17 Nisan, 2026 08:32:54 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Balian d'Ibelin

Sayfa: [1] 2 3 ... 5
1
Diğer Dünya Ülkeleri / Beklemek acıtır
« : 27 Temmuz, 2023 13:43:31 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc Büyücü: Adras d'Ibelin

5 Ocak
Almanya, Hessen'de eski bir otel


Beklemek, çoğu insanın çok değerli zamanından çaldığı için, sapmak istemediği ve tahammül edemediği bir yoldur. Genellikle başarısızlığı bile göze alarak daha kestirme yolu tercih ederler. Ama bu yola mecbur olmak işleri daha da kolaylaştırır seçim yapmak açısından. Yanları çok sağlam duvarlarla çevrili, kişinin kendi elleriyle ördüğü sabır taşlarının oluşturduğu dar ve uzun bir yola girmekten başka çareniz yoksa buna karşı çıkamazdınız. Adras'ta tam bu yolun üzerindeydi. Kaçarak yaşıyordu bir süredir. Basit bir cadının başına açtığı sorunlardan ve asıl suçlarının gizlendiği şişelerin bulunmuş olması ihtimalinden kaçıyordu. Başlangıçta çaresizlik hissi ile başvurduğu bu tek seçenek, bu yola devam etmesi için gerekli olan taşları ördükçe, yerini sabra bırakmıştı. Ama bunun bir sonuca bağlanması şarttı artık. Böyle giderse sabrı tükenecek ve yerine gelecek bir sonraki mecburiyet ise sonu olacaktı.

Oldukça zayıflayan bedeninin ona tek getirisi, kolaylaşan yürüyüş olmuştu. Yine de bir on adım sonrası yanındakilerden yardım almadan ayakta durmakta zorlanıyordu. "Birileri görebilir efendim, bu çok sakıncalı." diyerek uyarmış olsalar da, tıkılıp kaldığı o eski ve tozlu odadan kafasını çıkarmak istemişti. Biraz temiz hava almak istemişti aslında ama Almanya'nın havası buna pek müsait görünmüyordu. Zoraki aldığı derin nefesi ciğerlerini yakmış, iyice azan astımını tetiklemişti. Kolundan tutan büyücünün verdiği şişeyi öksürüklerinin arasında yudumlayınca biraz rahatlayacaktı. Elindeki bitmiş iksir şişesine göz gezdirirken "Haber var mı ?" diye sordu kısık sesle, anılarını ve onu hastalığından kurtaran ilacını aynı şişelere koydurtmuştu. Matthew'den sonra güvendiği ikinci adamı, genç büyücü Robert White, vereceği olumsuz cevap öncesi başını öne eğecek ve derin bir nefes verecekti. "Malesef yok efendim."  Ufak birkaç şişeyi kovalamakla geçen koskoca bir ay sonunda eline geçen kocaman bir hiç olmuştu. Bunca yıldır tatmadığı o yenilgi duygusunu son üç ayda o kadar yaşamıştı ki arka arkaya damarlarında gezinen o güç, yeniden yükselme isteği, canlı canlı yiyip bitirmek üzereydi yaşlı büyücüyü. Yanında kalan son birkaç sadık adamının ona verdiği umut olmasa baş edemezdi o sinsi güçle. Yükselirken bir ilaç gibiydi o his, ama o çıkılan yükseklikten düşerken o kadar acıtıyordu ki bu acının son bulması için ölmeyi bile istemişti Adras. "Hayır." dedi haftada bir yer değiştirmek zorunda kaldığı Alman topraklarının dumanlı havasını içine çekerken "Benim sonum mezar olmayacak." yanındaki bir avuç adam ile yeniden otel odasına dönmek üzere yürümeye başladı.

23 Ocak
Almanya, Bremen'de korunaklı bir ev

"Efendim buradan sonraki durağımız Köln'de bir otel olacak, bir hafta burada kalacağız. Oraya vardığımızda, sizi koruma amaçlı grubumuza katılacak birkaç büyücü daha topladım. merak etmeyin güvendesiniz." geleceğe yönelik öğrenmekten vazgeçemediği planları bundan bir sene öncesine kadar Adras'a neler kazanacağı hakkında bilgileri kapsarken, şimdi durum çok farklıydı. Aklını başında tutmak ve hayatta kalabilmek için bir haftalık bu basit planlara bağlanmak zorundaydı. İçinde bulunduğu durumu düşünüp durursa, kesinlikle delirirdi. Bir haftalık bile olsa hayatta kalacağına dair söz vermiş oluyordu kendisine, Robert'ın kendisi için çizdiği yol haritasını dinlerken. "Şişelerden birisine sahip olduğunu öğrendiğimiz bir iş adamı bizzat sizinle görüşmek istedi." duyduğu bu bilgi karşısında adamının anlatacaklarını merak ettiği için kesin bakışlarını Robert'a dikecekti. Büyücü biraz ürkmüştü doğrusu, normalde bir hayaleti andıran duruşu şişelerle alakalı bir bilgilendirme söz konusu olduğunda epey korkunç görünüyordu. Zayıflayan ve çöken Adras'ın şu anki fiziksel durumunu en iyi anlatan kelime 'hayalet' olurdu. "Sizin adınıza ben görüştüm ve gerekeni yaptım efendim merak etmeyin. Şişe ve o küstah büyücü yok edildi." Olması gerekenin yapıldığını duymak iyi gelmişti. Ama bu yok edilen ikinci şişeydi sadece, Adras yirmiye yakın şişesinin olduğunu biliyordu. "Birde sizinle iletişime geçmek istediğini belirten birisinin mektubunu aldık. " ilgilenmiyordu Adras başka kimseyle "İstemiyorum kimseyi, reddet." dedi keskin bir tonda. Fırsatçılar bayılırdı böyle bir durumda kendilerine pay çıkartmaya. "Durum biraz farklı efendim." Robert kelimelerini toplarmak için boğazını temizlerken, çattığı kaşlarıyla büyücünün vereceği bilgiyi beklemişti Adras, biraz gerilmişti "Sizinle Köln'de buluşacağını ve görüşmenin mühim olduğunu belirtmiş. Bir sonraki durağımızı biliyor olması, elinde tuttuğu gücü hafife almamamız gerektiğine dair bir işaret. Ayrıca mektupta ricada bulunmuyor, kesin bir dille buluşmanın gerçekleşeceğinden bahsetmiş." ceketinin iç cebinden çıkarttığı mektubu Adras'a uzattı bilgilendirme görevi sona erdiğinde Robert. Yaşlı büyücü incelediği kağıttan gözünü çektiğinde bir şey demeden, biraz önce getirilen kahvesini yudumlamak üzere fincanını dudaklarına götürdü.

