17 Nisan, 2026 09:50:04 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Son çırpınışlar  (Okunma sayısı 42 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Balian d'Ibelin

  • Hogwarts Profesörü
  • 11. Seviye
  • İleti: 67
  • 56 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Balian d'Ibelin
  • Güç Puanı: 17
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: tunahan
  • Meslek: Sihirli Yaratıkların Bakımı Profesörü
  • Cemiyet: Özgür Orenda Kardeşliği
  • Biçim Değiştirme Gücü: 25
  • Lanet Gücü: 30
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: -
  • Özel Yetenek: Zihinbend, Seviye 3
Son çırpınışlar
« : 29 Mayıs, 2023 17:54:59 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc Büyücü:Adras d'Ibelin

[spoiler][youtube]https://youtube.com/watch?v=EFJ7kDva7JE&feature=share8[/youtube][/spoiler]



13 Ekim

Denizle karanın bitiştiği yere, gemilere yol gösterici olması için yapılan deniz fenerinin önüne, daha yarım saat önce getirilmişti. Fenerin birkaç metre ilerisindeki uçurumun dibindeki kayalıklara, dalgaların durmadan çarpmasıyla birlikte oluşan nefes kesen bir manzaraya vardı. Uzun zamandır kimsenin ayak basmadığı, önemli toplantılara veya buluşmalara hizmet etmesi için, yakın zamanda yapılan binada konaklayacaktı. Aslında eski ve dökük bir yapı karşılardı geleni ama, d'Ibelin ailesinin kasasından çıkan para ile restore edilmişti ve muazzam bir ev haline gelmişti. Etrafa dağılan, asaları her an için büyü yapmaya hazır, büyücüler Adras'ın güvenliğini sağlamaya çalışırken ihtiyar kendisini içeri attı. Girişte ki misafir odasında kalacaktı bir hafta kadar. Bu süreçte buradan sonraki durağına ve yapacağı hamlelere karar vermesi gerekecekti.

Oturduğu koyu yeşil renkte ki koltuğa yaslanmış, etrafını incelemekle meşgul olacaktı epeyce zaman. Kaldığı odanın, zevksizlik abidesi, rengarenk çiçek desenli kağıtlarla kaplanmış duvarları üzerine geliyordu. Üstelik elektrik tesisatının yenilenmesi gerektiğinin habercisi olan avizenin, beş dakikada bir yanıp sönen sarı ışığı da yorgun gözlerine pek iyi gelmiyordu. Ama bunlarla zihnini oyalamaya devam edemezdi daha fazla. Sinirliydi ve son derece telaşlıydı. Yaptığı eksik bir hesap, bütün hayatını alt üst etmişti. Sözlü olarak itiraf edemediği ama zihninde sürekli dönen birçok düşünce vardı. Elde ettiği bütün siyasi gücü işe yaramaz hale gelmiş ve yıllar boyunca çıktığı o basamaklar ayağının altından çekilip alınmıştı, hemde başka bir d'Ibelin tarafından.

O gün apar topar kaçtığı çiftliğini tanıdık ama düşman ellere bırakıp gitmek çok ağrına gitmişti. Bu hayatında yaşadığı ikinci yangındı ve bu sefer kurtulan kimse yoktu. Bedeni o alevlere çoktan teslim olmuşken, zihni inkar ediyordu sürekli. Amerika'da kalacağı sürede, zihninin bedenine verdiği cesaretle bir çıkış yolu bulmaya çalışacaktı.

