İngiltere Büyücedünyası > Madam Puddifoot'un Çay Evi

Yediler Konseyi - Ağustos 65' Hogsmeade

<< < (2/2)

Augusta Rozalia Adelwolf:
Dalavereci tipli yakışıklı yabancıyla tesadüfen mi yoksa bu tuhaf davet gereğince mi tanışmıştı kestiremiyordu lakin oldukça eğleniyordu. Adamın atılganlığı ve azmine hayran kalmamak elde değildi, bir sürü şey gevelemesi ve aşırı bir teatrallik ile flört etmesi şu an için bir tehlike sinyali vermiyordu Agusta’ya. Yavaş yavaş mekânı terk etmek zorunda bırakılan insanları fark ettiğinde ise yakında işlerin değişeceğini öngörebiliyordu.
Masalarına gelen çalışana sakin bir şekilde notunu gösteren genç cadının, adamın da davetli olduğunu gördüğünde, bir kurt düşmüştü içine. Yabancı adam davete katılacağını bildiği için ona yanaşmış olabilirdi ama amacının ne olduğu tahmin edilebilir değildi. Bu alakasız yerde yapılan toplantının amacı da tam olarak tahmin edilebilir olmadığından sakin kalıp gözlemlemeyi seçecekti. Ortam kalabalık olmamasına rağmen oldukça tuhaf bir atmosfere sahipti. Yan masada oturan insanların son zamanlarda olan olaylar ile ilgili konuşmalarına şahit oluyordu. Bunları konuşacağınız son mekân olan çay evinde bugün nelere şahit olacağını oldukça merak etmeye başlamıştı. Hafifçe yerinden kıpırdayarak eteğini düzeltti ve etrafına bakındı kadın. Tanıdık yüzler gördüğünde ise işlerin renginin tam anlamıyla değişeceğinden adı gibi emindi artık. Adamın patlattığı sakız her seferinde beyninin içinde çınlıyor, düşünmesini engelliyordu.

Onu bu beladan ancak tek bir kişi kurtarabilirdi. Karşı masada oturan tanıdık simaya ufak bir hareket yaptı, masadan bir an önce kalkmak istiyordu çünkü mekânda farklı hiziplere ait, farklı insanların kalışı ile kendini rahatsız hissetmeye başlamıştı.

Pembe tonlarda dekore edilmiş bu tatlı çay evinde bir Bukalemun gibi oluşu onu biraz rahatlatmış olsa da fark edilmeme korkusu içindeydi. Düzgün giyimli, altın sarısı saçları ve uzun boyuyla Prusya'nın kalbinden çıkmışçasına kendilerine doğru yaklaşan adamın salladığı turuncu mendil ile rahatladı.

''Selam Wolfgang, seni burada göreceğimi tahmin etmiştim.''

''Ve buna rağmen başka biriyle geldin buraya, ah Rozalia bu derece kalbimi kırmaya ne hakkın var?''

Karşısında oturan adamın laçka tavırları mı yoksa uzun süredir tanıdığı arkadaşının iğneleyici tavırları mı daha iticiydi karar veremiyordu Augusta. Tam okkalı bir cevap ile masadan kalkacaktı ki, tuhaf yabancı ondan önce davrandı. Oldukça absürt ve bir o kadar komik bir bahane ile hızla masadan ayrılmıştı adam. Wolfgang ile yalnız kalan kadın omuz silkerek ait olduğu gruba doğru ilerledi, ne olduğunu anlayana dek kimseyle söz dalaşına girmeyecekti.

Ortalığın boşalması ile tuhaf tipler kendilerini daha da açık ediyordu. Hangi hizbe ait olduğu belli olmayan adam kendinden emin bir şekilde söze girmiş, cadı avı başladığını iddia ederek birlik beraberlik çağrısı yapıyordu. Fısıldaşmaların yükseldiği anda yaşlı bir büyücü, tam olarak Augusta‘nın aklından geçenleri dile getirmiş ve bu iddianın bir palavra olduğunu söylemişi. Lakin adamın savunduğu gerçek de bir o kadar saçma geliyordu kulağa. Kadın, böyle bir yalanın ancak ve ancak hizipleri bir arada tutabilme ve kontrol edebilme adına atılabileceğini düşünüyordu. Birileri kendi türünü katlediyor ve suçu geçmişte yaşanan talihsiz olayları kullanarak Muggle‘ların üzerine atmaya çalışıyordu.

