17 Nisan, 2026 09:35:08 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Mirina Blackbird

Sayfa: [1]
1
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Satın Alım Talepleri
« : 07 Haziran, 2022 22:29:08 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
5 GPlik karakter indirim kuponum vardı onunla bir karakter daha açiciğim efendim.

2
Müzik Dersliği / Cehennem Senfoni Orkestrası eşliğinde Siyahkuş Müzikali
« : 17 Mart, 2022 02:06:12 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Neredeyse Başsız Nick, Şişman Keşiş, Gri Leydi, Kanlı Baron ve tüm hayaletlerin belalısı, yaramaz hortlak Peeves, Hogwarts hayaletler ve hortlaklar cemiyet aleminin en önde gelen mensupları olarak çok özel bir müzikal için toplanmışlardı bugün. Ah tabi, bu kadar özel konukların, böyle önemli bir meşgale için bir araya gelip de gevezelik etmediğini düşünmek ahmaklık olurdu! Hele ki, müzikalin assolisti, başrolü, yegane yıldızı Mirina Blackbird; bekletmekten birer kez daha öldürmek üzereyken kendilerini... Şeffaflıkları bakışlarınızın delip geçebileceği türden siluetlerin salındığı müzik dersliği, kelimenin tam anlamıyla ölüm sesliliğine gömülmüştü!

"Nerede kaldı bu kız? Bizi burada toplayıp, bekletme cesaretini nereden buluyor?"

"Eminim derslerinden ancak başını kaldırıp geliyordur pek sayın Baron! Çalışkan bir kıza-"

"Çalışkan mı? Derslere doğru düzgün girmiyor bile... Bitkilerle, belki biraz da canavarlarla arası iyidir en fazla, eğer bu çalışkanlığa delaletse Keşiş Efendi!"

"Ah, öyle demeyin Bayan Ravenclaw! O iri yarı canavarlarla muhatap olmak ciddi bir cesaret gerektirir nihayetinde öyle değil mi?"

Konuşurken kafası neredeyse kopacak derecede sallanmaya başlayan Nick, tam başını yeniden monte etmek üzere hareketlenmişti ki, göremediği bir takım ellerin onu çenesinden kavrayıp çekiştirdiğini hissetti.

"Ah, başım! Bu sefer gerçekten kopuyor galiba!"

"Peeves! Yaramazlığı bırak yoksa seni şu duvardaki gargoyleye zincirleyiveririm. Duydun mu beni, yaramaz hortlak!"

Nick'in başını tekrar kontrol alabilmesini takriben, gargoyle heykelinin üzerinde belirmeye başlayan Peeves'in kulak tırmalayan homurdanması işitildi. "Sıkıldım beklemekten! Hem ben ne anlarım müzikalden? Bu kızın her gün yeni bir icat çıkarmasından nefret ediyorum!"

Kanlı Baron tam kendisine cevap vermeye hazırlanıyordu ki, dersliğin kapısı gürültüyle açıldı. İçeriye giren kara saçıyla, ufak tefek bünyesiyle, bekledikleri genç cadıydı. Kapıyı arkasından vurup, ufak adımlarla dersliğin bir ucundaki sahneye yaklaştı. Bir sıçrayışta sahnenin üstüne konup soluğu şeffaf siluetlerin yanında almıştı. "Dersim geç bitti de... Beni çok beklemediniz, değil mi? Hepiniz gelmişsiniz!" Dudaklarına bir gülümseme yayılsa da, yüzünün geri kalanı pek bu gülümsemeye katılmıyor, donuk bir ifadenin tezatlığını yaşatıyorlardı. "Çok mutlu oldum. Teşekkürler."

"Demiştim değil mi? Çalışkan bir kız!"

"Hıh! Sen öyle san şişko!"

Mirina, bekletmesinin oluşturduğu gerginliği yatıştırır bir tonda araya girdi. "Beklediğinize değecek sevgili hayalet dostlarım! Bu bizim, her sene, aynı günde, aynı yerde kendi kendimize oynadığımız bir müzikal aslında. Biz yazdık, biz oynadık, biz çaldık!"

