17 Nisan, 2026 09:06:02 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Clarence Calvin Cawthorne

Sayfa: [1]
1
Moustache of Heaven - Drinkery / Mısır Kahvesi
« : 15 Kasım, 2021 02:18:40 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Kafasında şekillenen her bir düşünceyi, dinlemeye gönüllü her kulağa ulaştırmaya açtır insanoğlu. Kimi zaman hedefinin istekliliğini bile görmezden gelmeye meyillidir bu uğurda. Hele ki adına sohbet denilen bu savaşın içine birazcık içki girmişse... işte o zaman bir meyhanenin sessiz ahşap masası gelmiş geçmiş en büyük muharebe alanına dönüşebilir. Taraflar arasında vızıldayarak uçan oklar gibi yollanır her bir aklın ürettiği değerli fikirler; birbirinin savunmasını kırmak için acımasızca kınından çekilir “ama”lar, “öyleyse”ler; sağlanan her bir ortak görüşte kurulur müttefikler veya her anlaşmazlıkta ilan edilir savaşlar; bir siper bulmak ister gibi elindeki maşrapayı boğazına çevirir darbe alanlar, biraz olsun düşünüp cevap arayacak vakti kazanmak adına…

Bu tür bir savaşın içindeydi Clarence. Masanın üzeri hararetle kurulan argümanların kaç saattir sürdüğünü gösterircesine çeşitli içkilerle sırılsıklamdı. Cümleleri sonlandıran noktaları kadehleri masaya vurarak vurgulamamaya hiçbiri cesaret edemiyordu elbette, düşüncelerine yeterince inanmadıkları sanılabilirdi. Aynı doğruları savunmaya başlayanlar arasında, omuz omuza olduklarını göstermek ve düşüncelerini kutsamak için tokuşturulan kadehler de epey katkı sağlamıştı tabi bu iğrenç kokteyle. Tam da bu sebep ile birbirine karışıp masaya dökülen içkilerin ardından sesini yükseltti Clarence:

“Delisiniz siz! Çıldırmışsınız, bunun başka bir açıklaması olamaz! Boş bir tuvali bile Bennett Steen’in fırçasıyla kirletilmişine tercih ederim! Adamın fırça kullandığından bile emin değilim, çocuklar gibi parmaklarını kullanmış da olabilir, o ‘Kışı Bekleyen Adamotu’ adını verdiği rezilliği düşünsenize! Hİçbir rengi doğru tonda değil, çizgileri savsak, bir de gidip üstünü çamurla sıvamış! Herkese de çamurun tablodan taştığını iddia ediyormuş! Bu adamı övüyorsanız siz de en az onun kadar delisiniz!”

Elbette o da cümlesini bitirdiği sırada kadehi kavrayan elini masaya sertçe indirmişti. Hesabını kimsenin tutmayı başaramadığı biten kadehlerin arasına bir yenisi daha eklenmiş, son birkaç yudumu da tartışmanın hararetine kurban olmuştu. Alkolün etkisiyle kıpkırmızı olmuş yüzü, kazanmak için tüm azmine rağmen gülüyordu. Uzun ömründe edindiği bolca zevk arasında bu sohbetler onu en tatmin eden şeydi. Hele ki şu an olduğu gibi haklı olduğundan emin ise.

“Sakin ol, sakin ol, adamı övdüğüm falan yok. Sadece yeni bir akım başlatabileceğini söylüyorum, delinin teki olduğu su götürmez fakat yenilikler de hep tabuları görmeyen veya önemsemeyen böylelerinden çıkmaz mı zaten? Yaptıklarındaki potansiyeli kendisi görmese bile başkalarını tetikleyip ilham olmasını sağlayabilir; daha geçtiğimiz hafta bizim atölyedeki birkaç öğrencinin çamur ile çalıştığını gördüm, Steen gibi tuvale sürmemişlerdi tabi…” aynı tarafta olduklarını temin etmek istercesine kafasını iki yana sağlayıp güldü ve kendisine ressam diyen adama karşı gösterilen alayın bir parçası oldu. Sonrasında cümlesini ciddi bir tonda bitirdi: “buna rağmen bir tanesinin tuvalinden yeni sürülmüş toprağın kokusunu aldığıma yemin edebilirim.”

