17 Nisan, 2026 09:55:01 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Lady MacDeath

Sayfa: [1] 2 3
1
Duyurular / Ynt: Haftanın Ödülleri Sistemi ve Arşivi
« : 30 Ağustos, 2022 21:47:46 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
28 Ağustos 2022 - Haftanın RP'si Ödülleri Kazananları


2
Duyurular / Ynt: Haftanın Ödülleri Sistemi ve Arşivi
« : 30 Ağustos, 2022 21:37:19 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
21 Ağustos 2022 - Haftanın RP'si Ödülleri Kazananları


3
Duyurular / Ynt: Haftanın Ödülleri Sistemi ve Arşivi
« : 21 Ağustos, 2022 15:11:36 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
14 Ağustos 2022 - Haftanın RP'si Ödülleri Kazananları

  • Magna Purgatio: Argumentum A Fortiori (Gizdüzen Üçlemesi Bölüm III) - Yazar; Alpharian/Omegan Av Thrawsunblat (Haftanın Finali TIK)

4
Duyurular / Ynt: Haftanın Ödülleri Sistemi ve Arşivi
« : 21 Ağustos, 2022 15:07:22 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
7 Ağustos 2022 - Haftanın RP'si Ödülleri Kazananları


5
Kara Göl / Ynt: Planlar Peşinde, İstikbal Göklerde
« : 20 Ağustos, 2022 00:57:54 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Yasak ormandaki cızkıpır-öğrenci arbedesi almış başını giderken Minik Şapşal halinden çok mutluydu. Sadece çok iyi bir yuva bulmakla kalmamış, saçlarına konduğu insan bildiğin onun üzerini örterek ona güvenli ortam yaratmıştı. Artık kesindi, şapşal burada yaşayacaktı.

O burada mutlu mutlu yatadursun, dışarıdaki Cızkıpırlar onun kadar şanslı değildi, havada uçuşmaya ve var güçleriyle bölgelerini korumaya devam ediyorlardı. Genç büyücü William, zavallı arkadaşını bacak arasına almış ortamdan uzaklaşmaya çalışıyordu. Kimin aklına gelirdi? Bir bakmışsın beş çayı içtiğin arkadaşın seni havada tutup kalkan gibi kullanmıştı. Ve bu da yetmezmiş gibi yaptığı yapıştırma büyüsü yüzünden Alfred’in kalçası çivili bir tabutun içinde gibiydi artık. İğneler o kadar çoklardı ki cızkıpırlar bile o bölgeyi sokmayı bırakmışlardı. Zavallı gencin çektikleri yetmezmiş gibi bir de üstüne kafası William’ın bacakları arasında kalmıştı. Adam bildiğin ona biniyordu yahu! İşler daha fazla garipleşemezdi heralde, duruma ayak uydurması gerektiğini düşünerek o da bir at oluvermişti. William üstte, Alfred altta hafif hafif süzülmeye başladılar havada.

William ile gaza gelmiş olan sarı cübbeli kumral öğrenci de bir hışımla asasını çekmişti büyüsünü yapmak adına. Büyü oldukça iyiydi. Cızkıpırların bir kısmı havada savrulmaya başlamış, saldırılarını yapamaz hale gelmişlerdi.

Chad sinirle bağırdı: “Şerefsizler! Hadsizlerrr! Siz görürsünüz pislikler!”

Okuduğu bu lanette yalnız da değildi. Cızkıpır halkı havayı bozan bu kalçadan bacaklı çocuğa inanılmaz sinirlenmişlerdi. O kadar ki, saldırdıkları diğer çocukları bırakıp ona doğru yönelttiler cızırdayan kanatlarını. Ah! André’nin şansına büyüsü iyiydi ancak bir sorun vardı ki bu büyü bir gazla bir araya gelmiş sinirli cızkıpır sürüsünün tamamını püskürtecek kadar güçlü değildi. Derken bir yardım eli uzandı genç büyücüye o anda, André’nin kalçası (gerçek anlamda) kısa süreliğine de olsa kurtulmuş oldu bu sayede.

Iris’ti kahramanının adı. Asasıyla yaptığı sis tabakası, büyük sürünün kafasını karıştırmış, yollarını şaşırmalarına ve gördükleri karaltılara -buna kendileri de dâhildi- rastgele iğnelerini batırmaya başlamalarına neden olmuştu. Aralarından kurtulan yalnızca bir kişi vardı: Chad.

