Büyücedünya RPG

Dünya Ülkeleri => Birleşik Krallık => Konuyu başlatan: Uldin Buzkurdu - 10 Nisan, 2023 23:54:37 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866

Başlık: İki kardeş
Gönderen: Uldin Buzkurdu - 10 Nisan, 2023 23:54:37 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Gecenin bir yarısı rahatsız edici yatağına uzanmış tavanı seyrediyordu. Duyduğu tek ses kurdun homurdanmaları, dışarıdan esen rüzgar, gece yarısı çalışan fabrikalar ve otel sakinlerinin sesiydi. Aşağıda ki katlarda bir adam şiddetli bir şekilde öksürüyordu, yan odada kalan kadın ise ağlıyordu.
Bu oteli tarif etmek gerekirse; Kapısı, zamanın ve hava koşullarının etkisiyle paslanmış ve aşınmış durumdadır. İçeriye adım atmanızla birlikte, kötü karanlık atmosfer sizi sarar. Holdeki eski gaz lambası, ortamı aydınlatmaya yetmez ve gölgeler karanlık köşeleri daha da belirgin hale getirir.
Koridor boyunca yürüdüğünüzde, odaların içindeki kasveti hissedersiniz. Oda kapıları eski ve paslıdır. Odalardan gelen ince ışık huzmeleri bile oda içindeki karanlık havayı dağıtamaz. Odalarda eski ve yıpranmış mobilyaların yanı sıra, yer yer görülen nem ve küf izleri, konaklamak istemeyeceğiniz bir yer olduğunu açıkça ortaya koyar. Her odanın içinde sayısız insanın sayısız karanlık hikayeleri yatmaktadır.
Yemek salonu, dar ve karanlık bir odadadır. Tek ışık kaynağı, tavanın ortasında asılı olan eski bir avize lambasıdır. Bu lamba bile yeterince ışık sağlamaz ve yemek salonu, hüzünlü bir atmosfere sahip bir yer haline gelir. Bu otelde geçirdiğiniz her vakitte, gaz lambalarının yetersiz aydınlatmasından doğan karanlık köşelerin her biri mutlaka bir sanrı görmenize neden olmaktadır.
İşte tüm bu oteli bay Çatlak Kafa işletir, zaten onun gibi biri dışında bu işi yapabilecek başka birisi olabileceği düşünülemez. Bay Çatlak Kafa geniş kafalı, epey seyrek saçlı, göz altları her daim morarmış gözüken, önden iki dişi olmayan, tükürerek konuşan sinirli aksi bir ruhtur. Uldin ona ruh demeyi yakıştırır çünkü Çatlak Kafa, kendisini sinirlendirmeyecek bir olay dışına genelde tepkisizdir. İşin ilginç tarafı Çatlak Kafa neredeyse hiç denecek kadar ücret alır, hatta çoğu zaman hiç almazdı.
Onun paraya değer vermeyecek birisi olduğunu düşünmek yanılgı olacağı gibi otelinin çok kötü olmasından ötürü ucuzculuk yapacağını düşünmekte doğru olmaz.
Ak Saçlı bu durum üzerine düşünerek bu adamın huysuz, sinir dolu bakışlarının altında bir gizem yattığını düşünmüştür.

Yataktan kalktı ve odanın içerisinde ki küçük şömineyi yaktı, şimdi közlenmiş odunun ateşte çatırdamasını duyuyordu. Dışarıda ki koridordan kapısının altına yansıyan gaz lambasının sönük ışığının bir an gölgeye kapanıp geri geldiğini gördü, birisi çok sessiz bir şekilde kapının önünden geçmişti. Kırık cam aralığından sızan ıslıklı rüzgâr, odanın perdelerini hafifçe sallandırıyordu. Pencereden dışarıyı seyretmeye başladı. Yakınlarda bu caddeye bağlanan, kullanılmayan çukurlu bir yol vardı. Bu yolun anayola bağlanan girişine doğru kargaların telaşla uçuştuğunu gördü. O yola dikkatini verdiğinde at sesleri duymaya başladı, belli ki birisi Londra'nın merkezine uzak bir kasabadan şu an bulunduğu yere doğru yaklaşıyordu. Nedense içinden bir ses onun otele geleceğini düşündürtüyordu. Bu düşüncesi doğru çıktı, at arabasının sesi giderek arttı ve sonunda kesildi. Birisinin otele giriş yaptığını anladı. Kulağını yere dayadı ve gözlerini kapatarak sesi dinledi. Bay Çatlak Kafa'ya ait bir homurtu duyamadı, belki de uyuyordu. Ahşap zeminin çatırdamalarını duyabiliyordu ve ses giderek artıyordu. Adam yukarı kata çıktı, Uldin'in bulunduğu odanın kapısını itti, gördü ki içeride sadece bir kurt var. Daha başını kaşıyacak vakti bulamadan karanlığın içinden çıkagelen Uldin, adama arkasından asasını dayadı.

