17 Nisan, 2026 09:58:53 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Meredith Vivienne Boleyn

Sayfa: [1] 2 3 4
1
Sorgu Evi / Ynt: Şanslı Meredith'in Son Rodeosu
« : 11 Nisan, 2022 14:14:10 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
yas tutmaya kalkışma ecel beni aldı mı,
nobran ve mendebur çan bildirdi mi bir kere
bu iğrenç yeryüzünden kaçıp sığındığımı
bana koynunu açan en iğrenç böceklere:
bunları okuyunca yazanı anma derim;
çünkü öyle sonsuzca seviyorum ki seni
tatlı anılarında unutulmak isterim
acı çektirecekse sana düşünmek beni.
ah ben düştükten sonra bağrına toprakların
göz atacak olursan bu şiirlere bir gün,
söylemesin zavallı adımı dudakların,
hayatımla birlikte bırak sevgin çürüsün;
yoksa şu kurnaz dünya deşer de iniltini,
benim için yas tuttun diye hor görür seni.

[justify]Ruhu almak için kemikli soğuk ellerini uzattı ölüm.

Ölümlü hareket etmiyor, nefes almıyordu. Ruhu doğrulup oturmuştu, gümüş gözleri yaşamın sona erdiğini buğulu bir dalgınlıkla kutluyordu. Artık bir kabuktu o. Birden ayağa kalkacak ve ona 'Manyak mısın be adam?!' diye bağıracak bir kabuktu, Tanrı'nın bir oyuncağı daha yaratıcısının yanına dönüyordu.[/justify]

Elveda Meredith. Huzur içinde uyu.

2
Sorgu Evi / Ynt: Şanslı Meredith'in Son Rodeosu
« : 11 Nisan, 2022 12:27:32 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Meredith, çocukken katedralden bir mum çalmıştı. İstese elbette birileri onun önüne düzinelerce mum serebilirdi ama o zaman maneviyatı bu kadar yüksek olmazdı onun için. Yalnız kaldığı zamanlarda küçük fitilini yakar ve sanki karşısında ilahın bir yansıması varmış gibi içini dökerdi rahatlayana kadar. Sonra mumu söndürür dolabının en derinlerine saklardı başkası bulamasın diye. Bazen de annesiyle konuștuğunu hayal ederdi, kimse ona annesinin nasıl biri olduğunu anlatmamış olsa da azizeler kadar saftı zihninde canlanan siması.

Rahibenin arkasında o yansımayı tekrar görür gibi oldu. Sanki bir el uzanmıştı ona gökten, tuttuğu takdirde sonlanacaktı ızdırabı ve nihayet daimi huzura kavuşacaktı. Az kalmıştı. Belki de bir kelebeğin kanat çırpmasından daha az. "Bu soruların yanıtı bende de yok..." Yüzünde buruk bir gülümseme vardı durumuna tezat düșen. "Sihir Bakanı'na yakındı, öldüğü gece de oradaydı... sonra bir kaza okunun kurbanı oldu... bildiği her şey ile beraber..." Derin bir nefes almak için duraksadı. "...mezarı boyladı..." Gözlerini kapadı, söyleyecek daha fazla sözcüğü yoktu. Birazdan saatin lanetli sesi ponens caput expiravit çanlarını çalacaktı onun için. Ve sonunda özgür olacaktı.

Kendisine seslenen tok bir ses ile irkildi ama sesin rahibeden mi yoksa ona ulaşmaya çalışan bir melekten mi geldiğini ayırt edemedi. "Meredith... Meredith..." Kızıl cadıya devam etmesini söylüyordu. Ama neye? Zamanı dolmamış mıydı? Bebek mavisi gözlerini araladı güçlükle, rahibenin korkunç yüzüyle karşılaşmayı bekledi ama yoktu. Nurdan bir ışık onun için bekliyor ve sadece son bir şey yapması lazım... Konuşması... "Motke... Okulda profesördü... Büyücü çocuklara... Muggle’lardan korunmayı öğreten..."[/justify]