4 Şubat
Almanya, Köln, Hotel im Wasserturm

Şubat'ın başından beri yerleştiği bu yeni otel bu sefer işlek bir caddenin tam ortasındaydı. Adras'ın kendi emriydi şişelerine yakın olan bir mekanda konaklamak, karşı çıkamamıştı kimse. Robert sağdan soldan topladığı birkaç büyücü ile korumaları arttırarak önlem almıştı sadece. Birde muggle çoğunluğun tercih ettiği bir mekan seçmiş olması iyiydi, büyücüleri uzak tutuyordu muggle varlığı. "Bir haber var mı?" diye sordu yine her günkü gibi, alışkanlık haline gelmişti bunu sormak. Robert ise uğruna ölmeyi göze aldığı bu adamın delirmeye başlamış olmasından korkuyordu, sabırla aynı yanıtları verse de, içinden bağıra bağıra ağlamak geliyordu artık. Yorulmuştu bu belirsizlikten, tek ümidi on gün kadar önce gelen mektuptu. Nedense bir ümit bağlamıştı gelecek o kişiye. Adras bile farkındaydı ondanki bu değişimin, ama bahsini açmıyordu. Ezbere bildiği birkaç cümleyi söylerken, bu bilgilendirme merasimi ufak bir kapı tıklaması ile bölünecek ve içeri kapının dışında bekleyen korumalardan biri girecekti. Adras yorgun bakışları ile olan biteni izlerken, korumanın Robert'ın kulağına bir şeyler fısıldadığını görecekti. İçten içe bu gizli saklı duruma karşı içerlense de sesini çıkartmamayı seçti o an. Robert'ın duydukları karşısında gözlerinin bir ışıkla parladığını ve açıldığını görmüştü. "Efendim, sizinle görüşmek isteyen o mektubun sahibi gelmiş." ses tonu bile değişmişti genç büyücünün, Adras'ı bile etkilemişti odaya dolan bu umut dolu his. "Gelsin bakalım." dedi, taşlarla örülü duvarların şahit olacağı konuşmalar nasıl bir sonuca bağlanacaktı acaba. 

2
Fransa / Hayat Suyu; Korku
« : 26 Haziran, 2023 20:37:21 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc Büyücü:Adras d'Ibelin

21 Ekim, Fransa'da bir kale


Korku insana çılgınca şeyler yaptırabiliyordu. Ama insanı yaşamaya teşvik eden yegane duyguydu. Bir yerlerde çok büyük başarılara imza atan birileri varsa bilin ki çokça korkmuştur, ne aşk ne de kibirdir insanı riske sokan zaten; korkudur. Adras'ın yaşlı kalbinden tüm vücuduna pompalanan kan, iliklerine kadar işleyen korkudan daha yavaş kalıyordu son günlerde. Sağlıklı düşünmekten yoksun vaziyette, her şeyi yapabilecek gücü buluyordu kendinde. Çiftlikte yaşanan o karmaşanın ardından ilk durağı Amerika olmuşken, ikinci durağı Fransa idi. Kaçan insan olabildiğince uzağa göçerdi aslında ama işte korkunun yönlendiği beyni onu İngiltere'ye epeyce yakınlıktaki Fransa'da soluğu aldırmıştı. Azkaban'da sonsuz yıllarının geçeceğini kesinleştirecek anıları çalınmıştı ve aldığı duyum sonrası apar topar buraya gelmişti.

Fransa'yı etkisi altına alan gök gürültüsü eşliğindeki yağmurlu havanın kesildiği ama şimşeklerin ışıklarını eksik etmediği dakikalardı. Arada bir dinen yağmur her an yeniden başlayacak gibiydi. Böyle bir akşamda gelecek birkaç olumlu haber bekliyordu Adras. Hem bedenen hemde zihnen yorgundu. Peşinden ayırmadığı, dikkat çekmemek için çok kalabalık olmayan, büyücü sürüsü izliyordu onu. İçlerinden en kıdemlisi, yani en güvenilir olanı, yaşlı efendisini bilgilendirmek üzereydi. Ama beklenmedik şekilde ilk olarak, "Efendim burayı seçmekle iyi mi yaptık bilmiyorum..." titrek ses tonuyla sordu kendisinden olumlu bir haber bekleyen Adras'a. Yaşlı adamın kaşları beklemediği bu sinir bozucu soruyu duyunca çatılmıştı. Cevap vermedi, ama bakışlarındaki sertlik yetermişti orta yaşlardaki adamı sorusuna cevap olarak. Amerika'da kaldığı eski deniz fenerinin misafirhanesinin ardından, orta çağdan kalma ufak bir kaleyi istemişti konaklamak için. Çevresindekiler sessiz fisıldaşmalarla şikayet etselerde, yakalanmaları oldukça kolay görünen bu kaleyi hazırlamak zorunda kalmışlardı. Yaşlı adamın kafasında nelerin döndüğünü anlamak zordu son zamanlarda. Ama onu korumakla yükümlü olan büyücü ve cadılar her an diken üzerinde olduklarını biliyorlardı."O'ndan haber var mı ? " diye sordu Fransız mimarisinin izlerini taşıyan odada, rahat oturması için getirilen, ortama pek uymayan koltuğuna kurulmuşken. Barok denilen süslemelerle bezenmişti oda, bu sade koltuk ise ben buraya ait değilim diye bağırıyordu adeta. Büyücü sorduğu soruya verilen sert tepkiyi sindirmeye çalışırken, Adras'tan gelen ve öznesi belli olmayan soru karşısında afallamıştı. Ellerini önünde birleştirirken tüm seçenekleri değerlendirip, doğru cevabı bulması gerektiğinin farkındaydı. Akıl sağlığından endişe ettiği efendisi sinirlenirse ona yapabileceklerinden korkuyordu. Aslında kimi sorduğu açıktı biraz düşününce; rahatlayan yüz ifadesiyle bildiklerini kelimelere dökmeye başladı. "Matthew hala sorgulanıyormuş. Bakanlık bu konu hakkında dışarı bilgi sızdırmamak için epeyce uğraşıyor, o yüzden tek bildiğimiz eğer konuşsaydı çoktan Azkaban'a gönderilmiş olacağı." Sözleri bittiğinde tek nefeste konuştuğu için derin bir nefes aldı büyücü. Adras ise yüzünde hiç bir ifade olmadan dinlemişti onu. "Şişeler hakkında ne diyeceksin ? Yok edilmeleri şart. " bu sorusu az öncekinden daha hayati bir anlam içeriyordu. Bakışlarını elleri iki yana düşen adama döndü ve tehditkar bir havaya bürünen vücut diliyle beklemeye başladı. Yaslanmadığı için koltuğun ucuna çektiği bedeninin ağırlığını taşıyacak bastonu da elindeydi. İki eliyle tutunduğu için oyulmuş kurt motifi belli belirsiz görünüyordu.

"Şişelerden birisini alması için gönderdiğim adamlardan baykuş bekliyorum hala. Büyük ihtimalle...",yaşlı adamın gür sesi kesecekti adamın tüm iştahıyla yaptığı açıklamasını. "İhtimalleri duymak istemiyorum, bana kesin sonuçlardan bahset." Büyücü yine afallamıştı ve bu kekelemesine bile neden olmuştu. Kafasında kurduğu bütün cümlelerin kaybolduğunu ve sırasının karıştığını ceketinin iç cebinden çıkarttığı mendille kuruladığı alnındaki terinden anlamak mümkündü. Birkaç saniyelik sessizlik "Efendim, şişeleri çalan kişinin çiftlikteki bir çalışan olduğunu öğrendikten sonra bizzat kendim araştırdım. Bazıları o adamdan zorla alınmış, bazıları para karşılığında eskicilere yahut Alman iş adamlarına satılmış. Buradaki şişeler ise bir apartman dairesinde saklanılıyor."adam konuşurken ayaklarının dibine bir baykuş tarafından bırakılan mektup, şişelere ne olduğunun habercisi olacaktı. Adras tüm dikkatini o mektupta yazanlara vermişti şimdi, adamın açıklaması umrunda değildi. Koltuktan kalkmıştı yaşlı bedeni hatta. Konuşması beklediği haberle tekrar bölünen büyücü ise yüzündeki merak ve korku karışımı bir ifade ile mektubu hızlıca açıp okumaya başlamıştı. İhtiyarın mektupta nelerin yazdığını anlamak için, büyücünün suratına bakması yeterliydi. Sonunda beklediği haber gelecekti "Efendim, şişeler yok edilmiş. Buradan ayrılabiliriz artık. " bir an hayatının en önemli haberini veriyormuşçasına parlamıştı gözleri. Gerçi haklıydı, olumsuz anlamda söyleyeceği birkaç kelime, hayatına mâl olacaktı. "Almanya'ya gidiyoruz." oldu son sözü ihtiyarın. Daha sonra, hazırlıklara başlamak üzere odadan ayrılan büyücünün bıraktığı sessizlikle baş başa kalmıştı. "Şu iğrenç motifler başımı ağrıtmaya başlamıştı zaten." derken ona Almanya'da da eşlik edecek koltuğa bıraktı bedenini. Yaslanırken bıraktığı bastonu yere düşerken çıkarttığı ses her zamankinden farklıydı. Halıdan yoksun beton zemin, Adras'ın gençliğini ve gücünü hatırlatan o kurt oymasını paramparça etmişti. Animagus yeteneği de aynen böyle parçalanmıştı aslında, dönüşmüyordu 30 yıldır. Son birkaç haftada rüyalarında bile göremiyordu kendisini o çayırlarda dört ayağının üzerinde koştururken. Bitmişti artık. Derin bir nefes verirken, etrafa yayılan beyaz renkteki seramik parçalara göz gezdirdi. Basit bir büyüyle tamir edebilirdi ama büyünün tamir edemeyeceği asıl eksik şey onu bu düşünceden uzak tutmuştu. Buradan ayrılmayı bekleyecekti sadece.

