1
Azkaban Hapishanesi / On Yedinci Koğuş
« : 05 Mart, 2022 23:40:57 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Soğuk kemiklerine işlemişti.
Bu kadar yoğun olumsuz duyguyu daha önce hissettiğini hatırlamıyordu Meredith, seyahat pelerinine sarınmış Azkaban’ın kasvetli koridorlarında ilerlerken bir an önce buradan çıkmak istiyordu. Ona çocukken anlatılanlardan da korkunç bir yerdi burası; insanın içi buz kesiyordu bir kere kapıdan içeri girince, bütün hayat enerjisi çekiliyor, çaresizlik ve keder duyguları ele geçiyordu zihnini. Suçu ne olursa olsun herhangi bir insanın buraya kapatılması fazla gaddarcaydı, böylesine bir yapının var olmasına nasıl izin verdiklerini bile almıyordu aklı. Merdivenlerse ona inat kadın ilerledikçe sonsuza uzamaya devam eder gibiydi.
Karşı çıkmaktan çekindiği bir isim onu görevlendirdiği için gelmişti buraya; Victorine Boleyn bir ‘rapor’ istemişti ondan, aklından ne geçtiğini bilmiyordu –ki sorgulamak onun haddine değildi de zaten. Ada’dan uzakta, rahatsız edilmeden yaşayabilmesinin tek nedeni Yüce Boleyn’in ona izin vermiş olmasıydı ve bunun karşılığında yapmakla yükümlü olduğu tek şey söz dinlemekti. Victorine ona böyle söylemişti.
Paradoksun önüne geçmek adına adımlarını hızlandırmaya, tek seferde iki basamak çıkmaya çalışıyordu genç seherbaz. Acelesi yoktu, aksine, ne kadar geç varırsa o kadar memnun olacaktı. Ama merdivenlerden çıkmak bile kafasına konuşması muhtemel konuları çağrıştırmıştı, dakikalar ilerledikçe bu ufak düşünce iplikleri birbirine girmiş, kafasında çözülmesi imkansız, hatta üzerine düşündükçe daha da karışan bir düğüm yaratmıştı. Yapıya ilk girdiğinde varmayı planladığı, ama dakikalar ilerledikçe bir dilek halini alan kat sonunda gözüktü.
Beşinci kattaydı.
Bir hücre, iki, üç derken on üç hücre geçmişti. Bakanlıktan aldığı izin sayesinde Ruh Emicilerce rahatsız edilmeden ilerleyebiliyor olsa da koridorlarda onların gölgelerini görmek bile tüylerini diken diken etmeye yetiyordu. Olabildiğince hızlı adım atmaya çalıştığı varsayılırsa süzülerek ilerleyen bu gudubet varlıkların sırf insanların ruhunu birazcık daha emmek için oldukça sık aralıklarla koridorlarda kol gezdiği çıkarımına varmasını sağlamıştı. Her koridorda var olan hücrelerin üçte biri kadar kukuletalı gölge gördüğüne göre oldukça normaldi de bu. Fakat Ruh Emici’lerin varlığına o kadar güveniliyor olacak ki spesifik tuzaklar veyahut kaçmayı engelleyen zorlu engeller çarpmamıştı gözüne. Arada uğrayan Bakanlık özel görevlileri dışında insan gardiyan yoktu, bu da Ruh Emici’leri bir şekilde kandırmayı başaran birinin önünde kaçması için kalan tek ciddi engelin çalkantılı denizi aşmak olduğu anlamına geliyordu.
On yedi numaralı hücrenin önüne geldiğinde durdu.
“Yü-yüce Tanrım! C-wénhild...”
[/justify]
Bu kadar yoğun olumsuz duyguyu daha önce hissettiğini hatırlamıyordu Meredith, seyahat pelerinine sarınmış Azkaban’ın kasvetli koridorlarında ilerlerken bir an önce buradan çıkmak istiyordu. Ona çocukken anlatılanlardan da korkunç bir yerdi burası; insanın içi buz kesiyordu bir kere kapıdan içeri girince, bütün hayat enerjisi çekiliyor, çaresizlik ve keder duyguları ele geçiyordu zihnini. Suçu ne olursa olsun herhangi bir insanın buraya kapatılması fazla gaddarcaydı, böylesine bir yapının var olmasına nasıl izin verdiklerini bile almıyordu aklı. Merdivenlerse ona inat kadın ilerledikçe sonsuza uzamaya devam eder gibiydi.
Karşı çıkmaktan çekindiği bir isim onu görevlendirdiği için gelmişti buraya; Victorine Boleyn bir ‘rapor’ istemişti ondan, aklından ne geçtiğini bilmiyordu –ki sorgulamak onun haddine değildi de zaten. Ada’dan uzakta, rahatsız edilmeden yaşayabilmesinin tek nedeni Yüce Boleyn’in ona izin vermiş olmasıydı ve bunun karşılığında yapmakla yükümlü olduğu tek şey söz dinlemekti. Victorine ona böyle söylemişti.
Paradoksun önüne geçmek adına adımlarını hızlandırmaya, tek seferde iki basamak çıkmaya çalışıyordu genç seherbaz. Acelesi yoktu, aksine, ne kadar geç varırsa o kadar memnun olacaktı. Ama merdivenlerden çıkmak bile kafasına konuşması muhtemel konuları çağrıştırmıştı, dakikalar ilerledikçe bu ufak düşünce iplikleri birbirine girmiş, kafasında çözülmesi imkansız, hatta üzerine düşündükçe daha da karışan bir düğüm yaratmıştı. Yapıya ilk girdiğinde varmayı planladığı, ama dakikalar ilerledikçe bir dilek halini alan kat sonunda gözüktü.
Beşinci kattaydı.
Bir hücre, iki, üç derken on üç hücre geçmişti. Bakanlıktan aldığı izin sayesinde Ruh Emicilerce rahatsız edilmeden ilerleyebiliyor olsa da koridorlarda onların gölgelerini görmek bile tüylerini diken diken etmeye yetiyordu. Olabildiğince hızlı adım atmaya çalıştığı varsayılırsa süzülerek ilerleyen bu gudubet varlıkların sırf insanların ruhunu birazcık daha emmek için oldukça sık aralıklarla koridorlarda kol gezdiği çıkarımına varmasını sağlamıştı. Her koridorda var olan hücrelerin üçte biri kadar kukuletalı gölge gördüğüne göre oldukça normaldi de bu. Fakat Ruh Emici’lerin varlığına o kadar güveniliyor olacak ki spesifik tuzaklar veyahut kaçmayı engelleyen zorlu engeller çarpmamıştı gözüne. Arada uğrayan Bakanlık özel görevlileri dışında insan gardiyan yoktu, bu da Ruh Emici’leri bir şekilde kandırmayı başaran birinin önünde kaçması için kalan tek ciddi engelin çalkantılı denizi aşmak olduğu anlamına geliyordu.
On yedi numaralı hücrenin önüne geldiğinde durdu.
“Yü-yüce Tanrım! C-wénhild...”
[/justify]
Yetenek 1d10 : 6, total 6
Destek 1d10 : 4, total 4
Talih 1d10 : 3, total 3
Destek 1d10 : 4, total 4
Talih 1d10 : 3, total 3
