17 Nisan, 2026 09:36:50 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Isolde Aideen O'Malley

Sayfa: 1 2 [3]
31
İlanlar / Ynt: Noter
« : 29 Kasım, 2021 14:42:39 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
80 Galleon karşılığında 1 adet Ejderha Derisi Eldiven Alpharian/Omegan Av Thrawsunblat'a satılmıştır

32
Karakter Talepleri / Ynt: Galleon Talepleri
« : 22 Kasım, 2021 10:50:52 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
https://buyucedunya-rpg.com/index.php/topic,172.0.html

Gerisi sizde teşekkür ederim şimdiden ^^

33
Mag Mell - Bar / Ynt: Bir kuzgun bir kuzguna gel beraber bir şarap dükkanı açalım demiş
« : 20 Kasım, 2021 16:23:14 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Genç kızın soluksuz konuşması, Isolde’nin baş ağrısını tetiklemişti, kaşları öfkeyle çatılırken bir kez daha çocuklardan neden nefret ettiğini hatırladı: susmak bilmiyorlardı. Sadece susmayı değil, nerede nasıl konuşmaları gerektiğine dair hiçbir fikirleri yoktu, aptal ve sinir bozucuydular. Yine de bu karşısında dikilen masum yüzlü kızın insanı kendine çeken farklı bir aurası vardı, her ne kadar konuştuğu süre boyunca ağzına bir bant yapıştırmak isteğiyle mücadele etmiş olsa da söyledikleri, bir genç kız için fazla cüretkârdı. Ona kendi gençliğini hatırlatmıştı, tek amacının geçimini sağlayacak kadar para kazanmak olan yalnız dönemlerini…

Alkolün de fazlasıyla etkisi olacak ki çatık kaşları gevşemiş, yaşlarla dolmuştu gök mavisi gözleri; hiçbir kızın sokaklara düşmeyi hak etmediği düşüncesi yayılmaya başlamıştı zihninde, açmak için uzandığı pirinç kapı tokmağını bıraktı ve derin bir iç çekti. Genç kız, kadının ani duygu değişimine olan şaşkınlığını gizleyememişti, bir şeyler söylemek için ağzını aralayacakken Isolde elini kaldırdı ve sanki çok kötü bir şey kokuyormuş gibi elini hızlı hızlı yüzünün önünde salladı. “O odada tokmağı çevirdiğim anda aktifleşecek bubi tuzakları vardı, böcek.”

Bu sefer önden ilerlemeye başladı ancak ilk adımında tökezleyince kız hemen koluna girdi; karanlık koridorları geride bıraktılar, ilerledikleri süre boyunca Isolde kızın sorduğu bütün soruları görmezden gelmiş, bara inen tahta merdivenlere ulaşıncaya kadar ise tek bir kelime etmemişti. Tahta merdivenleri ağır ağır adımladılar, yaklaştıkça Isolde’nin imzası olan lavanta kokuları daha da bir keskinleşiyordu; basamakların sonuncusu da geride kalmış ve en sonunda kırmızı tonlarının hakim olduğu salona ulaşmışlardı.

“Carlos!” diye seslendi Isolde. “Buraya gel aptal adam!”

Uzun boylu genç adam, çekingen adımlarla yaklaştı yanlarına, yüzünde bariz bir korku ifadesi vardı saçları bile olduğundan soluk gözüküyordu sanki. “B-buyrunuz hanımım.”

“Bugün günlerden ne Carlos?”

“Şey… Perşembe?”

“Perşembelerden nefret ederim Carlos! Bunu sana öğrettiğimi sanıyordum!”

Isolde, derin bir nefes aldı ardından sanki az önce içindeki canavarı hiç ortaya çıkarmamış gibi arkasında dikilen genç kıza döndü. “Bu Carlos, böcek, sahip olduğu tek vasıf kedilere bakmaktır.” Oğlanı oracıkta korku içinde bırakarak barın içine doğru ilerledi, biraz ötede yeri süpüren genç bir kadını işaret ederek, “Bu Marseille, pek çok işi becerir, Carlos’un aksine.”

Carlos en eski çalışanlarından sayılmazdı, uzun boylu neşeli ve sevecen bir çocuktu, onu ne zaman işe aldığı hakkında hiçbir fikri yoktu yalnızca ansızın masaların altında beliren bütün kedilerin sorumlusu oydu. Lavanta kokusu da bu yüzden ortaya çıkmıştı zaten, Isolde ortama daha otantik bir hava katmak istediği için değil kedi kokusunun üzerini örtmek için üretmişti. Marseille ise daha eskiydi ve hiçbir zaman itiraf etmemiş olsa da onu duygusal nedenlerden ötürü işe almıştı.