SON

3
Seherbaz Büro / Ynt: Anılar konuşur mu ?
« : 17 Haziran, 2023 20:47:21 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc Cadı:Lilith d'Ibelin

Az önce zihninde yeniden canlanan anının yıkıcı etkilerini üzerinden atmaya çalışırken, Bay Rosier'in cadıyı rahatlatmaya çalışan cümleleri yankılanmıştı sorgu odasında. Suçluya zor anlar yaşatmak amacıyla, dar ve karanlık olarak tasarlanan odanın, bu amaca ne kadarda uyduğunu test etmiş gibiydi Lilith. Korkuyla kırpıştırdığı gözlerini, derin nefesler verirken, griye çalan duvarda gezdirerek karşısındaki seherbazın varlığını yok saymak istiyordu. Kendisini bir suçlu gibi hissettiği onca yılın ardından, kabullenmişti işlediği cinayeti bu dakikalarda. Zihinbend büyüsündeki acemiliği yüzünden açığa çıkmıştı. Aslında zihni. Bay Rosier'in iyi bir zihinfend olması yüzünden bu durumda olduğuna ikna etmeye çalışıyordu kendisini, kibiri hala ortalıkta yüzsüzce dolaşıyordu.

"Lilith, bak bana güvenebilirsin evet biliyorum kimseye güvenemeyeceğini bunun gibi anılar ile kimseye anlatamayacağını ama şu anılara bakılacak olursa hiç bir şey senin bildiğin gibi değil"
bakışlarını konuşan seherbaza çevirirken, olası bir durumda saldırmak üzere elinin gittiği asasını yoklamayı da ihmal etmiyordu. Ortada bir cinayet varken, nasıl güvenecekti bu adama ? Üstelik de bir seherbazken... "Size güvenmek mi ? " sesi titriyordu konuşurken, elinde tuttuğu asasını yavaşça adama doğrultmak üzere hareket ettirmeye başlamıştı "Gördünüz her şeyi..."korkmuş görünmemek için çaba sarf etse de titreyen sesi bunun tam tersini söylüyordu "Annemi ben öldürdüm...Yani ben bir katilim." sonunda saldırıya hazır bekleyen asayı gören seherbaz yavaşça cadıya yaklaşmaya başlamıştı bile. Ortada büyük bir yanlış anlaşılmanın olduğunu, asasını indirmesini söyleyip duruyordu bay Rosier, Lilith bir anlam verememişti seherbazın söylediklerine. "Yaklaşmayın." dedi keskin bir tonla ve "Ne demek istiyorsunuz ?" diye sordu ardından. Bir cinayetin ne gibi bir yanlış anlaşılması olabilirdi ki ? Lilith bu umuda tutunup gardını indirmek istemiyordu ama bir tarafı mantıklı bir açıklama duymak için can atıyordu.

-

Bartemius küçük cadıyı sakinleştirmek istese de başarılı olamıyordu genç büyücü, çok fazla korkmuştu. Anılarında bulunan ölüm hatta annesini öldürme anısı ona katil damgası yapıştırmış içten içe her gün içini kemirirken her kesten saklamak zorunda kalmıştı. Ama hiç bir şey aynı değildi asla da aynı olmazdı katil damgası yiyen cadı aslında oldukça masumdu, annesinin ölümü asla onun suçu değildi olmamıştı da. Zavallı kız diye geçirdi içinden küçük cadının hiç bir şeyden haberi yoktu oysa ki, ne babasına söyleyebilmişti bunu neden başka birine ağır bir yük gibi binmişti bu sırtına ömrü boyu saklaması gereken sır. Ama belki de söyleseydi bu sır çözülür belki de suçsuz oluşu ortaya çıkardı. Ama cadı korktuğu için söylememişti kim nasıl söylerdi ki kendisini onun yerine koymaya çalıştı yapamadı, annesinin bileklerini kendisi kestiğini düşünmeye başladı o gece nasıl bir vahşete sebep olmuştu bilemedi, bilemezdi de çünkü kendisi yaşamamıştı bu olayları.

Büyücünün sözlerinden sonra genç cadının hareketlerini izledi. Tedirgin, gerilmiş ve korkmuştu. Cadının eli asasına gitmiş onu yoklarken konuşuyordu ve sesi titriyordu. "Biliyorum Lilith kimseye güvenemezsin" dedi genç büyücü genç cadıyı yatıştırmaya çalışırken. "Kimse seni anlamaz, herkes seni bir katil diye görür ama sen katil değilsin" dedi büyücü oturduğu yerden kalkıp ellerini açarak. Asasını çıkarmamıştı ve çıkarmakta istemiyordu o küçük cadıyı daha çok gererdi. Cadının sözlerinden sonra başını hayır anlamında salladı tekrardan "Değilsin, her şey çok farklı senin kafanın içinde ki anılar gerçek değil" dedi büyücü. "Bak tatlım şu yaşlı kurt bozuntusu senin anılarını değiştirmiş, kendi işlediği suçu en yakın kişi olan yani o gün seni saklandığın yerden bulmuş ve kendi suçunu senin üzerine yıkmış" dedi büyücü. "Sana asıl acıyı çektiren katil olman değil, sen katil değilsin sen masumsun asıl katil olan o ihtiyar" dedi büyücü. "Annenin ölümü onun sebebi" diye ekledi.