Chad sinirle bir kez daha lanet okumuş ancak saldırıya koşmamıştı. Aksine karısını kontrol etmek için yukarı çıkmıştı. Karısı iyi durumdaydı lakin az rüzgâr çarpmıştı. Çok büyük bir sorun değildi bu tabii, bölgelerini işgal etmiş insan topluluğu kadar değil. Chad, sisin yayıldığını fark ettiğinde hızla harekete geçti. Hiç yolunu değiştirmeden dosdoğru André’nin alnına çarptı var gücüyle. Bir sonraki hamlesi bundan daha ilginçti: Chad, André’yi sokmak yerine yüzüne yaklaşıp ona kanatlarıyla tokat atmaya başlamıştı. “Bu karımın huzurunu bozduğun için!” Eh, tabii, insanlar bunu nasıl anlasın Chad? Ama Chad sinirliydi. Sinirliydi ve lanet okumaya devam ediyordu. Belki genç insan onunla iletişime geçildiğini hararetle vızlaması ve küçük kollarını sinirli İtalyan şefi gibi sallamasından anlar ve derdini öğrenmeye çalışırdı kim bilir?

Bir gerçek vardı: sahada savaşan bütün cızkıpırlar erkekti. Dişiler geride kalmıştı yuvalarını korumak için ancak erkekler bu kadar sarsılmışken artık harekete geçme zamanları gelmiş gibi görünüyordu. Bu kararı almalarını André’nin büyüsüyle karısının yanına geri savrulan Barry sağlamıştı. Barry zemine çakıldığında bütün umudunu kaybetmiş gibiydi, kaybedeceklerine inanmaya başlamıştı. Karısıonun bu haline dayanamazdı, bir şeyler yapılması gerekiyordu ve yapacaklardı da.

“Dişi cızkıpırların gücünü onlara göstereceğiz!” diye haykırdı dişi cızkıpırları coşturmak adına. Hep bir ağızdan tezahürat yaparak kaosa doğru çırptılar ince kanatlarını. İlk hedefleri kocalarının büyük çoğunluğunun düşmesine neden olan kızların yanına gitmekti. Iris’in üzerine gelen en az önceki sürü kadar kalabalık bir cızkıpır ordusu vardı şimdi. Rose ile birlikte kaçsalar iyi olacaktı, bu dişilerin hiç şakası yoktu. Savaşmak da bir seçenekti tabii. İşler çığırından daha fazla çıkamazdı ya![/justify]



[justify]Notlar;
-İnanın bana şu an sahada ne yaşandığını ben de bilmiyorum kdhkdsh
-Sırasıyla gidecek olursam William-Alfred ikilisine doğrudan bir saldırı şu anda yok. William dilerse arkadaşlarına yardıma gidebilir. Ayrıca ricası üzerine bu görseli bırakmazsam olmaz, çizimi için Ada’ya çok teşekkür ediyorum ben görünce gülmekten altıma edecektim
[/justify]
[spoiler]
[/spoiler]
[justify]-André’ye gelecek olursak girdabı sayesinde pek çok cızkıpır düşürdü ancak şu an Chad ile karşı karşıya ve bilmesini isterim ki Chad sürüsü için her şeyi yapmaya hazırdır kalçasını kollasın
-Ve Iris, sis gerçekten kaçmak için mantıklı bir hamle idi ancak şu an üzerine gelen bir dişi ordusu varken görüşünün kısıtlanmış olması onun lehine olmayabilir. Ona da aynı André gibi kalçasını kollamasını tavsiye ediyorum
-Sorunuz olursa bana nerden ulaşabileceğinizi biliyorsunuz keyifli roller dilerim ^^
[/justify]

6
Godric's Hollow / Ynt: Lanetli Mağara
« : 19 Ağustos, 2022 21:01:42 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Zeminden tavana kadar kasvetin ele geçirdiği mağarada ay gibi parıldıyordu genç cadı bembeyaz saçları ve kararlılıkla yanıp tutuşan aurasıyla. Görevini aksatmamak adına takdir edilesi bir hızla harekete geçmişti. Asasının ucundan fırlayan turuncu ışın demeti üzerlerine dökülen asitle erimekte olan kağıtlara ulaştı ve avını yakalamış bir bukalemun misali kendine doğru çekti. Tamamını kurtaracak kadar dakik olamamıştı, imkansızdı zaten, asit fazla güçlüydü. Yine de raporunda bir şeyler çıkarmaya yetecek kadarı sağlam gibi görünüyordu. En kale alınacak detay ‘cadı avı engizitörleri’ kelimelerinin varlığıydı.