"Biz mi!?" Peeves, kızın kendisinden 'biz' olarak bahsetmesine şaşırmasından daha çok, kendisi gibi tuhaflıklara alışkın birisinin şaşırmasına şaşıyordu. "Bizden bahsetmiyorsun değil mi? Ben ne bir şey yazdım, ne de oynadım ufaklık! Benim tek oynadığım oyun, siz ufak veletleri korkutmak haha!"

Mirina ona dönerken parmağını susması anlamına gelecek şekilde dudaklarına götürdü. "Sessiz ol, Peeves! Sen değilsin merak etme. Biz diyorum, biz! Bizi kızdırmak istemezsin." Sonra da yeniden hayaletlere döndü bilmiş bakışlarıyla. "Aslında bu seferlik, sizlerden yardım alsak, çok daha ihtişamlı bir gösteri ortaya koyabiliriz. Ne dersiniz, dostlarım? Görkemli Siyahkuş Müzikalinde yer almak istemez miydiniz?"

Dört hayalet de anlamsız bakışlarla birbirlerini süzdüler. Sahne, bu akşam ilk ve son defa ölüm sessizliğine bürünmüştü işte!



Bomboş koltuklar. Bomboş bir sahne. Sunucu kılığıyla ceketi, beyaz gömleği, mavi pabuçlar, dizlerine inen kısa pantolonu ve yine aynı dizlere çıkan beyaz çorabıyla, yüzünü kuşatan saçlarını savura savura bir kız yaklaşır sahneye. En diyaframdan, en cırtlak sesiyle başlatır gösteriyi.

"Hoş geldiniz! Hoş geldiniz, baylar ve bayanlar! Bugün burada sizler için dev bir müzikalle sahne alacağız! Cehennem Senfoni Orkestrası eşliğinde, Siyahkuş Müzikali! Oyunumuz her biri ikişer sahneden oluşan, iki perdeden ibarettir! Bu oyunda kah gülecek, kah duygulanacaksınız! O yüzden, şimdi yerlerinizi alın ve bu benzersiz gösteriye hazır olun!

Müzikalimiz başlasın!"


Bir köşedeki enstrümanlar, trampet, viyola ve piyano; görünmez bir el tarafından çalınıyormuş gibi yaymaya başladılar müziklerini. Bir yandan da, huysuz bir hortlağın yakınmaları duyulmaktaydı müziğin tınısını bozan.

"Aynı anda bu kadar enstrüman çalacak kadar, ne kabahat işledim ben! Buradan çıktığımda bunun hesabını sorarım sana, seni karga kılıklı velet!"

[spoiler]
[youtube]https://youtu.be/2D_2RjdwUQQ[/youtube]
[/spoiler]

3
Tılsım Dersliği / Ynt: Tılsım Dersi
« : 16 Mart, 2022 22:42:00 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Mirina'nın Profesörün uyarılarına aldırış etmeden yaptığı büyüsü zavallı sineğe isabet ettiği gibi, Bay Renfield'ın kafa karışıklığı ile vızıldayarak sıradan aşağı uçup yere çakılması bir olmuştu.

Şimdi zeminde tepe taklak olmuş halde, can çekişir bir halde kıvranıyordu. Mirina, saçları yüzünün önüne düşecek kadar eğilip sineğe baktı. Tepkisiz, gözleri boşlukta asılı, zor duyulabilecek bir mırıldanma döküldü dudaklarından...

"Bu sinekler gibi mi düşecekler, sivri dişlerini geçiremediklerin? Efendim?"

Göz kapaklarını belli belirsiz kırpıştırdıktan sonra, bilincini tekrar kazanmış bir hasta gibi doğruldu güçbela. Sınıftaydı. Sevmediği o derste... Renkli cübbeli öğrencilerin ileriye atılıp profesöre sırayla büyülü sözcükler fısıldadığını gördü.