-


"Nasıl yani ? "sorusu bir çırpıda çıkmıştı karşısındaki büyücü ona katil olmadığını söylerken. Anıları dururken, onu her an tutuklayıp Azkaban'a yollayabilecek bu adama mı güvenecekti yani ? "Her şeyi hatırlıyorum! " bu sefer bağırmıştı, suçluların kendilerini aklamak için dil döktüğü odada, Lilith suçlu olduğuna ikna etmeye çalışıyor gibiydi. "Hemde daha dün gibi." diye eklerken kısılmıştı sesi, yaptığı şeyin onu dibe sürüklediğini biliyordu. "Değilsin, her şey çok farklı senin kafanın içinde ki anılar gerçek değil" karşılığını verecekti Leonardo yeniden, Lilith'in kafası iyice karışmıştı. Güpe gündüz anısının değiştirildiğini söylüyordu, böyle bir şeyin mümkün olduğunu ilk defa duyuyordu genç cadı. Daha detaylı bir açıklamayla ikna olmaya o kadar hazırdı ki, merakla dolan bakışlarını seherbaza kilitlemiş tüm bildiklerini anlatmasını bekliyordu. "Bak tatlım şu yaşlı kurt bozuntusu senin anılarını değiştirmiş, kendi işlediği suçu en yakın kişi olan yani o gün seni saklandığın yerden bulmuş ve kendi suçunu senin üzerine yıkmış. Sana asıl acıyı çektiren katil olman değil, sen katil değilsin sen masumsun asıl katil olan o ihtiyar. Annenin ölümü onun sebebi." duydukları ne kadar şok edici olsa da gerçek gibi görünüyordu. Biraz düşününce büyücünün Lilith'i kandırmak için böyle bir kurgu uydurması için bir sebep yoktu. Yıllarca kendisine katil damgası vurarak yaşamıştı ve bu çok zordu, insanı içten içe yiyip bitiriyor ve paranoyak yaşamasına sebep oluyordu. Ama bu damgayı birisine vurmak demek ki bu kadar kolaydı. Adras birisini acımasızca öldürüp, suçu başkalarına yıkmakta hiç bir sorun görmemişti.  Hemde kendi ailenden olan birisine yüklemişti bu ağır yükü, daha 9 yaşında ki Lilith'e. "Bu anıyı birde ben görmek istiyorum bay Rosier, anılarımdaki o suçluluğu silebilmem için bu gerekli. "





31 Temmuz 1955, Kore

Yanındaki sadık adamlarıyla otel koridorlarını adımlarken, yanından ayırmadığı kurt oymalı bastonunun çıkarttığı ses çok netti. Adras, emin adımlarla avına yaklaştığını ve birazdan uzun zamandır almak istediği intikamını elde edeceğini biliyordu. "Bu odadalar efendim." verilen bu kesin bilginin ardından olduğu yerde dikilen Adras, gözleriyle verdiği bir işaretin ardından, otel odasının kapısının yanındakiler tarafından büyük bir gürültüyle parçalanışını izledi. Yüzüne yayılan keyifli gülümseme eşliğinde içeri girdiğinde, odanın uzak bir köşesinde bekleyen cadıyı görecekti. Ailenin en yeni gelini Hae Soo içeri girenleri, asasını onlara karşı tehditkarca kaldırarak karşılamıştı. Çelimsiz vücudu ve korku dolu gözleriyle, cadının gösterdiği bu cesarete kahkaha atarak gülmemek için zor tutuyordu kendisini Adras. Yanındaki adamları basit bir "Expeliarmus!" büyüsü ile kapmıştı kadının asasını, korku insanı kolay lokmaya dönüştürüyordu. "Dediğini yaptım, hala neden peşimdesin.!" diye bağırdı genç cadı bütün gücüyle "Biraz uğraştırdın doğrusu. Ama Balian'ıbırakmanı söylediğimde onu gerçekten bırakıp gitmen takdire şayandı, evet." o gülümsemesi yüzündeydi hala, kelimelerini tane tane konuşuyor ve ortamdaki gerginliği arttırıyordu. "Ama ölmen gerektiğini..." duraksadı ve birkaç saniye düşündü "...ölmeniz gerektiğini, demem gerekiyordu değil mi ? Evet, ölmeniz gerektiğini çok iyi biliyorsun. " diyerek değiştirdi cümlesini Adras. Hae Soo'nun gözleri ise korkuyla ve dehşetle açılmıştı duydukları karşısında. "Lilith Balian'ın ilk çocuğu, onu öldüremezsin." diyerek karşılık verdi cadı. "Lilith'den bahsettiğimi kim söyledi zaten ?" daha fazla uzatmak istemiyordu yaşlı büyücü. Daha yapacak işleri vardı. Kadına doğrulttuğu asasını "Avada Kedavra!" diyerek salladı. Odayı kaplayan yeşil ışık kaybolduğunda, Hae Soo'nun cansız bedeni odanın bir köşesinde yere yığılmıştı. Ama buradaki işinin bitmediğinin farkındaydı yaşlı adam, mavi gözlerini küçük odada gezdirirken bakışları duvara sabitlenmiş giysi dolabında sabitlendi. Başıyla verdiği bir işaret sonrası, yanında öylece dikilen adamlar hareketlenecek ve dolabın kapaklarını açacaklardı. Yüzüne vuran ışıkla gözleri iyice kısılan küçük kızı gören Adras'ın kaşları çatılmıştı istemsizce. Beklediği manzara bu değildi sanki. O tiz sesiyle onu bulan büyücülere bir şeyler diyordu. Hızlı adımlarla küçük cadının yanına giden Adras, onu dikkatlice izleyen küçük gözlerin az önce öldürdüğü cadınınkilere ne kadar benzediğini düşündü. Aradığını bulamamış olması onu çok sinirlendirmişti ve ikinci bir öldüren laneti yapmamak için kendisini zor tutuyor gibiydi. Küçük kız yaşlı adamın varlığından korkmuş olmalıydı ki gözleriyle ona bakmaktan kaçınmak için bakışlarını başka yere çevirdi. Annesinin cansız bedenini görmüştü. "Annem neden yerde uyuyor ? " diye sordu parmağıyla annesini işaret ederken. Aldığı cevap kısa ve öz olmuştu.

"Sonaretro."

SON



4
Seherbaz Büro / Ynt: Anılar konuşur mu ?
« : 01 Haziran, 2023 16:59:10 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc Cadı:Lilith d'Ibelin

İnsan istemeden kötü birisi olabilir miydi ? Anılarından aldığı güç ile kendisini en tepeden, yerin dibindeki bir mağaraya hapsedebilirdi bile. Adının kaderi olduğunu düşünürdü Lilith, çocukluğunda annesine yaptığı o şeyin başka bir izahı olamazdı. Rüyalarına giren, bir gece yarısı onu kan ter içinde uyandıran ve zihninde tekrarlanan o sahneler rahat bırakmıyordu asla onu.

31 Temmuz  1855, Kore

Oturduğu iki kişilik yatağın yatağın bir köşesinde telaşla etrafa dağılan kıyafetleri toplamaya çalışan annesine bakıyordu küçük kız. Kahvaltı yapmak üzere indikleri otel merdivenlerinden, lobiye indikleri anda annesinin telaşlı sesiyle, kendi dilinde "Buradan gitmemiz lazım." dediğini duydu. Her ne gördüyse genç cadıyı epeyce telaşlandıracak ve korkutacak bir şey olmalıydı ki kadının yüzü buz kesmişti. Küçük cadı Lilith ise annesinin bu hallerini meraklı ve korkmuş gözlerle izlemekten başka bir şey yapamıyordu. Zaten konuşmayı yada aşırı tepkiler vermeyi seven bir çocuk değildi. Ama minik kalbinin hızlı atmasına ve vücuduna korku yüklü duygular yaymasına engel olamıyordu.

Bugün doğum günüydü üstelik. Babası ve annesi ile beraber kutlamayı severdi. Çikolatalı pastaya bayılıyordu ve babası işten gelirken yolunun üzerinde bulunduğunu söylediği bir pastahaneden mutlaka alırdı. Tabi geçmişte yaşanılan bu güzel anılar, boşanmalarından sonra yerini günde iki defa ayrı ayrı kutlanan sevimsiz ve minik doğum günü partilerine bırakmıştı yerini. Önce babasıyla, birkaç gün sonrada annesiyle kutluyordu. Tek kazancı fazladan çikolatalı pastaydı ama Lilith üçünün birlikte olduğu, kendisine sadece bir dilim pasta düşen o eğlenceli günleri geri istiyordu.