15 Ekim

Uykusuz gözlerini ovuştururken saatine baktı, yaklaşık beş saatini koltuğunun önüne getirilen çalışma masasının başında geçirmişti. Yazdığı mektubu asasını kullanarak çoğaltması yarım saatini almıştı, her bir zarfın üzerine yazdığı isim ve soy isimlere karar vermek bir saat sürmüştü. Yazdığı kelimelerdeki ifadelerin daha az acınası gözükmesi için düzeltmeler yapma süresi de toplam 60 dakikaya tekamül ediyordu. Ama geriye kalan iki buçuk saati, yaşadığı bu düşüşün yankıları yüzünden, bu isimlerin güvenilir olup olmadığıyla ilgili yaşadığı ikilemlerle geçmişti. Kararsızlıkla boğuşurken, başka bir büyücünün getirdiği haberle tam anlamıyla dağılacaktı. Şartların zorluğu yüzünden haberin Amerika'ya oradan da en ücra köşedeki bu kente ulaşması tam beş gün sürmüştü. Şişelere sakladığı tüm anıları ortadan kaybolmuştu. "Bakanlıkta mı hepsi ? İçeriye adam sokup alamaz mıyız ?" diye sordu tiz çıkan sesiyle. Kendi sesine yabancılaşmıştı sanki yada gücünü kaybeden Adras, sesinin tonunu da alçaltıyordu istemeden. Boğazını temizleyip, oturduğu yerde dikleştirdi kendini. Yaşlanınca kendini gösteren kamburu azıcık kaybolmuştu. "Tam olarak öyle değil... efendim." vereceği kötü haberin ağırlığı altında ezilen büyücü, iki büklüm olmuştu resmen. İhtiyar, bakışlarını konuşamayan adamın yüzüne sabitleyerek ikna edici olmaya çalışıyordu. "Bay d'Ibelin..." yanlış bir şey söylemişcesine değiştirecekti kuracağı cümlenin öznesini "Baş Seherbaz şişelerden haberdar, fakat onları bulamamış olmalı ki, bu konuda görevlendirdiği seherbazlar var. " Konuşmasını bitiren adam beklerken, Adras rahatlasa mı yoksa kendini yerlere mi vursa bilemedi. Şişeler fevkalade mühim anıları barındırıyordu, Balian'ın eline geçerse işi tamamen biterdi. "Onları bizim bulmamız gerekiyor ilk önce." dedi, aklından geçenler tam olarak bunlardı. Düşünmesi gereken öncelikli konu şişelerin güvenliğiydi. Hemen çalışma masasında isimlerin yazılı olduğu zarflara çevirdi bakışlarını. Aklında bir isim belirmişti. Zarfın içinden çıkartığı kağıtta birkaç cümleyi değiştirdikten sonra yeniden katlayıp koydu. Zarfı büyücüye uzatıp "Bunu zarfın üzerinde yazılı olan isme yollayın." dedi. Diğer zarfların bir önemi kalmamıştı.

16 Ekim

Olumsuz haberler birbirini kovalıyordu. Bu kimsesiz eve gelişinin üçüncü günüydü ve bu uğursuz yerden bir an önce uzaklaşmak istiyordu. Amerika hiç bir zaman sevdiği topraklardan biri olmamıştı, yabancıydı buraya. Anıları birilerinin elindeydi ve eli kolu bağlı halde bu iğrenç odaya kapalı kalmak, kişiliğine ve karakterine hakaret gibi geliyordu. Hayatında böyle bir duruma düşmemişti, ilk defa tattığı bu duyguya lanetler ediyordu. Daha fazla burada kalıp ölümü bekleyen, kenara atılmış güçsüz bir ihtiyar gibi hissetmek istemiyordu. Beklediği haberin gelmesini ve bir sonraki durağı olan Fransa'ya gittikten sonra yapacaklarını tasarlıyordu. Geceleri, düşünmekten dolayı uykusuz geçiyordu. En çok korktuğu şey; ölmeyi istemekti.


20 Ekim

Gençliğinde sıkça yaptığı bir huyu geri dönmüştü son günlerde. Hayatını değiştiren o yangın gecesi zihninde yeniden sahnelenirken, gözleri sabit noktaya odaklanır yüzüne o gece yaşadığı tüm duyguların; korkunun, üzüntünün, dehşetin ifadesi yansırdı. Gözü açıkken rüya görüyor gibi olurdu. 30'lu yaşlarının ortalarında silinmişti bu tuhaf huyu hayatından, çünkü hırs ve istek kaplamıştı bu insanı tüketen duyguların yerini. Kendi hayatını tüketmeyi bırakıp, başkalarının hayatlarını bitirmekle yada tehdit etmekle meşgul oluyordu daha çok.