Barın önüne ulaştıklarında Isolde kendini siyah sandalyelerden birine bıraktı. “Bize iki kadeh Dick.”

Pala bıyıklı, dev görünümlü adam kadının sesini duymayı beklemiyormuş gibi irkilmiş ve elindeki bir bezle silmekte olduğu bardağı düşmekten son anda kurtarmıştı. Kuzgun karası saçlı kadın, devin sakarlıklarına alışkın olduğundan göz devirdi, “Bana iki olsun,” diye de ekledi. Bir zamanlar rakibi olan Dick Dickerson, kaybettiği bir iddia sonucunda Isolde adına barmenlik yapmaya başlamıştı, iri yarı görünümüne rağmen oldukça korkak biriydi. Bu özelliği, kadını pek çok kez çıldırmanın eşiğine getirmiş olsa da içki yapımına olan doğal yeteneği yüzünden onu yanında tutmaya devam ediyordu.

İçkileri önlerine geldiğinde Isolde kendisininkinden hızlı bir yudum aldı. “Bağımlılık yapan içki fikri hoşuma gitti ama zaten bizde var. Buradaki çoğu kişiyi ne zaman işe aldığımı inan bana hatırlamıyorum bile. Albert sana kontratını imzalatır Salı günleri çalışmaya başlarsın, çekinme istediğin kadar içebilirsin, bu arada adım ne demiştin?”[/justify]

34
Mag Mell - Bar / Ynt: Bir kuzgun bir kuzguna gel beraber bir şarap dükkanı açalım demiş
« : 20 Kasım, 2021 13:48:39 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Kuzgun karası saçlı kadın elindeki kan kırmızısı bir sıvı dolu kadehi yavaşça dudaklarına götürdü, zihni sisli bir Londra sabahı kadar pusluydu yine de bu içmesine engel değildi; haftada bir gün izin vermişti kendine odasına çekilmek ve karaciğeri işlevini yitirene kadar şişe devirmek için. Fani yaşamın dertlerinden uzaklaşmak için yaptığını düşünürdü bazıları, oysa Isolde sadece alkolün tadını severdi ve sonrasında gelen boş vermişlik hissini. Bütün çalışanları bilirdi onun bu tarz günlerde hiçbir koşulda rahatsız edilmemesi gerektiğini, aksi takdirde başlarına gelecek en hafif şey kovulmak olursa ne ala!

Odanın kapısını sertçe çalan ve onayını almadan içeriye giren kız kahvaltıda büyük bir porsiyon cesaret iksiri içmişti Isolde’ye göre ya da yalnızca belasını arıyordu, yapması gereken ona bir uğursuzluk laneti atmak ve doğrudan dışarıya postalamaktı ancak asasının almak için çaba harcatacağı bir uzaklıkta olması kızı kurtarmıştı, en azından şimdilik. Boş kadehine biraz daha içki boşaltırken “Defol!” dedi yalnızca.

Yavru köpek bakışlarıyla kendisini izleyen kızın ise hiçbir şekilde yanından ayrılacakmış gibi bir duruşu yoktu, burayı her nasıl keşfettiyse ilgi çekici bir kararlılıkla ne olursa olsun bu işi kabul edecekmiş gibi görünüyordu. Bilinen bir gerçek vardı ki o da Isolde’nin kaç yaşında olurlarsa olsunlar çocuklardan nefret ettiğiydi, bu velet de nasıl bir cesaretle kendisinden iş isteme aptallığında bulunduysa ona güzel bir ders verirdi.

Tek bir dikişte kadehini bitirdi, “Pekala,” dedi. “Bakalım buralarda sana uygun bir pozisyonumuz var mıymış, takip et beni böcek.”

Yavaş ve dikkatli bir şekilde doğruldu, eğer dengesini kaybedip düşerse geri kalkmamak gibi bir huyu vardı; genç kızın koluna girmesini işaret etti ardından küçük gezintilerini başlatmak adına ayrıldı odasından. Tavernada bulunmaya alışık olmayan biri loş koridorlarda kaybolabilirdi rahatlıkla, kuzguni saçlı kadın ise yanındakini kendisinin bile mecbur kalmadıkça uğramadığı zifiri karanlık bölümlere doğru sürüklüyordu. Amacı, buranın onun yaşında bir büyücüye uygun olmadığını öğretmekti.

