17 Nisan, 2026 09:36:51 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Konular - Isolde Aideen O'Malley

Sayfa: [1]
1
Knockturn Yolu / Larry, Larry, Larry...
« : 15 Mart, 2022 16:16:14 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Karanlık ve fırtınalı bir gece değildi.

Genelde öyle olurdu ancak gök, uçurumun kenarına oturup yıldızları izleyebilecek kadar berrak ve dingindi. Sokakları kaplayan ince sis tabakası, mistik bir hava katıyordu geceye. Isolde, bu büyülü betimlemelerin içini sahte bir güvenlik hissiyle doldurmasına izin vermeyecek kadar sokaklarda yaşamıştı, ılık bir gece olması dışarıda karanlık güçlerin olmadığı anlamına gelmezdi. Karanlık güçler her zaman orada bir yerdeydi. Bir şekilde seni bulur ve lanetlerdi.

Özellikle kara büyücülere ev sahipliği yapmasıyla ünlenmiş Knockturn Yolu’nda bunun birinin başına gelme ihtimali, Londra’nın herhangi bir sokağında gerçekleşme ihtimalinden yüksekti. Gerçi, günümüz büyücedünyasında bu genelleme de değişmişti; asasını alan büyü savuruyordu kafasına göre, kara büyücülüğün de bir adabı vardı ve kimsenin buna aldırıș ettiği falan yoktu.

Isolde, genç ve yeniyetme bir cadıyken, Knuckturn Yolu’ndaki bir iksir dükkanında yıllarını geçirmiş, sayısız kara büyücü tanımış ve onlardan büyünün bu kasvetli dalının inceliklerini öğrenmişti. Pek çoğu eylemlerini bir amaç uğruna yapmazdı, sadece güce aşıklardı ve onlara bu gücü verecek olanın kara büyü olduğuna inanırlardı. Siyahlar içindeki kadına göre de bir amaç uğruna yaşamak saçmalıktan başka bir şey değildi. Politikacılardan bu yüzden oldum olası nefret etmişti. Ona göre pek çoğu aptaldı ve karşısındakileri de kendileri gibi görüyorlardı. Mugglelar ile uzlaşmayı sağlamak mı? Anca rüyanda!  Britanya’ya barıș ve huzur getirmek mi? Önce şu lanet sokakları sisten arındır, zehir solumaktan insanların beyni bulandı! İyilik yapmak, insanları sevmek… Nesin sen Azize Teresa mı?

Dar ve kasvetli sokaktaki yolculuğu, en az bu sokağın namına uyacak kadar siyah köşkün kapısına ulaştığında bir sonraki aşamaya geçmek adına sonlanmıştı. ‘Dost’una çevirdi menekşe rengi bakışlarını, kadının ay ışığında ışıldayan kızıl saçları geceyi renklendiren tek şeydi o anda.

“Önden buyur."
[/justify]

2
Hogsmeade Posta Ofisi / Dalasa Jumbo Asa Dükkanı'na
« : 07 Mart, 2022 13:32:03 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Menekșe rengi gözlü kadın, oldukça öfkeli bir biçimde postahaneye girmiș ve bir daha ona anonim posta gönderirlerse burayı yakacağıyla ilgili bir ton tehdit saydıktan sonra getirdiği zarfı hıșımla bırakıp ordan ayrılmıștır. Zarfın içinde kırmızı mürekkeple yazılmıș aşağıdaki not bulunmaktadır.

Alıntı
Sayın artık her kimsen,

Eğer bir kez daha postamı böyle saçmalıklarla rahatsız edecek olursanız o asaları alır ve ilk sizin üzerinizde test ederim. Eğer asalarınızın münasip bölgelerine saplanmasını istemiyorsanız BENI RAHAT BIRAKIN.

Not: O alakargayı kanatana kadar kafanızı gagalaması için büyüledim, sevgiler.

İmza
I. A. O.

