"Evet efendim, bu şişe yeni gelen Chianti'lerden!"
"Puronuzu yakayım?"
"İçkiniz madam, tam olarak hazırlanmasını istediğiniz gibi."
"Efendim üzgünüm, Dük bu hafta gelemeyeceğini belirten bir not bıraktı size..."
Bu yemekli toplantı evinde geçen iki hafta yüreğine ot tıkamıştı Alpharian'ın. Kısa süre içerisinde patronlarına üst düzey müşterilerin hizmetinde yer alabilecek bir eleman olduğunu kanıtlaması çok uzun sürmemişti ama yine de başka insanlara zorunlu bir saygıyla yaklaşmak ve bel bükmek ister istemez zoruna gidiyordu Lautus'un. Yeri geliyor o beğenilmeyip mutfağa geri gönderilen koca şişe şarabı burnu havada kendini bilmezlerin Güneş görmeyen bir yerleri ile tanıştırmak istiyor, yeri geldiğinde ise işini yapmak yerine hizmetçi kızlardan birini köşeye sıkıştırıp hoyratlık yapan komilerin şakaklarından içeri evin her yerlerinde bulunan o Gümüş şamdanlardan birini takıvermek istiyordu... Yine de, hiçbir şey görevinden daha önemli değildi ve büründüğü bu gizli rolden çıkmaması gerektiğini biliyordu.
Zorlanıyordu, evet, ama hata yapmaması gerektiğini çok iyi biliyordu. Taze sıkılmış portakal suyunun tadını beğenmeyen zengin şımarığı kahvaltıcının nazını ayrı, öğleyin brunch yapmaya gelip kocasını hiçzmetçisiyle aldatma öykülerine haklı destek arayan mirasyedisinin kart kahkahalarını ayrı, polo klübünden dostlarıyla akşam brendisini purosuyla demlene demlene içerken buzunu eksik bulan emekli albayın homurdanmasını ayrı çekiyordu. İşini de iyi yapıyor olduğu ortadaydı, yoksa Şef Garson'un sağ kolu olmasına izin verilmezdi kısacık sürede. Alpharian'ın ise şefliğe yükselmemesinin tek nedeni aralarında adamın Gümüş renki bıyıklarının göstergesi olan geçkin yaşıyla birlikte zamanla gelen bir kıdem ayrımı olmasıydı yalnızca. Gümüş bıyıkları demişken...
Adamın kel kalmış kabak kafasından koparamayacağı saç teline bir alternatif arıyordu Lautus ve bununla birlikte hırsızlık önlemi olması adına hemen her toplaşmadan sonra tek tek sayılan Gümüş mutfak takımlarından özel birini elde etmeliydi görevi için. Yalnızca Kenneth'dan planlarını uygulamak için gereken adımı atmasını onaylayacak bir haber ya da sinyal bekliyordu. Kıvrandırıcı zorluklar ve hizmet sektöründe çalışıyor olmanın verdiği çokça stresle geçen iki sancılı haftadan sonra haberin geleceği güne yeterince yaklaştığını sezebiliyordu. Tüm bunları düşünürken Londra'nın seçkin zenginlerine servise devam etmek zorunda kalmasaydı keşke...