Mutlu mesut çıkılan otel odasına, kolundan çekiştirilerek ve tam çözemediği birkaç Korece cümle eşliğinde geri dönmüştü. Hae Soo, etrafa yayılan gecelikleri ve dünden kalan günlük giysileri gelişigüzel şekilde valize tıkıştırmaya çalışmaya başlamıştı. Annesinin korktuğunu ve kaçmaya çalıştığını anlamıştı ama bunun nedenini bilmiyordu küçük cadı. Huzursuzca az önce annesinin sıkıca tuttuğu kolunun acıyan yerlerini eliyle ovuşturuyordu. Cadı en sonunda, odanın ortasında duran çift kişilik yatağın kenarına oturdu. Çaresizlik ve korku beden diline yansıyordu "Kahretsin, yaptığım büyüyü bozdu." ağlamakli bir ses tonuyla mırıldanırken elleri dağılan saçlarını geriye doğru atmıştı. Her neyden kaçıyorsa, çoktan onu bulmuş olmalıydı. Lilith, "Ne oldu anne ? " diye sordu sonunda, asasıyla yapabileceği toparlanma büyüsü yerine oradan oraya koşuşturmayı tercih eden kadın nefes nefese kalmıştı, sanki orada olduğunu unuttuğu kızının sorusunu duyunca başını küçük cadıya çevirdi. Yatağın kenarından kalkıp, kapının eşiğinde bekleyen Lilith'in yanına gitti aceleci adımlarla.  Kızının gözlerine bakabilmek için dizlerinin üzerine oturdu, annesinin gözlerinde gördüğü şey korkudan çok kararlılıktı sanki. Birden değişmişti kadın, sanki vermesi gereken doğru bir kararı verebilmişti. "Şimdi seninle bir oyun oynayacağız." konuşmaya başlarken Lilith'in omuzlarından tuttu ve yaşların düşmek üzere olduğu bakışları kızına sabitledi Hae Soo "Saklambaçı biliyorsun değil mi ? Babanla oynardınız hep." ve birkaç damla ardı ardına kadının çenesine doğru süzüldü, çocuk oyun oynamak isteyen annesinin neden ağladığını anlamamıştı. "Birazdan buraya gelen bazı adamlar olacak, oyunumuza onlarda ortak. Ama senin şuradaki..." parmağı yatağın yanında duran tüm duvarı kaplayan giysi dolabını işaret ediyordu "dolaba saklanmanı istiyorum. Senin burada olduğunu bilmiyorlar, yani seni bulamazlar. O yüzden bu oyunu kazanmamız sana bağlı, asla ama asla çıkma oradan." kadın sözlerini bitirdiğinde kızına sıkıca sarıldı. Lilith, saklambaç oyununu da çikolatalı pastayı sevdiği kadar severdi. Aklına babasının onlara bir sürpriz yapabileceği gelmişti annesinin cümlelerini duyduktan sonra. Yüzüne yayılan geniş bir gülümseme ile "Tamam anneciğim." dedi, sevinçle olduğu yerde zıplıyordu. Kızının mutlu ve heyecanlı haline, gözünden durmadan yaşlar akarken, gülümsedi Hae Soo. "Sakın unutma, annen seni çok seviyor ve hep sevecek." yeniden ayağa kalktıktan sonra elinden tuttuğu kızını, içinde saklanacağı dolaba kadar götürdü. Lilith, küçük bedenini soktuğu karanlıkta huzursuz görününce annesi ona, asasının yardımıyla yarattığı küçük bir lamba gibi parıldayan gül dalı verdi. Lilith annesinin yaptığı büyülere hayrandı, büyüdüğünde onun gibi bir cadı olmak istiyordu. Ona uzatılan dalı nazikçe eline aldı . Hae Soo,"Seni seviyorum tatlım." dedikten sonra, kendisine heyecanlı ve saf bir gülümsemeyle bakan kızının alnına bir öpücük kondurdu ve dolabın kapağını kapattı. Lilith bir süre sonra annesinin yeni büyüler yaptığını duyacaktı. Kıkırdadı kendi kendine ve 'Annem gibi bende büyü yapmak istiyorum.' diye düşündü. Cadının daha kendine ait bir asası yoktu tabi, büyü yapmayı öğrenmesine iki senesi vardı zaten. Biraz bekleyiş o kadar sessiz geçmişti ki Lilith sıkılmaya başlamıştı olduğu yerde. Ayağı da uyuşmuştu üzerine oturmaktan. Dolabın tam kapanmayan kapılarının bitiştiği yerdeki aralıktan odada bir hareketliliğin olduğunu, annesinin yalnız olmadığı saklambaş oynayan diğer adamlarında odada olduğunu anlamıştı. Ama tek bir ses bile duyamıyordu. Sonra, küçük cadının daha önce hiç görmediği bir olay yaşandı; annesinin yüzü olduğunu seçtiği bir beden tam dolabın kapısının önünde dikilirken, dolabın içinden bile açıkça belli olacak bir yeşil ışık patlaması tüm odayı aydınlatacak. Gül dalındaki tüm ışık solmuş, Lilith karanlıkta kalmıştı. Yakalanma korkusuyla endişeli bakışlar atarken, kendisini dolabın içinde tutmaya çalışıyordu son ana kadar. Ama birden yüzüne vuran aydınlık, dolabın kapaklarının açıldığına işaretti. Bir avuç adam, dolapta saklanan küçük cadıyı bulmuşlardı. Lilith,yakalanmış olmanın verdiği suçluluk duygusuyla konuşacaktı.
"Yakalanmamış gibi yapsak olmaz mı? Babam gelince, annem de mutlu olur."


15 Temmuz 1860

Lilith sorgu odasında bir suçlunun dosyasını incelerken içeriye gelen bay Rosier'i görünce şaşırdı. Babasının arkadaşı olduğundan adamı tanıyordu, ama çekindiğinden hiç sohbet etme yada onu göreve götürmesini isteme gibi bir istekte bulunamamıştı. Adamı bir anda karşısında görünce afalladı. "Merhaba bay Bartemius." dedi başıyla selam verirken, büyücünün tecrübelerini biliyordu. Ondan öğreneceği çokça şey olduğunun da farkında olduğundan ona olan saygısı çok fazlaydı. Ama ters giden bir şeylerin olduğunu adamın yüzündeki düşünceli ifadeden anlamak mümkündü. Selamına karşılık verdikten sonra, annesiyle alakalı sorular sordu. Kadının ölümünü merak etmişti belli ki ama ansızın gelen bu sorular karşısında iyice afallamıştı Lilith. Annesinin ölümünde parmağının olduğunu mu biliyordu yoksa ? Sonra zihniyle oynanıyormuş gibi hissetti, birileri anılarını dürtüyordu. Yaşadığı afallama ve şaşkınlık yüzünden müdahale edemeden kendisini o iğrenç anının içinde buldu; annesi kanlar içinde ölmek üzereyken, kendisi geniş bir gülümseme ile bu anı izliyordu ve mutluydu. Kadını intihara sürüklemişti ve bunu isteyerek yapmıştı. Annesinin ölümünden zevk alır gibi bir halinin olması, şimdiki Lilith'i iğrendiriyordu. Sonra hatırladı, bunları gören ve yaşayan ikinci bir zihin vardı şu anda. Bay Rosier, zihinfend büyüsünü biliyor olmalıydı. Lilith daha fazla buna izin vermemek için, kendisinde uzun zamandır kullanabildiği zihinbend büyüsünü kullandı. Anıları saklı kalmalıydı.