Koridorun duvarlarındaki portreler şaşkınlıklarını belli eden sesler çıkarıyorlardı yanlarından geçtiklerinde, barın sahibesi o gün ilk defa lütfedip dışarıya çıkmıştı, bu alışılmışın dışında bir şeydi. "Ben senin yaşındayken, gizlice kaçırdığım malzemeler ile Muggle kadınlara kocalarından kurtulmalarını yardım etmek için ilaç satıyordum," sanki havadan sohbet edermiş gibiydi ses tonu, hitap ettiği kişin kız olup olmadığı ise belirsizdi. Yalnızca tek bir mumun aydınlattığı, örümcek ağlarıyla kaplı bir koridora girdiler, rutubet ve toz kokusu boğaz yakıyor, koridorun sonundaki pencereden gelen rüzgar sesleri insanın tüylerini diken diken ediyordu. Sağ taraftaki tahta bir kapıya yöneldirler.

“Buradan, benim çok sevdiğim zehir mahzenine iniyoruz böcek, yani tabii ki de öyle söylemek istemedim burada yalnızca birinci sınıf içkiler bulunmakta, her neyse şimdi söyle bana sana neden iş vermemi istiyorsun?”
[/justify]

35
Mag Mell - Bar / Ynt: Scarlet Masquerade
« : 17 Kasım, 2021 16:33:37 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Isolde bir gözlemciydi. Kısa bir bakışla çözebilirdi karşısındakinin bütün hikayesini, sokakta geçirdiği yıllar kazandırmıştı ona bu yeteneği. Hayatta kalabilmek için kimin iyi kimin kötü olduğunu ayırt etmeyi öğrenmesi gerekmişti. Konuklarının maskeler ardına gizlenmiş simalarını izlemek gençlik yıllarına, kafasının karışık olduğu zamanlara götürmüştü onu. Ancak bu defa bilinmezlik kabuslarını süsleyen bir canavar değil, parçaları birleştirilmeyi bekleyen bir yapboz gibiydi. Ve Isolde her bir parçayı yerine koyacak, bundan zevk alacaktı.

Minik böceğin kulak okşayıcı melodileri büyülü orkestrayla birleştiği, dinleyenleri de haklıca mest ettiği sırada kendine bir şampanya doldurdu, kusursuz işleyen baloyu izlemeye koyuldu. Her şeyin sarpa saracağı daha bariz olamazdı; her şeyi kusursuz yapan da buydu. Fırtına öncesi sessizlik.

Abanoz saatin çanları bu olay için kurulmuş gibi çınladı ışıklar söndüğünde, ortama kasvet ve korku hakim olurken Isolde bunu tahmin edebildiği için az kalsın kahin diyecekti kendine. Aynı zamanda kızıyordu kendine, dahiceydi nihayetinde, önce kendisi akıl etmeliydi böylesi bir finali, ucunda ölüm bile olsa müteşekkirdi cadı avcılarına.

Kırmızı sıvı dolu kadehi dudaklarına götürdü insanlar panikle kaçışmaya başlarken, sırf biraz canları tehlikeye giriyor diye böyle bir yaygara çıkarmalarını hiçbir zaman anlamlandıramamıştı kuzguni saçlı kadın. Taverna harabeye dönecekti ve eğer hasar büyünün onarabileceğinin üzerine çıkarsa bütün işleri kız kardeşine devrederek çekip gitmek en mantıklı seçenek gibi görünüyordu.

Bir başka yudum almak için davrandı kadehine, elbette bir noktada dahil olması gerekecekti olaylara fakat o nokta gelene kadar tablonun tadını çıkarmayı hak bellemişti kendine. O sırada ne olduğu anlaşılmayan bir cisim çarptı eline; kristal kadeh düşüp tuzla buz olurken Isolde bunun Tanrı'dan bir işaret olduğunu anladı.

Gözleri hemen minik böceği aradı, dehşete düşmüş bir ifadeyle kendi yaşlarında bir oğlana saldıran cadı avcısına donmuş halde bakarken buldu onu. Tedbir amaçlı baldırına sakladığı zehir kaplı bir hançer ile birlikte kıza doğru ilerledi. "Gidiyoruz." Bu kadar basitti yapmaları gereken, yanlış bir adımla patlamadan mayın tarlasının çıkışına ulaşmaktı yalnızca. Kızı kolundan tuttuğu gibi bara doğru sürüklemeye başladı, kel arkadaşı Dickerson'un tezgahın altına saklandığını tahmin edebiliyordu. Ve tahmin ettiği gibiydi de, bira fıçısının yanında cenin biçiminde yatmış devasa adama seslendi hiddetle. "Aptal adam, tavernayı yıkıyorlar!" Keline bir şaplak attı ve ayağa kalkması için ensesinden yakaladı. "Marseille'yi bul, buradan gidiyoruz."

Kel dev felix felicis almış gibi fırladı ayağa, arkasındaki rafın sekizinci sırasındaki parmak büyüklüğündeki şişeleri cepledi ve bir görev adamı misali biricik garsonlarını getirmek amacıyla harekete geçti. Isolde her ne kadar ciddi ve odaklı kalması gerektiğini bilse de adamın önüne çıkan herkese elindeki şişeleri fırlatmasına gülmeden edemedi.