Hemfikir olmak yetmemişti, sonuna kadar savaşmak istiyordu. Vücuduna aldığı onlarca yudumdan bile daha etkili olan, fikrine gelen bir onayın sarhoş ediciliğinin verdiği özgüvenle daha da bastırdı Clarence:

“İyi çok güzel ama bu yeni bir şey değil ki! Bu tür, gerçekliğin sınırlarını zorlayan eserler hep oldu. Saraya veya Hogwarts şatosuna girebilmek için politikaya kendini kaptırmamış sanatçıların olağanüstü deneylerine şahit oldum. Hatta geçen yaz edindiğim bir şaheser var, bir gün mutlaka size göstermeliyim: McArty adında genç bir ’animalier’in imzası, enfes bir bahar tasvirinin önünde, kapısı açık kafesindeki üç küçük kuşu anlatan bir kompozisyon. Kesinlikle başarılı bir iş, ama asıl etkileyici kısmı şu: sanıyorum tuvali bir çeşit avifors büyüsü ile efsunlamış. Süreklilik içinde olmak yerine tablo her kırk yedi saniyede bir sıfırlanıyor. Her seferinde kuşlar sırayla kafeslerinden çıkıp yemyeşil ağaçların tepesine doğru uçmaya başlıyor; hemen ardından yönlerini değiştirip tablonun yüzeyine kanat çırpıyor ve pencereden çıkarmışcasına canlanıyorlar. Ne yazık ki sadece birkaç saniye sonra döngü tamamlanıyor ve varlıkları bu dünyadan silinip iki boyutlu kafeslerine geri dönüyor.”

Sözlerini bölen kimse olmaması bir yana, dinleyicilerinin gözlerine yerleşen parıltıdan umduğu etkiyi sağladığını anlamıştı memnuniyetle. Ayrıca verdiği örneğin hedefine ulaştığını da tahmin ediyordu. “Samimi düşüncem, bu deneyin henüz tamamlanmadığı yönünde. Yine de ortaya çıkan eser Steen’in boya israflarından çok daha başarılı. Eğer bu akıma öncü kabul edilecek biri varsa, o çılgın değil de McArty gibileri olmalıdır.” dedi ve elindeki bir süredir boş duran kadehi göstererek “Daha fazla çürütülmesi gereken fikrin yoksa şunları yenileyelim. Bu turu sen ısmarlarsın artık.” diye ekledi.

Omuzları dikti Clarence’ın, bir muharebeyi daha kazanmıştı. Ne var ki yıllardır sürdürdükleri bu savaşın içinde bu ne ilkti, ne de son olacaktı. Kim bilir, belki başka masalardan yeni simalar da taraf olurdu bu bitmek bilmeyen sohbetlerine. Daha gece bitmemişti ve bir sonraki turu kimin ısmarlayacağı belli olmazdı...


[spoiler]Sohbete katılmak isteyen herkesi bekliyorum. Masaya önceki sohbete ilişkin laf atabilir, veya kendiniz bir konu açabilirsiniz. (İsteğim sanat üzerine olması ama herhangi bir sohbete de hayır demem.) [/spoiler]

2
Yetişkin Karakter Başvuruları / Clarence Calvin Cawthorne
« : 03 Ekim, 2021 20:19:15 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Karakterin Adı ve Soyadı: Clarence Calvin Cawthorne

Karakterin Yaşı: 72

Karakterin Temel Kişilik Özellikleri: Neredeyse her an neşelidir ve bunu belli etmekten çekinmez. Her daim güleçtir ama özellikle biriyle konuşurken gözlerinin içi parlarcasına enerjiktir. Bazılarınca patavatsız veya münasebetsiz bulunan samimi tavırları nedeniyle ya çok sevilir ya da ayıplanır; bazen de ikisi birden. Bu nedenledir ki arkasından eleştiriyi eksik etmeyip bir sohbete katılması için sürüklemeye razı ahbapları çoktur.