Kendisini yeniden sorgu odasındaki sandalyesinde bulduğunda, nefes nefeseydi. Anının yükü ağır gelmişti ve altında ezilmişti resmen. Korkak bakışları , ona kararlı bir şekilde karşılık veren bay Rosier'in ile buluştu. "Neden bunu yaptınız? " diye sordu ilk önce daha sonrada "Nasıl? " sorusunu ekledi. Nereden aklına gelmişti Lilith'in, tamda bu anısını kontrol etme fikri ? En çokta babasının bu konuyla alakası olup olmadığını merak ediyordu. En büyük korkusu gerçekleşebilirdi. Babası onu terk ederse yaşayamazdı.

5
Amerika Birleşik Devletleri / Son çırpınışlar
« : 29 Mayıs, 2023 17:54:59 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc Büyücü:Adras d'Ibelin

[spoiler][youtube]https://youtube.com/watch?v=EFJ7kDva7JE&feature=share8[/youtube][/spoiler]



13 Ekim

Denizle karanın bitiştiği yere, gemilere yol gösterici olması için yapılan deniz fenerinin önüne, daha yarım saat önce getirilmişti. Fenerin birkaç metre ilerisindeki uçurumun dibindeki kayalıklara, dalgaların durmadan çarpmasıyla birlikte oluşan nefes kesen bir manzaraya vardı. Uzun zamandır kimsenin ayak basmadığı, önemli toplantılara veya buluşmalara hizmet etmesi için, yakın zamanda yapılan binada konaklayacaktı. Aslında eski ve dökük bir yapı karşılardı geleni ama, d'Ibelin ailesinin kasasından çıkan para ile restore edilmişti ve muazzam bir ev haline gelmişti. Etrafa dağılan, asaları her an için büyü yapmaya hazır, büyücüler Adras'ın güvenliğini sağlamaya çalışırken ihtiyar kendisini içeri attı. Girişte ki misafir odasında kalacaktı bir hafta kadar. Bu süreçte buradan sonraki durağına ve yapacağı hamlelere karar vermesi gerekecekti.

Oturduğu koyu yeşil renkte ki koltuğa yaslanmış, etrafını incelemekle meşgul olacaktı epeyce zaman. Kaldığı odanın, zevksizlik abidesi, rengarenk çiçek desenli kağıtlarla kaplanmış duvarları üzerine geliyordu. Üstelik elektrik tesisatının yenilenmesi gerektiğinin habercisi olan avizenin, beş dakikada bir yanıp sönen sarı ışığı da yorgun gözlerine pek iyi gelmiyordu. Ama bunlarla zihnini oyalamaya devam edemezdi daha fazla. Sinirliydi ve son derece telaşlıydı. Yaptığı eksik bir hesap, bütün hayatını alt üst etmişti. Sözlü olarak itiraf edemediği ama zihninde sürekli dönen birçok düşünce vardı. Elde ettiği bütün siyasi gücü işe yaramaz hale gelmiş ve yıllar boyunca çıktığı o basamaklar ayağının altından çekilip alınmıştı, hemde başka bir d'Ibelin tarafından.

O gün apar topar kaçtığı çiftliğini tanıdık ama düşman ellere bırakıp gitmek çok ağrına gitmişti. Bu hayatında yaşadığı ikinci yangındı ve bu sefer kurtulan kimse yoktu. Bedeni o alevlere çoktan teslim olmuşken, zihni inkar ediyordu sürekli. Amerika'da kalacağı sürede, zihninin bedenine verdiği cesaretle bir çıkış yolu bulmaya çalışacaktı.

15 Ekim

Uykusuz gözlerini ovuştururken saatine baktı, yaklaşık beş saatini koltuğunun önüne getirilen çalışma masasının başında geçirmişti. Yazdığı mektubu asasını kullanarak çoğaltması yarım saatini almıştı, her bir zarfın üzerine yazdığı isim ve soy isimlere karar vermek bir saat sürmüştü. Yazdığı kelimelerdeki ifadelerin daha az acınası gözükmesi için düzeltmeler yapma süresi de toplam 60 dakikaya tekamül ediyordu. Ama geriye kalan iki buçuk saati, yaşadığı bu düşüşün yankıları yüzünden, bu isimlerin güvenilir olup olmadığıyla ilgili yaşadığı ikilemlerle geçmişti. Kararsızlıkla boğuşurken, başka bir büyücünün getirdiği haberle tam anlamıyla dağılacaktı. Şartların zorluğu yüzünden haberin Amerika'ya oradan da en ücra köşedeki bu kente ulaşması tam beş gün sürmüştü. Şişelere sakladığı tüm anıları ortadan kaybolmuştu. "Bakanlıkta mı hepsi ? İçeriye adam sokup alamaz mıyız ?" diye sordu tiz çıkan sesiyle. Kendi sesine yabancılaşmıştı sanki yada gücünü kaybeden Adras, sesinin tonunu da alçaltıyordu istemeden. Boğazını temizleyip, oturduğu yerde dikleştirdi kendini. Yaşlanınca kendini gösteren kamburu azıcık kaybolmuştu. "Tam olarak öyle değil... efendim." vereceği kötü haberin ağırlığı altında ezilen büyücü, iki büklüm olmuştu resmen. İhtiyar, bakışlarını konuşamayan adamın yüzüne sabitleyerek ikna edici olmaya çalışıyordu. "Bay d'Ibelin..." yanlış bir şey söylemişcesine değiştirecekti kuracağı cümlenin öznesini "Baş Seherbaz şişelerden haberdar, fakat onları bulamamış olmalı ki, bu konuda görevlendirdiği seherbazlar var. " Konuşmasını bitiren adam beklerken, Adras rahatlasa mı yoksa kendini yerlere mi vursa bilemedi. Şişeler fevkalade mühim anıları barındırıyordu, Balian'ın eline geçerse işi tamamen biterdi. "Onları bizim bulmamız gerekiyor ilk önce." dedi, aklından geçenler tam olarak bunlardı. Düşünmesi gereken öncelikli konu şişelerin güvenliğiydi. Hemen çalışma masasında isimlerin yazılı olduğu zarflara çevirdi bakışlarını. Aklında bir isim belirmişti. Zarfın içinden çıkartığı kağıtta birkaç cümleyi değiştirdikten sonra yeniden katlayıp koydu. Zarfı büyücüye uzatıp "Bunu zarfın üzerinde yazılı olan isme yollayın." dedi. Diğer zarfların bir önemi kalmamıştı.

16 Ekim

Olumsuz haberler birbirini kovalıyordu. Bu kimsesiz eve gelişinin üçüncü günüydü ve bu uğursuz yerden bir an önce uzaklaşmak istiyordu. Amerika hiç bir zaman sevdiği topraklardan biri olmamıştı, yabancıydı buraya. Anıları birilerinin elindeydi ve eli kolu bağlı halde bu iğrenç odaya kapalı kalmak, kişiliğine ve karakterine hakaret gibi geliyordu. Hayatında böyle bir duruma düşmemişti, ilk defa tattığı bu duyguya lanetler ediyordu. Daha fazla burada kalıp ölümü bekleyen, kenara atılmış güçsüz bir ihtiyar gibi hissetmek istemiyordu. Beklediği haberin gelmesini ve bir sonraki durağı olan Fransa'ya gittikten sonra yapacaklarını tasarlıyordu. Geceleri, düşünmekten dolayı uykusuz geçiyordu. En çok korktuğu şey; ölmeyi istemekti.


20 Ekim

Gençliğinde sıkça yaptığı bir huyu geri dönmüştü son günlerde. Hayatını değiştiren o yangın gecesi zihninde yeniden sahnelenirken, gözleri sabit noktaya odaklanır yüzüne o gece yaşadığı tüm duyguların; korkunun, üzüntünün, dehşetin ifadesi yansırdı. Gözü açıkken rüya görüyor gibi olurdu. 30'lu yaşlarının ortalarında silinmişti bu tuhaf huyu hayatından, çünkü hırs ve istek kaplamıştı bu insanı tüketen duyguların yerini. Kendi hayatını tüketmeyi bırakıp, başkalarının hayatlarını bitirmekle yada tehdit etmekle meşgul oluyordu daha çok.

