüm masaların başında dokuzar sandalye ve dokuzar insana yetecek miktarda ikram belirmişti.

Tüm hazırlıklar tamamlandıktan sonra halihazırda içeride bulunan cadı ve büyücüler, yeni kurulmuş masa düzenindeki yerlerine istinaden üsturuplu bir şekilde bilgilendirilmişlerdi. Bu sırada fırıldak yeşil gözlü bir adam ve pembe giyimli, kıvırcık saçlı bir kadının oturduğu masaya bilgilendirme için gelen sarışın beyefendi, pembeler içindeki kadına suçlayıcı bakışlarla bakarken imalı bir şekilde öksürmüş ve kendi turuncu mendilini, kadının pembe elbisesini işaret ederek göstermişti. Bu hareketiyle Yediler Konseyi'nin teşrifatlarından olan, toplantılarda giyim kuşam ile "kimliğini belli etme kültürü"ne bir göndermede bulunmuş olsa gerekti.


Notlar

Posta kutularına şifreli mektup gelen kişiler, görülebileceği üzere hiziplerin "değerli" mensuplarının ve bir hizibe dahil olmasa da davetiye almaya layık görülen kişilerin davet edildiği bir konsey toplantısına davet edilmiştir. Bu tip konseyler genellikle hiziplerin en önde gelen isimlerinin düzenlediği toplantılar sonrası fikirlerin geliştirilmesi ve halka yayılmasının ilk adımı olan özel davetiyeli etkinliklerdir. Kişiler statüsüne, becerilerine yahut bilinmeyen sebeplere bağlı olarak bu toplantılara davet edilebilirler.

Şu an insanların yerleşmesi ve ilk diyalogları ile bir süre geçecektir. İlk GM güncellemesi, 15 Ekim'i 16 Ekim'e bağlayan gece girilecektir.

Ortamda istediğiniz kişilerle istediğiniz masalara oturabilir, makul bir skalada kaldığınız müddetçe istediğiniz gibi NPC'ler yaratıp bunları kullanabilirsiniz. Kişisel önerimiz, başlığa sonradan gelebilecek oyuncular için masalarınızdaki tüm sandalyeleri doldurmamanız yönündedir.

Şifre bir şekilde eline ulaşıp bu şifreyi çözüp etkinliğe katılmaya gelen, reşit olmayan kişiler, kapıdaki denetçi tarafından geri çevrildikleri ancak isimlerinin alınıp özel bir listeye kaydedildiği birer RP yazabilirler.

Çevrimdışı Das

  • Mekan Sahibi
  • 9. Seviye
  • İleti: 51
  • 1055 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Das
  • Güç Puanı: 0
  • PARTY PEOPLE!
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Yook, söylemem.
  • Meslek: Apples and Oranges Sahibi, Tanınmış Avukat
  • Cemiyet: Merlin Tılsım Kulübü
  • Biçim Değiştirme Gücü: 10
  • Lanet Gücü: 10
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: 1
  • Özel Yetenek: Asasız Büyü, Seviye 3; Süzülme, Seviye 3
Ynt: Yediler Konseyi - Ağustos 65' Hogsmeade
« Yanıtla #1 : 14 Ekim, 2021 22:38:48 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify] Benim pembeyle konuşmaya devam ederken konuyu ilerletmiş, en yavşak halimle el falına bakmaya başlamıştım ki çalışanlardan bir tanesi mekanın kapatılacağını söylemek için yanımıza geldi. Kızın elini inadına bırakmayarak "Bu saatte mekan mı kapatılır?" diye mırıldanarak çevreme bakındım. Ciddi ciddi masaları tek tek gezip insanları dışarı çıkartıyorlardı. Bazıları ise... Gözlerimi kısıp ellerindeki minik parşomenlere baktım içeride kalan kişilerin. "Bir dakika..." diye mırıldandıktan sonra, pembemin elini bırakıp ceketimin iç ceplerinde bir şey aramaya başladım. Çalıp çırptığım paralar, cep saatleri, sağdan soldan yerim diye topladığım yemişler... Sonunda buruşturduğum kağıdı bulunca çıkarıp masanın üstüne koydum. Elimden geldikçe nazik şekilde parşomeni açtıktan sonra içinden bir hazine misali çıkan tadı tükenmeyen cikleti parşomenin üstünden kazımaya başladım. Neyse ki kuruduğu için kolayca çıkabildi parşomenden. Kendisi ile birlikte parşomenden de parça götüren ciklete şöyle bir bakıp kirini kontrol ettim. %50'nin altında olduğuna karar verince de attım ağzıma. Ne yani, tadı bitmeyen ciklet diyoruz. Atsa mıydım? Çalışanın iğrenmiş bakışlarını umursamadan, masaya koyduğum parşomeni ittirdim. "Bende de var bundan." dedim bayık bayık bakarak. Bir kaç saniye bakıştık. Üstüne sakızımı balon yapıp patlattığımda yüzünü buruşturup zorla gülümsedi. Kalabileceğimi söyleyip başka masadakileri kovmak için hareketlendi. İlk başta içeri giren kişileri umursamadan tamamen kıza yönelmiş; el falından aşk hayatına bakıyor, mavi gözlü uzun boylu bir bey ile ilişkisi olacağı gibi palavralar sallıyordum ancak bir süre sonra sarışın bir adamın masamıza gelip öksürerek dikkati kendisine çekmesi ile kafamda bir şeyler yerleşti. Adam kendi turuncu mendilini gösterip karşımdaki hanıma bir imada bulunuyordu. Çevreme bakındığımda insanların belli başlı ortak renklerde giyinmiş şekilde gruplaştığını gördüm. Gördüğüm gibi de yerimde dikeldim. Sağıma soluma acele ile bakmaya başladım.

Şimdi... Anlatmam gerekirse, ben geçmişimi tamamen unutmaya çalışan bir adamım. Geçmişimden aynı alacaklılarımdan kaçtığım gibi kaçarım. Sürekli de böyle karşıma çıkar anasını satayım! Baykuşu umursamamıştım, demiştim ki yine tehdit mesajı geldi. Sakızımı saklamak için kullanmıştım. İşte kaderin cilvesine bak. Bir anda kendimi yine bir toplantıda buldum. Bıktım ulan bıktım! Bizim kızlardan az uzaklaşırım bir anda kendimi kulüptekilerle tılsım çalışmalarımızı değerlendirirken bulurum. Yersen o da... Taa ben küçükken, fransız bir şerefsiz tarafından bulaştırıldım bu işlere. Sonra da paçayı kurtaramadık işte. O şerefsizin adını bile anmam, bana koyduğu adı da anmam. Hakkında hiçbir şeyi dile getirmem yani.

Çok aramaya gerek yok, biraz ötemde kıyafetlerinde açık mavi uyum yakalamış olan kişilere baktığım gibi tanıdık yüzler seçmeye başladım. Hemen pembe kıyafetli güzelliğe endişeli bir şekilde "Ya benim büyük annem pencereden aşağı düştü galiba, içime doğdu. Balık burcuyum ya, doğar böyle içime çok. St. Mungo'ya götürmem gerekiyor, kaçayım. Takılırız sonra, keh keh." diye hızlı hızlı konuştum. Bu sırada da Tılsım Kulübü'ndekiler bana bakıyorlar mı diye kontrol ettiğim için kızın yüzüne bakmıyordum. Masadan kalkarken bacağımı köşesine vurduğum için üstündeki peçetelik ses çıkararak devrildi. Ben de acele ile düzgün koyayım diye uğraştıysam da elim ayağıma dolaştı. Bir kere kötü bir denemenin ardından fırlatıverdim masanın üstüne ve kapıya doğru hafifçe eğilerek ilerlemeye başladım. Geçmişimle yüzleşmek mi? Asla! Kaçma vakti gençler.