'Merkez Atölye - Belstead caddesi 15 numara, Ipswitch, Suffolk, Doğu Anglia, Büyük Britanya' adresine gönderilecektir.

3
Madam Moreau’nun Simya Dükkân / 'dost'
« : 18 Şubat, 2022 23:03:53 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Hogsmeade'in karla kaplı sokaklarında yeşil pelerinli bir kadın silueti belirdi. Acelesi var gibiydi, çevresine aldırıș etmeden hızlı adımlarla ilerliyordu. Birkaç sokaktan saptı, aradığı her neyse sanki nereye bakması gerektiğini bilmiyormuș gibi bir hali vardı. Ya da sadece telaștan kafası karıșmıștı. Birkaç tahta tabelalı dükkanın yan yana sıralandığı sokağa girdiğinde durdu nihayet, eteğindeki karları silkeledi ve daha sakince gözüne kestirdiği dükkana yöneldi.

Kapısının yanında geniș bir penceresi olan çok katlı bir dükkandı burası, pencerenin önündeki raflarda çeșitli iksir malzemeleri boy gösteriyordu. Buraya uğramayalı bir süre olmuştu, en son geldiğinde kapının yanındaki duvarı süsleyen renkli yaz çiçekleri vardı, şimdiyse onlar soğuktan bir bir dökülmüștü. Kapıdan içeri girdiğinde, büyülü otlar gibi çeșitli iksir malzemelerinin bir araya gelmesiyle olușmuș yoğun bir koku karşılamıștı onu. Derin derin içine çekti, belli ki hoșuna gitmişti. Tam karşısında bir kasa ve onun ardında da gözlüklü bir çalışan duruyordu, dalgın gibiydi, pelerinli selam verene kadar fark etmedi geldiğini.

Kadın pelerininin kapüșonunu indirdi yavaşça, uzun kızıl saçları omuzlarına döküldü beraberinde. Kasadaki çalıșanın gözleri șokla büyüyünce kadın gülümsedi. "Seni de görmek güzel, Auguste." Sonra adımlarını, orada daha önce defalarca bulunmuș gibi bir yön kabiliyeti ile kasanın arkasındaki depoya giden kapıya çevirdi. Girișten de daha yoğun kokan odaya ulaștığında görmeyi beklediği manzarayla karşılașmanın getirdiği bir tatmin ile yavașça kapıya tıkladı. "Tak. Tak."[/justify]

4
Mag Mell / Mag Mell'in Küllerinden
« : 18 Şubat, 2022 19:13:14 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »

Media Vita in Morte Sumu

[justify]Başlangıçta Taverna boştu; adı duyulmamış, sıradan, unutulmaya yüz tutmuş bir mekândı. Masalar boştu, depoya kaldırılmış şarap şişelerini örümcek ağları bürümüştü. Yıllarca kimsenin uğramadığı odalar engin karanlıklarla kaplıydı.

Isolde kimsesizdi; bu tozlu salonlarda kendinden bir parça buldu ve ışığını buraya bir düzen getirmeye adadı. Her yeri aklayıp pakladı, içeriye masalar yığdı, belki de kendinden sonra gelecek üç nesle yetecek büyüklükte şarap stoğunu gün yüzüne çıkardı. Çarpık bir estetik zevki vardı, belki de ruh halinde bulunduğu bunalımın etkisindendi ancak uykusuz gecelerin sonunda ‘Mag Mell’ yer altından çıktı.

Ancak ‘O’ bir yaratıcı için fazla tembeldi, bütün işleri tek başına halledemezdi. Bu yüzden iki kurnazlık yaptı.

İlki, karşısına çıkan ilk rakibi kandırmak ve himayesi altına almaktı; Dickerson, mükemmel bir adaydı, saftı, alkolden anlardı ve en önemlisi aptaldı. Marseille ise kimsesizdi, aynı kendisi gibi, yoğrulmaya açık, genç ve parlak bir zihindi. Isolde ona bütün ayak işlerini kitledi.