Karakterin Kısaca Geçmişi: Küçük yaşlarından beri kendini göstermeye başlayan uçarı tavırları sebebiyle öğrenim hayatına başladığı Hogwarts Büyücülük ve Cadılık Okulu'nun zindanlarıyla kısa sürede tanışmış ve dönemin Sihirli Yasal Yaptırım Dairesi Başkanı olan babasının gözünde aile itibarını zedelediği gerekçesiyle yeni bir başlangıç için okulu değiştirilmiştir. Üçüncü yılında Hogwarts'ın Gryffindor binasından ayrılıp Beauxbatons Sihir Akademisi'ne başlar; babasının umuduna göre centilmenliği öğrenip bir beyefendiye uygun yaşayacağı yeni bir sayfa açacaktır. Bir bakıma bu öngörü haklı da çıkar, fakat tümüyle değil. Fransız aristokrasisi bir süreliğine oldukça ilgisini çeker. Bunun sebebi "beyefendi olmak" ile ilgili öğrendiği doğruların, alıştığı ama uymaktan nefret ettiği adetlerden farklı olmasıdır. Bir süre hiçbir sıkıntı yokmuş gibi görünür, yaz tatillerinde babası bu yeni davranış kalıplarına az da olsa şüpheyle yaklaşır, fakat başka bir kültürü benimsemiş de olsa oğlunun adabına uygun davranmaya başlamasından memnundur. Yıllar birbirini kovalar ve asıl gerçek, mezunyetinden sonra hayata atıldığında ortaya çıkar: Clarence artık ne bir İngiliz beyefendisidir, ne de Fransız; sadece hoşuna giden özellikleri alıp sentezlemiş ve kendisini (babasının deyişiyle) "bir ucube"ye çevirmiştir.

Ailesinin beklentilerini davranışları konusunda yüzüstü bırakmasının ardından mesleki tercihleri de tüm soyunu kemiklerine kadar buz kesmesine sebep olmuştur. Mezuniyetinin hemen ardından dünyayı dolaşmak istediğini açıkladığı anı annesi yıllarca aynı cümlelerle anlatmıştır: "bir an için hepimiz derin nefes aldık. Küçük Clarence'ım sonunda kendine düzgün bir yol çizmeye karar verdi diye düşündük. Bir profesörlük değil elbet ama diplomatlık hala ulvi bir vazife; biliyorsunuz büyük büyük babam da Viyana ziyaretinde gurur duyduğumuz işler başardı." derdi ve ayıp bir şey söylüyormuş gibi sesini kısarak üzüntüyle devam ederdi "Meğer bir berduş gibi avare dolaşmakmış kafasındaki."

Tüm eleştirilere rağmen Clarence seyahatlerinden vazgeçmedi ve on altı yılını dünyayı tanıyarak geçirdi. Yeniliklere aç haz duygusunu tatmin etmeye çalışırken yeni yeni zevkler edindi, tartışmaya açık estetik görüşler kazandı ve ileride bir tutku haline gelecek koleksiyonculuk hobisinin temellerini attı. Yine bu dönemde Afrika'da bulunduğu bir sırada, bölgede yeni kurulan Özgür Orenda Kardeşliği' ne üye dostlar edindi ve kararından hiç şüphe etmeden kendisi de katıldı. Ailenin her üyesi gibi Merlin Tılsım Kulübü' ne üye olan babası, hiddetle buruşturduğu parşömeni tutarken tabi ki de onun bu kararlılığından etkilenmemişti.

Seyahatlerini sonlandırmaya karar verip Britanya' ya döndüğünde tüm aylaklığına rağmen edindiği nüfuz sayesinde cebi galleonlarla doluydu ve ailesinin tehditlerini dikkate almayıp kendine küçük bir galeri edinebildi. Yanında getirdiği sihirli/sihirsiz objeler, sanat eserleri, duyulmamış iksirler ile başlattığı bu işletmeyi büyüterek yirmi yıl kadar başında durdu. Ta ki, bunca yıl bir utanç kaynağı olduğu ve sadece baskı nedeniyle iletişimini koruduğu ailesinin ölüm haberini alana kadar. Onu yasa boğan bu olayı atlatmak tahmin ettiğinden uzun sürdü; galerideki işlerini aksatıp yıllardır sayılı seferde uğradığı malikaneden çıkmamaya başladı. Önceden verilmiş tüm siparişler bu süre içinde galeride bir muhatap bulamadıkları için elbette malikaneye teslim ediliyordu. Clarence da başlarda tamamen uğraşmak istemediği için, sonrasında ise bundan keyif almaya başlayarak evi bu objelerle donattı.

Yeni hevesinin de yardımıyla yastan çıktığında galeriyi kapatıp orada bulunan her objeyi yeni konutuna nakil etti ve tüm malikaneyi bir galeri haline getirdi. Beklenmedik şekilde kavuştuğu servet sayesinde artık alım-satım işlerine kafa yormayı bıraktı ve hoşuna giden her şeyi saklamaya başladı. O günden beri bu uğraşı sürdürmeye devam ediyor.