Söylediklerinden Seherbaz olduğu anlaşılan kadın oturduğu yerden ayaklanmış sert bir tavırla hem bağıran yaşlı adamı hem de köşede duran ve avına saldıracakmış gibi bekleyen adamı haşlıyordu şimdi de. Kısa bir sessizlikten sonra fısıldaşmalar tekrar başlamış, git gide yükselen seslerle ortalık panayır alanına dönmüştü. Ortaya bir sürü komplo teorisi atılıyor ve her kafadan ayrı bir ses çıkıyordu. Yanında duran gazeteye ilişti gözü, toplatılan sayı elinin altındaydı. Odaya dolan süzgeçten geçmemiş saçma sapan fikirleri dinlemektense, bacak bacak üstüne atarak, Wolfgang‘ın yargılayan bakışları eşliğinde sayıyı incelemeye koyuldu.

Das:
[justify]Kim ulan bu dallama?

Cornelia’nın yanından geçerken beni tutup gerisin geri masaya götürmesi bir de kızla kendini tanıştırmamı istemesini falan geçiyorum. Onu hebele hübele bir şeyler geveleyerek sallayabildim ama şu sarı kim? Bizim pembe de gelmiş diyor “Ay Wolfgang’ciğim, görüşmeyeli çok oldu ne tatlısın.” falan. Herif de kalp kırmalı falan konuşuyor. Benim mekana getirdiğim kızla flörtleşmek nedir? Tamam belki çok şerefli bir adam değilim. Tamam belki daha demin kızı bırakıp kaçıyordum ama bu yapılan şey resmen düello nedeni. Bir erkeğin bir erkeğe yapmaması gereken yazısız kurallardan. Dudağımı büzüp bir kıza, bir de sarıya baktım şöyle sinirli sinirli. Ben bu sarıya bir şey yapmalıyım ama ne? Düşün Das, düşün.

Bir herif gelip bizi çay evinin temasına uygun vıcıklıkta masanın tekine oturttu, bu sırada da içeri giren baykuşlar küçücük salonda uçuşup masamızın üstüne üç tane gazete attı. Önümdeki gazeteyi alıp tarihine baktığımda kaşlarımın havaya kalkması bir oldu. 28 Temmuz... O kaybolan gün... Cornelia’ya dönüp bir bakış attım ancak bir şey söylememe fırsat kalmadan bizim masamıza oturan beyaz giyimli bir adam konuşmaya başladı. Söylediği şeyler zaten bildiğim, önceki gazeteden okuduğum bilgileri içerdiği için anında sıkıldım. Gazeteyi ceketimin iç cebine tıkıştırıp çevreme bakınmaya başladım. İlk olarak konuşan adama baktım ama adam değil miydi yoksa bu ya? Kadına da benziyor. Gözlerimi kısıp bazı önemli  ayrıntıları aramaya başladım kadın mı yoksa adam mı diye. Memesi yok ama memesi olmayan kadınlar da oluyor. Muggle’lar öldürmüş gazeteciyi derken gözlerimi devirdim. Yav he, he. Kesin mugglelar öldürmüştür. Adam kadından gözlerimi başka yere çevirip koskoca büyücülerin pembe beyaz fiyonklu masalarda oturmuş çok ciddi ifadelerle durduklarını görüp salak salak sırıttım. Yahu evet, hiç sevmiyorum böyle toplantıları ama mükemmel görüntüler oluşturmuyor mu? Şu tiplere bak! Üstlerinde açık mavi kıyafet giymiş olan insanların olduğu masalar gözüme çarpınca korku ile sindim oturduğum yerde.

Neden sevmiyorum bu örgütü? Çünkü beni bu işlere bulaştıran kişiyi sevmiyorum. Üstelik o kişinin bana yaptıklarından, verdiği isimden, geçmişte nasıl biri olduğumdan haberdar olan bir grup insan bunlar. Her türlü kırmızı çizgilerimi aşıyorlar yani. Oturduğum masada kafamı tam tersi yere çevirip elim ile yüzümü örttüm o taraf beni çok da görmesin diye. Sanırım son zamanlarda 1-2 kişiyi dolandırmış da olabilirim. Şimdi boşu boşuna sorun oluşmasın. Çekip gitsem diye kapıyı gözlüyordum ki benim karşımdaki adam konuşmasını bitirdiği gibi başka bir masadan yaşlı bunağın teki büyük resmi görün diye bağırarak ortama renk verdi. Cadı avı oluyormuş. Size bir şey diyeyim mi? Cadı avı olsa muggle tarafında yer alırım. O bahsettiğim kişi yüzünden büyüyü, gücü falan sevmez oldum. Baya güçlüydü yani. Uğraşırdı güç için. Moruğun sözleri bitince benim bakmamaya çalıştığım masalardan biri çıkıp yaygara çıkarmaması için uyardı onu. Bakanlık konusunda konuşmalarından da bakanlıktan biri olduğunu anlayabiliyordum. Şöyle yüzümü kapattığım elimi indirip göz ucu ile baktım kızıl saçlı kadına. Görmüştüm de, kimdir nedir bilmem.