Yapması gereken buymuş gibi bir içgüdüyle ilerledi sıraya doğru. Dalgın bir halde sıranın kendisine gelmesini bekledi. Asasını doğrulttu. Birkaç saniye dünyası bulandı. Orada olmaması gereken bir figür belirdi, profesörün yanında. Silindir şapkalı, siyah pelerinli, toparlak bir yüze sahip, garip bir kimse... Asasını profesöre doğrultmuştu. Dudaklarının kıpırdadığını fark etti bu adamın. Duymaya çalıştı, zorlukla da olsa birkaç kelime işitebildi arasından.

"Kont Sati von Richmond! Confundiyarın efendisi! Sizleri şaşırtan, afallatan, aklınızı alan kişi sihirbaz!"

Profesöre asası doğrulmuş halde bunları söylüyor, bir yandan da büyü yapmadan öylece duruyordu. Her an Bayan Yamashita'ya zarar verebilirdi. Mirina Profesörün bu adamı görmediğini dehşet içerisinde fark etti. Sadece kendisi mi görüyordu? Ya- Ya profesör tehlikedeyse! Onu sevmediğini biliyordu. Peki neden zarar görmesini... İstemiyordu...

Allak bullak olmuş duygularının çağrısına kulaklarını tıkadı. Asasını o garip figüre doğrulttu. Hiç tereddüt etmeden, demin okuduğu kitaptan aklında kalan yegane kelimeyi fısıldadı.

"Sizi kurtaracağım Profesör Yamaşata! Confundo!"

This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d8 : 5, total 5
Destek 1d8 : 5, total 5
Talih 1d10 : 4, total 4

4
Tılsım Dersliği / Ynt: Tılsım Dersi
« : 16 Mart, 2022 20:51:41 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Mevcut dersler arasında en sevmediği miydi bilinmez, ama profesörler arasında en sevmediği olduğu su götürmeyecek Profesör Yamashita'nın dersine ayaklarını sürüyerek vardı kuzguni saçlı cadı. Niyeyse içinde engel olamadığı dürtüler, bu kadını sevmesine mani oluyordu. Sanki... Sanki aynı yaşlarda olsalar... Aynı koşullarda beraber çalışsalar; gün aşırı kavgaları eksik olmaz, saç saça, baş başa dalaşıp, birbirlerini ilk fırsatta yolabilirlermiş gibi bir hoşnutsuzluk barındırıyordu ona karşı.

Son zamanlarda edindiği yakın arkadaşı Renfield ile birlikte girdi derse. Sırasına oturduğunda Renfield'ı da masanın üzerine bırakmıştı çoktan. Arada arkadaşının gözlerine bakıyor ve dikkatleri kendisine toplamaması için sus işareti yapıyordu.

"Bugün biraz sessiz olmanız gerek Bay Renfield. Profesör Yamaşata'nın kulakları her türden sesi çok iyi algılayabilir. Gözleri çekik olduğu için, duyu organları gelişmiş olabilir. Anlaştık mı? Ses çıkarma sakın, yoksa- KANATLARINI PARÇALAR KANINI DAMITIRIM SENİN ÇOCUK!"

Cümlesini bitirirken sesinin ne kadar yükseldiğini fark etmemişçesine, dalgın hareketlerle kitabına odaklandı. Profesörün ince sesi ve tuhaf aksanından anlayabildiği kadarıyla confundus isimli bir tılsımdan bahsediyor olmalıydı. Kitapta ilgili sayfaya parmağını koyup bıkkınlıkla okumaya başladığı esnada, Renfield'ın vızıldayarak parmağına konduğuna şahit olmuştu.

"Ne demiştim ben sana, Bay Renfield!" Parmağıyla savuşturduktan sonra zavallı dostunu, kitaptaki büyüyü okumaya devam etti.