Genç Max ise bacaklarından tırmanmaya başlayan böceklerin şokundan çevresine tepki verme yeteneğini kaybetmiş, donakalmıştı adeta. Onun savunmasızlığını fırsat bilen haşerelerse giysilerinin içine doğru ilerliyordu. Luna’nın aravermeksizin yaptığı bir diğer büyü yüzeydekilerin küçük bir kısmını uzaklaştırma konusunda işe yarayacaktı.

Beyaz saçlı cadının unuttuğu bir şey vardı, kendini korumayı ihmal etmişti. Bu açıklığı fırsat bilen haşereler zehirli iğnelerini asasını tekerlekli sandalyedeki adama yönelten Luna’ya doğrultmuştu. Ve bunun ardından olaylar bir klişedir ki çorap söküğü hızında gerçekleşti.

Asadan ateşlenen büyü hiçbir zaman sandalyedekine ulaşamadı, bu an için hazırlanmış gibi göz açıp kapayıncaya kadar binlerce sinek kütlesinden oluşmuş vızıldayan bir duman bulutu halinde etrafa dağılmıştı. Beraberinde odadaki bütün böcekler kontrolden çıkmıştı sanki. Öyle şiddetle etrafta uçuşuyor ve koşturuyorlardı ki onları tek bir bütün halinde görmek imkansızdı.

Bütün bu kaosun arasında Max son kez Luna’yı korumak için bir fedakarlık yaptı ve kendini genç cadıyı hedef almış ne olduğu belirsiz böceklerin arasına bıraktı. Haşereler doğrudan onun üzerine akın etmeye ve zehirli iğnelerini tenine saplamaya başladılar. Genç adam dimdik durmaya çalışsa da acıdan her yeri titriyordu.

Sonunda Luna’nın takım arkadaşını koruma zamanı gelmiş olacak ki bir kez daha asasını çekti. Yere haşerelerin bir numaralı düşmanı tabii ki de ateşti. Onları püskürtecek en iyi yolu seçmişti. Asasıyla tutuşturduğu pelerin hızla alev aldı, yükselmeye başlayan dumanlar sayesinde böcekler çıktıkları deliğe doğru koşuşturmaya başlamıştı. Sandalyedeki adamın aldığı dumanımsı form ateşin etrafında süratle dönüyordu bir hortum yaratır gibi. Alevler gittikçe yükseldi mağaranın tavanına değene dek. İkili artan sıcaklığı hissedebiliyordu, bir adım geriye çekilmek zorunda kalmışlardı yanmamak için.

Şiddetli bir patlamayla tavana dek yükselen alevler  tüm mağaraya dağıldı ve saniyeler içinde yok oldu. Kaşla göz arasında yaptığı kalkanı indirdi Luna çevresine bakmak için. Tek bir böcek bile kalmamıştı içeride. Fakat tekerlekli sandalyedeki adamın durduğu yerde bir parıltı çarpacaktı gözüne. Gidip baktığında üzerine tombul bir böcek deseninin işlendiği madalyon bulacaktı.

[spoiler]
[/spoiler]

Görünürde başka bir şey yoktu. Kurtulmuşlardı. İkisi de tek parçaydı, birlikte ve en önemlisi de hayattaydılar.