Kapıya doğru seyirtirken kenarda oturan Cornelia'yı gördüm. Ona da mı gelmiş bu mektup? Bir şey saklamaya çalışıyor sanki? Neyse ben kaçıyorum, alakam olmaz burada yaşananlarla. "Merhaba kankaliçem!" dedim ona yaklaşırken. Sonra da yanından geçip "Görüşürüz kankaliçem!" diye tamamladım. [/justify]

Bu ne kocaman oldu ya. Wallpaper koyaydım bari

Çevrimdışı Cornelia Barthélemy

  • Bakanlık Çalışanı
  • 8. Seviye
  • İleti: 40
  • 1735 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Cornelia Barthélemy
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Asu
  • Meslek: Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi Çalışanı
  • Cemiyet: Matushka Üçüncü Enternasyonel
  • Biçim Değiştirme Gücü: 6
  • Lanet Gücü: 12
  • Tılsım Gücü: 12
  • İksir Kabiliyeti: 4
  • Özel Yetenek: Zihinbend, 1. Seviye
Ynt: Yediler Konseyi - Ağustos 65' Hogsmeade
« Yanıtla #2 : 15 Ekim, 2021 18:27:05 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Kulağında çok uzaktan gelmeyen tanıdık bir ses ile irkildi Cornelia. Bu sese o kadar yıldır maruz kalıyordu ki tanımaması imkansızdı. Bazen pata küte ses tonunu yükselterek konuşan Das idi bu. Ne yani her şey bir şakadan mı ibaretti? Esprili yapısına rağmen Das bile böyle şeylerle uğraşmazdı Cornelia'ya göre. Zira onu buraya çağırması için bir sebep göremiyordu ortada. Tabii, her an her şeyin olabileceği gerçeğini de inkar etmiyordu. Gözünün önüne düşen koyu saçlarının arasından izlediği adamın yanında bir de kadın vardı. Pembeliğin içinde  kaybolmaya yüz tutacak, hayır, daha çok artık pembenin kendisi olan bir kadın vardı. Das'ın dikkatini çekecek kadar güzel bir kadındı bu. Formundan hiçbir şey kaybetmiyordu. Ne haltlar karıştığını anlamak için ayaklanmak en doğrusu olacaktı ki mekanın ortamının bir anda değişmeye başlamasıyla özellikle de sipariş alan çocuğun artık ortalıkta olmamasıyla Cornelia'nın dikkati tekrardan çekilmişti.

Hızlıca gözlerini mekanın girişine yöneltti. Bir iki kişinin ona baktığını fark edince ve kafalarla bir onay alındığını görünce gelen baykuşun absürt bir şey olmadığı gerçeğiyle yeni yeni aydınlanıyordu. Her ihtimali değerlendirmeye alan cadı kapıdaki adamın fularıyla hemen üstüne çeki düzen vermeye kalkışmıştı. Pembe yerini artık turuncuya bırakıyordu. Şimdi her şey daha netti. Ulyssess'in gelip gelmeyeceğini bilmiyordu ama yeterince açık olan şey bunun artık bir hizip toplantısına dönüştüğüydü. Neyse ki turuncuyu çoğunlukla gündelik giyiminde de kullanıyordu ki pelerinini almasa bile çok sırıtmayacağını umut etmişti. Asalar ile birlikte değişen masalar ve oturma düzeniyle Cornelia'da hemen dantel işlemeli kumaş parçasının ve onun altında nefes almasını yeterince kısıtlayan sımsıkı korsesinin tek yararı olarak eteğinin düğmesinin arasında sıkıştırılmış alanın içinden asasını çıkardı. Bel ve karın boşluğundan böyle fayda sağlıyordu kendine. Yaşadıkları dönemin giyim kuşamla alakalı büyük sorunları vardı, hele ki kadınlar için tam bir işkenceydi. Büyücü ya da muggle olmaları fark etmezdi. Rahatsızlığını yüz ifadesine yansıtmayarak diğer bir sandalyenin üzerine bıraktığı çay kutusuna baktı. Evdekilere çay götürmek yoktu bugünlük. Plan tamamen değişmişti. Sadece Ulysess'e odaklanıp genel bir hizip toplantısı olabileceği ihtimalini nasıl da gözden kaçıracak kadar aptalca düşünebilmişti hala anlam veremiyordu. Lakin bu düşünce ile daha fazla oyalanmayacak, yükümlülüklerini yerine getirecekti. Kiraz ağacından yapılma asasını yumuşak bir tavırla iki kez sola doğru daire şeklinde çevirip son dokunuşu da kutuya dokundurarak yapmıştı.  Asasını garip karşılanmamak adına çıkardığı yere tekrar bırakırken sonsuzluğa uğurladığı kutunun ardından artık ortama uyum sağlayabilirdi.

Ufak bir bilgilendirilmenin ardından kalabalık olacağından mütevellit fazla etrafta kıpırdamamak için hem gösterilen yere geçmek için ayaklandı hem de tamamen ayrı düşmeden Das ile konuşmak istiyordu. Rastgele mi gelmişti yoksa ona da mı ulaşmıştı baykuş? Ulaşmıştı muhtemelen de Das onun üzerine pek düşmemiştir diye düşünerek eteğinin altından attığı büyük adımlarla Das'a yaklaştı. Gitmişken pembeli kadının da kim olduğunu öğrenirdi. Eh, kaç yıldır birlikte yaşıyorlardı sonuçta. Kimlerle görüşüyor öğrenmese gece uykuları kaçardı Cornelia'nın. Kurulmuştu durduk yere. Ona doğru gelen adamın selam vermesiyle vücut diline bakındı ilk olarak. Yönünü içeriye veya yanına kıracak gibi değildi. Görüşürüz demesiyle silik bir gülümseme kondu yüzüne. Hazırda tuttuğu ince bileğini vakit kaybetmeden Das'ın boşluğundan geçirip kolunun ortasına kadar getirdi. Sonra da kendi göğsü doğru dirseğini kırıp sabitledi. "Çalışılmış hareket miydi bu? Nereye gidiyorsun öyle?" demişti. Başıyla da yanında ki kadına kibarca selam vermeden geçmemişti. Alacağı cevap için ise vakti olmadığından ötürü adamı oturacağı yöne doğru sürüklemeye koyuldu adımlarıyla. "Beni arkadaşınla tanıştırmayacak mısın? Anlatacak bir şeylerin olmalı. O yüzden çıkışa kadar beni beklemeye ne dersin?" Tatlı bir ifade vardı yüzünde. Gayet ikna edici duruyordu."Beklersin, beklersin. Belki arayı kapatacağın kişiler vardır. Bakın bir etrafa. O kadar gelmişiz, tek mi döneyim eve? Nahoş olurdu." Cümle bitiminde başını salladı kendi kendini onaylarcasına. Das'ı da daha rahat biçimde etrafta takılması için kolundan çıkarmıştı. Bir gözü hep üstünde olacaktı tabi olay çıkarmaması için ya da bir anda tüymemesi için. Artık oturmalıydılar. Dokuzarlı masanın önünda dikilmek pek hoş gözükmüyordu. Son bir kez daha adamı dürtmek için boğazını huzursuz edici bir şekilde temizledi sandalyesini çekerken. [/justify]
« Son Düzenleme: 17 Ekim, 2021 01:04:00 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Cornelia »