(https://i.ibb.co/sgxbZ4V/kirli.jpg)
Grubun buluşma yerinin bulunduğu loş ışıklı ara sokağa doğru ilerlerken, adamın yüreği göğsünde beklentiyle çarpıyordu. En genç üyesi olarak, bu gizli kapaklı gruba katılmaya yakın zamanda daha yeni çağırılmıştı. Bu toplantıya katılmasının tek nedeni, Magna Purgatio üzerindeki olağanüstü başarılarıyla değerini kanıtlamış olmasıydı. Bu gece bir suikast planlayacaklarını biliyordu ve heyecan ile korku karışımını sezmekten kendini alamıyordu. Bugün için tasarlandıkları planlardaki rolü konusunda çokça gergindi. Toplantıya geç kalmıştı, bu nedenle de gerginliğini gizlemek için biraz daha fazla çabalamalıydı. Sonunda içeri girmesi gereken eşiğe vardığında, durup soluğuyla inip kalkan gövdesinin dinmesini beklemek zorunda kalmıştı. Yalnızca olağan bir gece yürüyüşünde olmasına karşın, hızlı hızlı yürümemişken bile soluğu kesilmişti. Büyüyle kapalı tutulan ve adamın birkaç değnek hareketiyle açılan kapının eşiğinden geçtiğinde, toplantı odasına açılan geçiş kapısını içeren kısa koridoru ve tek başına arkalıksız bir oturakta oturan kızı gördü. Ceketinin gizli bir cebinden çıkardığı tılsımlanmış şilini çıkardı ve onu öptükten sonra, birkaç gün önce kendisine öğretilmiş sözleri fısıldayıp bozuk parayı kızın dekoltesinden içeri attı. Kız yapılması gerekenleri eksiksiz yerine getiren adamın şu ana dek boşluğa bakan ve Imperio Laneti ile yönetilen bedeninin sisli gözleriyle gülümseyerek koluna girmiş, onu koridorun ortalarında var olan görünmez kapıya dek eşlik etmişti. İçeri girdiğinde grubun diğer üyelerinin buraya varmadan önce yolda düşündüğü gibi masanın etrafında hazır olup, beklemekten sıkılarak derin bir konuşmaya dalmış olmadıklarını görmüştü. Bir restoranın bodrum katıyla bir tür evin kilerinin karışımı gibi görünen ortam, bu tür gizli bir toplantın yaşanacağı bir yer için neredeyse fazlaca parlak bir biçimde aydınlatılmıştı; şömine içinde canlı bir alevle gürül gürül kükreyerek yanarken önünde yüksek sırtlı koltuklarda iki kadın oturuyorlardı, beş tane adam ise ocağın yanında, yüzlerinde geniş gülümsemelerle brendi içerek konuşuyorlardı, başka bir adam ise uzak bir köşede tek başına ağızlıkla sigara içiyordu. Böylesine gizlilikle ulaşılan bir yer olmasa, adam kendini hizmetçileri tatilde olan beşliden birinin evinde ağırlanıyor sanabilirdi. Adamın da katılımıyla toplamda dokuz kişi olmuşlardı. İçeridekilerden biri, dış görünüşüyle açıkça anlaşılabilecek biçimde Hindistan'dandı. Hindistan Sihir Bakanlığı'nın bir üyesiydi üstelik. Bir diğeri ise Amerika'dan gelmişti; keskin bir takım elbise giymiş ve kovboy şapkası takıyordu. Adam odadaki herkesin adlarını bilmiyordu ancak hepsinin otuzlu yaşlarda ya da daha yaşlı olduğunu anlayabiliyordu, grubun en genç üyesi olarak kendisi daha yirmili yaşlarının başındaydı ve diğerlerinin bilgelik taşıyan deneyimlerinin potansiyel varlığı karşısında gözdağı verilmişçesine çekingenlik taşımamaktan kendisini zor tutuyordu.
Doğal olarak önceki toplantılardan bu insanlardan birkaçını tanıyordu, özellikle de ilk iki erkek ve gördüğü kadınlardan birini. Uzun boylu ve etkileyici duruşuyla Devendra Singh, koyu renkli teni ve kalın sakalıyla grupta öne çıkıyordu; Hindistan Sihir Bakanlığı'ndandı, az bilinen egzotik büyüler ve iksirler konusundaki uzmanlığı amaçları için paha biçilmezdi. Anne-Marie Dupont ise keskin yüz hatları ve delici mavi gözleri olan minyon bir Fransız kadınıydı, o da Fransa Sihir Bakanlığı'nda çalışıyordu ve Karanlık Sanatlar ile Lanet'ler üzerindeki bilgileriyle grubun bazı gizli saldırılarını planlamasına özellikle yardımcı olmuştu. Isaac Reed de uzun boylu, etkileyici bir Amerikalıydı; kalın Güney'li aksanı ve sıcak bakışları olan biriydi. Alçak, gürleyen bir sesle konuşuyordu ve herkes onun