İkincisi, özgünlüğüydü; saatlerini geçirdi kazanının başında, bir iksir ustasının titizliği ve becerisini kullandı her biri diğerinden eşsiz içkilerini üretirken. Rakiplerinin sarf ettiği emeği uçmak için ağaca tırmanmaya çalışan bir eşeğinkine benzetiyordu kimsesizlerin kurtarıcısı Isolde. En beklemediği anda zihninde parlayıverirdi yeni fikirler, o anda ne yapıyorsa yapsın bırakırdı, kendini insanların kısıtlayıcı seslerinden uzağa kazanının başına atardı.

Yedi saat otuz sekiz dakika sonra (ortalama)  kimse ne ile karşılaşacağını kestiremezdi, bütün bu uçuk fikirlerin sahibesi bile. Eğer başarılı olmuşsa bütün müşterilerine şarap ikram eder, en cömert haline bürünürdü, sonrasında tanrılara yaraşır biçimde içerdi. Bu sinir bozucu, lanetli döngü yıllar boyunca süregeldi. Saatin tik ve takları şarabından aldığı bir sonraki yudumun içine savrularak günlere dönüşürken Isolde mutluluğu anlık ilhamlarda ve çaktırmadan zehirlediği insanlarda bulmayı öğrendi, kendi çapında bir huzura erişti.

Bu uzun sürmedi pek tabii, trajediler peşini bırakmıyordu. Kızıla boyanmış bir gecede, dış mihraklarca tavernası başına yıkıldı.

O kanlı geceyi asla unutmadı kuzgunların anası; alevlerin, elleriyle dokuduğu perdeleri yalayıp yutmasını, yıkılan ahşabın bütün stoğunu katletmesini bağışlamayacaktı. Mabedi elinden alınmış, adeta kendi cennetinden kovulmuştu. Bunu ona yapanların dünyasını, zamanı geldiğinde, başlarına yıkmaya ant içti.

Sonra onu bir daha gören olmadı.

Bazıları bir korkak gibi kaçtığını, bazılarıysa öldüğünü iddia etti. Fakat sanki bunu bekliyorlarmış gibi kimse onu aramaya çalışmadı. Onun yokluğunda taverna bütün ışıltısını kaybetti, kimse kapıdan içeri adım atmaz, o kanlı geceden arta kalan içkileri halen bir köşede yaşamını sürdüren Marseille’den başka tüketen olmazdı.

Ve bir gün ansızın bütün ihtişamıyla geri döndü mekânın sahibi. Açıklama yapmadı, buna gerek de yoktu zaten, onu tanıyanlar bunun geçici bir durum olduğunu biliyordu. Kollarını sıvadı vakit kaybetmeden. Öfkeliydi fakat bunu yapıcı bir enerjiye çevirmek için kullanacaktı. Bütün o yıkıntıları ve is lekelerini temizlemekle başladı, bakanlık tamir sözü vermesine rağmen hiçbir işe yaramamıştı. Yanmış masa örtülerini ve perdelerini istese geri getirmeyi deneyebilirdi, bunun yerine yenilerini yaptı, şaraptan başka kırmızı görmek istemiyordu, sıkılmıştı.

Mag Mell 1 Ocak 1866 sabahı küllerinden yeniden doğdu. Yalnızca Salı günleri hizmet verecekti.
[/justify]

5
Hogsmeade Kermesi / Mag Mell Özel Standı
« : 02 Şubat, 2022 17:25:42 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »

Mag Mell Taverna - Drinkery & Hostelry
Kermes Özel Standı!