Bir kafa karışıklığı tılsımıydı bu. Canlı ve cansız varlıklara uygulanabiliyordu. Şayet düşünebilen bir varlıksa tabi. Acaba, Bay Renfield'a bu büyüyü yapsa ders boyunca ses çıkarmasını engelleyebilir miydi? Kendisinin düşünebildiğini iddia etmek pek güçtü. Yine de bazı zamanlar Mirina, onun bazı talimatları anlayabildiğini düşünüyordu. Herhalde denemekten zarar gelmezdi.

Parmağını kaldırıp söz aldıktan sonra kendisinden pek beklenmeyen bir cüretkarlıkla konuşmaya başladı. "Kafa karışıklığı için kullanılan bir tılsımdır Profesör Yamaşata! Kurbanımızın kafasını karıştırıp, aklını başından almak için kullanılabilir. Aslında bunu uygulamak için sevgili dostum Bay Renfield'ın gönüllü olabileceğini düşünüyorum. Kendisi akılsız, yaramaz birisi... Ama bu büyü sayesinde sanırım onu akıllandırabilirim."

Peşinden de asasını çekip, masasının üzerinde gezinmekte olan zavallı sineğe doğrulttu. Tüm sınıfın duyabileceği bir tonla cıyaklarken, gözlerinde garip bir hazzın sıra dışı bir ifadesi geziniyordu. "Confundo!"

This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d8 : 6, total 6
Destek 1d8 : 5, total 5
Talih 1d10 : 4, total 4

5
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: [Güç Puanı Dükkanı] - Havuz Hesabı Başvuruları
« : 14 Mart, 2022 19:27:20 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Mirina Blackbird, bendenizin havuz hesabıdır efendim.

6
Tılsım Dersliği / Ynt: Umut: Tavşan ve Kasımpatı
« : 24 Kasım, 2021 19:24:43 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
“Kupid delmiş kalbimi
Görmem yalabık altını
Kimse avutamaz beni
Denizcim levent, neşeli”

Iris Ashworth’un sorusu üzerine oluşan sessizliği bu kısa, kısmen hüzünlü denizci şarkısı bölmüştü. Öğrencilerin bakışları yukarıya, sesin geldiği yere, yani sınıfın tavanına doğru kaydı istemsizce. Tılsım dersliğinin pencerelerine kadar varan ve bir tavan arasını andıran asma katında, dizlerine kadar uzanan çorapları ve çamur lekelerinin kirlettiği pabuçlarıyla bacaklarını bir ileri bir geri sallamakta olan bir kız çocuğu; elindeki saksıya ekili bir bitkinin dallarını avucunun içiyle okşuyor, bir yandan da şarkısını mırıldanıyordu. Pek muhtemel sınıftaki çoğu öğrenci, kızın en başından beri burada olduğunu daha yeni fark edebilmişti. Nitekim hakkında dönen söylentilerden kaynaklandığı şüphesiz sebeplerle, dönemdaşları arasında pek sevilmediği de rahatlıkla söylenebilirdi. Mirina’yı fark etmeleriyle, huzursuz bir takım fısıltılar öğrencilerin arasına yayılmıştı çoktan. Ekşiyen yüzler ve hoşnutsuz ifadelerin dolaştığı bakışlar bozmuştu sınıftaki ağır matem havasını.

“Sırf burada neler çevirdiğinizi merak ettiğim için şan çalışmamı bölüp geldim. Ama görüyorum ki; kasımpatılardan, tavşanlardan ve mor menekşelerden konuşmak için toplanmışsınız!”

Saksıyı asma katın ahşap zeminine bırakıp kollarından güç alarak aşağıya bıraktı kendisini. Tam da Mirabelle’in tekmelediği sıranın üstüne konuvermiş, sonra da bacakları üzerinde hafifçe yükselmişti şimdi. Aşağıya bir göz atıp, küçümser bir ifadeyle süzdü matemin sarmaladığı küçük bedenleri. Sonra da sıranın üzerinden zemine atlayıp öğrenci kalabalığının arasına doğru yürümeye başladı. Başı öne eğik, saçları yüzünü kapatırcasına savruk, dudağından kısık bir sesle dökülen sözler ve söylenerek kendi kendine, sınıfın ortasına doğru ilerleyen cılız bir kız çocuğu...