Ciddiyetsizliğinin bedelini ödeyecekmiş gibi hissediyordu ama kaderin önüne ne çıkaracağını kim bilebilirdi ki? Eğer bu gece ölürse katiline teşekkür edecekti. Şimdilik barın büyük tezgahının arkasında durmak onları güvende tutuyor gibi görünüyordu. Çok geçmeden dev adam omzuna attığı bir kadınla zıpladı yanlarına. Marseille'yi bırakmasına fırsat vermeden "Haydi!" dedi Isolde, barın arkasındaki gizli geçitte gözden kaybolmadan önce son bir kez arkaya dönüp baktığında tavandaki mührü kırmaya çalışan bir grup insana karşı göz devirmeden edemedi.

"Ne olurdu uslu uslu ölseniz, tavernayı talan ettiniz!"[/justify]

This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d10 : 4, total 4
Destek 1d10 : 2, total 2
Talih 1d10 : 9, total 9

36
Mag Mell - Bar / Ynt: Scarlet Masquerade
« : 31 Ekim, 2021 00:03:23 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Siyah desenlerin kadifeye benzer duvarlarda dans ettiği odada, aynaların arasındaki duvara yaslanmış kocaman abanoz bir saat duruyordu. Sarkacı donuk, ağır, tekdüze bir çınlamayla bir yandan öbür yana sallanıyordu; yelkovan, yüzeydeki devimini tamamlayıp zamanı gösterdiğinde saatin pirinçten ciğerlerinden berrak, acılı ve fazlasıyla müzikal bir ses duyuluyordu; ama bu ses öyle tuhaf, öyle belirgindi ki orkestranın çalgıcıları çaldıkları salonun bir köşesinde işlerine bir anlığına ara verip sese kulak kabartmak zorunda kalıyordu; bu yüzden valsçılar dans esnasındaki dönüşlerini çaresizce sürdürüyor, neşeli topluluğun keyfi bir süreliğine kaçıyordu; saatin çanları çaldıkça en yakında olanların benzinin attığı, kapının yanında bekleyenlerin teslim olmuşçasına gözlerini kapattığı, küçük beyinlerinden taşmakta olan telaşın tekinsiz ellerine kendilerini bıraktığı görülüyordu.

Her saat başı tekrarlayan bu melodinin mucidiyse duvarla birleşmek üzere tasarlanmış gibi gözüken siyah elbisesinin son detaylarıyla uğraşmaktaydı. Diğerlerinin aksine ses onu rahatsız ediyor gibi görünmüyordu; aksine, saniyelerin tıkırtıları kulağını doldurdukça, içeride devam eden şamataya sızmakta olan karanlığı sezinledikçe kırmızı elmaslarla çevrili maskesinin ardında kaybolan yüzü bir gülümsemeyle aydınlanıyor, yaydığı enerjinin bütün mekânı çevrelemiş olduğu düşüncesi kendinden tuhaf bir tatmin duymasını sağlıyordu. Hafızalara kazınacak türden bir gece olacağından emindi, nihayetinde tarih kitaplarını besleyecek türden bir keşmekeş eksik olmazdı zat-ı muhteremin bulunduğu yerde.

Binayı inleten çan seslerinin sonuncusu duyulduğunda hazırlıklarını tamamlamıştı sonunda, Isolde’nin emin olduğu başka bir konu varsa o, bu gece kusursuzluk denilen şey et ve kemiğe bürünüp tavernayı ziyarete gelecek olsaydı kendisinin bedaat-ı harikalığının yanına bile yaklaşamayacağıydı. Yüzüne gülümsemeye yakın, cezbedici bir ifade oturtmuştu; aslında “Büyük girişi” için balonun kendisinden daha çok kafa yormuştu kırmızıların kadını, istediği şey orada bulunan herkesi kendine hayran bırakmaktı ve hatta düşman kesilecek kadar hasetten çatlamalarını sağlamaktı. Sırf bu yüzden bir göz boyama büyüsü üzerinde çalışmayı düşünmüş ancak sonrasında bir avuç aptalı etkilemek için o kadar emek sarf etmeye gerek olmadığına kanaat getirmişti; cazibesi tek başına yeterliydi, gerisinin lüzumu yoktu.

Odanın kapısının dışında kırmızılara bürünmüş genç bir kız bekliyordu kendisini; yeşilin en can alıcı tonundaki gözlerinde okunan heyecan parıltılarına tezat, oldukça sakin bir duruşu vardı. Kuzguni saçlı kadın, bir eliyle kızın çenesini tuttu ve düzeltilecek bir hata bulmak adına baştan aşağı süzdü kendisini ancak yaşına göre oldukça cesur göğüs dekoltesine rağmen tam istediği gibi olmuştu: kusursuz.

