[justify]Isolde bir gözlemciydi. Kısa bir bakışla çözebilirdi karşısındakinin bütün hikayesini, sokakta geçirdiği yıllar kazandırmıştı ona bu yeteneği. Hayatta kalabilmek için kimin iyi kimin kötü olduğunu ayırt etmeyi öğrenmesi gerekmişti. Konuklarının maskeler ardına gizlenmiş simalarını izlemek gençlik yıllarına, kafasının karışık olduğu zamanlara götürmüştü onu. Ancak bu defa bilinmezlik kabuslarını süsleyen bir canavar değil, parçaları birleştirilmeyi bekleyen bir yapboz gibiydi. Ve Isolde her bir parçayı yerine koyacak, bundan zevk alacaktı.
Minik böceğin kulak okşayıcı melodileri büyülü orkestrayla birleştiği, dinleyenleri de haklıca mest ettiği sırada kendine bir şampanya doldurdu, kusursuz işleyen baloyu izlemeye koyuldu. Her şeyin sarpa saracağı daha bariz olamazdı; her şeyi kusursuz yapan da buydu. Fırtına öncesi sessizlik.
Abanoz saatin çanları bu olay için kurulmuş gibi çınladı ışıklar söndüğünde, ortama kasvet ve korku hakim olurken Isolde bunu tahmin edebildiği için az kalsın kahin diyecekti kendine. Aynı zamanda kızıyordu kendine, dahiceydi nihayetinde, önce kendisi akıl etmeliydi böylesi bir finali, ucunda ölüm bile olsa müteşekkirdi cadı avcılarına.
Kırmızı sıvı dolu kadehi dudaklarına götürdü insanlar panikle kaçışmaya başlarken, sırf biraz canları tehlikeye giriyor diye böyle bir yaygara çıkarmalarını hiçbir zaman anlamlandıramamıştı kuzguni saçlı kadın. Taverna harabeye dönecekti ve eğer hasar büyünün onarabileceğinin üzerine çıkarsa bütün işleri kız kardeşine devrederek çekip gitmek en mantıklı seçenek gibi görünüyordu.
Bir başka yudum almak için davrandı kadehine, elbette bir noktada dahil olması gerekecekti olaylara fakat o nokta gelene kadar tablonun tadını çıkarmayı hak bellemişti kendine. O sırada ne olduğu anlaşılmayan bir cisim çarptı eline; kristal kadeh düşüp tuzla buz olurken Isolde bunun Tanrı'dan bir işaret olduğunu anladı.
Gözleri hemen minik böceği aradı, dehşete düşmüş bir ifadeyle kendi yaşlarında bir oğlana saldıran cadı avcısına donmuş halde bakarken buldu onu. Tedbir amaçlı baldırına sakladığı zehir kaplı bir hançer ile birlikte kıza doğru ilerledi. "
Gidiyoruz." Bu kadar basitti yapmaları gereken, yanlış bir adımla patlamadan mayın tarlasının çıkışına ulaşmaktı yalnızca. Kızı kolundan tuttuğu gibi bara doğru sürüklemeye başladı, kel arkadaşı Dickerson'un tezgahın altına saklandığını tahmin edebiliyordu. Ve tahmin ettiği gibiydi de, bira fıçısının yanında cenin biçiminde yatmış devasa adama seslendi hiddetle. "
Aptal adam, tavernayı yıkıyorlar!" Keline bir şaplak attı ve ayağa kalkması için ensesinden yakaladı. "
Marseille'yi bul, buradan gidiyoruz."
Kel dev felix felicis almış gibi fırladı ayağa, arkasındaki rafın sekizinci sırasındaki parmak büyüklüğündeki şişeleri cepledi ve bir görev adamı misali biricik garsonlarını getirmek amacıyla harekete geçti. Isolde her ne kadar ciddi ve odaklı kalması gerektiğini bilse de adamın önüne çıkan herkese elindeki şişeleri fırlatmasına gülmeden edemedi.
Ciddiyetsizliğinin bedelini ödeyecekmiş gibi hissediyordu ama kaderin önüne ne çıkaracağını kim bilebilirdi ki? Eğer bu gece ölürse katiline teşekkür edecekti. Şimdilik barın büyük tezgahının arkasında durmak onları güvende tutuyor gibi görünüyordu. Çok geçmeden dev adam omzuna attığı bir kadınla zıpladı yanlarına. Marseille'yi bırakmasına fırsat vermeden "
Haydi!" dedi Isolde, barın arkasındaki gizli geçitte gözden kaybolmadan önce son bir kez arkaya dönüp baktığında tavandaki mührü kırmaya çalışan bir grup insana karşı göz devirmeden edemedi.
"
Ne olurdu uslu uslu ölseniz, tavernayı talan ettiniz!"[/justify]
This dice roll has been tampered with!Yetenek 1d10 : 4, total 4
Destek 1d10 : 2, total 2
Talih 1d10 : 9, total 9