“Kasımpatı, mor, tavşan... Kasımpatı, mor, tavşan... Kasımpatı, mor, tavşan... Kasımpatı, mor ve tavşan!”

Tam da Mirabelle’in önünde durmuştu şimdi. Kocaman açtığı gözlerini kızcağıza dikmiş, meraklı bakışlarla kızın yüz hatlarını inceliyor gibiydi. Gözyaşlarından utanan kızcağız gayriihtiyari bir şekilde yüzünü kapatıverdi elleriyle. Yapmacık olduğu besbelli bir şefkatin tonlamasıyla söze girdi Mirina.

“Arkadaşların ölürken sen neredeydin zavallı tavşancık? Yoksa korkup kaçtın mı? Ah, zavallı tavşancık! Avcılardan mı kaçtın yoksa?”

Mirabelle ise parmaklarının ardında zırıl zırıl ağlamaya devam ediyordu. Ellerini yüzünden yavaşça çekip başını kaldırdı sonrasında ve ruhsuz, ölü bakışlarını dikti Mirina’ya. Aklından geçenler döküldü dudaklarından birer birer, "Ne yapıyordum... Ne yapıyordum... Patronum tarafından sürüklenirken André'yi yanıma almakla ilgili bir şeyler mırıldanmakla meşguldüm galiba güzelim, hatırlamıyorum ki. Haklısın, avcılardan kaçtım. Ne kadar da zavallı bir tavşanım değil mi küçük kuş? Hadi acı bana ve beni rahat bırak!" Peşi sıra yüzünü tekrar avuçlarına gömüp ağlamaya devam etti kaldığı yerden.

Mirina ise, gözlerini bir anlığına kızın gözlerinden ayırıp, arkasındaki sıralara, daha doğrusu afaki bir boşluğa dikmişti. Sanki, bir başkasıyla konuşuyor gibiydi.

“Sesin o kadar kötü ki, şarkınla avcıları çağırmışsın zavallı tavşancık! Peki söyle bakalım, mor bir tavşan mı daha kasımpatıdır yoksa... ÖLÜ BİR TAVŞAN MI!?”

Kendisine ait olduğu şüpheli, cırtlak bir sesle bitirmişti cümlesini. Kendi sesinden irkilircesine dalgın hallerinden çabucak sıyrılıp savurdu saçını sebepsizce. Bakışlarını Mirabelle’den kaçırıp sınıftaki diğer öğrencilere döndü. Başıyla az önce konuşmasını bitirmiş olan ve şimdi şaşırmış bir ifadeyle kendisini süzen Iris’i gösterip, devam etti konuşmasına.

“Prenses kelebeğimiz haklı! Bu tımarhaneden kaçıp da çok bilmiş porsuğumuzu kurtarmaya çalışmak başlı başına büyük bir problem! Hah! Ben size kayıplarınızın arkasından söyleyebileceğiniz çok güzel ağıtlar öğretirdim halbuki!”

Asma kata bıraktığı saksısına ve üzerindeki bitkiye çevirdi bakışlarını. Yüzünden garip bir mutluluk okunuyordu. Ölümün huzurunu taşıyan bir gülümseme belirmişti dudaklarında.

“Yaşamı yaşanabilir kılan tek şey ölmek olsa gerek. Neyse, ne diyorduk? Ah, tabi siz maceracıların okuldan kaçması gerekiyordu. Yerinizde olsam süpürgeme davranmadan evvel kambur cadı heykeline uğramayı bir düşünürdüm. Uçmayı sevmiyorum, bence biz cadı ve büyücülerin bir ayağı toprakta kalmalı. Süpürgeleri de sevmiyorum. Amcamın benim için yaptığı süpürge hariç tabi ki...”

Sıraların birisinin üzerine uzanırken sebepsizce, son bir bakış daha attı saksıya doğru.