*ponens caput expiravit: Başını öne eğip son nefesini verdi

3
Sorgu Evi / Ynt: Şanslı Meredith'in Son Rodeosu
« : 10 Nisan, 2022 23:39:39 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Buz gibi ter akıtıyordu. Kan kaybından görüşü bulanıklaşmaya başlamıştı. Ne kadar zamanı kalmıştı? Darağacının düğümü ne zaman sıkılacaktı? Titriyordu. Göğüslerinin altına kadar uzanan kızıl saçları onu ısıtmaya yetmiyordu. “Bir adada büyüdüm…” diye başladı söze. Ama bir öksürük nöbeti engel oldu cümlesini bitirmesine. “Orada… bakanlıktan… şarlatanların evi diye bahsederlerdi…” Ciğerleri onu mahvediyordu. “Ama işte bakanlık… adı üzerinde bakanlık… evrak işleri falan…”[/justify]

4
Sorgu Evi / Ynt: Şanslı Meredith'in Son Rodeosu
« : 10 Nisan, 2022 22:59:42 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Boleyn’lerin inancına göre Büyü, evrenle birlikte var olmuştu. Daima oradaydı göğü aydınlatan yıldızlar gibi. Yalnızca kutsanmış ruhlara buna hükmetme gücü bahşedilmişti yaradan tarafından, düzenin korunmasına yardımcı olacaklardı böylece. Ada’da bahardan kışa, kıştan bahara geçerken törenler olurdu bu amaç uğruna düzenlenen. Bolluk ve berekete kavuşurlardı böylece. Her ne kadar orayı terk etmiş olsa da sahip olduğu inancı geride bırakmamıştı. Şeytanın uşağı değildi, hiçbir zaman da olmamıştı. Kendini Tanrı’nın işini yaptıklarına inandırmış bu insanlara kanıtlayamazdı tabii, asıl onların ruhu kirlenmişti şer ile.

Hızlı hızlı soluklanıyordu Meredith, çektiği acı dayanılmazdı ve bir şeylere odaklanmasını zorlaştırıyordu. “Motke’yi nasıl… öldürdüğümü sordunuz…” dedi kesik kesik. “Kazaydı… Yemin ederim ki! Ben kendimi koruyordum… Saldıran avcıdan… Onun arbeletinden çıkan ok yaraladı Motke’yi!”
[/justify]

5
Sorgu Evi / Ynt: Şanslı Meredith'in Son Rodeosu
« : 10 Nisan, 2022 22:27:12 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Meredith bir kez daha acıyla haykırmamak için kastı kendini, öyle ki tüm bedeni bir anda patlayacak gibiydi. Tanrı’nın gazabı değildi bu. Karşısında bir canavar vardı ona işkence eden. Boleyn Adası’nda da görmüştü onun gibileri, kalpleri kin ve nefretle doluydu pek çoğunun. “Benim bir adım var!” dedi Meredith, kadının gözlerinin içine bakarak. “Meredith Vivienne Boleyn!”

Bir başka tokada, kurşun yarasına ya da kadının dizine soktuğu lanetli objenin vereceği acıya hazırlamıştı kendini. “Evet, bir günah işledim..." Soluklanmak için duraksadı tekrar. "A-ama hiçbir zaman şeytanın yolu değildi seçtiğim yol. Bana işkence edin, acıdan delirtin fakat beni şeytana hizmet etmekle suçlamayın! Bu adalet değil, konuşmayı reddediyorum!”
[/justify]

6
Sorgu Evi / Ynt: Şanslı Meredith'in Son Rodeosu
« : 10 Nisan, 2022 21:59:08 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Gözyaşları yanaklarına süzüldü yavaşça, gökyüzüne giden kapıda rüşvet veremezdi. Sessizce göçüp gidecek ve bildiği her şeyi de beraberinde mezarına götürecekti, bir mezarı olursa tabii. İşte bundan dolayı boğazındaki düğüm ilmek ilmek daralırken verdiği acıyı kanıksamaya çalıştı. Ve sonra, odadaki sessizlik gök gürültüsü şiddetinde yankılanan bir el silah sesi ile yarıldı. Göz açma kapama süresinden daha kısa bir zamandı belki de, ancak sonrasında hissettiği acı… Betimlemeye yetmezdi sözcükler. “Tanrı’nın gazabı bu mu?” diye geçirdi kızıl cadı içinden. “Günahları karşılığında alacağı ceza bu mu?”