İşte madem böyle kaos ortamı olacaktı, madem Wolfgang denen dallama benim getirdiğim güzel kıza böyle bakacaktı, ben bu oyunu amcadan önce bozacağım arkadaş.

Cornelia’ya bakıp göz kırptım ilk olarak. Birazdan her zamanki bombalarımdan yapacağımı bildirir gibi bir hareketti bu. Dikkat etmesi gerekiyordu. Elimi ağzıma götürüp bir yumruk yaptım. Sesimi yükselterek “Ehem! Ehem!” diye öksürdüm masamızın ortasındaki ateşe doğru. Demin o amca ateşten çok rahat bir şekilde konuşmuştu sesini yükseltmeden ama ben inadına ateşe hem yaklaşıp, hem de bağırarak insanların kulak zarlarını öpmeyi aklıma koymuştum.

“DEĞERLİ ÜYELER! MANTIK HATASINI HALA YAKALAYAMADINIZ MI?” diye başladım çok ciddi bir tavırla. Karşımdaki beyaz giyimli kadın-adama baktım. “GELECEK POSTASINDA YAZAR OLAN MEFTAYI MUGGLELAR NEREDEN BİLSİN DE ÖLDÜRSÜN?  SİZ BAYIM YA DA BAYAN!” Elimi kaldırıp onu işaret ettim parmağımla. “BURADAKİ GÜÇLÜ BÜYÜCÜLERİ YANLIŞ YÖNLENDİRMEYE ÇALIŞTINIZ! BEN İSE DOĞRU YÖNLENDİRMEYİ YAPIYORUM!” Parmağımı ondan çekip, yanda tatlı tatlı oturan pembeciğime bakışlar atan sarışına doğrulttum bu sefer. “WOLFGANG’A SORUN! 27 TEMMUZ GECESİ, NE YAPTIĞINI SORUN! YALANCILARI SAVUNAN KİM VARSA, HEPSİ HAİNDİR! BEN DE HAİNLERLE AYNI MASADA OTURMAM!” dedikten sonra “HAYDİ GÖRÜŞÜRÜZ!” diyerek kalktım masadan.

Eğer beni tutan kimse olmazsa kapıdan çıkıp gideceğim bu toplantıdan. [/justify]

Locomotor:
[justify]
Kızıl saçlı cadının haşin çıkışı ve ilk zikrettikleri mekanın içerisinde birçok onaylayıcı kafa sallamaya sebep olurken söylemlerin ikinci kısmı çoğunlukla şaşkın bakışa gebe oldu. Henüz ortamdaki kişiler, "yetkili görünümlü" figüre yapılan saygısızlığa karşı ne diyeceğini bilemezken son söyledikleri ortamı belirgin bir şüphenin sarmalamasına sebep oldu. Sarı kravatlı adama tüm gözler dönerken "Amaterasu'ya zaten güvenmeyeceksin! O kapalı kültürün içerisinden ne çıkacağını Merlin bilir..." minvalinde bir iki mırıltı yükseliyordu. Odaklar asalı figüre kayarken mekan kurulumunda bulunan kızıl saçlı ve mavi fularlı bir kadın, seherbazın yanına eğilip ciddi bir ifadeyle "Siz rahatsız olmayın hanımefendi, ben ilgileniyorum," diyerek yaşlı adamın yanına yürüdü. Başını tekrar yükseltirken yüzüne sahte bir gülümseme takınıp ortamdaki kaotik pek çok unsurun ilki olan çay gül fraklı adamın yanına vardı ve ikili arasında hararetli bir tartışma başladı.