“Adamotuna gelince, benim dostumu alabilirsiniz. Adı Robin, Robin Sherwood... Çok yakışıklı bir adamotu bence!” Aniden doğrulup kalabalığn içerisinde, az önce gördüğüne emin olduğu Aethelwulf’u aradı gözleri. Masum denebilecek bir gülümsemeyle mavi cübbeli gence dikti bakışlarını. “Alınma minik kurdum! Sen daha yakışıklısın. Haha! Robin çok arkadaş canlısıdır bu arada. Onu üzmeyin sakın, olur mu? Umarım maceranızdan muzaffer ve KANA BULANMIŞ bir şekilde dönersiniz'” Sesindeki değişimi fark etmemişti bile. Umarsızca sıranın üstüne sırt üstü uzandı tekrardan.

Bacaklarını ritmik bir şekilde sallayıp sıranın tahtalarına vururken, gözlerini kapatarak odayı dinlemeye koyuldu. Çocukların fısıldaşmaları ve hararetli tartışmaları arasından, asma kattaki adamotunun kıpırdanmalarını ve hatta sınıfın pencerelerinden dolan rüzgarın, bitkinin dallarında çıkardığı hışırtıyı duyabildiğine emindi.

7
Avatar & İmza / Ynt: Avatar Kayıtları
« : 24 Kasım, 2021 04:40:30 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Alice Pagani - Mirina Blackbird

8
Yasak Orman / Gecemizi Aydınlatan Gün Işığı
« : 05 Kasım, 2021 08:07:00 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
“Ghealach, ‘gecemizi aydınlatan gün ışığı’ anlamına geliyormuş. Senin gibi kömür karası saçlara sahip bir kız için komik bir takma isim.”

Meşe ağaçlarının haşmetli dalları, huzursuz gölgeleriyle kuşatmıştı tüm zemini. Uzun eteğinin bacaklarına dolanmasından rahatsız bir halde çekiştirip durduğu kumaşı her an bıkkınlıkla yırtabilirdi. Bakışlarını az önceki sözlerin sahibine çevirmeye yeltense de gayriihtiyari, karşısında sorgulayan bir çift göz ve kendisini kışkırtmaya ant içmiş bir sırıtış göreceğinden emin şekilde omuz silkti. “Bir, Keltçe bilmediğin kalmıştı! Hem, senin gidip zavallı heykelciklerle düello alıştırması yapman gerekmiyor muydu?”

“Pratik yapmaya ihtiyacım olduğunu kim söyledi? Toby’i asamı dahi çekmeden alt edebileceğimi tüm okul biliyor.” Sesindeki kendinden emin tavır fazlasıyla sinir bozucu olmaya başlamıştı. Yine de bu çocuğun haklı olduğu gerçeğini değiştirmiyordu. Robin Sherwood, Gyriffindor binasının, özellikle düellolar söz konusu olduğunda en iddialı öğrencilerinden birisiydi. Karşısında ise turnuvayı kazanmasına kimsenin şans vermediği, Sersemlet büyüsünü dahi yeni öğrenebilen zavallı Toby vardı. Sonucu çoktan belliydi bu mücadelenin aslında. Toby için üzülmekten kendisini alamadı küçük kız, içten içe. “Hep merak etmişimdir.” dedi Robin, konuyu değiştirmek istercesine. Sesinde inandırıcılıktan oldukça uzak bir ton vardı. “Senin ismin... Saçın... İrlandalı olduğuna emin misin?”