Ciğerlerine hava güçlükle giderken “Bilmiyorum!” dedi çığlığı yüzünden kısıklaşmış sesiyle. Bakışları rahibedense arkasındaki avcıdaydı, yolda o kadar nazik davranmıştı ki kendisine kısa bir anlığına onun da bir avcı olduğunu unutmuştu. “Motke, neden sizin için bu kadar önemli? Ayrıca-” Titrek bir hıçkırık ile bölündü cümlesi. “Eğer, burada adil bir biçimde yargılanmayacaksam konuşmayı değil ölümü seçiyorum. Çünkü ‘O’ yönetir doğrulukla dünyayı ve o yargılar adaletle halkları.”
[/justify]

7
Sorgu Evi / Ynt: Şanslı Meredith'in Son Rodeosu
« : 10 Nisan, 2022 19:58:54 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[spoiler]
[youtube]https://www.youtube.com/watch?v=2H5rusicEnc[/youtube]
[/spoiler]

[justify]-Kudretiyle soyumuza hayat veren, ışığınla bizi kutsa. Kalbimize kötülüğü yeşertme, şeytanı aklımıza sokma. Günahlarımızı bağışla, bizi yolundan ayırma. Ölümlü ruhlarımızı kabir azabından koru.

-Âmin.

Katedralin vitraylı camlarından içeri süzülen ışık demetleri, tavandan sarkan kristal avizeden yansıyıp mermerden oyulmuş bembeyaz azize heykelinin üzerini aydınlatıyor ve onu taş kesilmiş bir bedenden ziyade dans eden bir genç kız gibi gösteriyordu. Bu görkemli ışık oyununun yarattığı kutsanmış atmosfer ilahi olanın yanlarında olduğunu hissettiriyordu, kuytularda ve gölgelerdeki ışığın erişemediği köşelere saklanmış iblislerden korumak için.

Beyazın en duru tonunda ipekten elbiselerin içindeki üç kız ellerini göğüs hizasında kavuşturmuş, şükürlerini minnet dolu bir zarafetle iletiyorlardı yaradanlarına. Seslerinin melodik nevası ve üzerlerine düşen gün ışığı, Tanrı’nın nurdan yarattığı varlıkların fani dünyadaki bir yansımasıydılar adeta, saf ve bir o kadar da günahsız; tıpkı melekler gibi. Sayfalarca ilahi besteleyebilirdi onları izleyen bir âşık; güven, huzur ve de ilhamla donatılmıştı salon en yüce olan tarafından.

Tüm bu semavi ahengi bozmaya ant içmeyi yeğlemişti içlerinden en genç ve en günahsız olanı. Çocukluğun verdiği bir toylukla, duanın ortasında hafifçe kıkırdadı… ve beraberinde salonda yankılanan tokadın tok sesi azizenin tepesinde oturmuş duaları yaradanlarına iletmekle görevleri meleklerin irkilmesine neden olmuştu, Tanrı’nın evinde şiddete yer yoktu; onların aksine küçük kız şaşırmış görünmüyordu. Sessizdi. Kıkırtısının son tınıları aldığı darbenin sertliği ile son bulmuştu.

-Merry!

Küçük kızın yüzü öfkeyle şekillenmiş, nefret bulutları bebek mavisi gözlerini gölgelemişti. Biraz acıdan ve çokça kinden dolayı dolan gözlerini umursamadan dil çıkardı büyük olana, onu Tanrı’nınkinden daha korkunç bir gazaptan koruyan ve cezasının tek bir darbe ile bitmesini sağlayan ise Katedralin maun kapısının mükemmel bir zamanlamayla açılmış olmasıydı. Tanrı severdi böyle küçük müdahalelerle yukarıdan, kullarının yegâne koruyucusu olduğunu hatırlatmayı, daima oradaydı ve onları gözetirdi.