Şimdi ise yeniden tattığı endişe ve korku duyguları, onu yirmili yaşlarına yeniden götürmüştü. İçinden hiç çıkamayacağı bir hapishaneye kısılı kalmış gibiydi, kendi hatıralarıydı onu yargılayan. Bu sefer yangın içerisinde bir yerlerdeydi, canlıyken yanmak kalbini küle çevirmişti bir haftada. Yaşlanmış vücudu el verdiğince, uyanık kalıyor ve düşünmeye harcıyordu dakikalarını. Beklediği haber geldiğinde, odayı aydınlatan şöminenin karşısında kahvesini içmekle meşguldü. Beynini dinç tutabilmek için her türlü büyülü yada büyüsüz yola başvuruyordu. Restore edilirken dokunulmayan eski kapının gıcırtısı, odaya giren cadının tahta zeminde yürüdükçe çıkardığı topuklarının sesini örtmüştü. Odaya sadece şömineden gelen ateşin yavaş yavaş küle çevirmek için uğraştığı odunlardan gelen çıtırdama sesleri hakimdi. Kadın, Adras'ın oturduğu koltuğun yanı başında beklemeye başlamıştı. Fincanını dikkatlice altlığına yerleştirdikten sonra, koltuğun hemen yanında yarım metre uzunluğundaki masaya koydu. Yarım kalmış fincandan yükselen yoğun kahve kokusu içeri giren kişininde kahve içmişcesine zihnini açacak bir güce sahipti. Cadı konuşmaya başlamadan önce boğazını temizlediğinde, yaşlı adam da bakışlarını ona doğru çevirdi. Beraberinde koruma görevini üstlenmiş, koyu giyimli iki büyücü daha vardı odada. "Şişelerden birkaçı Fransa'da..." kadının konuşmaya devam etmesine izin vermeden, arkada dikilen büyücülere "Bir sonraki durağımız Fransa. Hemen çıkacağız, hazırlanın." dedi. İçlerinden birisi efendisinin emrini değerlendirmek üzere odayı terk etmişti hemen. Cadının sözünün kesilmesinden pek de memnun olmayan bakışları, taktığı gözlüğünün üzerinden belli oluyordu. "Mektubuma karşılık olarak ayağıma kadar gelmeniz büyük bir incelik bayan Habsburg." Adras konuşurken fincanını koyduğu masaya dayadığı bastonunu aldı eline, ayağa kalkarken ondan yardım alacaktı "Ailenizle yıllar boyunca sürecek bir ittifak kurma yolunda büyük bir adım attığınızı söylemek istiyorum." cadının yüzünde beliren gururlu ifadeye gülümsedi, içinden kadına acıdı çünkü son anlarında kibirlenmekle meşgul olacaktı. "Ama sizin bu ittifakı göremeyecek olmanız çok yazık olacak. " derken bakışlarıyla odada ki diğer büyücüye yapması gerekeni anlattı. Cadının "Ne demek istediniz bay d'Ibelin?" dedikten sonra, kendisine doğrultulan asayı görünce afalladığını gördü. Yeşil koltuğu kendisine siper etmek için ihtiyar büyücün az önce kalktığı yere bırakıvermişti kendini. Korkuyla açılan gözlerinde parlayan büyünün yeşil ışığı, şömineden etrafa yayılan turuncu ve sarı rengin karışımı bir renk olan ışığı da içine alarak odayı yeşile boyayacaktı. Siyah pelerinin içine giydiği, koyu lacivert elbisesinin üzerine iliştirdiği, kırmızı renkteki bir aslanı barındıran aile sembolünün yer aldığı broşu asasının yardımıyla aldı. Elinde bir süre inceledikten sonra, sönmeye daha niyeti olmayan ateşin içine fırlattı. Bunun nedeni aileye olan nefreti yada öfkesi değildi, kadının öleceğini anladığında attığı çığlık kulağını tırmalamıştı sadece.

Sonunda, odadan çıkmak üzere kapıya yöneldi Adras. Gecenin bir yarısıydı, kıyıya vuran dalgaların sesini duymak mümkündü. Yaşlı adamın uzun beyaz saçları rüzgarla ufak ufak kımıldanırken, havanın temizliği ile ciğerlerini rahatlattı. Deniz fenerinin karanlık okyanusu aydınlatan ışığı sürekli yer değiştirirken, son kez salladı asasını Adras. Bir sonraki durağı, şimdi nefes almayan  bedenin verdiği bilgiler doğrultusunda, Fransa idi.

SON

6
Sihir Bakanlığı / Greath d'Ibelin
« : 21 Mayıs, 2023 22:34:54 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Konsey Toplantı Salonu

Kararlıydı. Nihayet, aylardır beklediği kararların verileceği, hem ülkeye hemde hayatına inanılmaz zararlar veren ihtiyar d'Ibelin olması gerektiği yere gönderebilecekti. Azkaban tüm ihtişamıyla kucağını açmış Adras'ı bekliyordu. Masasının üzerinde özenle hazırlanmış dosyaları son kez kontrol ettikten sonra toplantı salonuna doğru yola çıktı. O uğursuz geceden Nora'nın başına gelenlerin ayrıntılı açıklamaları, şahitlerin anlattıkları yeterliydi o isme ağır gelen rütbenin düşmesi için. Balian hak etmediğini en baştan beri biliyordu ama Nora hayatını tehlikeye atsa da çok büyük yardımlar ederek somut deliller Bu toplantıdan beklediği karar Adras'ın konsey üyeliğinin iptali ve aranmasıyla alakalı tüm yetkilerin Balian'a verilmesiydi. Kargaşadan yararlanıp kaçmasından çok, tüm suçlarını sakladığı o düşünseli sıvılarının ortadan kaybolması Balian'ı sinirlendirmişti. Adras elbet bulunacaktı, yargılanırken en ufak detayın atlanmaması gerekliydi.

Nora hastanede iyileşirken, ona vereceği mutlu haberleri düşünüyordu adımları onu bekleyen üyelerin olduğu toplantı salonuna giderken. Giydiği takım elbisenin kravatı bile umrunda değildi, önemsediği her şey dosyalardaki yazanlardı. Sonunda salonun kapısının önüne geldiğinde tüm ciddiyeti ve kararlılığını takınıp içeri girdi. İçeride o gelmeden önce dönen sohbet, Lucifer görününce kesilmişti. Herkes, meraklı ve açıklama bekleyen bakışlarını Baş Seherbaza çevirmiş bekliyordu. Önce her üye için hazırlanmış, kanıtlarla ve ifadelerle dolu dosyaları sahiplerinin önüne bıraktı.

"Öncelikle talebimi kabul edip, buraya beni dinlemeye geldiğiniz için teşekkür ediyorum." diyerek konuşmasına başladı. Ayaktaydı ve elleri konuşurken sürekli hareket ediyordu. "Adras d'Ibelin tanıdığım en sinsi insanlardan birisi olmuştur hep. Halkı kandırıp, konsey üyeligine seçildiğinden beri onun gerçek yüzünü göstermek için uğraştım. Sizlere sunduğum dosyadaki olay gerçekleşeli daha birkaç gün oluyor. Somut deliller bulmak üzere görevlendirdiğim ajanımı öldürtmek istemiş ve başarısız olduğunu anladığında kaçıp gitmiştir. Gerekli tüm bilgiler, imzalı ifadeler dosyada mevcut." biraz duraksadı. Üyelerin dosyaya göz atmasını bekledi. "Sizlerden şuan için istediğim bu adamın daha fazla konsey üyeliği koltuğunu işgal etmemesi yönünde kararlar vermeniz. Gerisini ben ve bakanlıktaki tüm seherbaz arkadaşlarım üstlenecek. Onu bulup en iyi şekilde yargılamak için elimizden gelenin fazlasını yapacağız." konuşmasını bitirdikten sonra üyelerden gelecek tepkileri ve olası bir oylama sonucunu beklemeye başladı.