Topladığı son bıldırcın otunu da dikkatlice sepetine atarken, bu ansızın gelen soru üzerine afallamıştı küçük kız. Bu çocuğun dayanması zor olan ukalalığı, dur durak bilmeyen meraklı sorularıyla birleştiğinde, varlığını daha da katlanılmaz bir hale getiriyordu. Sahi, neden bu kadar ilgi gösteriyordu kendisine? Sesin geldiği yöne doğru dönmeyi inatla reddederek başından savuştururcasına, “Sana ne!?” diyebildi anca. Uzayan gölgelerden havanın gittikçe karardığını fark etmişti. Akşam çökmeden kurtboğan iksiri için gereken malzemeleri toplamış olarak Yasak Orman’dan ayrılmaları gerekiyordu. “Bu kadar merak, iyi bir şey değil Bay Sherwood. Ayrıca yeteri kadar bıldırcın otu toplayamazsak, iksir dersine...”

“Bırak şimdi dersi, ödevi... Okulda konu sen olunca, herkes aynı soruyu soruyor. Kimisi, nasıl derler? Yalan söylediğini...”

“Niye yalan söyleyeyim ki!?”

“Çünkü merak ediyorlar! Anlatmazsan...“

“Çünkü beni tanımıyorlar!” Öyle bir bağırmıştı ki öfkeyle, seyrek ağaçların çevrelediği bu koca ormanda sesinin yankılandığını söyleyebilirdiniz. Sanki bir anlığına kaskatı kesilmiş gibi kalıvermişti olduğu yerde. Her an düşmeye hazır bir sepet salınırken kolunda, boynundaki rengarenk boncuklardan dizilmiş kolyeye gitti titreyen elleri. Koparmak istedi ipini ve koparıp dökmek ıslak toprağa, incik boncuğu.

“Yanlış anladın... Kızdırmak istemedim seni.” Daha önce hiç bu kadar mahçup bir tını duymamıştı bu çocuğun sesinde.

“Kızmadım. Yani, en azından sana...” Kolunda artık güç kalmamışçasına sepetini yere bıraktı küçük kız. Olduğu yere çöküverdi halsizce. Bacaklarını kendisine doğru çekip, iki eliyle sarmaladı onları nefret ettiği eteğinin siyah kumaşı üzerinden. Pabuçlarına çamur lekeleri bulaşmıştı ormanda dolaşmaktan. Temizleyecek bir Akla Pakla büyüsü yapmaya dahi mecali kalmamıştı. “Yalnız bıraksana beni. Ben senin yerine de bıldırcın otu toplarım. Derse eksik malzeme ile girmezsin.”

“Ah, küçük kuş! Küçük, siyah kuş.” Alışkın olduğu bu ismi, alışkın olmadığı bir sesten duymayı bir hayli garipsemişti küçük kız. Bakışlarını, pabuçlarındaki çamur lekelerine dikti somurtarak.

“Bana böyle seslenme...” Çocuğun belli ki az önce üzerinde oturduğu meşe ağacı dalından aşağıya atladığını duydu. Önce, giderek yükselen ayak seslerinden adım adım yaklaştığını fark etti. Sonra da kendi kalp atışlarının, ayak sesleriyle birlikte aynı şiddette arttığını.

“Ama sen, küçük bir kuş değil misin? Yoksa kanadı kırık bir serçe gibi yere tüneyen bir başkası mı?”

“Benim için kendi kendine konuşan bir kaçık dediklerini de biliyorum.” derken çocuğun gölgesini de üzerinde hissedebiliyordu artık. Rüzgarda salınan dalların hışırtısından mıdır, yoksa rüzgarın kendisinden midir bilinmez, bir uğultuyla yankılanıyordu kulakları. Sebepsizce artan heyecanına verdi. Ayak parmaklarının uyuştuğunu hissediyordu giderek. “Sırf merakından soruyorsan tüm bunları, ben senin sihirli yaratıklar deneylerine malzeme olacak gözlem kuşun değilim.”

“Haha! Terslemenin bir kıza bu kadar yakışabileceğine söyleseler inanmazdım.”

“Git başımdan! Senin sahte ilginden de, yersiz alaylarından da bıktım işte.”