Soğuk bir tonda “Kimsin?” diye sordu.
Adam heyecanlandı “Ben...” devamını getiremedi.
Ak Saçlı üsteleyerek tekrar etti. “Sana Kimsin dedim.”
En sonunda adam cesaretini toplayarak “Ben senden yardım istemeye geldim ve sana yardım etmeye” diyebildi.
Uldin düşündü; bu adam rol yapıyora benzemiyordu, yeteri kadar güçlü de gözükmüyordu, onu bırakabilirdi.
Adamı iterek birkaç adım geriye çekildi, kurt ise önünde durmuş adama hırlıyordu.
Uldin asasını indirmeden;
“Neden burada olduğunu anlat, bir dakikan var!” dedi.
Adam cebinden çıkardığı mendil ile alnındaki teri sildi ve anlatmaya başladı.
“Sen Muggle'ların yanında birkaç kez büyü kullandın değil mi? Bakanlık bu durumu araştırmak için birilerini gönderdi ama onlara senden önce ulaştım. Yine de çok vaktin yok, buralarda bir yerlerde olduklarına eminim. Senden bu iyiliğim karşısında tek bir dileğim var. Sen kayıtsız bir büyücüsün, bu ülkede yenisin. Birazdan isteyeceğim şeyi onlara söyleyemezdim-”
Adam cümlelerini bitiremeden alt katlardan Çatlak Kafa'nın sesi duyuldu. “Siz aptalsınız, burada yaşayan herkes zaten tuhaf şeyler yapıyordur!”
Sonra adam ellerini birleştirip haklılığın verdiği cesaret tavrıyla “Geldiler” dedi. Uldin cisimlenmek için adamın elini tuttu ancak bir şey olmadı. Adam bunu anlamıştı ve “Cisimlenmeni engelleyecek bir büyü kullanıyorlar” dedi.
Uldin hızlıca pelerinini, katanasını ve bazı eşyalarını aldı ve kurda dönerek;
“Üst kata çık ben geri geleceğim.” diye tembihledi. Kapüşonunu çekti ve asasını kaldırarak tüm ışıkları söndürdü. Bunu yapmasının üzerinden birkaç dakika içerisinde çalışanlar koridora geldiler. İçlerinden biri asasını kaldırarak Lumos büyüsü yaptı ve çevreyi aydınlatmaya başladı. Tüm pencereler kapalıydı ve içeriye o asanın çevresi haricinde ışık gelmiyordu. Adam “Sanırım burada bir yerde olabilir, dikkatli ol Jack.” dedi ve koridor boyunca yürümeye başladı. Arkadaşı ise bağırdı “Orada gördüm onu!” Sonra bir ışın üzerlerine parladı, öndeki adam yere düşerken diğeri ise hamle yaptı. Asasından parlayan ışıktan karşısında pelerinli bir büyücü olduğunu gördü, ona gönderdiği Işın Ak Saçlı tarafından savuşturuldu ve ışın ahşap duvara çarparak patlama etkisi yarattı. Tozdan ve talaşlardan ağzını kapatarak öksüren çalışan üzerine gelen ışını savuşturamadı ve kendisini merdivenden yuvarlanmış halde buldu. Gözlerini araladığında iki adam alt katlara doğru hızlıca koşuyordu, tüm bunları gören Çatlak Kafa ise gülüyordu.
Adamla at arabasına bindiler ve kır yoluna girerek izlerini kaybettirdiler. Epey mesafe katettikten sonra adam arabayı durdurdu ve Ak Saçlı dışarıya çıktı. Adam yanına gelerek konuşmaya devam etti.

