17 Nisan, 2026 08:56:00 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Konular - Alexander Apollo Boleyn

Sayfa: [1]
1
Birleşik Krallık / Esmerelda
« : 05 Ağustos, 2022 12:48:22 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[youtube width=500]https://youtu.be/UYUKsRL-YBM[/youtube]

⸻    Ⅰ    ⸻

1845 yazı

"Hiçbir zaman ayrılmayalım, olur mu?"

"Olur."

"Ne zaman evlenicez peki senle?"

"Önce okulumu bitireyim, sonra düşünürüz."

"Okul mu?" Şaka yapmış gibi gülümsedi. İkisinin de bitirmesi gereken bir okul olduğu gerçeğini kolayca görmezden geliyordu, bu tarz şeylere değer vermezdi. Romantik yapısı para kazanmanın hayatta dert etmesi gerektiği en son şey olduğunu söylerdi, aşık olmak, bir aile kurmaktı onun hayali. Kocası olarak seçtiği adamın ona bakacağını biliyordu. Ona aşık olmasını sağlayan en önemli şey de bu güven duygusuydu.

Yataktan kalkıp çarşafları temizlerken sevgilisi de ona yardım etti, asaları birbirleriyle uyum halinde, benzer bir senfoniyle hareket ediyordu. Giyinir ve son dağınıklıkları asaya ihtiyaç duymadan, ağır birkaç el hareketiyle toplarken aralarına çöken sessizlik onları mutfak masasına kadar takip etti. Açık camlardan giren esinti yıllardır kullanılmamış odaların kapılarını çarpıyor, rutubet kokusunu ağır çekimde üflüyordu çiftin birlikte oturdukları masaya. Uzun zamandır raflarından ayrılmamış porselenler birkaç asa hareketiyle sıcak kahveyle dolarken Alexander asasıyla sigarasını yaktı ve gözlerini sevgilisine çevirdi. Tek eliyle orada unutulmuş kristal bir hokka ve yazı takımıyla oynuyordu, dalgındı.

Çıkmadan önce sevgilisinin alnından öperek eline FYBS sonuçlarını aldığında böyle yaşamayacaklarını söyledi.

"Hayatım boyunca bu evde kalırım diye mi korkuyorsun?"

"Elbette hayır... Ama sana daha güzel bir hayat vermek isterim. Daha büyük bir ev alırız. Ev cinlerimiz, kocaman bir bahçemiz olur."

"Çocuklarımız rahat rahat koşturur, oyun oynar."

Bu hayal ikisini de bir süre sakinleştirdi. Esmerelda son senesini okumayacaktı, çoğu kız öğrenci için yaygın bir hareketti bu zaten, o zamana kadar evlenmiş veya biriyle sözleşmiş oluyorlardı. Sonunda çalışmayacağı için diplomaya ihtiyaç duymuyordu. Alexander ise bir seherbaz olacaktı. "En büyük hayalim savaşmak." demişti bir defasında. "Muggle doğumlularla safkanlar arasındaki bu ayrımcılıktan bıktım usandım. Büyücülük dünyasını savunmak istiyorum. Kimse birbirinden üstün ya da daha özel değil."

O gittikten sonra Esmerelda geri dönüp kahvesini bitirdi. Mutluluğu yanaklarında, alnında, teninde hissediyordu; ona duyduğu büyük sevgi her yerine işlenmişti. Aklının bir köşesinde geleceklerini düşünüp duruyordu, bütün bunların uzak birer hayal olduğunu bilmesine rağmen orada pek çok kere daha buluşacaklarını, pek çok sabaha beraber uyanacaklarını düşünmeye engel olamıyordu. Sonunda uyanacakları sabah da beraber geçirecekleri hayatın olana kadar devam edecekti bu gizli geceler ve mutluluğunu sürdürmenin tek yolunun bir süre daha sessiz kalmak olduğunu anlamıştı.

2
Boleyn Adası / İngiliz Sapığı
« : 13 Şubat, 2022 18:44:14 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Apollo'nun kendini kabul etmesi mümkün değildi. Bunun nedeni Apollo'nun bir kişi olmamasıydı; her sabah uyandığında karısının yanağına öpücük konduran, işe giderken giyeceği ayakkabıyı kravatını bağlarken seçen, işe gittiği gibi bittiğinde ne yapacağını düşleyen veya tutuklayacağı insanları, yazacağı raporları kafasında bir zaman örgüsüne oturtan hemcinsleri gibi o da bir imgeye sıkışıp kalmıştı. Karanlığından yayılan aydınlığı gülüşünde gizleyen ve yatağa gittiğinde karısına beklentiyle bakan diğer erkekler gibi o da Pazar günleri gazete alması gerektiğini, kadınların oy hakkına ihtiyacı olmadığını savunur, yaşıyla beraber çöken her bir parçasının intikamını isyanıyla çıkarırdı. Beklersiniz ki o da bir kişiydi, o da belli bir yaşa kadar bu saydıklarım gibi olduğunu umut etmişti. Aynaya baktığında birini gördüğüne emindi. Ona yazılan postaların adına, kendi adına yazıldığını bilirdi; oğlunun başını soktuğu her belaya bir kahkahayla yaklaştığında, geriye dönüp baktığında kişiliğiyle ilgili ipuçları bulabilirdi. İyi bir baba, özverili bir koca ve işine değer veren bir çalışan olmadığını bilirdi; kimi zaman diğerleri gibi olduğuna inanırdı bile. Ama çok ciddi bazı yanlışlıklar vardı.