İstediğiniz Meslek: Koleksiyoncu (Büyücü)

Mensubu Olduğu Hizip: Özgür Orenda Kardeşliği

Büyü Yatkınlıkları: (30 + 10)

Biçim Değiştirme Gücü: 20 +2
Lanet Gücü: 2
Tılsım Gücü: 8 +1
İksir Kabiliyeti: 10

[spoiler]Duvarlarda yankılanan seri adımlarını üçüncü kata varmasıyla sakinleştirdi ve yavaş hareketlerle kütüphanenin kapısına doğru ilerledi William. Aslında, sürekli ertelediği bu ziyareti şu an yapmak planlarında yoktu; sadece hızlıca öğle yemeğini yiyip oradan da odasına geçmeyi düşünüyordu. Yine de yemek sırasında balkabağı suyuna bakarak geçirdiği yaklaşık on dakikanın ardından aklında beliren düşünceler planlarını değiştirmeye zorlamıştı onu. Belki bu sefer gerçekten sorununa çözüm olacak bir şeyler bulabilirdi.

Kapıyı arkasından kapatıp masalara göz gezdirdi. Öğle arasını ders çalışarak geçirmeye karar veren pek öğrenci yoktu görünüşe göre veya bunun için kütüphaneyi tercih etmemişlerdi. Adımlarını sürdürürken dört bir yanını saran ve sayısı muhtemelen yüz binleri bulan kitaplara takıldı gözleri. Acaba ihtiyacı olan bilgiler onlardan birinin içinde olabilir miydi? Sadece şöyle bir bakmak için bile yıllar tüketecek büyüklükte bilgi selinin içinde bulunabilir miydi aradığı?  'Uzak ihtimal' diye düşündü kendi kendini rahatlatmak istercesine. Herkesin erişebildiği kütüphaneden bulunabilecek bir bilgi olsaydı bunca yıllık araştırmasında elbet karşısına çıkardı. Hayır, yardım istediği onlarca kişiden işe yarar bir sonuç çıkmadığına göre tek şansı vardı. Bulunması daha zor bilgilere erişmek. Neyse ki hayatına yeni giren Hogwarts profesörlüğü ünvanı sayesinde böyle bir imkanı da vardı.

Öğrencilik yıllarında sadece birkaç kere güç bela kopardığı izinlerle göz atma fırsatı bulduğu bu sır dolu dünya artık önünde keşfedilmek için bekliyordu. Kütüphanenin geri kalanından bile daha tozlu raflarda yatan, kimisi insanın ufkunu açacak ileri seviye büyüler, kimisi ise sadece göz ucuyla bakınca bile ruhu karartabilecek ağza alınmaz lanetler barındıran eski ciltler.

Çantasını masaya dayayıp içini kurcalarken büyük işler başarmış, büyü dünyasını ileriye götüren buluşlara imza atmış kaç kişinin ilhamını bu rafların arasından bulduğunu merak etti. Ya da acaba kaç kişi kişisel hırslarla saldırdığı kitapların karanlığında kaybolmuştu. Böyleleri pek duyulmazdı. Haber alınamayan büyücü veya cadıların yolunun bazen bu tür kitaplarda son bulduğu bilinirdi. Bu varlığı kirleten tuzaklardan sonra pek azının yolculuğu devam ederdi; elbette devam etmek denebilirse: öncesinde oldukları kişiyi gömüp, insanlıktan uzak tanınmaz bir halde çıkılabilirdi o karanlıktan ancak.

Çantasının içindeki karışıklıkta çabalayan parmakları ders notlarını ayırıp kişisel kayıtlarını tuttuğu parşömenleri ararken 'aman ne hoş düşünceler!' diye düşündü kendisine kızıp. 'Herhangi bir kitaptan ses duyarsam veya duman yayıldığını falan görürsem onu almam, kendi kendime bu kadar drama yapmamın gereği var mıydı şimdi!' Gerçekten de dramanın zamanı değildi. Yıllar süren arayışı sırasında zaten istemese de karanlık kitaplarla fazlasıyla muhattap olmuştu. Şu anki durum da farklı değildi; yasak bölümün öğrenciliğinin ilk yıllarında beyninde yer ettiği ürkütücü imaj sebebiyle kendisini korkutuyordu sadece. Zaten çözüm istiyorsa başka çaresi de yoktu. Okula geldiğinde Müdür Schwarz'ın durumuyla ilgili yardımda bulunacağına güveniyordu fakat geldiğinden beri haftalar geçmesine rağmen müdürü sadece cadılar bayramındaki o acayip baloda görebilmişti.