Çevrimiçi Locomotor

Ynt: Yediler Konseyi - Ağustos 65' Hogsmeade
« Yanıtla #3 : 17 Ekim, 2021 15:07:38 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Şeker tonlarıyla döşeli mekandaki büyükçe masaların merkezlerinde beyaz ve pembe renkli mumlar bulunduran şamdanlar, şamdanları çevreleyen alandaysa kendi kendini sıcak tutan demlikler, minik çörekler, kanepeler, bretonlarla dolu ikram tabakları bezeliydi. Belki sıradanın dışındaki yegane unsur, ortamdaki keskin gözlerin dikkatini çekebilecek; sürekli tavana yakın bir irtifadan, masaların tepelerinde uçuşan metalik, minik, sineğimsi bir nesneydi. Bu haliyle çayevi yalnızca kalabalık bir gün gibi gözükebilirdi dışarıdan bakan bir göz için. En azından kanun sınırlarına uydurulmaya çalışılırsa.

Sandalyenin önemli ölçüde dolmuş olduğu vakit ortamda ansızın beyaz gömlekli ve füme düğmeleri ve hat çizgileri dışında yine beyaz olan brokar ceketli, hizibi varsa da bunu giyimiyle hiçbir şekilde belirtmeyen orta yaşlı bir adam beliriyor. Ayakta duran turuncu fularlı kadın ve sürüklediği adamın yanına geliyor: "Buyurun, ayakta kalmayın." Lakin sıradan bir cümle olan bu konuşmanın kendisi pek de sıradan değildi zira bu orta yaşlı adamın sesi, yetmişinin üzerinde bir kadından başkasına ait olamazdı.

Sakin adımlarla, özellikle sekiz kişi tutulmuş bir masaya yönelirken çayevinin pembe pervazlı pencerelerinden içeri üç baykuş giriyor ve üç büyücünün kucağına birer gazete bırakıyor. Bu kişiler gazeteye bakarlarsa, 28 Temmuz'daki gizemli Gelecek Postası sayısı olduğunu görebilirler. Bu esnada masasını dokuzlayıp oturan beyazlı figür, hiçbir açıklama yapmadan söze giriyor:

“Belki bakanlık, tüm sayılarını toplatmadan önce kimileriniz satın almış ya da malum bazı yollarla sonradan bulmuştur: 28 Temmuz günü yayımlanan Gelecek Postası'nda oldukça çarpıcı bir köşe yazısı vardı. Ve bu gazetenin yazarı, eminim ki birçoğunuz biliyordur, geçtiğimiz hafta öldürüldü...”

Yalnızca kendi oturduğu masada bir arkadaş grubuna konuşuyormuş gibi gözüken adamın -ya da kadının- abes sesi, ilginç bir şekilde tüm masalarda, sanki o masada bizzat oturan bir onuncu konuşuyormuşçasına dengeli, net ve yakından geliyordu konsey katılımcılarına. Sözlerine devam etti sakince: "Bu cinayetin arkasında, muggle bazlı oluşumların olduğunu düşünüyoruz zira bu tip metotlarla, karanlık on yedinci yüzyıl tarzı metotlarla, işlendiğinin haberini aldığımız, İngiltere'de son bir ay içerisinde gerçekleşen dördüncü cinayet." Zarif hatlı cam kadehindeki suyundan bir yudum almak için verdiği üç saniyelik aranın ardından söze tekrar girdi:

"Değerli dostlarım, bu konuda ortak hareket etmemiz lazım gelecektir. Yediler Konseyi mutabakata vardı. Ayrılıklarınızı bir kenara koyun, zira bakanlık an içerisinde bizi korumaktan aciz gözüküyor. Burada hepimiz eşitiz. 'Masa'mzıda bulunan herkes..." masa kelimesinde belirgin bir ima olduğu aleniydi, "...bildiklerini, düşüncelerini, fikirlerini, önerilerini önlerindeki şamdana yaklaşarak anlatabilir. Şayet ateş en antik, en zamandan bağımsız iletişim aracıdır ve Attar kavmi bilir ki kutsal ateş, ruhu arındırır..."

Uzatılmamış konuşmanın sonlanmasının ardından çay gül rengi fraklı kumral saçları ağarmaya başlamış bir adam, mesaj almışçasına masaların birinden doğrularak elleriyle muhtelif el hareketleri icra etti ve ansızın şamdanlardaki mumların ateşleri yerini, zümrüdüankaya bürünen alevlere bıraktı. Ardından görevini icra etmiş olan figür, metanetli bir şekilde yerine geri oturdu.

Bu sırada başka bir masadan bembeyaz saçları ve kırış kırış olmuş yüzüyle en az seksen yaşında görünen, üzerinde oldukça kaliteli kumaştan olduğu belli olmasına karşın vücuduna büyük gelen ve omuzlarına yamuk oturtulmuş ceketli, olabildiğince yanlış beş farklı düğümle bağlanmış boyunbağlı bir adam hiddetle doğruldu: "Durup dururken cadı avcılığı neden yükselişe çıksın? Saçmalık! Büyük resmi görün, birileri suçu başkalarının üzerine atıyor! Kara gün geliyor, kıyamet geliyor! Kimseye güvenilmez artık!" diyerek bağırmaya başladı. Kolunu hiddetle sallarken çarptığı porselen fincandaki çay ise yanındaki kişinin üzerine döküldü. Büyük oyunu bozmaya çalışan adamsa pek farkında değildi sebep olduğu zararın an içerisinde.

Tüm bu açılış yahut fikir beyanları sırasında tezgahının arkasında bulunan Madam Puddifoot'un kırışık yüzündeki gergin kaslar, tek bir an bile huzurla gevşemiyordu. Tezgaha yakın taraflarda oturan sessiz, kendi halinde -hatta biraz fazla kendi halinde- bir tipin ise dikkatli inceleyen birisi olursa şayet elini, ceketinin içinden çıkartmadığı gözlemlenebiliyor. Ceketin kenarındaki sivriliğe bakılırsa gizlice asasını yaşlı adamın bağırdığı masaya doğrultmuş durumda. Gözleri de, asası da hiçbir zaman o masanın üzerinden ayrılmamakta. Konsey ortamı, bir hayli alakasız ve garip insanla dolu bir nevi. Öte yandansa her biri, buraya davetiye almış kişiler. Şimdiyse uzun süredir ayrı bir şekilde fraksiyonlaşmış olan tüm bu kişilerden beraber çalışmaları, bilgi ve fikir paylaşımında bulunmaları bekleniyordu...


Notlar

İlk mesajdan sonra RP yazmamış kişiler hala buradalarmışçasına yahut geç kalmışçasına yazabilirler.

Gazeteleri alan "üç büyücü", Gizemli Baykuş bilmecesini çözebilen kişilerdir.