-Nefis görünüyorsun, böcek.

Adımlarını bara inen merdivenlere çevirdi, Olması gerekenden fazla rahat hissetmesi onun için her şeyi kolaylaştırıyor, adımlarını tüy gibi bir hafiflikte atarken yaklaştıkça şiddeti artan müzik sesi ile tanrının huzuruna ulaşmış gibi hissediyordu; nihayet basamakların sonuncusuna ulaştığında dudaklarının arasından sakince nefesini verdi.

Kadife salondaki abanoz saatin çan sesi yankılandı. Sonra bir anlığına, saatin sesinden başka her şey durdu, her şey sessizleşti. Ama sesin yankıları uzaklaşınca -uzun bir an sürmüştü- telaşlı bakışlar merdivene doğru yükseldi. Odayı inleten orkestra bırakmıştı çalmayı, tüm salon sessizliğe gömülürken hiçbir konuk sesli nefes almayı bile göze alamadı; çünkü gece ilerlemişti ve kan rengindeki camlardan daha kızıl bir ışık süzülüyordu; kara örtülerin karanlığı ürkütücüydü; abanoz saatin, daha uzakta eğlenenlerin uzaktan katlandıkları boğuk sesi, kara halıya adımını atana daha ağır bir şekilde ulaşıyordu. Yakutlarla bezenmiş maskesinin ardından kalabalığı süzdü gece mavisi gözleriyle, pek çoğunun kostümü takdire şayan bir yaratıcılıkla seçilmişti: Gece, Tanrı, Adem ve Havva… Biri, Kitâb-ı Mukaddes’ten önlerine çıkan ilk kelimeyi seçme fikrini bulmuş ve diğerleri de ona ayak uydurmuş gibi hissettirmişti gördüğü manzara.

-Mag Mell Taverna’ya hoş geldiniz. Gecikmemi hoş görürsünüz umarım, gecenizi unutulmaz kılmak için son ana kadar çalışmayı vazife edinmiş bulunmaktayım. İzninizle sizlere meleksi sesiyle ruhunuzu mest edecek genç yıldızımızı takdim edeceğim. Ve müzik…

Bir parmak şaklatması ve enstrümanlar tekrar çalmaya başlar, genç kız sahneye doğru ilerlerken Isolde’nin aklında yalnızca yaklaşması kaçınılmaz olan o kaos vardı…
[/justify]

37
Mag Mell - Bar / Scarlet Masquerade
« : 25 Ekim, 2021 23:54:42 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »

Mag Mell Taverna - Drinkery & Hostelry



Ve binlerce kişi bir araya geliyor yılın bu en kanlı zamanında,
Maskelerin ardına gizlenmiş hepsinin yüzleri, sanki gerçekte hiç yapmıyorlarmış gibi
Açıkta kalan gözlerinin ardından okunabiliyor yüreklerinden geçenler yine de
Kaosa ve fani bedenlerinin dünyevi zevklere olan açlığını gizleyemiyor hiçbiri.

Ve gece yarısı çanları çaldığında sizler için açılacak kapılarımız
Kalbinizin en derinlerindeki arzuları yerine getirmek ve gecenizi ölümsüz kılmak için
Müziğin eşsiz tınısı ağır ağır sizi içine çekerken kaybolacak yaşamın beyhude telaşı
Kadife duvarlar kızıl ağlarken biliyorlar kim katili masumiyetin
Bir hande eşliğinde yaşarken kendini bilmezliktir günahların en esası

Mag Mell’de geçireceğiniz bir gece bedeldir adeta Marihuana’ya



[spoiler]

Kapıdan içeri adım atar atmaz lavanta esanslı bir tütsü kokusu karşılıyor misafirini ancak ilk defa soluyana oldukça ağır gelebilen bu kokuya alışmak hiç de zor değil, biraz zaman geçirince hafifliyor ve nahoş bir neşe katıyor insanın ruh haline. İçerisi biri sanki zaten loş bir aydınlatma sağlayan mumların ışığını özellikle kısmış gibi oldukça karanlık, dolayısıyla ilk bakışta bar haricinde barda bulunan nimetlerin farkına varılması mümkün değil. Tahta zeminden ilerleyip barmenin tavsiyesi kokteyllerden birinin tadına baktıktan sonra bambaşka bir güzelliğe bürünüyor mekân. Barın çaprazında daima birilerinin fal baktığı otantik bir köşe bulunmakta, üstelik tavernaya ilk defa gelenlerden herhangi bir ücret alınmadığı da biliniyor.