Kutlama faslına geçtikleri sırada oradan ayrıldı Ölüm, şu an iş çıkmamış olsa da içinden bir ses ill karşılaşmaları olmayacağını söylüyordu. Ve zamanı geldiğine en iyi yaptığı işi yapmak için orada olacaktı. Ancak buradaki mesaisi bitmişti, şimdilik.[/justify]



[justify]Notlar;
-Tebrikler! Hayatta kaldınız! Sağ salim mağaradan çıkmayı başardığınız için kutlarım ancak bir St Mungo’ya görünseniz iyi olacak gibi duruyor. Özellikle Max, aldığı böcek yaralarından ötürü görünse iyi olur.
-Luna görevin sonunda ne olduğu belirsiz bir madalyon kazandı, eşlarına girdiğinde göreceksin. Madalyon ile ne yapacağın tamamen sana kalmış, dilersen saklayabilir ve ne işe yaradığını araştırabilirsin. Dilerse raporunu teslim ederken Twinkle’a verebilirsin.
-Ele geçirdiğin belgelerin büyük çoğunluğu üzerine dökülen asitle eridiği için ne yazdığı tam okunamıyor olsa da seçilen detaylar arasında 'cadı avcıları ve engizitörler' kelimeleri haricinde bir ritüel için gerekli malzemelerin listesinin bir kısmı seçilebiliyor ve bunların içinde çeşitli böcek türleri var.
-Son olarak bu iletinin altına yanıt yazmana gerek yok, görevin an itibariyle sona erdi. Umarım keyif almışsındır, bir sonraki görevde buluşmak dileğiyle sihirli günler dilerim ^^
[/justify]

7
Godric's Hollow / Ynt: Lanetli Mağara
« : 18 Ağustos, 2022 01:23:33 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Daha çok kasvet, vıcırdayan böcekler ve uğursuz bir hava...

Yalnızca bir anlığına arkasını dönmüştü Ölüm, ikiliden umudunu kestiğinden değil, yakın civarlardaki fani bir ruhu bedeninden ayırmaya gitmesi gerekmişti. O sırada feci derecede mide bulandırıcı bir sahneye geçmişlerdi, neyse ki midesi yoktu. Fanilerin bir anlığına bile olsa yalnız bırakılmaya gelmediğine karar vermişti yerleri süpüren siyah pelerinine tırmanan fosforlu haşereleri kenara iterken. Bir bakmışsın kendilerini ölümcül dokunaçları olan bir bitkiye yakalatırken, bir bakmışsın bir o kadar tehlikeli böceklerin hedefi haline gelmişler ve bir başka hayatta kalma mücadelesi veriyorlardı. İflah olacakları günü sabırsızlıkla bekliyordu.

Ölüme -ki burada kastedilen ölüm mecaz değildi- orada bulunan herkesten daha yakın bir adam vardı; kırışıklıklarla dolu cildi kâğıt gibi ince ve hastalıklı bir tona bürünmüş, tozlu bir iksir şişesi tutan cılız elleri ecelinkiyle yarışacak kadar kemikliydi. Şişenin içindeki sıvı alışılagelmiş iksirlerden farklıydı, puslu ve çamurumsu yapısıyla çoközlü iksiri andırsa da renginden kendini ele veriyordu. Genç kadının elindeki tahta çubuğu sallamasıyla eşzamanlı olarak şişeyi yanındaki tezgâhta bulunan kağıtların üzerine boşalttı. Sıvı parşömen parçalarına değdiği gibi eritiyordu. Bunlar görevlerinin en başında kaybolan büyücülerle birlikte aramaları gereken evraklar mıydı? Eğer gerçekten öyleyse ikilinin belgeleri kurtarmak için bir hamlede bulunmaları gerekiyordu.

Tekerlekli sandalyedeki adam bunun farkında olacak ki boştaki elini boynunda asılı olan haç işaretine götürdü ve eşzamanlı olarak devasa büyüklükte karafatmaların başı çektiği haşere ordusu ikilinin üzerine akın etmeye başladı, insan kulağının duyamayacağı bir frekanstan emir almışlardı sanki.

Luna’nın asasından çok cılız mavi bir ışın çıktı, gözle görülür bir etki yaratacak kadar odaklanamamıştı belki de. Yalnızca hareketi algılayan haşerelerin daha hızlı ilerlemesine neden olmuştu bu eylemi. Böcekler önce Max’i hedef almıştı, hızla tırmanıyorlardı bacaklarından kafasına doğru. Genç cadının belgeler ve arkadaşını kurtarmak arasında bir karara varması gerekiyordu ya da ikisini de bırakıp tekerlekli sandalyedeki adama yönelirdi yakalamak için.