Zümrüdüanka mumlara yaklaşılıp konuşulduğunda, bütün masalarda bu konuşmanın oldukça net bir şekilde duyulduğunu fark ediyorsunuz, tıpkı beyazlı adamın konuştuğu esnadaki gibi.

Ortamla, birbirinizle istediğiniz gibi interaksiyona girebilirsiniz.

RP'nizde, etrafınızdaki insanların konuştuğu muhtelif dedikodular uydurabilirsiniz.

Bir sonraki GM güncellemesi 23 Ekim'i 24 Ekim'e bağlayan gece yapılacak olup son GM güncellemesi olacaktır.
« Son Düzenleme: 25 Ekim, 2021 17:29:05 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Locomotor »

Çevrimdışı Cwénhild Muirghéal

  • Azkaban Mahkumu
  • 14. Seviye
  • İleti: 99
  • 560 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Cwénhild Muirghéal
  • Güç Puanı: 50
  • https://youtu.be/3vjkh-acmTE
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: o
  • Meslek: Eski Başseherbaz Yardımcısı
  • Cemiyet: Merlin Tılsım Kulübü
  • Biçim Değiştirme Gücü: -
  • Lanet Gücü: 40
  • Tılsım Gücü: 40
  • İksir Kabiliyeti: 1
  • Özel Yetenek: Asasız Büyü Yapma, 2. Seviye; Süzülme, 3. Seviye
Ynt: Yediler Konseyi - Ağustos 65' Hogsmeade
« Yanıtla #4 : 22 Ekim, 2021 14:30:37 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Avucunun içindeki buruşmuş kağıtta yazan notun nereden geldiğini halen çözememiş olsa da notta ne yazdığını anlamıştı. Hogsmeade tarafında bulunan bir çay evinde gerçekleşecek bir olayın davetiyesiydi. Normalde böyle bir durumu bildirmesi falan gerekiyordu ama Seth'in geçen gün bıraktığı dosya yığını onu öyle meşgul ediyordu ki, bu küçük not parçası yüzünden ortaya çıkacak evrak işiyle uğraşamayacak haldeydi. Mesai çıkışı çay evine gidip sıkıntılı bir şeyler var mı yok mu şöyle bir bakmayı aklının bir köşesine not etti ve kağıt parçasını buruşturup çöpe fırlattı. 

Ofisten çıkmadan önce çatıya çıkıp bir sigara yaktı. Seth'in bıraktığı belgeler, bakanlığın ve çalıştığı ofisin pek gözükmeyen kirli tarafının bir özetiydi adeta. Üstünkörü geçilmiş davalar, sadece yazılmış olmak için yazılmış raporlar. "İleride oyunun kurallarını bizim yazmamız için yapmam gereken bir fedakarlık bu."Söylediği sözler aklında yankılandı bir anlığına. Oyunun kurallarını koymak, fedakarlıklar. Cwénhild hayatı boyunca konmuş kurallarla problemi olan, o kuralların çizgilerini sık sık aştığı için problemler yaşayan biriydi. İşte şu an, bu çatıda bu problemleri sorguluyordu. Gerçekten o mu sorunluydu yoksa sistemin çarkları mı paslanmıştı da en ufak gıcırtıda arıza veriyordu? Belki de Seth'in de dediği gibi kuralların değişmesi çarkların yenilenmesi gerekiyordu. Zira bu kadar katı kurallara rağmen bir hiçmiş gibi davranılan insanların olduğunu artık biliyordu. Aslında bunu her zaman biliyordu, her zaman orada burada bir kimsesizin itilip kakıldığını ve hakkının yendiğini biliyordu. Lakin gözlerinin açılması için bir adamın çıkıp gözüne gözüne bir şeyleri itelemesi gerekmişti. Sigarasını söndürdü ve çizmelerinin altında ezdi. Daha sonra kendisini çatıdan aşağıya bıraktı. Gözlerini açtığında Londra'nın kömür kokan sokakları ve kasvetli havasından uzak Hogsmeade de buldu kendini.

Cübbesinin iç cebindeki köstekli saati çıkardı. Eski püskü, camında çizikler olan gümüş bir saatti bu. Saatin beş olmasına on dakikadan biraz daha az kalmıştı. Madam Puddifoot'un nerede olduğunu bilmiyordu. Öğrencilik zamanlarında Hogsmeade tarafına pek gelmemişti. O boş zamanlarında daha çok karanlık ormana girmeye çalışıyor orada kendi kendine talimler yapıp gücünü test etmeye çalışıyordu. Pek tabii bu yüzden de bir çok kez cezaya kaldığı olmuştu. Akranları bu tip mekanlarda çay içerken Cwénhild okulun hademesiyle birlikte tuvalet temizlerdi. Pek güzel günler değildi anlayacağınız. Bir kaç ara sokaktan kıvrıldı, bir iki iki kişiye sordu ve çay evini bulabildi. Kapının önünde dikilmiş izbandut gibi adamla da konuşup davet edildiğini konfirme ettikten sonra içeriye girdi. Mekan, ben bir çay dükkanıyım diye resmen bağırıyordu. Her yerde pembe pembe şeyler, çaydanlıklar, çikolatalar onlar bunlar... Cwénhild izmarit kokan paltosuyla bu mekana ait olmadığını iliklerine kadar hissediyordu. Millete pek bulaşmadan tezgahın yakınında bir yere çöktü. Her ne olacaksa olaysız olmasını ve çabuk olmasını umuyordu.

Beyaz gömlekli bir figür lafa girdi. O lafa girerken pembe pervazlı pencereden içeriye giren baykuşlar üç farklı büyücünün kucağına birer tane gazete bıraktı. Lakin Cwénhild gazetenin ne zamana ait olduğunu göremedi ve üstüne de çok düşmedi. Minik bir dikkat dağınıklığından sonra dokuz kişinin oturduğu masadan konuşmaya devam eden beyaz gömlekliyi dinlemeye devam etti. Abes sesli arkadaşın ağzından çıkan her sözcük kızıl saçlı kadının tepesinin yavaş yavaş atmasına sebep oluyordu. Özellikle bakanlığın onları koruyamadığıyla ilgili söz iyice tepesinin tasını attırmıştı. Bakanlığın bizzat koruduğu güruh buradaydı be! Evsizler, garibanlar bakanlığın korumasından nasibini alamıyordu, lakin bu zengin züppeleri, böyle mekanlarda toplanıp atıp tutan ensesi kalınlar o korumadan paylarını gayette alıyorlardı. Kafasını sağa sola sinirli sinirli çevirirken bir adam gözüne takıldı. Eli ceketinin cebinde olan, şüpheli mi şüpheli bir figür az önce konuşan şahsa karşı asasını doğrultmuş gibi duruyordu. Gözleri hedefine kilitlenmiş bir avcı gibiydi. Kızıl saçlı kadın, bir şeyler yapmazsa o adamın bir şeyler yapacağını hissetti. Ne kadar doğru bir histi emin değildi. O yüzden direk aksiyona girmektense dikkatleri üzerine çekmeyi düşündü. Hem bu şekilde biraz stres atabilirdi. Oturduğu masada ayaklandı ve elini sert bir şekilde vurarak çıkan ses ile dikkatleri üzerine topladı. İlk sözleri ölmeyi unutmuş beyaz saçlı adama karşıydı. Tok, sorgulayıcı ve kesinlikle sinir bozucu bir tonda konuştu. "Sen, kahin misin? Milleti galeyana getirmeyin yok kara gün yok, kıyamet ne diyorsun amcacım sen?!" Her kelimede biraz daha hiddetleniyordu. Hızını alamayıp ilk konuşan kişiye döndü. "Sen de dediklerine dikkat et, bakanlık bizi koruyamıyor falan, hayırdır? Bildiklerinizi böyle mekanlarda anlatmaktansa gelin Seherbaz Büro'ya, verin bize ifadenizi biz çaresine bakalım." En son bakışlarını o şüpheli tipe çevirdi ve son kez konuştu. "Kardeşim o asayı ya yerine sok yada ben başka bir yerine sokacağım!" diye bağırdı herife doğru. Bu sırada da masanın altında asasını her hangi bir saldırıya karşı hazır tutuyordu.
« Son Düzenleme: 22 Ekim, 2021 14:38:03 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Cwénhild Muirghéal »