Sonunda çantasında aradığı parşömeni bulup çıkardı. Gümüş görünümlü parlayan bir şerit rulo haline getirilmiş kağıdın çevresini sarıyor, birbirleriyle tekrar buluştukları noktada yine gümüşten damgasız bir mühürle sırlarını görmemesi gerek gözlerden saklıyordu. Asasını çıkarıp mührün üzerine dokunduğunda gümüş kafes katılığını kaybetti ve rüzgarda parçalanarak dağılan bir örümcek ağı gibi havaya karıştı. Asasını cüppesinin cebine geri koyduktan sonra çevresine bakınıp gelen kimse olmadığından emin olunca ruloyu yavaşça çevirip açmaya başladı. Atladığı bir şey varsa bulabilmek için tekrar tekrar okuduğundan, yaklaşık iki metre uzunluğundaki parşömenin neredeyse tamamı ezberindeydi. Bu yüzden bir eli ruloyu açarken diğeri de hızla ikinci bir rulo oluşturarak topluyor, kağıdın en sonuna ulaşmaya çalışıyordu.

Çeşit çeşit kaynaktan aldığı notlar ve kendi fikirlerini, deneylerinin sonuçlarını tuttuğu satırların sonrasında parşömenin sonlarında aradığını bulmuştu: kimisi bir söylentiden öteye geçmeyen, kimisi yüzyıllardan beri görülmemiş, kimisi sahipleri tarafından sır gibi saklanan birkaç tane kitabın isminden oluşan karalama listesi. Bir o kadar da üstü çizilmiş kitap vardı; ya bulunduğu ya da aramaya devam etmenin boş bir çaba olduğuna kanaat getirildiği için. Son verdiği arayışlarla dikkatini dağıtmadan hala listede bulunan isimlere göz attı.

'Saklı Metodlar: Düşünseli '
'Hafıza Manipülasyonu ve Asa Çekirdekleri Üzerine İnceleme'
'Worgstred'in Zihin Günlükleri'
'Durmstrang Algı Deneyleri IIV'

Liste uzayıp gidiyordu, hepsini gözden geçirmenin anlamı yoktu. Listenin başındaki kitaba tekrar bir bakıp parşömeni elinden bırakmadan S harfinin dizildiği rafa yöneldi. Bulunduğu raflarla yarışır tozlulukta kitapları mırıldana mırıldana tarıyordu ki kitaplardan birinin görece daha temiz olduğunu farketti. Üstelik tam önündeki beyaz toz örtüsünü kesen, kitabın yakın zamanda çıkarıldığını gösteren izler de vardı. Hemen o yöne doğru bir adım atıp kitabın adını okudu: 'Sırlar Odası' Merakı daha da büyümüştü. Salazar Slytherin'in yüzyıllarca efsane olduğu düşünülen gizli odasını araştıran biri mi vardı okulda? Eğer bu öylesine bir merak değil de özellikle araştırılan bir konuysa arkasında ne gibi bir sebep vardı? Daha da önemlisi kimdi bu kitabı okuyan? Olasılıkları geçirdi aklından hızlıca; profesörler arasında kuşku duyabileceği kimse yoktu düşününce. Belki bir ihtimal Bayan Blackbird akla hayale sığmayacak bir sebeple bu kitabı eline almış olabilirdi, ama kötü bir niyetle olamazdı herhalde. Peki ya öğrencilerden birisi gizlice yasak bölüme girmişse? Buradaki hiçbir kitap daha onbir yaşındaki çocuklara uygun değildi. Bu ihtimali aklına bile getirmek istemiyordu.

Aklı hala bu geçmiş meraklısının kim olduğu sorusuyla meşgulken bir anlığına elindeki parşömenle bakıştı. Buraya gelmesinin asıl amacını unutmamıştı elbet ama yeni gelişmeler de merakını canlandırmıştı. Çok oyalanmamak için kendi kendine söz verip parşömeni cüppesinin cebine koydu dikkatle. Belki gerisinde bir iz bırakmıştır, açıldığı özellike belli bir sayfa vardır diye kısaca kitabı inceleyip sonra da işine dönecekti. Ellerini oldukça eski duran fakat hala sağlamlığını koruyormuş gibi gözüken kitaba uzatıp yavaş hareketlerle zarar vermemeye dikkat ederek aldı raftan. Çantasını bıraktığı masaya dönüp, kimliği belirsiz bir başkasının okumasından şüphe duyduğu kitabı ahşap yüzeyin üzerine bıraktı ve aynı şeyi kendisinin de yapmakta olduğunun arkasındaki ironinin farkında dahi olmadan sandalyeye oturdu.
Ardından ilk sayfayı yavaşça çevirdi.
[/spoiler]

Sayfa: [1]