Hamlesi ne olursa olsun bir şeylerin sonuna gelindiği anlaşılabiliyordu. Ölüm bir adım daha yaklaştı sahneye görüşünü iyileştirmek adına, bir yandan pelerinine tırmanmayı bırakmayan böceklere sövüyordu. Lanet haşereler![/justify]

[justify]Notlar;
-Son hamleni yazacağın RP'ye hoş geldin diyorum öncelikle bu tur seni kritik bir karar verme durumunda bırakıyorum.
-Protego Diabolica büyüsü ne yazık ki başarısız oldu, sonucunda ise böceklerin daha çok ilgisini çektiğinizin altını çizmek isterim
-Max bir nevi böcek istilası altında, böceklerin türleri alışılagelmişim dışında olduğu için zehirli olup olmadıklarını bilmediğinden arkadaşını kurtarmayı tercih edebilir veya tezgahın üzerinde bulunan ve sandalyeli adamımızın döktüğü asidik iksirin etkisi ile erimeye başlayan evrakların hepsi yok olmadan onları kurtarmaya çalışabilirsin
-RP sonunda zar atmayı unutma, şimdiden keyifli roller ve son kez bol şan diliyorum ^^
[/justify]

8
Godric's Hollow / Ynt: Lanetli Mağara
« : 15 Ağustos, 2022 01:02:17 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]İşte bir gerçek:
Ölüm hiçbir zaman gelmek için acele etmezdi. İnsanlar bir şekilde onu bulmanın bir yolunu buluyordu.


Luna ve Max, iki talihsiz genç ve atik bakanlık çalışanıydı ve hala neyin içine düştüklerine dair en ufak bir fikirleri yoktu. Bir labirenti andıran dar tünellerin içine ölüm onları bir an önce kucaklayıp götürsün diye girmişlerdi sanki. Peki, işler o noktaya gelecek miydi? Bir kez daha, göreceğiz.

Kıvrımlı daracık tüneller sonsuza uzanıyormuş gibiydi, iki büyücünün ilerlemekte zorlandığı aşikârdı fakat içgüdüsel midir bilinmez beyaz saçlı olan elinde bir harita varmışçasına bir ustalıkla sapaklardan doğru olanları seçiyordu. Çok geçmeden Max’in alerjisi onları duraklattığında bir şifa büyüsü uygulamıştı Luna ancak fazla etkili olmayacaktı büyüsü, kızarıklığı biraz azalacaktı, eğer iyileştirmek istiyorlarsa gerçek bir ilaca ihtiyaçları vardı.

İlaca ulaşmanın tek yolunun mağaradan çıkmak olduğunun farkında oldukları için ilerlemeye devam edeceklerdi. Tempoları yavaşlamıştı, peşlerine takılmış akreplerin ve duvarların içinden onları gözetleyen iskeletorların varlığının farkına vardıklarında yapmaları gereken koşmak ya da savaşmaktı yoksa zehirli iğnelerin hedefi haline geleceklerdi. Bir yudum Felix Felicis’leri olsa işleri ne kolay olurdu!

Hızlarını arttırmak mantıklı olan seçenekti, onlar hızlandıkça akreplerin sayısı ve yaptıkları koruma büyülerinin sıklığı artıyordu. Nefes nefeselerdi ve bir anda şans tanrısı onları desteklemeye karar vermiş olacak ki Max’in ayağı yerdeki bir çıkıntıya değdi, zemin birden yumuşamaya, kum gibi dağılmaya başladı; küçük bir girdap oluşmuş, vakumlar gibi akrepleri aşağı çekiyor ve zemin gittikçe dengesizleşiyordu. Dengelerini korumakta zorlanıyorlardı, eğer düşerlerse girdaba kapılmaları kaçınılmazdı.

Zaten zar zor yürüyen Max daha fazla dayanamayacak ve kendini girdaba kaptıracaktı. Luna hemen elini arkadaşına uzatmış olsa da yaşananların şans tanrısı kılığına girmiş düzenbazlık tanrısının altından çıktığı gerçeği ile yüzleşecekti. Max ile birlikte girdabın içine doğru sürüklenmeye başladılar, toprağın rahatsız edici ıslak bir dokusu vardı ve giysilerinin her yerine yapışmıştı. Luna’nın gözüne bir dal takılacaktı o sırada ve onları kurtarma umuduyla sıkı sıkıya yapışacaklardı.