Mag Mell’de yaşanan yürek sızlatıcı olayların ardından tavernanın güzel sahibesi Madam O’Malley, bir elin beş parmağını geçmeyen soranlarına oldukça agresif bir dille tatile çıkacağını söylemiş ardından uzunca bir süre kayıplara karışmıştır. Ne ondan haber alan ne de nereye gittiğini bilen vardır. Bir öylece ben gidiyorum demiş ve gitmiştir. Dolayısıyla hiç de onun tarzı olmayan bir etkinlikte ansızın ortaya çıkması onu tanıyanlar için epey şaşırtıcıdır.

Kermesin göbeğine kurulmuş standın üzerinde büyük harflerle “BAŞTAN ÇIKARICI KERMES ŞERBETLERİ!” yazmaktadır. Bordo kadife örtülmüş masanın ardında, kumral genç bir cadı görevlidir içkilerin servisiyle. Gümüş kadehlere katılmış farklı renklerde sıvılar vardır, masum kompostolar gibi görünüyor olsalar da her birinde ayrı bir sürpriz gizlidir aslında. Ve genç cadı ve büyücüler tarafından tadılmayı beklemektedirler.



Notlar:
1. İçkilerin tadına bakmak tamamen ücretsizdir ancak ilk tadım RP’nizin sonunda bir zar atmanız gerekmektedir. (1d8)
2. Her zarın değeri farklıdır ve sizi nasıl bir sürpriz beklediğini söyler.


Süprizler ise şu şekildedir;

[spoiler]1- Etkisinin ne olduğu tam olarak bilinmemektedir. Tarihteki tek tadımcısı kendisini üç gece sonra kendini domuz ahırında yuvarlanırken bulduğunu ve oraya gelene kadar başından geçen hiçbir şeyi hatırlamadığını söyler.

2- Afrodizyak etkisi. Bir yudum alan kişi gördüğü herkesle flört etmeye başlar. İkinci yudumdan sonra ise iksirin etkisi geçinceye kadar kelimenin tek anlamıyla her şeye aşık olmak mümkündür.

3- İçene bitmek tükenmek bilmeyen bir dans etme enerjisi verir. Üç kadehten fazla içenin topukları kanayana ve bedeni yorgunluktan kullanılamaz hale gelene kadar dans ettiği bilinir.

4- Neşelendirme tılsımı gibi zararsızdır. Fazlasının ise çatlayana kadar kahkaha krizine sokma ihtimali vardır.

5- Bir kere tadına bakanın on bardak daha isteyeceği enfes tatta bir içkidir. Fakat feci mide problemlerine yol açtığı bilinmektedir.

6- Bülbül gibi şakıtan içki. Deneyimli bir opera sanatçısı gibi şarkı söylemeyi sağlar ancak içenin ağzından çıkan bütün cümlelerin neden sinir bozucu derecede kafiyeli olduğu bilinmemektedir.

7- Herkül’ün içkisi. İçene insanüstü bir güç bahşeder. Bilek güreşinde rakibini serçe parmağıyla yenebilmek gibi yetenekler kazandırıyor olsa da bilirsiniz, bundan da pek fazla tüketmenizi tavsiye etmiyoruz :)

8- Kaktüs Suyu. Baş döndürücü bir renk şöleninin tadını çıkarın! [/spoiler]


6
Yetişkin Postası / Isolde Aideen O'Malley | Baykuşhane
« : 01 Şubat, 2022 01:20:23 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »

⊹

İşi düşen olursa diye.

7
Mag Mell - Bar / Scarlet Masquerade
« : 25 Ekim, 2021 23:54:42 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »

Mag Mell Taverna - Drinkery & Hostelry



Ve binlerce kişi bir araya geliyor yılın bu en kanlı zamanında,
Maskelerin ardına gizlenmiş hepsinin yüzleri, sanki gerçekte hiç yapmıyorlarmış gibi
Açıkta kalan gözlerinin ardından okunabiliyor yüreklerinden geçenler yine de
Kaosa ve fani bedenlerinin dünyevi zevklere olan açlığını gizleyemiyor hiçbiri.