Asasını mecburen ceketinin iç cebine geri sokan adam, uzağındaki masaya korkuyla hızlı bir bakış attıktan sonra yüzündeki ifadeyi utanca bırakmış ve sessizce kapıya yönelmişti. Bu esnada tartıştığı yaşlı adamın aniden sakinleştiğini fark eden kızıl saçlı cadı, bakışları kapıya dönük halde son bir cümle kurduktan sonra kapıya doğru yöneldi usulca. Adamın çıkmasını bekledi, sonrasında elini beline götürüp asasını kavrayarak ancak çekmeyerek dışarı çıktı.

Beyazlar içindeki figür, yaşananlar üzerine sinirli ve tepkili olan kadına "Eminim ki siz ve çevrenizdekiler elinden geleni yapıyordur asayişi korumak için, bu toplantıda bulunduğunuza göre başarısız bir iş çıkarttığınızı kesinlikle düşünemem. Ancak maalesef ki bakanlıkta mevzilenmiş yüksek mevki sahipleri, İngiltere'nin tümüne nüfuzu olabilecek kişiler bu işi başarabiliyor gibi gözükmüyor. Ayrıca az önceki dikkatiniz için de teşekkürler," diyerek karşılık verdi. Bu teşekkürün sonlandığı andaysa herkesin kulaklarını tırmalayan bir ses yankılandı çayevinde.

“DEĞERLİ ÜYELER! MANTIK HATASINI HALA YAKALAYAMADINIZ MI?”

Kısa ve kaotik nutkunu bitiren dalavereci kapıya doğru yönelmişken sarışın Matushka üyesi de hışımla kalkmış ve hızlı adımlarla takip etmişti sözleri hala birçok kişide şaşkınlık yaratmış, birçok masada ayıplama mırıltıları yükselmesine sebep olmuş adamı. Yeterince yaklaştığı noktada tüm burnu havada ifadesi ve tonlamasıyla "27 Temmuz yanlış tarih oldu sanırım, herif yazıyı bile yazmamıştı o vakitte. Ama beni buradaki saygıdeğer büyücülerin önünde çirkin şeylerle itham etmeye mi çalışıyorsunuz?" deyip, cebinden eldivenini çıkartıp önüne atıyor arkasında enkaz bırakmaya meyilli adamın. "Burada beni ve toplantıya katılmış herkesi aşağılıyorsunuz. Şimdi de çekip gidecek misiniz? Sizi düelloya davet ediyorum." Tipini küçümser bir şekilde süzdükten sonra "Tabii belki örf adet bilmiyorsunuzdur, söyleyeyim: Yerden eldiveni almanız, düelloyu kabul ettiğiniz anlamına gelir..." diye tıslıyor son adım olarak ise.

Bütün bu olaylar yaşanırken beyaz giyimli adam-kadın sentezi söze giriyor tüm metanetiyle: "Öncelikle burada fikirlerini paylaşmış olan herkese teşekkürler..." bakışları Das, Cwenhild, yaşlı adam ve ortaya fikir atmış iki üç kişinin üzerinde geziyor. "Tatsızlıklar olmamasını-" suyundan yine bir yudum alıp tüm vakur tavrına karşın yaptığı konuşma hatasını düzelterek devam etti sözüne: "...Tatsızlıklar yaşanmasını beklemiyor değildik tabii... Lakin bugün, burada, sizin fikirlerinizi almak ve bir duyuru yapmak için buradayım. Nitekim fikirlerinizin tümünü dinledim, Yediler Konseyi'ne ileteceğim. Ancak size karşı olan ikinci sorumluluğumu da yerine getirmeyi vazife bilirim." Ses tonu; kimse bağırmamış, hiçbir olay yaşanmamış gibi, rahatsız edici derecede vakur, sanki cinsiyetiyle beraber duyguları da alınmış gibi sinir bozucu bir şekilde devam etti sözlerine: "Bugün itibarıyla, benim de aralarında bulunduğum dövme ustaları, hizipler içerisinde kendilerini gösteren üyelere kadim sırlarımızın dövmelerini uygulamaya başlayacak..."

Bu sırada Wolfgang, düello teklif ettiği adama sessizce "Seninle bu toplantıdan sonra görüşeceğiz," diyerek konuşma ortasında tüm salonun ortasından yürümektense kapıya yakın bir köşeye geçiyor ayakta bekleyerek.