Elini uzattığı dal parçası bir anda canlanacak ve onları topraktan dışarı çekecekti. Kurtulduklarını sandıkları anda ise bir başka gerçek ile yüzleşecekti. Dallar, aslında onları sıkı sıkıya sarmalamakta kararlı olan şeytan kapanının sinsi dokunaçlarıydı. Düzenbazlık tanrısı bugün de formundaydı.

Şeytan kapanından kurtulduklarında önlerine çıkacak yol tek yönlüydü, herhangi bir sapağı yoktu ve tek bir yere çıkıyordu: bir kapıya. Görkemli bir kapı sayılmazdı fakat ardında her ne varsa görevlerinin bir parçası da bunu öğrenmek olmalıydı.

Kapıya yaklaştıklarında üzerine bir kelebek sembolü göreceklerdi; bir kanadına alev alev yanan bir güneş, diğerine gelgit yaratan bir ay, birine topraktan doğmuş bir filiz ve öbürüne yıldırım çakan bulutlar işlenmişti. Tam ortalarındaysa çiçeği andıran bir sembol vardı, tanıdık hissettiriyordu.

[spoiler]
[/spoiler]

İçeri girmeye çalıştıklarında kapı açılmayacaktı, eğer yakından incelerlerse üzerinde ay simgesi olan kanadın kırık olduğunu fark edeceklerdi. Bir şekilde içeri girmeleri gerekiyordu, belki de bu kanat onların anahtarlarının bir parçasıydı.

İçeri girmenin bir yolunu bulup gizemi açığa çıkaracaklar mıydı? Yoksa bu kadar yeter diyip geri dönmeye mi karar vereceklerdi? Seçim tamamen onlara aitti.[/justify]



[justify]Notlar;
-Luna ve Max’in kurtulmasına çok az kalmış gibi görünüyor, şeytan kapanını aştıktan sonra kapıyı açıp açmamak tamamen senin elinde, bu kadar tantana basit bir şeyi saklamak için olamaz ama bizden söylemesi.
-Bu RP’de sırasıyla girdaptan çıktıktan sonra şeytan kapanı ile mücadeleni ve kapıyı açma girişimini yazman yeterli.
-Ayrıca Ada’ya çizim konusundaki yardımı için çok teşekkür ediyorum,  aklımdakine daha yakın çizilemezdi.
-RP sonunda zar atmayı unutma, keyifli roller dileriz ^^
[/justify]

9
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Satın Alım Talepleri
« : 06 Ağustos, 2022 23:23:04 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Kıdemli Gizem Araştırma Uzmanı unvanını rica ediyorum :) (7 GP)



Kalan;31GP

talebiniz işlenmiştir efenim ^^

10
Duyurular / Ynt: Haftanın Ödülleri Sistemi ve Arşivi
« : 02 Ağustos, 2022 00:05:05 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
31 Temmuz 2022 - Haftanın RP'si Ödülleri Kazananları


11
Godric's Hollow / Ynt: Lanetli Mağara
« : 30 Temmuz, 2022 21:01:36 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Ölüm kollarını sıvamış fanileri bir sonraki yolculuklarına götürmek için yukarıda hazırda bekliyordu. Pek umutlu sayılmazdı. Eğer başaramayacak olurlarsa elinden geldiğince nazik davranacak ve hızlı olacaktı. O bir profesyoneldi daima mükemmel bir iş çıkarırdı. Fakat... Hayatta kalmışlardı, şimdilik. Buna bir mucize demekten ziyade acemi şansı diyordu Ölüm, daha önlerinde uzun bir yol vardı.

Beyaz saçlı genç cadı göleti aşmak için asasına başvurmuş, onu yukarı doğrultmuş ve ‘Ascendio’ büyüsünün yardımı ile kendini karaya doğru fırlatmıştı. Karaya çıkmayı başarmıştı da ancak unuttuğu bir şey vardı ki Max’i geride bırakmıştı. Fırlamanın etkisiyle oluşan dalgalar genç adamı savurmuş ve bacaklarının birinin yosunlara dolanmasına yol açmıştı. Yosunlar onu tüm güçleriyle aşağı çekerken son anda asasına sarıldı ve karaya ulaşmayı başardı.

Genç cadıyı tedavi etmeyi başarmışlardı, zehri vücudundan tamamen atamamış olsalar da artık ölümcül değildi yalnızca fazla ileri giderse halsiz hissetmeye başlayacaktı. Ölmek kadar kötü değildi, değil mi?