İlah, ona kulluk edenleri severdi ve seven herkes tanırdı O’nu; bütün kulları ondan doğmuştu nihayetinde, O, sevgiydi, herkesi sevendi. Hiç kimse Tanrı’yı görmemişti belki ama birbirlerini severlerse, O’nun sevgisi de içlerinde yaşar ve ruhları da yetkinleşirdi beraberinde.

Köhne yapının açılan kapısının arkasından gelen gösterişsiz, vücut hatlarını gizleyen siyah bir tunik giyen genç rahibenin ise yine o Tanrı'nın daimî olan gözetimi altında geliyor oluşuna karşı çıkmadı Meredith. Kaderi düşmanlarının elinde olması rağmen zihninde canlanan anısında yüzüne inme potansiyeli olan o tokada karşı koyamayışı gibi. Bu sefer masumiyeti onu kurtarmayacaktı fakat kızıl cadı son nefesini verdiği anda dahi Tanrısına olan sevgisini içinde taşıyacağına yemin etmişti.

Boleyn’lerin en aykırısının ve en reddedilen çocuğunun yaşamının bitimine yalnızca bir parmak şıklatması kadar uzaktayken nefret ettiği o Ada’ya dair hatırlarının zihninde canlanması ironikti. Büyükannesinin, bazı bağların ne kadar denerse denesin koparılamayacak kadar kuvvetli olduğuna dair sözlerini daha iyi anlıyordu şimdi. Ruhunun bir parçası nasıl yaradanına bağlıysa diğeri de geçmişine bağlıydı, orada bıraktığı kız kardeşine.

Genç rahibenin, zümrüt yeşili elbisesini üzerinden çıkarmasına tepki vermedi, gözlerini kapadı ve kız kardeşinin narin yüz hatlarını canlandırmaya çalıştı. Onu adadan gittiği yıldan beri görmemiş, çocuğa ait hatlarının bir genç kızınkiyle değişime şahit olamamıştı. Ama daha küçük bile insanları kendine çeken bir aurası vardı el üstünde tutulmasını sağlayan. Meredith, kızın mavi gözlerinin nasıl yaşamla dolu olduğunu hatırlıyordu, birbirlerine kız kardeş sözü vermişlerdi ebediyen beraber olacaklarına dair. Zamanı geldiğinde yanına alacaktı onu ve bir daha dönmeyeceklerdi o lanet kara parçasına.

Hatıralar eklemlerini çekiştirdi; yumrukları gevşedi. Kalbi sızladı.

Gösterinin sonuna gelmişti tutulamamış sözler, yarım bırakılmış yeminler ve en kötüsü de sevdiği hiç kimseye bir ‘elveda’ bile diyemeden. Çoktan kuruduğunu sandığı göz pınarlarında tekrar birikmeye başladı yaşlar; onun en büyük korkusu ölüm olmamıştı çünkü ecel, ne her şeyin sonu ne de sonsuz yaşam olan tek gerçekliğin içinde yitmiş basit bir dönem değildi. Dünyevi yaşamın nihayete ermesiyle farklı bir düzlemde uhrevi yaşama giden bir geçişti. Hiçbir zaman bir son demek değil aksine yeni bir başlangıçtı.

En büyük korkusu sevdiklerini yarı yolda bırakmak, onların güvenlerini kırmaktı. Şu anda, bu nedamet kokan yapıda pamuk ipliğine bağlanmış kaderi kendini Azrail sanan insanların elinde sonlanırsa kaç kişiye birden ihanet etmiş sayılacaktı? Büyükannesine, öğütlerine kulak asmayı bırakıp kendini bu çıkmaza sürüklediği için; kız kardeşine, sözlerinin arkasında duramadığı için; en az onun kadar yakın Cwénhild’e, yaşamının en karanlık döneminde ışığı bulmasına yardım ettiği için; Bay Carter’a, istifa etmek ve her şeyden vazgeçmek üzereyken onu bu kararından döndürdüğü ve gözlerini açtığı için…