Mekân hakkındaki önemli detaylardan biri de kırmızının koyu tonlarının pek çok yerde kullanılmış olması, özellikle duvarlardaki portrelerin gözlerinin kan renginde olması buranın sahibinin vampir olup olmadığı sorusunun sorulmasına neden olmakta. Duvarlarda içinde çeşitli objeler bulunan vitrinler dayalı, bazılarının içinde neye ait olduğu anlaşılmayan bir kafatası gibi ilginç şeyler varken, bazılarının içinde pahalı olduğu her halinden belli olan mücevherler sergilenmekte. Fakat şimdiye kadar çalmaya cesaret edenin çıkmadığı da bir gerçek.

Kendi kendilerine çalmaları için büyülenmiş enstrümanlar bir köşede çalarken bazı günler ise onların kasvetli şarkılarının yerini alan okul çağındaki bir genç kızın meleksi sesini duymak mümkün. İçerideki masa sayısının bilinmediği gibi hangi masanın misafirlerin karşısına ne çıkaracağı bilinmemektedir. Bir keresinde bir müşteri oturduğu anda koltuğun patladığını iddia etmiş, hatta Merlin ve onuru üzerine defalarca yemin etmiştir. Ancak bu olay yaşandığı sırala olağanüstü derecede alkollü olduğu için kimse ona inanmamıştır.
[/spoiler]

Notlar:
1- Herkesin atacağı RP'yi aşağıdaki ek seçenekler alanında bulunan "Maske Takıp Gönder" butonuna basarak göndermesini rica ediyoruz.
2- RP'lerinizin başına oyuncular gizli olsa da tipin akılda kalması açısından önemli bir rol oynayacağından karakterinizi dışarıdan tanımlayan, (kızıl saç, mücevher, göz rengi vb.) kendine has özelliklerin ön planda çıktığı akılda kalıcı bir betimleme eklemelisiniz.
3- Herkesin RP sonunda bir zar (Düello Zarı) atması ve nedenini sorgulamaması gerekmektedir (:

38
Yetişkin Karakter Başvuruları / Isolde Aideen O'Malley
« : 19 Ekim, 2021 19:30:27 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Karakterin Adı ve Soyadı: Isolde Aideen O’Malley

Karakterin Yaşı: 33

Karakterin Temel Kişilik Özellikleri: ENTJ kişilik tipine sahiptir, büyüleyici güzelliğiyle insanları kendine hayran bırakma yeteneğinin yanı sıra oldukça iyi bir gözlemci ve analizci olduğu bilinmektedir. Sarkastik ve değişken bir yapıcı olsa da her zaman hedef odaklıdır ve insanları nasıl ağına düşüreceğini bilir.

Karakterin Kısaca Geçmişi: Sırlar ve gizemlerle dolu bir yaşamı olan cadının geçmişi hakkında pek az şey bilinmektedir. Annesi, babasını terk edip başka bir adamdan çocuk yapmış ve Isolde uzunca bir zaman kan bağına sahip olduğu herkesten nefret etmiştir. Soranlara gençliğinin büyük bir bölümünde yalnız olduğunu söyler, iksire –özellikle zehirlere- ilgisinin olduğunu fark eden iksir profesörünün belki de geçmişte en çok saygı duyduğu büyücü olduğu bilinmektedir. Şifacılık gibi kendini sağlam bir çatının altına sokabileceği mesleklere yönelmesi için onu ikna etmeye çalışan pek çok kişi olmuş ancak Isolde bir üniformanın içinde yirmi dört saat aptallıkları yüzünden hastaneye düşmüş insanlarla ilgilenmeyi hiç cazip bulmadığı için stajyerlik döneminde St Mungo’yu terk etmiştir. Ardından bir süre Knockturn Yolu’ndaki bir dükkanda çalışmış ve bu süreçte kara büyünün inceliklerini öğrenmiştir. La Fay Şifacılar Topluluğu’na da Knockturn Yolu’nda çalışırken tanıştığı bir cadı sayesinde katılmıştır. Hayatındaki major denilebilecek olaylardan bir tanesi de annesinin dünyadan göçüp gitmesidir, her ne kadar kendisine ihanet ettiğini düşünse de her koşulda arkasında durmuş bu kadının ne kadar değerli biri olduğunu o öldüğünde fark eder. Aile yadigarları malikanelerinin başına geçer ve zemin katını restore ettikten sonra yalnızca saygın cadı ve büyülere hizmet veren bir yer olacak biçimde işletmeye başlar. Fakat bu bar hakkında bazı söylentiler yayılır zamanla, bunlardan biri oranın meşhur joker içkisinden içenlerin zamanla buna bağımlı hale gelmesi ve uzun vadede yan etkilerinin olduğudur. Isolde, bu söylentiler hakkında hiçbir zaman yorum yapmaz, eğer soran olursa yalnızca güler ve ev yapımı şarabından teklif eder. Yıllar sonra pek görüşmediği ve aynı oranda bayılmadığı üvey kız kardeşi yanına yerleşir ve kendi alanlarına sadık kalmak koşuluyla malikanelerini beraber işletmeye başlarlar.