Ve ikinci yolu seçtiler, Ölümün bildiği gerçek ise mağaraya girip geri çıkamayanların bu yola girdiği idi.

Karanlık bir koridor karşılayacaktı onları, eğer yolu aydınlatırlarsa duvarların içinde çeşitli fosiller olduğunu göreceklerdi. Şimdilik her şey yolunda gibi olsa da attıkları her adıma dikkat etmeleri gerekiyordu, zira ilerledikleri yol çeşitli bubi tuzaklarıyla doluydu. Tek bir yanlış adım üzerlerine akrep yengeçlerinden oluşan bir ordunun tavandan aşağı dökülmesini sağlayabilirdi. Ya da onları bacaklarından yakalayıp nefessiz kalana kadar boğacak devasa şeytan kapanının dokunaçlarına yakalanabilirlerdi.

Tuzakları aştıktan sonra mağaranın tavanının gittikçe daraldığını fark edecekler ve en sonunda sürünerek ilerlemeye devam etmeleri gerekecekti. İçeride oksijen oldukça azdı ve nefes almak gittikçe zorlaşacaktı. Max ayağını saran yosunlara alerjisi olduğunu öğrenecekti, bacağını kaybetmek istemiyorsa olabildiğince çabuk bir biçimde rahat hareket edebilecekleri bir yere çıkmaları gerekiyordu.

Bunu yapmanın tek yolu dar tünelleri aşmaktı ancak tüneller onların işlerini kolaylaştıracak şekilde dizayn edilmemişti, labirent gibi birbirine bağlıydılar ve yanlış yere dönmek onları sonsuz bir döngünün içine hapsedebilirdi. Yolda karşılaşacakları iskeletlerin kalıntıları ise bunu kanıtlar nitelikteydi, kendilerini döngüye kaptıranlar en sonunda havasızlık ve açlıktan orada can veriyordu.

Tüneli geçebilenlere ne mi oluyordu? Bunu kahramanlarımız hayatta kalmayı başarırlarsa göreceğiz. Ölüm bunu izlemek için sabırsızlanıyordu.
 [/justify]



[justify]Notlar;
-well, well... İlk engeli geçip Luna'yı tedavi etmeyi başardınız ancak görevinizin yeni başladığını hatırlatmak isterim.
-Max'in bilmediği bir yosun alerjisi varmış, bu sizi bir miktar yavaşlatacak
-Sıradaki RP için ilk önce Luna ile Max'in tuzakları nasıl aştıklarını, sonrasında yer altı tünel labirentinden nasıl çıkmayı başaracaklarına dair bir beyin fırtınası yaptıklarını yazmanı rica ediyorum. İpucu: iskeletleri takip et
-RP sonunda yine zar atman ve kaderini ellerime teslim etmeni unutma, keyifli roller diliyorum ^^
[/justify]

12
Godric's Hollow / Ynt: Lanetli Mağara
« : 27 Temmuz, 2022 16:20:03 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Kasvetin nahoş kokusu, küf, sarkıtlar, dikitler ve engerekler...

Ölümün bu iç karartıcı ve gizemli mağarada ne aradığını soruyorsanız kesinlikle tatil için değildi. Keşif gezisi için de. Korkunç nama sahip bu mağaranın tatil yapmak için uygun bir mekan olmayışından da değil, hayır, onun iş sözleşmesinde böyle bir kavram olmayışından. Tabii ki bundan şikayet etmiyordu, işini seviyordu sonuçta, fakat ara sıra insanlar aptalca nedenlerden yaşamlarını kaybettiklerinde, sonsuz zamanını bunun için harcadığından ufak bir tatili hak ettiği düşüncesine kapılıyordu. Amacı kimseyi küçümsemek değildi, herkes onun gözünde eşitti, birinin kendi sakalına takılıp düşmesi veya dilini ısırmasının ejderha çiçeğine yakalanmasından hiçbir farkı yoktu, gidecekleri yol belliydi sonuçta. Ama portakal kabuğuna basmak mı? Bob? Gerçekten mi?