Zihnindeki düşünceler böyle devam ederken kaburgalarında hissettiği sızı da bir o kadar onu şu anki zamanda tutuyordu. Yaşamak istiyordu, yaşamak için pek çok nedeni vardı lakin kaderinden kaçması bu saatten sonra imkânsızdı. Yine de istiyordu. Dönüp sevdikleri ile son bir kez daha konuşmak, kırgın ayrıldığı insanlarla barışmak, kardeşini yanına almak... Fakat yaşamı bu noktada donacak, hayatı geriye alma ya da yanlışları düzeltip daha doğru yaşama şansı son bulacaktı. Çünkü bir cilaymışçasına yaşamın üzerine atılacaktı ölüm. Herkesi yarı yolda bırakmış olacaktı.

Bir yüz karasının yapacağı gibi.[/justify]

8
Aziz Michael Kilisesi / Ynt: [Cadı Avcıları Soruşturması] Aziz Micheal Kilisesi
« : 11 Mart, 2022 00:55:49 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Aziz Michael Kilisesi’nde yaşanan o korkunç gecenin izleri hala tazeliğini korurken genç seherbaz, St Mungo’dan ayrılalı çok olmamış, yaraları aynı şekilde yenice iyileşmeye başlamıştı. Ona dinlenmesi söylenmişti, görevini yerine getirdiğini ve hatta belli bir süre izine bile çıkabileceğini… Fakat hiçbirini dinlememiş, taburcu olabileceği denir denmez yine saha görevlerine atmıştı kendini. Olabildiğince bir şeylere dâhil olmak, elinden ne geliyorsa yapmak istiyordu davanın ilerleyebilmesi için.

Takımına yeni eklenmiş seherbazlardan biri olan Cressida Aralinn Parkinson ile kilisenin harabelerine doğru ilerlerken geceleri onu uykusundan etmiş bütün o kötü anıları zihninden uzak tutmak için çabalıyordu. Yine de yıkıntı yapı görüş açısına girdiğinde kızgın yağların Bay Carter’ın üzerine döküldüğü anın gözlerinin önüne gelmesine engel olamadı. Meredith bunun intikamını almak istemiyordu, aksine olayların derinine inmek ve nasıl barışı sağlayacağını çözmekti onun ilgilendiği. Ancak bunu yapacak cesareti olup olmadığından emin değildi.

Patlama sesleri ve haykırışlar ulaştı kulaklarına. Cressida, kararlılıkla asasına uzanmış ve Meredith’in bir şey demesine fırsat bırakmadan kiliseye doğru koşmuştu.

Kızıl cadı harekete geçene kadar bir tur patlama sesi daha yankılandı.

Meredith, zihninde canlanan manzara ile karşılaşmamak için Tanrıya yalvarmıştı koştuğu süre boyunca. Sadece gizlenmiş tuzaklardan birine denk gelmiş olmasını istiyordu arkadaşı olan o insanların. Bir kişinin daha onun nöbetinde can vermesini kaldırabileceğini sanmıyordu.

Ve korktuğu manzara onu selamladı. Cressida'nın ince uzun bedeni cansız bir biçimde ayaklarının dibinde yatıyordu. Karşısındaysa... "Yü-yüce Tanrım!"
[/justify]

9
Büyüceşura / Ynt: 25 Ocak 1866 Tarihli Carmilla/Cwénhild Muirghéal Duruşması
« : 08 Mart, 2022 00:03:25 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]“Be-ben…”

Yanıt verecek cümle bulamıyordu, elinden geldiğince tarafsız kalmaya çalışmıştı fakat bir taraf seçmesi gerekiyordu. Ve bu doğru olan taraf olmak zorundaydı, yanlışı seçip herkesi yüz üstü bırakma riskine giremezdi. Yine de, birileri her şekilde yarı yolda bırakılan taraf olmayacak mıydı? Meredith kimseyi yarı yolda bırakmak istemiyordu ki… Zamanı geriye alıp o lanet balonun hiç yaşanmamış olmasını sağlamak istiyordu. Keşke o gece insan içine karışmaktan korkmayıp kabul etseydi gelen daveti. O zaman belki Cwénhild hala yanlarında olurdu ve bütün bu korkunç olaylar yaşanmamış olurdu.