Ve gece yarısı çanları çaldığında sizler için açılacak kapılarımız
Kalbinizin en derinlerindeki arzuları yerine getirmek ve gecenizi ölümsüz kılmak için
Müziğin eşsiz tınısı ağır ağır sizi içine çekerken kaybolacak yaşamın beyhude telaşı
Kadife duvarlar kızıl ağlarken biliyorlar kim katili masumiyetin
Bir hande eşliğinde yaşarken kendini bilmezliktir günahların en esası

Mag Mell’de geçireceğiniz bir gece bedeldir adeta Marihuana’ya



[spoiler]

Kapıdan içeri adım atar atmaz lavanta esanslı bir tütsü kokusu karşılıyor misafirini ancak ilk defa soluyana oldukça ağır gelebilen bu kokuya alışmak hiç de zor değil, biraz zaman geçirince hafifliyor ve nahoş bir neşe katıyor insanın ruh haline. İçerisi biri sanki zaten loş bir aydınlatma sağlayan mumların ışığını özellikle kısmış gibi oldukça karanlık, dolayısıyla ilk bakışta bar haricinde barda bulunan nimetlerin farkına varılması mümkün değil. Tahta zeminden ilerleyip barmenin tavsiyesi kokteyllerden birinin tadına baktıktan sonra bambaşka bir güzelliğe bürünüyor mekân. Barın çaprazında daima birilerinin fal baktığı otantik bir köşe bulunmakta, üstelik tavernaya ilk defa gelenlerden herhangi bir ücret alınmadığı da biliniyor.

Mekân hakkındaki önemli detaylardan biri de kırmızının koyu tonlarının pek çok yerde kullanılmış olması, özellikle duvarlardaki portrelerin gözlerinin kan renginde olması buranın sahibinin vampir olup olmadığı sorusunun sorulmasına neden olmakta. Duvarlarda içinde çeşitli objeler bulunan vitrinler dayalı, bazılarının içinde neye ait olduğu anlaşılmayan bir kafatası gibi ilginç şeyler varken, bazılarının içinde pahalı olduğu her halinden belli olan mücevherler sergilenmekte. Fakat şimdiye kadar çalmaya cesaret edenin çıkmadığı da bir gerçek.

Kendi kendilerine çalmaları için büyülenmiş enstrümanlar bir köşede çalarken bazı günler ise onların kasvetli şarkılarının yerini alan okul çağındaki bir genç kızın meleksi sesini duymak mümkün. İçerideki masa sayısının bilinmediği gibi hangi masanın misafirlerin karşısına ne çıkaracağı bilinmemektedir. Bir keresinde bir müşteri oturduğu anda koltuğun patladığını iddia etmiş, hatta Merlin ve onuru üzerine defalarca yemin etmiştir. Ancak bu olay yaşandığı sırala olağanüstü derecede alkollü olduğu için kimse ona inanmamıştır.
[/spoiler]

Notlar:
1- Herkesin atacağı RP'yi aşağıdaki ek seçenekler alanında bulunan "Maske Takıp Gönder" butonuna basarak göndermesini rica ediyoruz.
2- RP'lerinizin başına oyuncular gizli olsa da tipin akılda kalması açısından önemli bir rol oynayacağından karakterinizi dışarıdan tanımlayan, (kızıl saç, mücevher, göz rengi vb.) kendine has özelliklerin ön planda çıktığı akılda kalıcı bir betimleme eklemelisiniz.
3- Herkesin RP sonunda bir zar (Düello Zarı) atması ve nedenini sorgulamaması gerekmektedir (:

8
Yetişkin Karakter Başvuruları / Isolde Aideen O'Malley
« : 19 Ekim, 2021 19:30:27 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Karakterin Adı ve Soyadı: Isolde Aideen O’Malley

Karakterin Yaşı: 33

Karakterin Temel Kişilik Özellikleri: ENTJ kişilik tipine sahiptir, büyüleyici güzelliğiyle insanları kendine hayran bırakma yeteneğinin yanı sıra oldukça iyi bir gözlemci ve analizci olduğu bilinmektedir. Sarkastik ve değişken bir yapıcı olsa da her zaman hedef odaklıdır ve insanları nasıl ağına düşüreceğini bilir.