Uzun lafın kısası, her zaman yaptığı şeyi, yani ruhları son yolculuklarına gidebilmeleri için bedenlerinden ayırmak amacıyla oradaydı Ölüm. Mağaranın dar koridorlarında kollarında taşıdığı saydam bedenlerle ilerliyordu çıkışa doğru, oradaki işini bitirmişti. En azından o öyle düşünüyordu, bu düşüncesi ise kısa sürede değişecekti. İki genç sima çarpmıştı ölü bakışlarına, ikisi de elinde tahta çubuklar tutuyordu. Onlara bol şans dileyip bir başka cenazeye gidebilirdi, eğer başaramazlarsa onları nerede bulacağını biliyordu. Bunun yerine elindeki bedenleri sonsuzluğa uğurlayıp peşlerine takılmayı seçti. Merak başa belaydı.

Onu görmüyor olabilirlerdi fakat Ölüm ikisinin her adımını izliyordu. Yerleri süpüren siyah pelerinine sinsi sinsi tıslayan engereklerin dolandığını fark ettiğinde işlerin çirkinleşme zamanının geldiğini anladı. İkili de yanlış ve hatta tehlikeli bir şeyle yüz yüze olduklarının farkına varmışlardı, çeviklikle harekete geçmişlerdi ancak harekete geçmek tek başına yeterli değildi. En büyük şeyi unutmuşlardı: sağlam bir plan yapmayı.

Asalarından çıkan renkli ışınlar onların paçalarını kurtarmaya yetmiş gibi görünüyordu. Ay gibi parlak beyaz saçlara sahip kadın yaptığı büyü ile arkadaşının üzerine gelen yılanları savurmayı başardı. Derken yılanlara yem olmamak için beraber aşağı atladılar ve düştüler. Talihsizlik odur ki beyaz saçlı cadı arkadaşını kurtarırken kendi arkasını kollamayı ihmal etmişti, tam atladıkları sırada onlarla beraber engereklerden biri zıplamıştı peşlerinden. Ve kadının bacağına geçirdi dişlerini, kadın hızla onu kenara savurmuş olsa da ölümcül zehrini boşaltması için yeterliydi bir ısırık. Zemine yaklaştıklarında ise yine asalarına davrandılar ancak bir sorun daha vardı, düştükleri yer sert bir zemin değil, dibi görünmeyen bir gölcüktü ve bacaklarına ne olduğu belirsiz cisimlerin değdiğini hissediyorlardı.

Uçurumun kenarına çöktü ölüm, ikilinin çırpınışlarını ilk sıradan izleyebilmek için. Gölün dibinde bacaklarına dolanırsa onları anında dibe çekecek tehlikeli yosunlar vardı. Bir şekilde ortamı aydınlatırlarsa beş metre ötede karaya çıkabildiklerini göreceklerdi. Ve karaya çıktıklarında da onları iki farklı yöne giden bir yol ayrımı karşılayacaktı. İkisinin nereye gittiği bir kenarda dursun sudan çıkıp çıkamayacakları bile meçhulken Ölüm onlara 'bol şans' dercesine el salladı. Buna ihtiyaçları olacaktı.[/justify]



[justify]Notlar;
-Yetenek zarı dolayısıyla büyünün her ikisi de başarılı fakat Luna'nın yarası onu yavaşlatacak
-Yılanın ısırığı zehirliydi, derin bir ısırık olmadığı için öldürmese bile çok ciddi sonuçlar doğurabilir bu yüzden tedavi etmeyi deneyebilirsin
-Sıradaki RP'de göletten nasıl çıktıklarını ve hangi yolu seçtiklerini yazman yeterli, sonrasında zar atmayı unutma yine tek bir zar yeterli olacaktır
-Merlin sizinle olsun diyorum, keyifli roller dilerim ^^
[/justify]

13
Duyurular / Ynt: Haftanın Ödülleri Sistemi ve Arşivi
« : 25 Temmuz, 2022 00:19:15 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
24 Temmuz 2022 - Haftanın RP'si Ödülleri Kazananları


14
Avatar & İmza / Ynt: Avatar Kayıtları
« : 19 Temmuz, 2022 09:02:40 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Liste güncellenmiştir.

15
Duyurular / Ynt: Haftanın Ödülleri Sistemi ve Arşivi
« : 18 Temmuz, 2022 15:18:30 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
17 Temmuz 2022 - Haftanın RP'si Ödülleri Kazananları


Sayfa: [1] 2 3