Çevrimdışı Augusta Rozalia Adelwolf

  • Şifacı
  • 1. Seviye
  • İleti: 2
  • 1474 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Augusta Rozalia Adelwolf
  • Güç Puanı: 21
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: I.
  • Meslek: St. Mungo - Şifacı
  • Cemiyet: Matushka Üçüncü Enternasyonel
  • Biçim Değiştirme Gücü: 6
  • Lanet Gücü: 16
  • Tılsım Gücü: 6
  • İksir Kabiliyeti: 6
Ynt: Yediler Konseyi - Ağustos 65' Hogsmeade
« Yanıtla #5 : 22 Ekim, 2021 15:55:36 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Dalavereci tipli yakışıklı yabancıyla tesadüfen mi yoksa bu tuhaf davet gereğince mi tanışmıştı kestiremiyordu lakin oldukça eğleniyordu. Adamın atılganlığı ve azmine hayran kalmamak elde değildi, bir sürü şey gevelemesi ve aşırı bir teatrallik ile flört etmesi şu an için bir tehlike sinyali vermiyordu Agusta’ya. Yavaş yavaş mekânı terk etmek zorunda bırakılan insanları fark ettiğinde ise yakında işlerin değişeceğini öngörebiliyordu.
Masalarına gelen çalışana sakin bir şekilde notunu gösteren genç cadının, adamın da davetli olduğunu gördüğünde, bir kurt düşmüştü içine. Yabancı adam davete katılacağını bildiği için ona yanaşmış olabilirdi ama amacının ne olduğu tahmin edilebilir değildi. Bu alakasız yerde yapılan toplantının amacı da tam olarak tahmin edilebilir olmadığından sakin kalıp gözlemlemeyi seçecekti. Ortam kalabalık olmamasına rağmen oldukça tuhaf bir atmosfere sahipti. Yan masada oturan insanların son zamanlarda olan olaylar ile ilgili konuşmalarına şahit oluyordu. Bunları konuşacağınız son mekân olan çay evinde bugün nelere şahit olacağını oldukça merak etmeye başlamıştı. Hafifçe yerinden kıpırdayarak eteğini düzeltti ve etrafına bakındı kadın. Tanıdık yüzler gördüğünde ise işlerin renginin tam anlamıyla değişeceğinden adı gibi emindi artık. Adamın patlattığı sakız her seferinde beyninin içinde çınlıyor, düşünmesini engelliyordu.

Onu bu beladan ancak tek bir kişi kurtarabilirdi. Karşı masada oturan tanıdık simaya ufak bir hareket yaptı, masadan bir an önce kalkmak istiyordu çünkü mekânda farklı hiziplere ait, farklı insanların kalışı ile kendini rahatsız hissetmeye başlamıştı.

Pembe tonlarda dekore edilmiş bu tatlı çay evinde bir Bukalemun gibi oluşu onu biraz rahatlatmış olsa da fark edilmeme korkusu içindeydi. Düzgün giyimli, altın sarısı saçları ve uzun boyuyla Prusya'nın kalbinden çıkmışçasına kendilerine doğru yaklaşan adamın salladığı turuncu mendil ile rahatladı.

''Selam Wolfgang, seni burada göreceğimi tahmin etmiştim.''

''Ve buna rağmen başka biriyle geldin buraya, ah Rozalia bu derece kalbimi kırmaya ne hakkın var?''

Karşısında oturan adamın laçka tavırları mı yoksa uzun süredir tanıdığı arkadaşının iğneleyici tavırları mı daha iticiydi karar veremiyordu Augusta. Tam okkalı bir cevap ile masadan kalkacaktı ki, tuhaf yabancı ondan önce davrandı. Oldukça absürt ve bir o kadar komik bir bahane ile hızla masadan ayrılmıştı adam. Wolfgang ile yalnız kalan kadın omuz silkerek ait olduğu gruba doğru ilerledi, ne olduğunu anlayana dek kimseyle söz dalaşına girmeyecekti.

Ortalığın boşalması ile tuhaf tipler kendilerini daha da açık ediyordu. Hangi hizbe ait olduğu belli olmayan adam kendinden emin bir şekilde söze girmiş, cadı avı başladığını iddia ederek birlik beraberlik çağrısı yapıyordu. Fısıldaşmaların yükseldiği anda yaşlı bir büyücü, tam olarak Augusta‘nın aklından geçenleri dile getirmiş ve bu iddianın bir palavra olduğunu söylemişi. Lakin adamın savunduğu gerçek de bir o kadar saçma geliyordu kulağa. Kadın, böyle bir yalanın ancak ve ancak hizipleri bir arada tutabilme ve kontrol edebilme adına atılabileceğini düşünüyordu. Birileri kendi türünü katlediyor ve suçu geçmişte yaşanan talihsiz olayları kullanarak Muggle‘ların üzerine atmaya çalışıyordu.

Söylediklerinden Seherbaz olduğu anlaşılan kadın oturduğu yerden ayaklanmış sert bir tavırla hem bağıran yaşlı adamı hem de köşede duran ve avına saldıracakmış gibi bekleyen adamı haşlıyordu şimdi de. Kısa bir sessizlikten sonra fısıldaşmalar tekrar başlamış, git gide yükselen seslerle ortalık panayır alanına dönmüştü. Ortaya bir sürü komplo teorisi atılıyor ve her kafadan ayrı bir ses çıkıyordu. Yanında duran gazeteye ilişti gözü, toplatılan sayı elinin altındaydı. Odaya dolan süzgeçten geçmemiş saçma sapan fikirleri dinlemektense, bacak bacak üstüne atarak, Wolfgang‘ın yargılayan bakışları eşliğinde sayıyı incelemeye koyuldu.

Çevrimdışı Das

  • Mekan Sahibi
  • 9. Seviye
  • İleti: 51
  • 1055 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Das
  • Güç Puanı: 0
  • PARTY PEOPLE!
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Yook, söylemem.
  • Meslek: Apples and Oranges Sahibi, Tanınmış Avukat
  • Cemiyet: Merlin Tılsım Kulübü
  • Biçim Değiştirme Gücü: 10
  • Lanet Gücü: 10
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: 1
  • Özel Yetenek: Asasız Büyü, Seviye 3; Süzülme, Seviye 3
Ynt: Yediler Konseyi - Ağustos 65' Hogsmeade
« Yanıtla #6 : 23 Ekim, 2021 18:49:09 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Kim ulan bu dallama?