“Sahte değil, sahici.” Ciddi olduğu besbelli bir tonda konuşuyordu artık çocuk. Küçük kız ise, hala yüzüne bakmamakta ısrarcı bir inatçılıkla kollarını dizlerinde kavuşturmuş, eteğinin tüylü kumaşına gömmek istercesine önüne eğmişti başını. Elinden gelse, heyecanını göstermemek adına o saniyede başka bir aleme cisimleniverirdi. Yanaklarının kızardığının farkında bile değildi utancından. “Merakım, daha doğrusu ilgim sahici... İster inan, ister inanma. Belki de saf, sade bir ruha sahip olduğun için uzak duruyorsun herkesten.  Bu kadar yabani bir mizaca sahip olmanın bir sebebi var.”

“Sensin yabani!” Bu lafın altındaki o huysuz tavra kendisi bile inanmamıştı. Yüzü kollarının arasında eteğine gömülmüş olduğundan olsa gerek sesi de bir hayli boğuk çıkmıştı. Yalnız kalmak istiyordu sadece. Heyecanından utanıyor, utancını gizlemeye çalışırken biraz daha ufalıyordu gölgelerin arasında. Çocuğun yukardan gelen sesini duymamaya çalıştı. Ama sanki kulaklarının içinden sesleniyordu ona.

“Açıkçası malzeme toplamak için eş olmayı da ben istedim. Malum, grup ödevleri... Seni tanımak istedim biraz daha. Hah! Bir de... Müzik kulübüne Emillia’yı görmeye gittiğimde ‘Şen Dul’u söylüyordun hatırlıyor musun? Çok güzel söylüyordun hem de. Bitki toplamak için Yasak Orman’a kıyısından uğradığını duymuştum. Belki dedim, orada bu şarkıyı tekrar söylersin. Neydi onun sözleri? Vilja, ah Vilja... Ormanın şeysi-”

Küçük kız, müziği severdi. Şarkılar söylemeyi, danslar etmeyi... Görmezdi kimseyi söylerken şarkısını ve hissetmezdi insanların huzursuz edici varlıklarını. Çocuğun bet sesiyle katletmek üzere olduğunu fark edince o güzelim şarkıyı, başını yavaşça kaldırıp kollarının arasından mırıldanmaya başladı pek melodik sesiyle.

Vilja, ah Vilja, ormanın nedimesi,
Al beni yanına ve bırak beni
Gözde sevgilin olayım senin!
Vilja, ah Vilja ne yaptın sen bana?
Dilenen bir adam kara sevdaya!

Mutlulukla karışık bir huzur, güneş gibi doğmuştu sanki içinde bir yerlerde. Peşinden ise sert bir rüzgarın tenini sıyırırcasına estiğini duyumsadı. Üşüyerek kalktı oturduğu yerden küçük kız. Hava kararmıştı neredeyse. Etrafına bir bakındı. Okulun göğe uzayan kulelerini buradan görebiliyordu kolaylıkla. Sepetini aldı yerden usulca. Sonra da çamurlu pabuçlarıyla adımladığı zeminde, kimseciklerin olmadığı Yasak Ormandan tek başına, yaprak çıtırtılarının eşlik ettiği bir yürüyüşe koyuldu okuluna doğru.

9
Seçmen Şapka/Heykeller - Öğrenci Karakter Başvuruları / Mirina Blackbird
« : 05 Kasım, 2021 01:29:26 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Karakterin Adı ve Soyadı: Mirina Blackbird
Karakterin Temel Kişilik Özellikleri: Sen kendi işine baksan daha iyi!
Karakterin Kısaca Geçmişi: Beni tanımıyorsan bu senin problemin!
İstediğiniz Sınıf: Altı...
Karakterinizin BYS Sonucu: Bitkilerin dilinden anladığım söylenir, ama asıl ilgi alanım müzik ve dans tabi ki...
İstediğiniz Bina: Ravenclaw tabi, diğer salaklarla takılacak halim yok.
Büyü Yatkınlıkları
  • Biçim Değiştirme Gücü: 6
  • Lanet Gücü: 4
  • Tılsım Gücü: 1
  • İksir Gücü: 10

Sayfa: [1]