çevresinde saygınlığını kazanabilen biri olduğunu anlayabilirdi. Gizlilik ve casusluk becerileri uzun zamandır grubun operasyonları için büyük bir önem taşıyordu. Diğer üyeler; kalın bir aksanı ve kibirli bir tutumu olan, tek başına sigara içen Fransız'la birlikte adama yabancıydı. Fransız'ın rafine bir havası vardı ve lüks ile ayrıcalığa alışkın biri olduğu anlaşılabiliyordu. Ayrıca, hem keskin yüz hatları hem de delici gözlerinin benzerliği nedeniyle kardeş oldukları anlaşılabilen iki adam vardı. Grubun son üyesi ise şöminenin yanında oturan kadınlarla konuşmaya dalan; genç adamın uzun, kıvırcık saçları ve sıcak gülümsemesiyle tanır gibi olduğu bir adam daha vardı. Usunda yankılanan bir ses duyduğunda genç adam topluluğun arasına katılmak üzereydi. Liderleri Telepati yeteneğiyle tanınmazdı, ancak onun genç üyesine birkaç gün önce hediye ettiği kravat iğnesi odadaki diğerlerden gizlice titriyordu. Kuşkusuz, konuşan kişi grubun lideri Callante idi; bu operasyonu belki yıllardır organize eden güçlü bir büyücüydü. Diğerleri düşüncelerini ortaya sunan tartışmalar içindeyken ondan geride durup grubu gözlemlemesini söylemişti. Böylesine canlı bir grupla, böyle küçük bir yerde bulunmak onun için öğrenme ve gözlemleme konusunda büyük bir kolaylık sağlıyordu. Grubun tüm üyeleri kendisi gibi örgütten gelen Lautus'lardı. Çoğunlukla "Sammy" adıyla seslenilen hitap edilen Samantha Johnson saçmalıktan uzak, sert tutumlu ve biraz önce genç adamın gözlemlediği gibi kısa ve tıknaz bir kadındı. O da ABD'dendi; kılık değiştirme ve aldatma konusunda bir uzmandı, hızlı düşünceliliği grubun başını çok kez sorundan kurtarmıştı. Larcin-Jacques LeBlanc, kırklı yaşlarında ağır aksanlı ve kibirli tutumuyla uyumsuz görünen bir Fransız'dı. Güç kazanmaya susamış ve belli bir seviyeye dek bunu başarabilmiş güçlü bir büyücüydü, Karanlık Sanatlar üzerine yoğunlaşmış olan bilgi birikimi onu grubun değerli bir üyesi yapıyordu. Keskin yüz hatları ve bakışlarıyla genç adamın odağını çeken adamlar Simon ve Sebastian Crowe; hızlı asa çekişleri ve fiziksel çeviklikleriyle tanınan 30'lu yaşlarındaki iki kardeşlerdi. Yakın dövüş üzerine geliştirdikleri uzmanlıklarıyla bazı üyelerin bu görev için eğitilmesine yardımcı olmuşlardı. Charlie Thompson ise yirmili yaşlarının sonlarında uzun, kıvırcık saçlı ve sıcak bir gülümsemeye sahip bir adamdı; çekiciliği ve kurnazlığıyla tanınan, bilgi toplamada ve davaya yeni üyeler almada etkili biri olmuştu. En sonda ise adamın kendisi vardı, grubun en genç üyesi; Kaptan Farrell'e ihanet etme konusunda daha üzerindeki gerginliği ve az da olsa utanarak benimsediği deneyimsizliğini üzerinden atamamıştı. Ancak kendini kanıtlamaya ve davaya katkıda bulunma isteğiyle doluydu... Sonunda liderleri binanın üst katından gelen merdivenden inerek odaya girmişti, komuta bile etmeden tüm konuşmalar bir anda kesilmişti. Grup en sonunda odanın hiç uğranılmamış olan kenarındaki büyük, kare masada toplanabilirdi artık.
Grup planlarının son ayrıntılarını tartışırken, genç adam dikkatle dinledi ve olabildiğince fazla bilgiyi özümsemeye çalıştı. İki kadının suikastıyla görevlendirilmişlerdi; biri Britanya Sihir Bakanlığı'nda çalışan bir memur, diğeri de Londra sosyetesinin önde gelen bir üyesi olan toplumsal bir sivildi. Adları çoktan Scrinium'daki Liberium'a geçirilmişti bile. İlk hedefin suikastı önceden planlanmıştı ve ikinci hedefin detayları daha tartışılıyordu:
Devendra, Uçuç Tozu Ağı üzerindeki güvenlik sistemlerinin bazılarını devre dışı bırakmakla sorumlu olacaktı, böylece üyeler gözden kaçmadan Bakanlık Atriyum'una geçebilmelerini ve kaçışlarını kolaylaştıracaktı.
Anne-Marie, Karanlık Sanatlar'daki uzmanlığını bir saptırma yaratmak ve güvenlik personelinin odağını çekmek için kullanıyor olacaktı.