“Gelelim konumuza, az konuşalım çok iş yapalım. Kardeşim cadı avcılarına katılmak için yola çıktı. Onlardan birileri ile görüştüğüne eminim, bu yüzden bakanlığa gidemedim. Kardeşime bir zarar gelsin istemiyorum. Ben ise yardım almadan onu kurtaramam, seni bu civarlarda birkaç kez gördüm ve büyücü olduğunu hatta kayıtsız birisi olduğunu hemen anladım.”
Uldin boynunu çıtlatarak, umursamazca “Nereden anladın?” diye sordu
Çok bilmiş tavrıyla “Elbette avare avare dolaşmandan” dedi adam.
Ak Saçlı aynı tonda “Haklısın. Cadı avcıları kim bilmiyorum fakat sana yardım edeceğim.”
Adam gülümsedi “Biraz kolay oldu gibi.”
Uldin “Canım öyle istedi kardeşim. Beni diğer büyücü ve Cadıların da ortamına sokacaksın şimdi söyle nereye gidiyoruz?” diye sordu.
Adam epey keyiflenmişti. “İste benim adamım, elimi tut cisimlenelim.”
Uldin adama elini uzatırken “Ben senin adamın değilim” dedi ve birden cisimlendiler.

Kırsalda ıssız bir bölgeye geldiler, burada karşılarında bir depo vardı. Adam sordu "Ne düşünüyorsun?"
Uldin ise “Depo, yıllarca kullanılmadığı için zamanla çürümüş ve yıkılmaya yüz tutmuş durumda. Depo eski tuğla duvarları ve ahşap çatısı ile bir zamanlar sağlam ve kullanışlı bir yapıymış. Ancak şimdi çatısı yer yer çökmüş, tuğlaları dağılmış, duvarları çatlaklarla dolu. Depo içinde herhangi bir ışık kaynağı yokmuş gibi görünüyor ve sadece ay ışığından gelen zayıf bir ışıkla aydınlanıyor.” diyerek cevapladı. Sonra ekledi “Buraya daha önce geldin mi?” Adam başını evet anlamında salladı ve “Buraya daha önce geldim, ön giriş harici bir giriş yok.” dedi.
Deponun girişine doğru yürüdüler, kapıda paslanmış zincir ve kilit vardı. Asaları ile açmaya çalışsalar da bir şey değişmedi. Bunun üzerine Ak Saçlı kılıcını çıkarıp bir hamle yaptı ve kilit kırılırken, zincir ikiye bölündü. İçeriye girdiler Asaları ile Lumos büyüsünü fısıldadılar ve deponun ortasında duran bir sandalye gördüler. Sandalyede elleri kolları bağlanmış oturan birisi vardı. Adam hemen fırladı “Kardeşim!” ve onun yanına doğru koşup ağzında ki ipi çözdü, adamın ağzının her kenarı ipten yara olmuştu. Var gücüyle;
“NEDEN BURAYA GELDİNİZ! KAÇIN” dedi. Sonra hiçbir şey olmadı. Adam kardeşinin iplerini çözerken;
“Ee, böyle hayal etme- SİKTİR!” Karanlığın içinden bir gölge silüet fırlayarak Onların üzerine hızlı bir şekilde çullanacaktı ki Uldin ona asası ile cevap verince duman şeklinde kayboldu. Sonra başka bir silüet fırladı, Bunu da savuşturdu üçüncü... Dördüncü derken beşinciyi durdurmakta zorlandı ve omzundan yaralandı.

Uldin omzunu tutarken “Senin Cadı avcısı dediğin bunlar mı?” diye sordu ve sırt sırta verdiler. Gölgeler arka arkaya gelmeye devam etti sonu kesilmediği için bir noktada Uldin onları durdurmakta zorlanıyordu.
“KARDEŞİNİ ÇIKAR BURADAN!”
Adam telaşla sordu “Ama sen?”
“Siktir git lan işte!”
Bunun üzerine adam ve kardeşi AK Saçlıya kendilerini siper edip dışarıya fırladılar. Depodan uzaklaşıp dışarıdan seyretmeye başladılar. İçeride ne döndüğüne dair bir fikirleri yoktu. Sonra deponun içinden patlama sesleri gelmeye başladı ve alevler yükseldi. Adam şöyle dedi.
“Hadi be! o adamı sevmiştim.” tam arkalarını dönüp gidecekken uzaklardan bir silüetin yürümeye başladığını gördüler yanlarına gelince anladılar ki bu Uldin'di. Omzundan ve saçlarının arasından çimenlerin üzerine kan damlıyordu.
Uldin gülümsedi ve “Kolaydı” dedi. Iki kardeş şaşkınlıkla gözlerini dört açtılar, sonra büyük kardeş “Eve gidiyoruz sen de geleceksin hadi.” dedi ve uzaklaşarak kayboldular.