Cornelia’nın yanından geçerken beni tutup gerisin geri masaya götürmesi bir de kızla kendini tanıştırmamı istemesini falan geçiyorum. Onu hebele hübele bir şeyler geveleyerek sallayabildim ama şu sarı kim? Bizim pembe de gelmiş diyor “Ay Wolfgang’ciğim, görüşmeyeli çok oldu ne tatlısın.” falan. Herif de kalp kırmalı falan konuşuyor. Benim mekana getirdiğim kızla flörtleşmek nedir? Tamam belki çok şerefli bir adam değilim. Tamam belki daha demin kızı bırakıp kaçıyordum ama bu yapılan şey resmen düello nedeni. Bir erkeğin bir erkeğe yapmaması gereken yazısız kurallardan. Dudağımı büzüp bir kıza, bir de sarıya baktım şöyle sinirli sinirli. Ben bu sarıya bir şey yapmalıyım ama ne? Düşün Das, düşün.

Bir herif gelip bizi çay evinin temasına uygun vıcıklıkta masanın tekine oturttu, bu sırada da içeri giren baykuşlar küçücük salonda uçuşup masamızın üstüne üç tane gazete attı. Önümdeki gazeteyi alıp tarihine baktığımda kaşlarımın havaya kalkması bir oldu. 28 Temmuz... O kaybolan gün... Cornelia’ya dönüp bir bakış attım ancak bir şey söylememe fırsat kalmadan bizim masamıza oturan beyaz giyimli bir adam konuşmaya başladı. Söylediği şeyler zaten bildiğim, önceki gazeteden okuduğum bilgileri içerdiği için anında sıkıldım. Gazeteyi ceketimin iç cebine tıkıştırıp çevreme bakınmaya başladım. İlk olarak konuşan adama baktım ama adam değil miydi yoksa bu ya? Kadına da benziyor. Gözlerimi kısıp bazı önemli  ayrıntıları aramaya başladım kadın mı yoksa adam mı diye. Memesi yok ama memesi olmayan kadınlar da oluyor. Muggle’lar öldürmüş gazeteciyi derken gözlerimi devirdim. Yav he, he. Kesin mugglelar öldürmüştür. Adam kadından gözlerimi başka yere çevirip koskoca büyücülerin pembe beyaz fiyonklu masalarda oturmuş çok ciddi ifadelerle durduklarını görüp salak salak sırıttım. Yahu evet, hiç sevmiyorum böyle toplantıları ama mükemmel görüntüler oluşturmuyor mu? Şu tiplere bak! Üstlerinde açık mavi kıyafet giymiş olan insanların olduğu masalar gözüme çarpınca korku ile sindim oturduğum yerde.

Neden sevmiyorum bu örgütü? Çünkü beni bu işlere bulaştıran kişiyi sevmiyorum. Üstelik o kişinin bana yaptıklarından, verdiği isimden, geçmişte nasıl biri olduğumdan haberdar olan bir grup insan bunlar. Her türlü kırmızı çizgilerimi aşıyorlar yani. Oturduğum masada kafamı tam tersi yere çevirip elim ile yüzümü örttüm o taraf beni çok da görmesin diye. Sanırım son zamanlarda 1-2 kişiyi dolandırmış da olabilirim. Şimdi boşu boşuna sorun oluşmasın. Çekip gitsem diye kapıyı gözlüyordum ki benim karşımdaki adam konuşmasını bitirdiği gibi başka bir masadan yaşlı bunağın teki büyük resmi görün diye bağırarak ortama renk verdi. Cadı avı oluyormuş. Size bir şey diyeyim mi? Cadı avı olsa muggle tarafında yer alırım. O bahsettiğim kişi yüzünden büyüyü, gücü falan sevmez oldum. Baya güçlüydü yani. Uğraşırdı güç için. Moruğun sözleri bitince benim bakmamaya çalıştığım masalardan biri çıkıp yaygara çıkarmaması için uyardı onu. Bakanlık konusunda konuşmalarından da bakanlıktan biri olduğunu anlayabiliyordum. Şöyle yüzümü kapattığım elimi indirip göz ucu ile baktım kızıl saçlı kadına. Görmüştüm de, kimdir nedir bilmem.

İşte madem böyle kaos ortamı olacaktı, madem Wolfgang denen dallama benim getirdiğim güzel kıza böyle bakacaktı, ben bu oyunu amcadan önce bozacağım arkadaş.

Cornelia’ya bakıp göz kırptım ilk olarak. Birazdan her zamanki bombalarımdan yapacağımı bildirir gibi bir hareketti bu. Dikkat etmesi gerekiyordu. Elimi ağzıma götürüp bir yumruk yaptım. Sesimi yükselterek “Ehem! Ehem!” diye öksürdüm masamızın ortasındaki ateşe doğru. Demin o amca ateşten çok rahat bir şekilde konuşmuştu sesini yükseltmeden ama ben inadına ateşe hem yaklaşıp, hem de bağırarak insanların kulak zarlarını öpmeyi aklıma koymuştum.

“DEĞERLİ ÜYELER! MANTIK HATASINI HALA YAKALAYAMADINIZ MI?” diye başladım çok ciddi bir tavırla. Karşımdaki beyaz giyimli kadın-adama baktım. “GELECEK POSTASINDA YAZAR OLAN MEFTAYI MUGGLELAR NEREDEN BİLSİN DE ÖLDÜRSÜN?  SİZ BAYIM YA DA BAYAN!” Elimi kaldırıp onu işaret ettim parmağımla. “BURADAKİ GÜÇLÜ BÜYÜCÜLERİ YANLIŞ YÖNLENDİRMEYE ÇALIŞTINIZ! BEN İSE DOĞRU YÖNLENDİRMEYİ YAPIYORUM!” Parmağımı ondan çekip, yanda tatlı tatlı oturan pembeciğime bakışlar atan sarışına doğrulttum bu sefer. “WOLFGANG’A SORUN! 27 TEMMUZ GECESİ, NE YAPTIĞINI SORUN! YALANCILARI SAVUNAN KİM VARSA, HEPSİ HAİNDİR! BEN DE HAİNLERLE AYNI MASADA OTURMAM!” dedikten sonra “HAYDİ GÖRÜŞÜRÜZ!” diyerek kalktım masadan.

Eğer beni tutan kimse olmazsa kapıdan çıkıp gideceğim bu toplantıdan. [/justify]

Bu ne kocaman oldu ya. Wallpaper koyaydım bari

Çevrimiçi Locomotor

Ynt: Yediler Konseyi - Ağustos 65' Hogsmeade
« Yanıtla #7 : 26 Ekim, 2021 17:37:10 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]
Kızıl saçlı cadının haşin çıkışı ve ilk zikrettikleri mekanın içerisinde birçok onaylayıcı kafa sallamaya sebep olurken söylemlerin ikinci kısmı çoğunlukla şaşkın bakışa gebe oldu. Henüz ortamdaki kişiler, "yetkili görünümlü" figüre yapılan saygısızlığa karşı ne diyeceğini bilemezken son söyledikleri ortamı belirgin bir şüphenin sarmalamasına sebep oldu. Sarı kravatlı adama tüm gözler dönerken "Amaterasu'ya zaten güvenmeyeceksin! O kapalı kültürün içerisinden ne çıkacağını Merlin bilir..." minvalinde bir iki mırıltı yükseliyordu. Odaklar asalı figüre kayarken mekan kurulumunda bulunan kızıl saçlı ve mavi fularlı bir kadın, seherbazın yanına eğilip ciddi bir ifadeyle "Siz rahatsız olmayın hanımefendi, ben ilgileniyorum," diyerek yaşlı adamın yanına yürüdü. Başını tekrar yükseltirken yüzüne sahte bir gülümseme takınıp ortamdaki kaotik pek çok unsurun ilki olan çay gül fraklı adamın yanına vardı ve ikili arasında hararetli bir tartışma başladı.