“O-onun niyeti…”

Kelimeler zihnini terk etmiş gibi hissediyordu. Yine basit bir şeyde çuvallamıştı, yine tam bir yüz karasıydı. Nefesinin daraldığını, bacaklarının artık onu taşıyamadığını hissetmeye başladı. Görüşü kararıyordu, sanki biri onu daracık bir alana hapsetmiş gibiydi. Nefes almak istiyordu… Yoksa sonunda ölüyor muydu? Burada... Mahkemede...
[/justify]

10
Büyüceşura / Ynt: 25 Ocak 1866 Tarihli Carmilla/Cwénhild Muirghéal Duruşması
« : 07 Mart, 2022 23:12:42 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]İki kanatlı geniş kapı kızıl cadı için aralandı ve kalabalık mahkeme salonuna adımladı. Kalbi küt küt atıyordu; suçlu olan, mahkemede yargılanan kendisiymiş gibi hissediyordu. Mantığı ile duyguları birbirine girmişti, zihni ona cezalandırılmayı hak eden bir suçlunun mahkemesinde ifade vermeye çıktığını söylüyordu, kalbiyse o kişinin geçmişte her ne yaptıysa hala arkadaşı olduğunu ve bunların affedilebileceğini… İnanmak istemiyordu onun bütün bu suçları işlemiş olduğuna yine de doğru olanı yapmalıydı. Peki, doğru olan neydi, yasalara uygun olan mı? Yasalar ne kadar doğru olmuştu ki zaten? Bütün bu iç çatışmadan çıkardığı bir sonuç varsa o da bir kez daha bir işi batıracağıydı, ne zaman bunu yapmamıştı ki?

Savcı Minamoto tarafından ifadesi için çağırıldığında ilk başta kendinde ayağa kalkacak o gücü bulamadı. Ama hemen toparlandı ve elinden geldiğince sakin kalmaya çalışarak çağırıldığı yere doğru ilerledi. Derin bir nefes aldı konuşmaya başlamadan önce, titreyen ellerini iki yanına saklamıştı.

“Ben teşekkür ederim asıl, biz Seherbazların görevlerinden biri de sizler gibi adaleti sağlamaktır Bayan Minamoto, bunun için elimden ne geliyorsa yaparım.”

Kekelemediği için kendisiyle gurur duyuyordu. Yıllarca Boleynler’le yaşamanın getirisi miydi bu yoksa şu anda beyni o kadar şoka girmişti ki kurmalı bir oyuncak gibi mi çalışmaya başlamıştı?

“Onunla Godric’s Hollow’da karşılaştım, Bakan Kellington’un ve Herr von Motke’nin öldürüldüğü gece, Seherbaz bürosunun bilgisi dâhilinde gizli bir görevdeydim. Cadı Avcısı tarafından tuzağa düşürülüp bilincimi kaybedene kadar şahit olduğum bütün olayları rapor olarak bildirdim. Evet, bu kadın Sihir Bakanı’nın katilidir fakat raporumda da belirttiğim bu korkunç suçu işlerken gibi kendi benliğini bastıran bir büyünün etkisinde olduğuna şahit oldum, Imperius Lanet’nin daha güçlü hali gibiydi. Bu durumda kararı size bırakacağım, bu kadın korkunç bir komploya alet olmuş bir günah keçisi midir yoksa gerçekten kafayı yemiş toplumdan izole edilmesi gereken bir katil mi? Söyleyeceklerim bu kadar, teşekkür ederim.”
[/justify]

11
Azkaban Hapishanesi / Ynt: On Yedinci Koğuş
« : 06 Mart, 2022 23:20:32 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Genç seherbaz, kadının Victorine Boleyn’den bahsetme şeklini duyduğunda ürperdi, bir isimden nasıl hala bu kadar korkuyor olabilirdi? Buradan gitmesini söylediğinde gözleri dolmuştu. Cwénhild’a her şeyin tekrar iyi olacağını söylemek istiyordu, bu kasvetli yerden kurtulacağını ve tekrar birlikte görevlere çıkacaklarını… Ama sözcükler dökülemiyordu ağzından, inandırıcı gelmiyordu bir türlü.