Isaac ve Samantha, gizlilik ve aldatma becerilerini kullanarak hedefe yaklaşılan yolda grubun yoluna çıkan korumaları ya da yetkilileri alaşağı ederek potansiyel engelleri etkisizleştirmek için birlikte çalışacaklardı.
Larcin, Simon ve Sebastian; Anne-Marie'nin bir araya topladığı görevlileri etkisizleştirmek için savaş becerilerini kullanan ağır vurucular olacaktı.
Bu arada Charlie, karmaşadan yararlanarak gelecek görevlerinde yararlı olabilecek değerli bilgileri ve grupla ilgili toplanılmış güvenlik belgelerini toplamaya hazır olarak gölgelerden ilerleyerek kendine sağlanılmış bu özel görevini gerçekleştirecekti.
İkinci hedefe gelince, onun operasyonu için detayları daha netleştirememişlerdi. Kadının günün ilerleyen saatlerinde özel bir toplantıya katılacağını biliyorlardı, ancak yeri veya saati öğrenememişlerdi. Riskli bir eylem olmasına karşın, demir sıcakken dövmeleri gerektiğini ve her iki hedefe de tek bir günde saldırıp yok etmeleri gerektiğini biliyorlardı. Toplantı devam ederken genç adam arada kendi önerilerini sunuyordu; çok azı destek görüyor olsa da önerilerinden bazıları sert bakışlarla, bazıları da takılgan şakalarla karşılanıyordu. Bu durum insanlarla ortak bir amacı paylaşarak bir dayanışma sezgisi duymasına yol açıyordu, hepsiyle ortak bir hedefte birleştiğini bilmek gerçekten özeldi. Operasyonlarının tüm ayrıntı ve detaylarını gözden geçirmeleri, hiçbir şeyin gözden kaçırılmadığına kesin gözüyle bakabilmek için her yönünden kontrol etmeleri ve çizilen planları iki kez kontrol etmeleri birkaç saat daha sürmüştü. Herkes; planlarının lojistiğini, eylemlerinin risklerini veya ödüllerini ve yakalanmaları durumunda karşılaşacakları sonuçları tartışırken havadaki gerginliği sezebiliyordu. Toplantı sona ererken, grup lideri genç adama dönerek herhangi bir sorusu olup olmadığını sormuştu. Kısa bir an için duraksadı genç adam, sonra operasyondaki rolünün ne olacağını sordu. Callante ona gülümsedi, elini yeni üyelerinin omzuna koyarak:
"Görevimizi yerine getirirken herhangi bir soruna karşı bize göz kulak olacak biri gerekiyor bize. Sana bu konuda güvenebilir miyiz?" diyerek görevin gözcüsü olduğunu ortaya koydu. Genç adam kafasını onaylarcasına sallayarak yanıt verdi; gurur ve korku duyguları bir diğerine karışıp, omuzlarında ağırlıklarını bırakarak başından aşağı dökülmüştü sanki. Gün gelmişti işte. Suikast günü hızla yaklaşıyordu ve Fabio Flores Callante'nin en umut veren gözde öğrencisi olarak genç adam bunun bir parçası olacaktı. Güneş batmaya başladığında, sonunda toplantılarını bitirmişler ve her üye büyük güne hazırlanmak için kendi yoluna gitmişti. Toplantıdan ayrılırken adam tedirginlik yaşamaktan kendini alamamıştı. Planladıklarının ne denli tehlikeli ve yasa dışı olduğunu biliyordu ama Callante'nin de kendi nedenleri olduğunu biliyordu. Karanlıktan aydınlığa yavaş yavaş varmaya başlayan Londra sokakları boyunca, ara sokaktan çıktığından beri grubun ve kendisinin geleceği üzerine düşünmeye başlamıştı. Görevlerinde başarılı olacaklar mı yoksa suçlarından dolayı yakalanıp cezalandırılacaklar mıydı, bunu yalnızca zaman söyleyebilirdi. Tüm usu ve düşünceleri daha yaklaşmakta olan görevle dolu olan genç adam, kendini habersizce evinin kapısına doğru yürürken bulmuştu. Neler olacağını; geleceğin kendileri, sonraki kurbanları ve genel olarak Büyücedünya için ne getireceğine kaygılanmadan edemedi... Planları özenle, yeteneklerinin deneyimiyle tasarlanmıştı ve yürüdükleri yolda sonucu ne olursa olsun görevi başarısız olmadan yerine getirmeye hazırlardı.
Yalnız, kuşkulanmaktan kendini alamıyordu ama...