Asasını mecburen ceketinin iç cebine geri sokan adam, uzağındaki masaya korkuyla hızlı bir bakış attıktan sonra yüzündeki ifadeyi utanca bırakmış ve sessizce kapıya yönelmişti. Bu esnada tartıştığı yaşlı adamın aniden sakinleştiğini fark eden kızıl saçlı cadı, bakışları kapıya dönük halde son bir cümle kurduktan sonra kapıya doğru yöneldi usulca. Adamın çıkmasını bekledi, sonrasında elini beline götürüp asasını kavrayarak ancak çekmeyerek dışarı çıktı.

Beyazlar içindeki figür, yaşananlar üzerine sinirli ve tepkili olan kadına "Eminim ki siz ve çevrenizdekiler elinden geleni yapıyordur asayişi korumak için, bu toplantıda bulunduğunuza göre başarısız bir iş çıkarttığınızı kesinlikle düşünemem. Ancak maalesef ki bakanlıkta mevzilenmiş yüksek mevki sahipleri, İngiltere'nin tümüne nüfuzu olabilecek kişiler bu işi başarabiliyor gibi gözükmüyor. Ayrıca az önceki dikkatiniz için de teşekkürler," diyerek karşılık verdi. Bu teşekkürün sonlandığı andaysa herkesin kulaklarını tırmalayan bir ses yankılandı çayevinde.

“DEĞERLİ ÜYELER! MANTIK HATASINI HALA YAKALAYAMADINIZ MI?”

Kısa ve kaotik nutkunu bitiren dalavereci kapıya doğru yönelmişken sarışın Matushka üyesi de hışımla kalkmış ve hızlı adımlarla takip etmişti sözleri hala birçok kişide şaşkınlık yaratmış, birçok masada ayıplama mırıltıları yükselmesine sebep olmuş adamı. Yeterince yaklaştığı noktada tüm burnu havada ifadesi ve tonlamasıyla "27 Temmuz yanlış tarih oldu sanırım, herif yazıyı bile yazmamıştı o vakitte. Ama beni buradaki saygıdeğer büyücülerin önünde çirkin şeylerle itham etmeye mi çalışıyorsunuz?" deyip, cebinden eldivenini çıkartıp önüne atıyor arkasında enkaz bırakmaya meyilli adamın. "Burada beni ve toplantıya katılmış herkesi aşağılıyorsunuz. Şimdi de çekip gidecek misiniz? Sizi düelloya davet ediyorum." Tipini küçümser bir şekilde süzdükten sonra "Tabii belki örf adet bilmiyorsunuzdur, söyleyeyim: Yerden eldiveni almanız, düelloyu kabul ettiğiniz anlamına gelir..." diye tıslıyor son adım olarak ise.

Bütün bu olaylar yaşanırken beyaz giyimli adam-kadın sentezi söze giriyor tüm metanetiyle: "Öncelikle burada fikirlerini paylaşmış olan herkese teşekkürler..." bakışları Das, Cwenhild, yaşlı adam ve ortaya fikir atmış iki üç kişinin üzerinde geziyor. "Tatsızlıklar olmamasını-" suyundan yine bir yudum alıp tüm vakur tavrına karşın yaptığı konuşma hatasını düzelterek devam etti sözüne: "...Tatsızlıklar yaşanmasını beklemiyor değildik tabii... Lakin bugün, burada, sizin fikirlerinizi almak ve bir duyuru yapmak için buradayım. Nitekim fikirlerinizin tümünü dinledim, Yediler Konseyi'ne ileteceğim. Ancak size karşı olan ikinci sorumluluğumu da yerine getirmeyi vazife bilirim." Ses tonu; kimse bağırmamış, hiçbir olay yaşanmamış gibi, rahatsız edici derecede vakur, sanki cinsiyetiyle beraber duyguları da alınmış gibi sinir bozucu bir şekilde devam etti sözlerine: "Bugün itibarıyla, benim de aralarında bulunduğum dövme ustaları, hizipler içerisinde kendilerini gösteren üyelere kadim sırlarımızın dövmelerini uygulamaya başlayacak..."

Bu sırada Wolfgang, düello teklif ettiği adama sessizce "Seninle bu toplantıdan sonra görüşeceğiz," diyerek konuşma ortasında tüm salonun ortasından yürümektense kapıya yakın bir köşeye geçiyor ayakta bekleyerek.

Beyazlı figürün asasını çıkartıp tüm masaların üzerinde gezdirmesi sonucu tüm oturanların önünde çember çerçeve içerisinde kahşin figürü yer alan zarif birer broş beliriyor. "Bu broşlar, bu konseyde bulunduğunuzun birer göstergesi konumundadır. Hiziplerinizin kulüplerinde yahut meskenlerinde bu broşa sahip olduğunuz takdirde kadim sırlar hakkında bilgilendirileceksiniz." Bir an duraksadıktan ve konuşmasını bitirmiş gibi gözüktükten sonra tekrar girdi söze: "Bu ay gerçekleşen dördüncü cadı avcılığı cinayeti olduğunu söylemiştim Bay Pearson olayının hatırlarsanız. Belki de birilerinin yanlış yönlendirme çabasıdır lakin o adını anmaktan çekindiğimiz malum cadı hakkındaki haberi yazan adam, muggle'lara fazla yakındı. Hakeza diğer maktuller de. Bunlar, bu ihtimali arttıran şeyler. Üstelik kendimizi muggle dünyasından soyutlamamız, onların dünyasındaki yenilikleri de kaçırmamıza sebep oluyor..." Duyguları cımbızla alınmış yüz ifadesini muhafaza etse dahi ses tonlaması ve cümlelerinin uzamaya ve daha açıklamacı bir hal almaya başlaması, belki de aldığı tepkilerden kaynaklı bir tavır değişiminin habercisi olurken sözlerine devam etti: "Örneğin projektil lanetini, birçok büyücünün yapabildiğinden çok daha hızlı icra edebilen aletler icat etmiş durumdalar. Çok daha korkunçlarının ise yalnızca duyumları var. Silahları her zamankinden tehlikeli, her zamankinden ölümcül. Şu dönemde ise muggle dünyasını etkileyen Kırım Savaşı bile dönemin sihir bakanı, Bayan Orphington'ın hepimizin omuzlarına yüklediği bir yük. Burada iki dünya arasındaki kalın duvarların doğru ve yanlış yönlerini konuşmaya gelmedik zira hepinizin bu konuda kendince makul görüşleri var. Fakat muggle'ların cadı avlamaya tekrar karar verdikleri takdirde yaşanabilecek kıyımı küçümsemeyin... O karanlık günlerin tekrar yaşanmasını hiç kimse istemeyecektir. En son ve en önemli olarak ise bazı dedikodular, muggle'ların..."