Gece yatmadığı için sabahları uyanmazdı. Kravatı bakanlığa girene (zorunda kalana) kadar takmazdı. İşe gittiğinde aklında yalnızca önceki geceden belirsiz imgeler olurdu; hangi bahaneleri kullanacağı, hangi dosyanın altına sıkıştıracağı gibi konulara kafa yorardı. Gülmezdi, sırıtırdı. Karısından hiçbir şey beklemezdi. Onu öldüreceği günü bütün ayrıntılarıyla planlamış, evlilik yıldönümü hediyelerini birkaç yıl sonra kesilmek üzere sıralamıştı; ikinci ve üçüncü bir çocuk planlamamıştı; iş yerindeyken karşılaşırlarsa, ikisinin de sakındığı ve iş arkadaşlarının bile fark etmeye başladığı bu durum gerçekleşirse nazikçe başını sallar, ona "Bayan" diye hitap eder ve basitçe yürümeye devam ederdi. Karısı hafifçe eğilerek gülümsemeyi tercih ederdi. Hayatındaki her şeyi bildiğini düşünürdü ve bilmediği bir şey çıksa bile onu da tahmin etmiş olduğuna kendini ikna ederdi.

Peki sorun neydi? Ne yanlış giderdi? Bütün bu olay örgüsünü sıradan bir adamın sıradan bir günü olmaktan çıkaran ve onu günün birinde sokağın ortasına idam edilmeye itecek olan hata ne zaman yapılmıştı? Yanlış. O hata yapılıyordu. Her fırsatta. Ve şu anda.

Odasında yıllardır kimseyi ağırlamamıştı. O yüzden sizleri içeri davet ederken yerlerde toz topakları, lekeler ve Victorine'in 'leş' olarak adlandıracaklarını görmezden geleceğiz; onun yerine gözlerinizi gümüşi aynada gerçeği kadar kudretli bir yansıması olan ahşap yatağa çevirmenizi istiyorum; onun yatağına. Ahşap neredeyse tavana değmek istiyordu, dans ediyordu üzerindeki oymalar; dikdörtgen şeklini oluşturacak bir sona ulaşana kadar yükseliyordu dört direkli kubbe ve bazı oymaların arasında kabus görürken tırmaladığı yerler, kendi kanını sürdüğü delikler görülüyordu. Bir bıçak saplanmıştı yatağın köşesine; gümüş bir hançer. Ama o gece yataktaki tek alışılmadık şey hançer değildi. Bulamıyor musunuz? Gözünüze o kadar çok soktum ki gerçek kayıp gitti, değil mi?

Apollo ne yatağında, ne odasında ne de devasa şatonun "evim" diye adlandırabileceği bir parçasındaydı. Onun yerine yerin altındaydı; bir mit olan kazanların yanında, en az kazanlar kadar efsanevi bir odada. Yüzünde onu tanıdığını iddia eden insanların bir veya iki kere görebileceği kadar sahici bir ifade vardı, birbirinin üzerine devrilir gibi geçip giden günlerde taktığı maskelerde bulunmayan bir ifadeydi bu, cildine iyi gelmiyordu. Devasa bir gülümsemeyle kaplanmıştı suratı. Tanrı'nın gülüşü diyelim bu ifadeye, olur mu? Apollo Tanrı olduğu için değil. O anda öyle hissettiği için.

Ceset, daha birkaç saat önce November adıyla bilinen ve yatak odasında bu kadar oyalanmasıydık nefes alıp verişini duyabileceğimiz ceset, üzerine saplanıp çıkarılan mızraklara tepkisizdi. Karaciğeri delinip kan gölüne damlalar halinde yayılırken bedeni hareketsizdi; tir tir titreyen ve gülümsemeye devam eden Apollo'nun aksine, onun bu andan sosyopat zihni el verdiğinde keyif aldığını anlayabiliyorsunuzdur. Kadın, tıpkı diğer bütün kurbanları gibi, kahverengi saçlı ve yeşil gözlüydü; diğer kurbanları gibi o da ortalama bir boy ve kilodaydı. Kavisli çehresinden ve kusursuz dudaklarından öldürdüğü kadınlardan belli bir kesimin yoksun olduğu güzelliğin ona bahşedildiğini fark etmişsinizdir. Ama Apollo bu gibi detaylara aldırmazdı. O ideallerine bağlı bir seri katildi. İdealleri ne miydi? Bilmem, neden ona sormuyorsunuz, posta kutusu hepinize açıktır.

"Şu gidişe bak," dedi bir süre sonra (posta kutusunu bulmanız uzun mu sürdü?). "Yakılmaktan daha onurlu bir sonu hak ettiğini düşünüyor insan."