Beyazlı figürün asasını çıkartıp tüm masaların üzerinde gezdirmesi sonucu tüm oturanların önünde çember çerçeve içerisinde kahşin figürü yer alan zarif birer broş beliriyor. "Bu broşlar, bu konseyde bulunduğunuzun birer göstergesi konumundadır. Hiziplerinizin kulüplerinde yahut meskenlerinde bu broşa sahip olduğunuz takdirde kadim sırlar hakkında bilgilendirileceksiniz." Bir an duraksadıktan ve konuşmasını bitirmiş gibi gözüktükten sonra tekrar girdi söze: "Bu ay gerçekleşen dördüncü cadı avcılığı cinayeti olduğunu söylemiştim Bay Pearson olayının hatırlarsanız. Belki de birilerinin yanlış yönlendirme çabasıdır lakin o adını anmaktan çekindiğimiz malum cadı hakkındaki haberi yazan adam, muggle'lara fazla yakındı. Hakeza diğer maktuller de. Bunlar, bu ihtimali arttıran şeyler. Üstelik kendimizi muggle dünyasından soyutlamamız, onların dünyasındaki yenilikleri de kaçırmamıza sebep oluyor..." Duyguları cımbızla alınmış yüz ifadesini muhafaza etse dahi ses tonlaması ve cümlelerinin uzamaya ve daha açıklamacı bir hal almaya başlaması, belki de aldığı tepkilerden kaynaklı bir tavır değişiminin habercisi olurken sözlerine devam etti: "Örneğin projektil lanetini, birçok büyücünün yapabildiğinden çok daha hızlı icra edebilen aletler icat etmiş durumdalar. Çok daha korkunçlarının ise yalnızca duyumları var. Silahları her zamankinden tehlikeli, her zamankinden ölümcül. Şu dönemde ise muggle dünyasını etkileyen Kırım Savaşı bile dönemin sihir bakanı, Bayan Orphington'ın hepimizin omuzlarına yüklediği bir yük. Burada iki dünya arasındaki kalın duvarların doğru ve yanlış yönlerini konuşmaya gelmedik zira hepinizin bu konuda kendince makul görüşleri var. Fakat muggle'ların cadı avlamaya tekrar karar verdikleri takdirde yaşanabilecek kıyımı küçümsemeyin... O karanlık günlerin tekrar yaşanmasını hiç kimse istemeyecektir. En son ve en önemli olarak ise bazı dedikodular, muggle'ların..."

Hava kararmaya yüz tutmuşken dışarısını pek az göstermeye başlamış camlardan önce kırmızı, ardından açık mavi birer ışık huzmesi giriyor içeriye. Mekanın dışında bir patırtı yaşanıyor ve son cümlesini kuruyor kadın sesli adam: "Toplantımız sonlanmıştır. Kendinizi tehlikeye atmayın." Sonrasında ise ardında beyaza çalan, açık gri bir duman bırakarak mekanı terk ediyor. Kendisinden sonra da ortamda çokça kişi endişe içerisinde, renkli dumanlar eşliğinde ortadan kaybolmaya başlıyor.

Dışarıya çıkan kişiler, kapıdaki izbandut gibi olan güvenliğin ve mavi fularlı, kızıl saçlı kadının hırpalanmış bir şekilde soluklandığını ve birkaç hakaret salladığını fark edebilirler. Mekandan dışarı çıkan sarı kravatlı tip ise ortalıkta gözükmemekte...

Notlar

Katılan herkese birer gümüş kahşin broşu verilecektir ve yakında paylaşacağımız, kendi hiziplerine ait olan kadim sırları in-RP bilme hakkına sahip olacaklardır.

Katılan tüm büyücüler, bu politik olayda bizzat bulundukları için +1 Güç Puanı kazanmış ve hiziplerine 2'şer İtibar kazandırmışlardır.

Burada herkesin ağzından çıkan her bir kelime, icra edilen her bir eylem, kısa yahut uzun vadede hizip politikalarına yansıyacaktır.
[/justify]