Hava kararmaya yüz tutmuşken dışarısını pek az göstermeye başlamış camlardan önce kırmızı, ardından açık mavi birer ışık huzmesi giriyor içeriye. Mekanın dışında bir patırtı yaşanıyor ve son cümlesini kuruyor kadın sesli adam: "Toplantımız sonlanmıştır. Kendinizi tehlikeye atmayın." Sonrasında ise ardında beyaza çalan, açık gri bir duman bırakarak mekanı terk ediyor. Kendisinden sonra da ortamda çokça kişi endişe içerisinde, renkli dumanlar eşliğinde ortadan kaybolmaya başlıyor.

Dışarıya çıkan kişiler, kapıdaki izbandut gibi olan güvenliğin ve mavi fularlı, kızıl saçlı kadının hırpalanmış bir şekilde soluklandığını ve birkaç hakaret salladığını fark edebilirler. Mekandan dışarı çıkan sarı kravatlı tip ise ortalıkta gözükmemekte...


Notlar

Katılan herkese birer gümüş kahşin broşu verilecektir ve yakında paylaşacağımız, kendi hiziplerine ait olan kadim sırları in-RP bilme hakkına sahip olacaklardır.

Katılan tüm büyücüler, bu politik olayda bizzat bulundukları için +1 Güç Puanı kazanmış ve hiziplerine 2'şer İtibar kazandırmışlardır.

Burada herkesin ağzından çıkan her bir kelime, icra edilen her bir eylem, kısa yahut uzun vadede hizip politikalarına yansıyacaktır.
[/justify]

Çevrimdışı Das

  • Mekan Sahibi
  • 9. Seviye
  • İleti: 51
  • 1055 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Das
  • Güç Puanı: 0
  • PARTY PEOPLE!
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Yook, söylemem.
  • Meslek: Apples and Oranges Sahibi, Tanınmış Avukat
  • Cemiyet: Merlin Tılsım Kulübü
  • Biçim Değiştirme Gücü: 10
  • Lanet Gücü: 10
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: 1
  • Özel Yetenek: Asasız Büyü, Seviye 3; Süzülme, Seviye 3
Ynt: Yediler Konseyi - Ağustos 65' Hogsmeade
« Yanıtla #8 : 30 Ekim, 2021 22:10:08 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Tam kalkmış çıkıyordum buradan, yine turuncu giyimli dandirik örgütten biri engelledi gitmemi. Flörtüme yavşayan şerefsiz herifti bu. Yanıma geldiği gibi konuşmaya başladı iğneleyici bir şekilde. Gözlerim yarıya inmiş, bir elim belimde oldukça lakayıt bir ifade ile dinledim Wolfgang denen zibidinin kudurmuşluğunu. Ohh, o kudurdukça bir zevk alıyorum ki sormayın. Diyor ki asıl mantık hatası sizinki, 27 Temmuz'da adam yazıyı yazmamıştı. Tamam da Wolfgang'cığım, ben o konuşmayı yaparken mantıklı düşündüm mü bir sor bakalım. Tartışmaya girsek kesin mantıklı bir açıklama sunarım da sarı çiyanın benimle tartışmak gibi bir isteği yok ki. Cebinden çıkardı bir eldiven, üstüme fırlattı. Gözümle takip ettim ben de eldiveni. Benden sekip yere düştü tezek çuvalı gibi. Tek kaşımı kaldırıp bir eldivene, bir de karşımda kaşlarını çatmış adama baktım. Diyor ki herkesi aşağılamışım şimdi de gidecek miymişim. Valla her türlü giderim. Ne buradaki insanlar, ne de sen benim saygı duyduğum kişiler değilsiniz. Hele sen! Hiç değilsin! Ancak bu kadar çabuk delirmesi cidden eğlendirdi ya. Düelloya davet ediyormuş beni. "Pfft! Ne?" diye bir ses çıkardım inanmadığımı belli eden bir şekilde. Hiç beklemiyordum var ya. İleri geri sallanarak kendi kendime gülerken sarı da diyor ki örf adet bilmiyorsun, düelloyu kabul etmek için yerden eldiveni alman gerekiyor falan.

Şimdi, belli başlı gerçekler var.
1- Ben şu ana kadar hiç adil bir dövüşte yer almadım.
2- Onurumu, şerefimi korumak için fazlasıyla üşengeçim.
3- Bunların düellosu da farklıdır şimdi. Amerika'da iki büyücü karşı karşıya gelir, saat öğlen 12 olduğunda en hızlı asa çeken kazanır. Diğeri de ölür.
4- Saçma sapan bir olay için niye öleyim?
5- Adamı daha da kudurtmak varken neden işini kolaylaştırayım?

Kadın-adam araya girdiğinde onun sinirli yüzüne karşı salak salak sırıtıyordum sadece. Eyy zibidiii! Sen benim yanımdaki kıza yazarsın da, ben boş mu dururum? Kadın-adamın söyledikleri şeyler bitmemişken yanımda yılan gibi çıkışta gel dediğinde çevremdeki insanlara gülerek "Kanı kaynıyor bebenin!" cümlesini en Amerikan aksanı ile telavvuz ederek şov yaptıktan sonra onun tam tersi yöne ilerledim. Mekanın ortasında ellerim belimde ayakta durarak söylenilenleri dinledikten sonra gözlerimi devirdim. Ben size yemin ediyorum, bu hizibe bulaştım ya böyle. Ne kadar uzakta kalmak istesem, o kadar dibe çekiyorlar beni. Çok eminim bahsedilen dövmelerden biri yakında vücudumda olacak. Hala cadı avı diyor ya. Cadı avı falan değil bunlar. Yalan, uydurma. Milleti muggle'lardan soğutma amacı işte. Kim abi bu beyazlı kişi? Şimdi de oturmuş mugglelar gelişiyor korkun onlardan diyor. Konuşması bitince bulunan herkes hafif uğultulu konuşmalar eşliğinde buharlaşırken ben tabi ki kaldım. Çünkü önce yapmam gereken bir şey var. Hazır ortamda az kişi varken...

Yürüdüm Wolfgang'in bana attığı eldivene. Yanında durup her zamanki pis sırıtışımı attım ona. Ağzımı gere gere "Sen daha önce benim gibi bir bela görmemişsindir zibidi. En son karşıma çıkan adam Sergei Tavolnikov'du. Tanımıyorsundur. Öyle bir sildim ki adamı! Merlin Kulübünü fazla hafife alma." dedikten sonra çizmemin yanı ile yerdeki eldiveni tekmeleyip Wolfgang'e doğru fırlattım. Çocuğu kışkırtmak amacıyla "Bir ERKEKin flörtüne yavşamak, sizin örf adetinizde olabilir, benim yok. Gözüm üstünde sarışın... Felaketin olmamı istemiyorsan hareketlerine dikkat edersin." Tabi bu cümleler sonuna kadar blöf. Bir adama kafayı takıp arkasına düşmeyecek kadar üşengeçim. Bunu onun bilmesine gerek yok. Cümlem bittikten sonra ona istediğini verdim ve kibar olup eğilerek selamladım. Tam selamım bittiği gibi de buharlaştım ortamdan. Daha cin diye satacak sokak çocuklarına takma kulak hazırlamam gerekiyor. Meşgul bir adamım.


[/justify]

Bu ne kocaman oldu ya. Wallpaper koyaydım bari