Karakterin Kısaca Geçmişi: Sırlar ve gizemlerle dolu bir yaşamı olan cadının geçmişi hakkında pek az şey bilinmektedir. Annesi, babasını terk edip başka bir adamdan çocuk yapmış ve Isolde uzunca bir zaman kan bağına sahip olduğu herkesten nefret etmiştir. Soranlara gençliğinin büyük bir bölümünde yalnız olduğunu söyler, iksire –özellikle zehirlere- ilgisinin olduğunu fark eden iksir profesörünün belki de geçmişte en çok saygı duyduğu büyücü olduğu bilinmektedir. Şifacılık gibi kendini sağlam bir çatının altına sokabileceği mesleklere yönelmesi için onu ikna etmeye çalışan pek çok kişi olmuş ancak Isolde bir üniformanın içinde yirmi dört saat aptallıkları yüzünden hastaneye düşmüş insanlarla ilgilenmeyi hiç cazip bulmadığı için stajyerlik döneminde St Mungo’yu terk etmiştir. Ardından bir süre Knockturn Yolu’ndaki bir dükkanda çalışmış ve bu süreçte kara büyünün inceliklerini öğrenmiştir. La Fay Şifacılar Topluluğu’na da Knockturn Yolu’nda çalışırken tanıştığı bir cadı sayesinde katılmıştır. Hayatındaki major denilebilecek olaylardan bir tanesi de annesinin dünyadan göçüp gitmesidir, her ne kadar kendisine ihanet ettiğini düşünse de her koşulda arkasında durmuş bu kadının ne kadar değerli biri olduğunu o öldüğünde fark eder. Aile yadigarları malikanelerinin başına geçer ve zemin katını restore ettikten sonra yalnızca saygın cadı ve büyülere hizmet veren bir yer olacak biçimde işletmeye başlar. Fakat bu bar hakkında bazı söylentiler yayılır zamanla, bunlardan biri oranın meşhur joker içkisinden içenlerin zamanla buna bağımlı hale gelmesi ve uzun vadede yan etkilerinin olduğudur. Isolde, bu söylentiler hakkında hiçbir zaman yorum yapmaz, eğer soran olursa yalnızca güler ve ev yapımı şarabından teklif eder. Yıllar sonra pek görüşmediği ve aynı oranda bayılmadığı üvey kız kardeşi yanına yerleşir ve kendi alanlarına sadık kalmak koşuluyla malikanelerini beraber işletmeye başlarlar.

İstediğiniz Meslek: Mekan sahibi

Mekan Bilgisi:

Mekan adı: Mekan adı: Mag Mell Taverna - Drinkery & Hostelry

Londra’nın göbeğinde, Muggle’lardan gizlemek adına pek çok koruma büyüsü ile donatılmış çok katlı, geniş bir yapıdır ailelerinden miras kalan malikane. Annelerinin vefatının ardından buluşan iki kız kardeş tarafından büyücülere özel hizmet veren bir tavernaya dönüştürülmüştür. Zemin katı Isolde’nin zevkleri doğrultusunda koyu renklerin ağırlıkta olduğu gotik bir tarzda dekore edilmiş bir bar iken, geri kalan katların tamamı kız kardeşinin denetiminde kişi başına belli bir ücret karşılığında kiralanan odalar ile dolu bir otel biçiminde işletilmektedir.

Mekan Açıklaması: Siz sadece bizim misafirimiz değilsiniz.

Mag Mell Taverna’yı ziyaret eden siz saygıdeğer müşteriler için “misafir” kelimesini kullandığımızda sizlere verdiğimiz değeri yeterince hissettiremediğimizi düşünüyoruz.