Cesedi yaktıktan ve bütün lekeleri temizledikten sonra, mızrağı geri yerleştirmek üzere döner merdivenlere ilerlerken "Şu anda kahvaltı yapıyor olabilirdim," diye düşündü. "Küçük orospunun yanması uzun sürdü."

Bu, az önce tanık olduğunuz ve ben anlatmaktan sıkılana kadar tanık olacağınız her şey, bir itiraf değildi. Apollo'nun tabiriyle "küçük orospu"yu kazanda yaktığını ve uzun işkenceler yaparak öldürdüğünü anlamışsınızdır, Boleyn adasında bu gibi olayların sık sık yaşandığını ve zavallı Bayan November için hiçbir umut olmadığını söylememe gerek yoktur. Bu sadece bir olay, pek çoğu yaşanan ve yaşanacak bir olay, ne zaman olduğu belirsiz ve de önemsiz bir olay, hiçbir zaman yaşanmamış olma ihtimali de mevcut. Arkanıza yaslanıp şovu seyrederken eğlenirdiniz muhtemelen, odadaki leşlere takılmamaya çalışın bir sonraki sefer.

"Günaydın," dedi karısına sırıtarak. "Güzel bir sabah, değil mi?"

Dışarıda bir şimşek çaktı. Fırtına başlıyordu.

3
Yetişkin Postası / Alexander Apollo Boleyn | Baykuşhane
« : 13 Şubat, 2022 18:30:13 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »

❛ 𝔞𝔭𝔬𝔩𝔩𝔬'𝔫𝔲𝔫 𝔭𝔬𝔰𝔱𝔞 𝔞𝔩𝔞𝔫ı𝔡ı𝔯 ❜

4
Yetişkin Karakter Başvuruları / Alexander Apollo Boleyn
« : 01 Şubat, 2022 11:35:36 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Karakterin Adı ve Soyadı: Alexander Apollo Boleyn

Karakterin Yaşı: 38

Karakterin Temel Kişilik Özellikleri: Yumuşatmaya falan gerek yok, piçin tekidir Apollo. Bencil, düşüncesiz, agresif ve pek çok açıdan sosyopattır; bütün bunları katlanabilir kılacak tek bir özelliği vardır ki o da takdire şayan zekasıdır; zira zeka henüz küçük bir çocukken bütün bu kötü özelliklerini (aslında gerçek olmayan) ikinci bir kişiliğe hapsetmesini sağlamış, çevresinde çift kişilikli olarak bilinirken, kim bilir, belki kendisini bile inandırmıştır.

Karakterin Kısaca Geçmişi: Ona evden kaçtığı söylenen ama büyüdükçe kulağına gelen dedikodulara göre ailesine kurban giden babasının yokluğunda gayet yetersiz annesinin yanında tek kalmıştır, neyse ki Pek Soylu ve Köklü Boleyn Ailesinin mensubu olan kimsenin yalnız kalması mümkün değildir. Ama ne olursa olsun kadın tarafından yetiştirilen kayıp bir insan olduğu fikrinden kurtulamaz, öz annesinin onu yetiştirirken yeterli olmadığını bilir ve küçük görür. Mezun olana kadar sürekli sinirini bastırmasının kaçınılmaz bir sonucu olarak birkaç kayıp yaşanır tarihi okulda, örtbas edilmesi kolay ancak cezasız kalmayan kayıplardır bunlar, gördüğü şiddet sonucunda Apollo'nun öfkesine intikam arzusunun katılmasına ve sonuç olarak okuldan ayrılır ayrılmaz Muggle doğumlu, soyu sopu bilinmeyen biriyle evlenmesine sebep olur. Kadın, elbette, kısa sürede ortadan kaldırılır ve ikinci evliliğinin Boleyn ailesinin (en azından uzak kolundan) bir mensubuyla olması kaçınılmaz hale gelir. Neyse ki söz konusu kadın Victorine'dir ve aileden sadece üç tip insan olduğu göz önüne alınırsa (boyun eğmiş, travmatik ve dikbaşlı) evlenmeye değer tek kişidir. Apollo akıllıdır, ama dünya üzerindeki hiçbir deha Boleyn ailesinin geleneklerine ve gerekliliklerine karşı çıkamaz, aileden dışlanıp soy ağacından çıkarılmadan da kurtulamaz. Ailesinin getirdiği güçten hep zevk almış Apollo da bu nedenle intikam almak yerine faydalanmayı seçer fırsatlarından, ketum (ve politik) duruşunu bozmamayı kıyamet koparmaya yeğler. Eadwig tek oğludur ve ailenin başına geçtiğinden beri karısının girdiği triplere bakılırsa, tek çocuğu olarak kalacaktır.

İstediğiniz Meslek: Seherbaz

Karakterinizin Mensubu Olduğu Hizip: Matushka Üçüncü Enternasyonel

Büyü Yatkınlıkları
  • Biçim Değiştirme Gücü: 3
  • Lanet Gücü: 15
  • Tılsım Gücü: 12
  • İksir Gücü: 0
Örnek RP: Emilia, Eurus ve Marseille rp'lerine bakılabilir

Sayfa: [1]