Bir eliyle yanaklarına damlayan gözyaşını sildi. “Üzgünüm...”

Üzerindeki kalın pelerinin iplerini çözdü ve parmaklıkların arasından kadına uzattı. Acıdığı için değil içtenlikle sergilediği bir hareketti, bu lanetli yerde ona doğru düzgün örtü bile vermemiş olmalarına sinirlenmişti, mahkemeye çıkamadan hastalanıp ölmesini istemişlerdi sanki. “Elimden daha fazlası gelmiyor, özür dilerim.”

Parmaklıklardan uzaklaştı, adımlarını geldiği merdivenlere doğru çevirdi. Pelerininin yokluğu çabucak hissettirmişti kendini fakat halen farkında olmadığı bir şey vardı, o da asasını pelerinin cebinde bıraktığıydı…
[/justify]

12
Azkaban Hapishanesi / Ynt: On Yedinci Koğuş
« : 06 Mart, 2022 22:21:06 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]“Sen bir canavar değilsin…” diye fısıldadı Meredith. Be-benim arkadaşımsın, hiçbir zaman canavar olmadın..."

Genç kadın, kim olursa olsun insanların içlerindeki iyilik parçasını görür ve daima umut ederdi ona ulaşabilmeye. Cwénhild’taki ışığı şimdi bile görebiliyordu. Seherbaz ekibinin bir parçası olduğu zamanlarda adeta ablalık yapmıştı ona, ailesini aşmasında yardımcı olmuş ve kendi ayaklarının üstünde yıkılmadan durabilmeyi öğretmişti. O altın kalpli kadın da karşısındaydı halen, elini uzatması gerekiyordu sadece.

Parmaklıklara yaklaştı, titreyen ellerini kadınınkilerin yanına koydu. “Bu-buraya gönderildim, sadece bir takım rapor işleri için hemen ayrılmam gerekiyordu ama… İçimden bir ses seni görmem gerektiğini söylüyordu, ona karşı koyamadım.”
[/justify]

13
Azkaban Hapishanesi / Ynt: On Yedinci Koğuş
« : 06 Mart, 2022 15:32:37 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Godric’s Hollow’daki görevden birkaç gün sonra, yaşadıklarını, bir can aldığını unutturması için kendini alkole verdiği bir geceydi, genç kadın dağılmıştı. Seherbazların yüz karası olduğu düşüncesini zihninden atamıyordu. Nereye gitse bir felaketin içine düşmüş ya da o felaketi yaratan kendisi olmuştu. Buna daha fazla devam etmek istemiyordu, mesleğinin getirilerini kaldırabileceğini sanmıştı fakat yanılmıştı. Beceriksizdi ve güçsüzdü. Seherbaz olmayı hak etmiyordu.

Gözyaşları yanaklarını ıslarken bulmuştu kızıl kadın onu. Meredith bir hayaletle konuştuğunu sanmıştı başta, dinlemek istememişti ölmüş birini. Derken bir tokat çarpmıştı yüzüne, bunu hak ettiğine emindi genç olan, günahları için cezalandırılmak istiyordu artık. Fakat bunun yerine yüzünde bir yara izi olan ona gözünü açmasını söylemişti. Asıl cezalandırılması gerekenin içlerindeki hainler olduğunu ve büyücü soyunu katleden cadı avcılarının temizlenmesi gerektiğini. Meredith, daha fazla ölüm istemiyordu fakat kadının hikâyesini dinlerken haklı olduğu noktaların farkına varmıştı.

Ve buradalardı işte.

“Büyükannem Tanrı’nın hiçbir yerde olduğunu söylerdi,” dedi özgüvensiz bir tınıyla. Sefalet içindeki kadının her şeye rağmen dimdik durmaya çalışmasına imrenmişti Meredith. Kaybolduğunu sandığı arkadaşının teslim olduğu haberini aldığında içindeki ses ondan umudu kesmemekte ne kadar haklı olduğunu hatırlatmıştı ona. Cwénhild Muirghéal ölmemişti, sadece kaybolmuştu. Yokluğunda onu ele geçiren şey her neyse kötü şeyler yapmıştı fakat artık buradaydı, ulaşılamaz değildi. “Senin de burada olmaman gerekiyordu, böylesine korkunç bir yerin hiç var olmaması gerekiyordu.”
[/justify]

15
Azkaban Hapishanesi / On Yedinci Koğuş
« : 05 Mart, 2022 23:40:57 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Soğuk kemiklerine işlemişti.