Bir arkadaşınızı ziyaret ettiğinizde, ne kadar alçak gönüllü olursa olsun, sunabileceği her türlü misafirperverliği kabul etmek zorunda hissedersiniz. Çünkü onun “misafiri” olduğunuzu bilirsiniz, dolayısıyla misafirperverlik ruhunu asla eleştirel bir tavırla ihlal edemezsiniz. Ancak burada hiçbir şekilde böyle bir yükümlülüğünüz yok.

Mag Mell Taverna sizin eviniz. Siz burada bir misafirden çok daha fazlasısınız, yani başka bir değişle buranın ev sahibisiniz. Otelimizin sunduğu kolaylıklar tamamen sizin için tasarlanmıştır; hizmetçilerimiz, sizin hizmetçilerinizdir. Nasıl evinizde hizmetçiler misafirlerinizin konforuna katkıda bulunmak için çalışıyorsa, burada Mag Mell Taverna’da çalışanların yönetime değil, size hizmet ettiğini hissettirmeye çalışıyoruz. Eğer bir gün pek çok gezgin büyücü gibi yolunuz buraya düşerse hiçbir şekilde pişman olmayacağınızın garantisini memnuniyetle verebiliriz.


Karakterinizin (varsa) Mensubu Olduğu Hizip: La Fay Şifacılar Topluluğu

Büyü Yatkınlıkları

Biçim Değiştirme Gücü: 8

Lanet Gücü: 7

Tılsım Gücü: 5

İksir Gücü: 15

Örnek RP: [spoiler]Zaman zaman camdaki büyülü vitraylardan yansıyan gün ışığı, yerde rengârenk çeşitli şekiller oluştururdu. Bu görüntü küçük kızın yaşadığı karanlık şatoda sevdiği sınırlı şeylerdendi. Nerede ortaya çıkacaklarını tahmin eder resim defterini ve boyalarını yanına alarak geniş pencerelerin dibine oturur benzerlerini çizmeye çalışırdı. Küçük yaşlarından beri görmeye alışık olduğu bu tanrıça figürlü vitraylar tek başlarına oldukça görkemli olsalar da yansımaları ayrı bir güzel gelirdi gözüne. Işıkla ortaya çıkan görsel bir şölendi onun için.

Tesadüf odur ki aile reisleri, Tiamat’ın yegâne temsilcisi, Steven Mcfandeef tarafından çağırıldığının haberini aldığında yine bu pencerelerden birinin önündeydi. Haberi ileten efendi Mcfandeef’in sürekli peşinde dolaşan ailesinin diğer üyeleri gibi açık tenli, uzun ve ince yapılı bir adam olan Ceasar Mcfandeef’ti; nam-ı diğer Crutos. Küçük kız ona seslenilene kadar farkında değildi gelenin, çoktan renklerin cazibesinde kaybolmuş kendini hayallere kaptırmıştı. Kalın bir perdeden çıkan ses “efendi seni çağırıyor,” demiş ve onun irkilmesine neden olmuştu. Önce minik ellerinden düşürdüğü kırmızı renkli boyasını yerden aldı sonra kafasını karşısındakine çevirdi. “Ne?” kelimesi çıktı ‘O’ şeklini almış dudakları arsından.

Adam bir şey söylemek yerine onu takip etmesini işaret etti. Küçük kız yanıt alamayacağını bildiğinden nedenini sormak yerine defterini ve boyalarını topladıktan sonra adamın peşine takıldı. Tek kişilik ritüelini bırakmak onu üzse de verilmiş bir emri geri çevirme gibi bir lüksünün olmadığını biliyordu. Nihayetinde bunu zor yoldan öğrenmişti. Sessizlik içinde ilerledikleri, meşalelerle ayrılmış taş koridorlardan bakışlarını yanındaki adama çevirdi. “Crutos,” dedi tiz çıkan sesiyle. Küçüklüğünden beri çevresindeki herkes ona böyle hitap ettiğinden kendisinin de dilinde yer etmişti. Nasıl gökteki güneşe neden ‘güneş’ dendiğini sorgulamadıysa bunu da hiçbir zaman sorgulamamıştı. Belki de bilmediği bir dilde ‘biraz salak’ demekti, kim bilir? “Babam da orada mı?”