Das:
[justify]Tam kalkmış çıkıyordum buradan, yine turuncu giyimli dandirik örgütten biri engelledi gitmemi. Flörtüme yavşayan şerefsiz herifti bu. Yanıma geldiği gibi konuşmaya başladı iğneleyici bir şekilde. Gözlerim yarıya inmiş, bir elim belimde oldukça lakayıt bir ifade ile dinledim Wolfgang denen zibidinin kudurmuşluğunu. Ohh, o kudurdukça bir zevk alıyorum ki sormayın. Diyor ki asıl mantık hatası sizinki, 27 Temmuz'da adam yazıyı yazmamıştı. Tamam da Wolfgang'cığım, ben o konuşmayı yaparken mantıklı düşündüm mü bir sor bakalım. Tartışmaya girsek kesin mantıklı bir açıklama sunarım da sarı çiyanın benimle tartışmak gibi bir isteği yok ki. Cebinden çıkardı bir eldiven, üstüme fırlattı. Gözümle takip ettim ben de eldiveni. Benden sekip yere düştü tezek çuvalı gibi. Tek kaşımı kaldırıp bir eldivene, bir de karşımda kaşlarını çatmış adama baktım. Diyor ki herkesi aşağılamışım şimdi de gidecek miymişim. Valla her türlü giderim. Ne buradaki insanlar, ne de sen benim saygı duyduğum kişiler değilsiniz. Hele sen! Hiç değilsin! Ancak bu kadar çabuk delirmesi cidden eğlendirdi ya. Düelloya davet ediyormuş beni. "Pfft! Ne?" diye bir ses çıkardım inanmadığımı belli eden bir şekilde. Hiç beklemiyordum var ya. İleri geri sallanarak kendi kendime gülerken sarı da diyor ki örf adet bilmiyorsun, düelloyu kabul etmek için yerden eldiveni alman gerekiyor falan.

Şimdi, belli başlı gerçekler var.
1- Ben şu ana kadar hiç adil bir dövüşte yer almadım.
2- Onurumu, şerefimi korumak için fazlasıyla üşengeçim.
3- Bunların düellosu da farklıdır şimdi. Amerika'da iki büyücü karşı karşıya gelir, saat öğlen 12 olduğunda en hızlı asa çeken kazanır. Diğeri de ölür.
4- Saçma sapan bir olay için niye öleyim?
5- Adamı daha da kudurtmak varken neden işini kolaylaştırayım?

Kadın-adam araya girdiğinde onun sinirli yüzüne karşı salak salak sırıtıyordum sadece. Eyy zibidiii! Sen benim yanımdaki kıza yazarsın da, ben boş mu dururum? Kadın-adamın söyledikleri şeyler bitmemişken yanımda yılan gibi çıkışta gel dediğinde çevremdeki insanlara gülerek "Kanı kaynıyor bebenin!" cümlesini en Amerikan aksanı ile telavvuz ederek şov yaptıktan sonra onun tam tersi yöne ilerledim. Mekanın ortasında ellerim belimde ayakta durarak söylenilenleri dinledikten sonra gözlerimi devirdim. Ben size yemin ediyorum, bu hizibe bulaştım ya böyle. Ne kadar uzakta kalmak istesem, o kadar dibe çekiyorlar beni. Çok eminim bahsedilen dövmelerden biri yakında vücudumda olacak. Hala cadı avı diyor ya. Cadı avı falan değil bunlar. Yalan, uydurma. Milleti muggle'lardan soğutma amacı işte. Kim abi bu beyazlı kişi? Şimdi de oturmuş mugglelar gelişiyor korkun onlardan diyor. Konuşması bitince bulunan herkes hafif uğultulu konuşmalar eşliğinde buharlaşırken ben tabi ki kaldım. Çünkü önce yapmam gereken bir şey var. Hazır ortamda az kişi varken...

Yürüdüm Wolfgang'in bana attığı eldivene. Yanında durup her zamanki pis sırıtışımı attım ona. Ağzımı gere gere "Sen daha önce benim gibi bir bela görmemişsindir zibidi. En son karşıma çıkan adam Sergei Tavolnikov'du. Tanımıyorsundur. Öyle bir sildim ki adamı! Merlin Kulübünü fazla hafife alma." dedikten sonra çizmemin yanı ile yerdeki eldiveni tekmeleyip Wolfgang'e doğru fırlattım. Çocuğu kışkırtmak amacıyla "Bir ERKEKin flörtüne yavşamak, sizin örf adetinizde olabilir, benim yok. Gözüm üstünde sarışın... Felaketin olmamı istemiyorsan hareketlerine dikkat edersin." Tabi bu cümleler sonuna kadar blöf. Bir adama kafayı takıp arkasına düşmeyecek kadar üşengeçim. Bunu onun bilmesine gerek yok. Cümlem bittikten sonra ona istediğini verdim ve kibar olup eğilerek selamladım. Tam selamım bittiği gibi de buharlaştım ortamdan. Daha cin diye satacak sokak çocuklarına takma kulak hazırlamam gerekiyor. Meşgul bir adamım.


[/justify]

Navigasyon

[0] Mesajlar

[*] Önceki Sayfa

Tam sürüme git