Bu kadar yoğun olumsuz duyguyu daha önce hissettiğini hatırlamıyordu Meredith, seyahat pelerinine sarınmış Azkaban’ın kasvetli koridorlarında ilerlerken bir an önce buradan çıkmak istiyordu. Ona çocukken anlatılanlardan da korkunç bir yerdi burası; insanın içi buz kesiyordu bir kere kapıdan içeri girince, bütün hayat enerjisi çekiliyor, çaresizlik ve keder duyguları ele geçiyordu zihnini. Suçu ne olursa olsun herhangi bir insanın buraya kapatılması fazla gaddarcaydı, böylesine bir yapının var olmasına nasıl izin verdiklerini bile almıyordu aklı. Merdivenlerse ona inat kadın ilerledikçe sonsuza uzamaya devam eder gibiydi.

Karşı çıkmaktan çekindiği bir isim onu görevlendirdiği için gelmişti buraya; Victorine Boleyn bir ‘rapor’ istemişti ondan, aklından ne geçtiğini bilmiyordu –ki sorgulamak onun haddine değildi de zaten. Ada’dan uzakta, rahatsız edilmeden yaşayabilmesinin tek nedeni Yüce Boleyn’in ona izin vermiş olmasıydı ve bunun karşılığında yapmakla yükümlü olduğu tek şey söz dinlemekti. Victorine ona böyle söylemişti.

Paradoksun önüne geçmek adına adımlarını hızlandırmaya, tek seferde iki basamak çıkmaya çalışıyordu genç seherbaz. Acelesi yoktu, aksine, ne kadar geç varırsa o kadar memnun olacaktı. Ama merdivenlerden çıkmak bile kafasına konuşması muhtemel konuları çağrıştırmıştı, dakikalar ilerledikçe bu ufak düşünce iplikleri birbirine girmiş, kafasında çözülmesi imkansız, hatta üzerine düşündükçe daha da karışan bir düğüm yaratmıştı. Yapıya ilk girdiğinde varmayı planladığı, ama dakikalar ilerledikçe bir dilek halini alan kat sonunda gözüktü.

Beşinci kattaydı.

Bir hücre, iki, üç derken on üç hücre geçmişti. Bakanlıktan aldığı izin sayesinde Ruh Emicilerce rahatsız edilmeden ilerleyebiliyor olsa da koridorlarda onların gölgelerini görmek bile tüylerini diken diken etmeye yetiyordu. Olabildiğince hızlı adım atmaya çalıştığı varsayılırsa süzülerek ilerleyen bu gudubet varlıkların sırf insanların ruhunu birazcık daha emmek için oldukça sık aralıklarla koridorlarda kol gezdiği çıkarımına varmasını sağlamıştı.  Her koridorda var olan hücrelerin üçte biri kadar kukuletalı gölge gördüğüne göre oldukça normaldi de bu. Fakat Ruh Emici’lerin varlığına o kadar güveniliyor olacak ki spesifik tuzaklar veyahut kaçmayı engelleyen zorlu engeller çarpmamıştı gözüne. Arada uğrayan Bakanlık özel görevlileri dışında insan gardiyan yoktu, bu da Ruh Emici’leri bir şekilde kandırmayı başaran birinin önünde kaçması için kalan tek ciddi engelin çalkantılı denizi aşmak olduğu anlamına geliyordu.

On yedi numaralı hücrenin önüne geldiğinde durdu.

“Yü-yüce Tanrım! C-wénhild...”
[/justify]

Yetenek 1d10 : 6, total 6
Destek 1d10 : 4, total 4
Talih 1d10 : 3, total 3

Sayfa: [1] 2 3 4