Crutos, aceleci bir tavırla “Evet,” diye yanıtlamıştı sorusunu. Ve o an kız, sanki bir rüyadan uyandırılmış gibi durumun ciddiyetini kavramaya başladı. Görüşünü kirleten ve kulaklarını tıkayan pembe bulutlar dağılmıştı adeta. Her ne kadar kaçmaya çalışsa da bir süredir ailesi arasında yapılan toplantılarda onun hakkında konuşulduğundan haberdardı. Dolayısıyla bu günün geleceğini, kaderiyle yüzleşmek zorunda kalacağını da biliyordu. Sadece bu kadar erken olmasını beklememişti, o kadar. Kaçış planını tamamlamasına yetecek daha çok zamanı olacağını sanmış fakat anlaşıldığı kadarıyla yanılmıştı. Onu bu denli korkutan şey ise ailesinden her on bir yaşına basmış üyenin geçmek zorunda olduğu bir sınavdı. Ancak o zaman ailenin gerçek bir parçası olabilirdi. Küçük kız ise ne bu ailenin bir parçası olmak ne de hakkında hayırlı tek bir kelime bile duymadığı o sınava katlanmak istiyordu.

Efendi Steven Mcfandeef’in odasına yaklaştıklarında göğsünün ortasında bir yumru hissetti kız. Kalbi kaburgalarından fırlamak istermiş gibi atmaya başlamış, nefes alış verişleri zorlaşmıştı. Gururunu bir kenara bırakarak “Bana biraz daha zaman verin, sonra istediğiniz her şeyi yapacağım söz!” diye yalvarmak ve efendisinin ayaklarına kapanarak ağlamak istiyordu. Ve bunu gerçekten yapabilirdi de. Crutos, girmesi için odanın kapısını açtığında tavan yapmış korkusunu gizlemeye çalışarak yüzüne kendinden emin bir ifade oturttu. Steven Mcfandeef, kızın babasıyla yaptığı konuşmayı noktaladıktan sonra başını onlara çevirmişti. Küçük kız, adamın gönderdiği gergin gülümsemeye karşılık başıyla bir reverans yaptı. Ardından geçmesi için işaret edilen odanın bir köşesine yerleştirilmiş rahat koltuklara doğru ilerledi. Titreyen bacaklarının kendisini ele vermemesini umuyordu.

Odada yaşanan o kısa süreli sessizlik küçük kız için yaşayacağı sekiz ömre bedeldi. Ne dikkatini çok sevdiği kitaplara verebilmiş ne de odanın bilmediği herhangi bir detayını inceleyebilmişti. Firuze gözlerini odanın ortasında volta atan adamdan bir damla dahi ayırmadan konuşmaya girmesini bekledi. Adam, “Söyle bana Morana,” dedi nihayet. “Hogwarts’a gitmekle ilgili düşünüyorsun?”

Küçük kız “Hogwarts mı?” dedi sesinin heyecanla yükselmesine engel olamadan. Hogwarts hakkında pek çok şey duymuş ve okumuştu. Hatta orada bir saat geçirmek için pek çok şeyini hiç düşünmeden feda edebilirdi. Tam düşüncelerini dile getirmeye hazırlanıyordu ki babasının odadaki varlığı bir tokat gibi çarptı yüzüne. Üzerinde hissettiği baskı ile Efendi Steven Mcfandeef’in yeşil gözlerinin içine bakarak ağzını bir açtı bir kapadı. “Yani… Orada ölen öğrenciler olduğunu duymuştum…”
[/spoiler]

Sayfa: [1]