İstediğiniz Meslek: Mekan sahibi

Mekan Bilgisi:

Mekan adı: Mekan adı: Mag Mell Taverna - Drinkery & Hostelry

Londra’nın göbeğinde, Muggle’lardan gizlemek adına pek çok koruma büyüsü ile donatılmış çok katlı, geniş bir yapıdır ailelerinden miras kalan malikane. Annelerinin vefatının ardından buluşan iki kız kardeş tarafından büyücülere özel hizmet veren bir tavernaya dönüştürülmüştür. Zemin katı Isolde’nin zevkleri doğrultusunda koyu renklerin ağırlıkta olduğu gotik bir tarzda dekore edilmiş bir bar iken, geri kalan katların tamamı kız kardeşinin denetiminde kişi başına belli bir ücret karşılığında kiralanan odalar ile dolu bir otel biçiminde işletilmektedir.

Mekan Açıklaması: Siz sadece bizim misafirimiz değilsiniz.

Mag Mell Taverna’yı ziyaret eden siz saygıdeğer müşteriler için “misafir” kelimesini kullandığımızda sizlere verdiğimiz değeri yeterince hissettiremediğimizi düşünüyoruz.

Bir arkadaşınızı ziyaret ettiğinizde, ne kadar alçak gönüllü olursa olsun, sunabileceği her türlü misafirperverliği kabul etmek zorunda hissedersiniz. Çünkü onun “misafiri” olduğunuzu bilirsiniz, dolayısıyla misafirperverlik ruhunu asla eleştirel bir tavırla ihlal edemezsiniz. Ancak burada hiçbir şekilde böyle bir yükümlülüğünüz yok.

Mag Mell Taverna sizin eviniz. Siz burada bir misafirden çok daha fazlasısınız, yani başka bir değişle buranın ev sahibisiniz. Otelimizin sunduğu kolaylıklar tamamen sizin için tasarlanmıştır; hizmetçilerimiz, sizin hizmetçilerinizdir. Nasıl evinizde hizmetçiler misafirlerinizin konforuna katkıda bulunmak için çalışıyorsa, burada Mag Mell Taverna’da çalışanların yönetime değil, size hizmet ettiğini hissettirmeye çalışıyoruz. Eğer bir gün pek çok gezgin büyücü gibi yolunuz buraya düşerse hiçbir şekilde pişman olmayacağınızın garantisini memnuniyetle verebiliriz.


Karakterinizin (varsa) Mensubu Olduğu Hizip: La Fay Şifacılar Topluluğu

Büyü Yatkınlıkları

Biçim Değiştirme Gücü: 8

Lanet Gücü: 7

Tılsım Gücü: 5

İksir Gücü: 15

Örnek RP: [spoiler]Zaman zaman camdaki büyülü vitraylardan yansıyan gün ışığı, yerde rengârenk çeşitli şekiller oluştururdu. Bu görüntü küçük kızın yaşadığı karanlık şatoda sevdiği sınırlı şeylerdendi. Nerede ortaya çıkacaklarını tahmin eder resim defterini ve boyalarını yanına alarak geniş pencerelerin dibine oturur benzerlerini çizmeye çalışırdı. Küçük yaşlarından beri görmeye alışık olduğu bu tanrıça figürlü vitraylar tek başlarına oldukça görkemli olsalar da yansımaları ayrı bir güzel gelirdi gözüne. Işıkla ortaya çıkan görsel bir şölendi onun için.

Tesadüf odur ki aile reisleri, Tiamat’ın yegâne temsilcisi, Steven Mcfandeef tarafından çağırıldığının haberini aldığında yine bu pencerelerden birinin önündeydi. Haberi ileten efendi Mcfandeef’in sürekli peşinde dolaşan ailesinin diğer üyeleri gibi açık tenli, uzun ve ince yapılı bir adam olan Ceasar Mcfandeef’ti; nam-ı diğer Crutos. Küçük kız ona seslenilene kadar farkında değildi gelenin, çoktan renklerin cazibesinde kaybolmuş kendini hayallere kaptırmıştı. Kalın bir perdeden çıkan ses “efendi seni çağırıyor,” demiş ve onun irkilmesine neden olmuştu. Önce minik ellerinden düşürdüğü kırmızı renkli boyasını yerden aldı sonra kafasını karşısındakine çevirdi. “Ne?” kelimesi çıktı ‘O’ şeklini almış dudakları arsından.