Şimdi ise yeniden tattığı endişe ve korku duyguları, onu yirmili yaşlarına yeniden götürmüştü. İçinden hiç çıkamayacağı bir hapishaneye kısılı kalmış gibiydi, kendi hatıralarıydı onu yargılayan. Bu sefer yangın içerisinde bir yerlerdeydi, canlıyken yanmak kalbini küle çevirmişti bir haftada. Yaşlanmış vücudu el verdiğince, uyanık kalıyor ve düşünmeye harcıyordu dakikalarını. Beklediği haber geldiğinde, odayı aydınlatan şöminenin karşısında kahvesini içmekle meşguldü. Beynini dinç tutabilmek için her türlü büyülü yada büyüsüz yola başvuruyordu. Restore edilirken dokunulmayan eski kapının gıcırtısı, odaya giren cadının tahta zeminde yürüdükçe çıkardığı topuklarının sesini örtmüştü. Odaya sadece şömineden gelen ateşin yavaş yavaş küle çevirmek için uğraştığı odunlardan gelen çıtırdama sesleri hakimdi. Kadın, Adras'ın oturduğu koltuğun yanı başında beklemeye başlamıştı. Fincanını dikkatlice altlığına yerleştirdikten sonra, koltuğun hemen yanında yarım metre uzunluğundaki masaya koydu. Yarım kalmış fincandan yükselen yoğun kahve kokusu içeri giren kişininde kahve içmişcesine zihnini açacak bir güce sahipti. Cadı konuşmaya başlamadan önce boğazını temizlediğinde, yaşlı adam da bakışlarını ona doğru çevirdi. Beraberinde koruma görevini üstlenmiş, koyu giyimli iki büyücü daha vardı odada. "Şişelerden birkaçı Fransa'da..." kadının konuşmaya devam etmesine izin vermeden, arkada dikilen büyücülere "Bir sonraki durağımız Fransa. Hemen çıkacağız, hazırlanın." dedi. İçlerinden birisi efendisinin emrini değerlendirmek üzere odayı terk etmişti hemen. Cadının sözünün kesilmesinden pek de memnun olmayan bakışları, taktığı gözlüğünün üzerinden belli oluyordu. "Mektubuma karşılık olarak ayağıma kadar gelmeniz büyük bir incelik bayan Habsburg." Adras konuşurken fincanını koyduğu masaya dayadığı bastonunu aldı eline, ayağa kalkarken ondan yardım alacaktı "Ailenizle yıllar boyunca sürecek bir ittifak kurma yolunda büyük bir adım attığınızı söylemek istiyorum." cadının yüzünde beliren gururlu ifadeye gülümsedi, içinden kadına acıdı çünkü son anlarında kibirlenmekle meşgul olacaktı. "Ama sizin bu ittifakı göremeyecek olmanız çok yazık olacak. " derken bakışlarıyla odada ki diğer büyücüye yapması gerekeni anlattı. Cadının "Ne demek istediniz bay d'Ibelin?" dedikten sonra, kendisine doğrultulan asayı görünce afalladığını gördü. Yeşil koltuğu kendisine siper etmek için ihtiyar büyücün az önce kalktığı yere bırakıvermişti kendini. Korkuyla açılan gözlerinde parlayan büyünün yeşil ışığı, şömineden etrafa yayılan turuncu ve sarı rengin karışımı bir renk olan ışığı da içine alarak odayı yeşile boyayacaktı. Siyah pelerinin içine giydiği, koyu lacivert elbisesinin üzerine iliştirdiği, kırmızı renkteki bir aslanı barındıran aile sembolünün yer aldığı broşu asasının yardımıyla aldı. Elinde bir süre inceledikten sonra, sönmeye daha niyeti olmayan ateşin içine fırlattı. Bunun nedeni aileye olan nefreti yada öfkesi değildi, kadının öleceğini anladığında attığı çığlık kulağını tırmalamıştı sadece.

Sonunda, odadan çıkmak üzere kapıya yöneldi Adras. Gecenin bir yarısıydı, kıyıya vuran dalgaların sesini duymak mümkündü. Yaşlı adamın uzun beyaz saçları rüzgarla ufak ufak kımıldanırken, havanın temizliği ile ciğerlerini rahatlattı. Deniz fenerinin karanlık okyanusu aydınlatan ışığı sürekli yer değiştirirken, son kez salladı asasını Adras. Bir sonraki durağı, şimdi nefes almayan  bedenin verdiği bilgiler doğrultusunda, Fransa idi.

SON