Adam bir şey söylemek yerine onu takip etmesini işaret etti. Küçük kız yanıt alamayacağını bildiğinden nedenini sormak yerine defterini ve boyalarını topladıktan sonra adamın peşine takıldı. Tek kişilik ritüelini bırakmak onu üzse de verilmiş bir emri geri çevirme gibi bir lüksünün olmadığını biliyordu. Nihayetinde bunu zor yoldan öğrenmişti. Sessizlik içinde ilerledikleri, meşalelerle ayrılmış taş koridorlardan bakışlarını yanındaki adama çevirdi. “Crutos,” dedi tiz çıkan sesiyle. Küçüklüğünden beri çevresindeki herkes ona böyle hitap ettiğinden kendisinin de dilinde yer etmişti. Nasıl gökteki güneşe neden ‘güneş’ dendiğini sorgulamadıysa bunu da hiçbir zaman sorgulamamıştı. Belki de bilmediği bir dilde ‘biraz salak’ demekti, kim bilir? “Babam da orada mı?”

Crutos, aceleci bir tavırla “Evet,” diye yanıtlamıştı sorusunu. Ve o an kız, sanki bir rüyadan uyandırılmış gibi durumun ciddiyetini kavramaya başladı. Görüşünü kirleten ve kulaklarını tıkayan pembe bulutlar dağılmıştı adeta. Her ne kadar kaçmaya çalışsa da bir süredir ailesi arasında yapılan toplantılarda onun hakkında konuşulduğundan haberdardı. Dolayısıyla bu günün geleceğini, kaderiyle yüzleşmek zorunda kalacağını da biliyordu. Sadece bu kadar erken olmasını beklememişti, o kadar. Kaçış planını tamamlamasına yetecek daha çok zamanı olacağını sanmış fakat anlaşıldığı kadarıyla yanılmıştı. Onu bu denli korkutan şey ise ailesinden her on bir yaşına basmış üyenin geçmek zorunda olduğu bir sınavdı. Ancak o zaman ailenin gerçek bir parçası olabilirdi. Küçük kız ise ne bu ailenin bir parçası olmak ne de hakkında hayırlı tek bir kelime bile duymadığı o sınava katlanmak istiyordu.

Efendi Steven Mcfandeef’in odasına yaklaştıklarında göğsünün ortasında bir yumru hissetti kız. Kalbi kaburgalarından fırlamak istermiş gibi atmaya başlamış, nefes alış verişleri zorlaşmıştı. Gururunu bir kenara bırakarak “Bana biraz daha zaman verin, sonra istediğiniz her şeyi yapacağım söz!” diye yalvarmak ve efendisinin ayaklarına kapanarak ağlamak istiyordu. Ve bunu gerçekten yapabilirdi de. Crutos, girmesi için odanın kapısını açtığında tavan yapmış korkusunu gizlemeye çalışarak yüzüne kendinden emin bir ifade oturttu. Steven Mcfandeef, kızın babasıyla yaptığı konuşmayı noktaladıktan sonra başını onlara çevirmişti. Küçük kız, adamın gönderdiği gergin gülümsemeye karşılık başıyla bir reverans yaptı. Ardından geçmesi için işaret edilen odanın bir köşesine yerleştirilmiş rahat koltuklara doğru ilerledi. Titreyen bacaklarının kendisini ele vermemesini umuyordu.

Odada yaşanan o kısa süreli sessizlik küçük kız için yaşayacağı sekiz ömre bedeldi. Ne dikkatini çok sevdiği kitaplara verebilmiş ne de odanın bilmediği herhangi bir detayını inceleyebilmişti. Firuze gözlerini odanın ortasında volta atan adamdan bir damla dahi ayırmadan konuşmaya girmesini bekledi. Adam, “Söyle bana Morana,” dedi nihayet. “Hogwarts’a gitmekle ilgili düşünüyorsun?”

Küçük kız “Hogwarts mı?” dedi sesinin heyecanla yükselmesine engel olamadan. Hogwarts hakkında pek çok şey duymuş ve okumuştu. Hatta orada bir saat geçirmek için pek çok şeyini hiç düşünmeden feda edebilirdi. Tam düşüncelerini dile getirmeye hazırlanıyordu ki babasının odadaki varlığı bir tokat gibi çarptı yüzüne. Üzerinde hissettiği baskı ile Efendi Steven Mcfandeef’in yeşil gözlerinin içine bakarak ağzını bir açtı bir kapadı. “Yani… Orada ölen öğrenciler olduğunu duymuştum…”
[/spoiler]

39
Avatar & İmza / Ynt: Avatar Kayıtları
« : 02 Ekim, 2021 19:35:26 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Isolde Aideen O'Malley - Eva Green

Sayfa: 1 2 [3]