7
Diğer Dünya Ülkeleri / Ynt: İhanet
« : 11 Mayıs, 2023 21:40:50 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc Büyücü: Adras d'Ibelin

Genç cadının verdiği kısa ve keskin cevap Adras'ı memnun etmişti. Annesini düşünüyorsa yapacaktı tabi Adras'ın istediğini. Öldüreceği kişinin kim olduğunu öğrendiğinde, cadının yüzünün alacağı şekli ve zihninden geçecek düşünceleri merak ediyordu. Çok önemli değillerdi ama Adras'ın başarılarını sıraladığı o görünmez duvarda asılı kalacak bir anı olurdu.

Anılar, Adras için fevkalade önemliydi.  İnsanın ilerlemesini yada gerilemesini anılarından öğrendikleri belirlerdi. Her zafer, mutlak başarı anlamı taşımazdı; her yenilgi de öğrenilecek yeni bir ders demekti başarıya giden yolda. Adras zafer kazanmakla değil de, başarmakla ilgileniyordu daha çok. Persephone, kazanılmış basit bir zaferdi, bir engeli kaldırmak için gidilen yolda ki bir dinlenme noktası gibi yada bir kurdun saldırıya geçmeden önce uluması gibi bir çeşit uyarıydı. Bu sahte gazetecinin arkasında ki kişiyi yenebilmekti asıl başarı. Balian, boyundan büyük işlere kalkışıyordu.

"Sizden güzel haberler duymayı bekliyorum bayan Stravos." cadının bu soyadıyla hitap edilmesini sevmediğini biliyordu ama muggle babasının soy adını kullanarak damarlarındaki kana hakaret edemezdi. İçeride bir köşeden olan biteni izleyen Matthew'e dönüp "Bu gece isterse burada konaklayabilir, misafirimizin rahat ettiğinden emin olun." diyerek konuşmalarının bittiğini haber verdi. "İyi geceler bayan Stravos." selamladıktan sonra cadının, Genel müdür ile birlikte çalışma odasından çıkışını izledi. Bastonunu aldığı yere, koltuğun yanına koydu. İstediğini alacak olmanın verdiği keyifle, başını geriye yaslayıp gözlerini kapattı. Anılarıyla dertleşmeye yahut onların dertlerini dinlemeye devam edecekti.

SON

8
Diğer Dünya Ülkeleri / Ynt: İhanet
« : 04 Mayıs, 2023 16:58:09 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc Büyücü: Adras d'Ibelin

Dışarıdan gelen hareketlilik, beklenilen misafirin sonunda çiftliğe ulaştığının habercisiydi. Beklediği süreçte, kıza karşı kullanacağı anılarını tazeledi. Her neredeyse, anılarına ulaşmak ve onları yeniden yaşamak için, geriye yaslanır ve gözlerini kapatıp zihninin derinliklerinde seyahat ederdi. Yıllar önce, Pelion dağının tepesinde ki buluşmalar ve konuşmalar hala o günkü tazeliğindeydi. Bir ihtimal unutursam diye şişelemişti tüm bu anıları, çalışma odasının biraz ilerisindeki kilitli odada saklı duruyorlardı.

Geçmişin tozlu ve karanlık manzaralarını gezerken, ruhunun bedenine dönmesini sağlayacak o seslenmeyi duydu."Bay d'Ibelin!" Matthew çoğunlukla tırstığı o trans haldeki Adras'la karşılaşınca ne yapması gerektiğini biliyordu. Avazı çıktığı kadar bağıracaktı sadece. Yaşlı büyücü gözlerini ışığa alıştırmak için kırpıştırırken, "Geldi mi? Hemen odama getir."emrini verdi. Hemen sonra Matthew odadan misafiri getirmek için çıktı. Adras ise oturduğu tek kişilik koltukta dikleşti ve hemen yan tarafa koyduğu, topuzu beyaz bir kurt şeklinde oyulmuş, bastonunu alıp iki eliyle kavradı. Oyulmuş kurt silueti epeyce büyüktü, iki el kavramışken bile uzaktan seçilebiliyordu. Stravos kızı içeri girdiğinde, yüzüne takındığı küstah gülümseme ile kızı karşıladı Adras. Kızdan yayılan vahşi ve her an saldırıya geçebilirmiş hissine alışıktı. Başka bir Stravos kızını hatırlatıyordu; annesini. Oğluyla evlendirmek için epeyce çaba sarf etmişse de, kadının bir muggle ile evlenmek için kaçtığını duyunca yıllar sonra yaşadığı ilk mağlubiyetini tatmıştı. Şimdi sahip olduğu güç sayesinde, o kadının kızını elinde tutuyor olmak epeyce keyif veriyordu Adras'a. "Umarım yolculuğun iyi geçmiştir. Siz gençler her yere cisimlenerek gitmeyi seviyorsunuz, Balian'dan biliyorum." konuşurken sinsi bakışlarını ve alaycı ses tonunu eksik etmiyordu. "Gemi yolculuğu da iyidir, zihin açar." dedi ama karşısındaki cadıdan ses çıkmadı. Kendisinden her ne isteniyorsa bir an önce öğrenip gitmek istiyor gibi görünüyordu. Bu durum Adras'ı uzunca sohbet etmeye teşvik ediyordu aslında, ama vakit kaybetmek onada yaramazdı "Annen ve baban nasıllar? Gerçi annen şuan başkasıyla evli değil mi? " sorusuyla devam etti söze yaşlı büyücü, bastonunu kavradığı sağ elini havada sallayarak "Babanı boşver." dedi ve sözü yeniden annesine getirdi, iplerin elinde olduğunu hatırlatmak istiyordu öncelikle. "Senden istenilen bu küçük ricayı yerine getirirsen, çevrendeki herkes iyi olacaktır." konuşması bittiğinden cadıdan gelecek bir tepki beklemeye başladı. Matthew bu odaya girmeden önce bir tuzak hazırlayarak, bu evde, kendini gazeteci olarak tanıtan küçük elma kurdunu öldürmesi gerektiğini söylemişti. Matthew tam olarak güvenmediği bu genç cadının yanında Darren'ı da görevlendirmişti bu iş için. Muggle teknikleriyle, büyünün gücü birleşince güzel bir plan oluşturulabilirdi.

9
Sihirli Yaratıkların Bakımı Dersliği / Ynt: Sihirli Yaratıkların Bakımı - Duyuru
« : 01 Mayıs, 2023 08:08:21 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Merhaba son sınıf öğrencilerim! Dersimiz bitmiş bulunmaktadır.

1- Katılım sağlayan Gryffindor, Slytherin ve Hufflepuff binalarına 5'er puan veriyorum.Ravenclaw binasından ise 5 puan kesiyorum.

2- Diana, Charlotte ve Samuel'in 1'er adet külbükül yumurtları oldu.Dersteki etkileşimler doğrultusunda Gryffindor'a 10 , Hufflepuff 'a ise Charlotte'un büyük cesaretinden dolayı 20 puan veriyorum.

Sihirli günler esenlikler dilerim...

Prof. Balian d'Ibelin

10
Diğer Dünya Ülkeleri / Ynt: İhanet
« : 01 Mayıs, 2023 07:56:06 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Zagora Şehri - d'Ibelin Çiftliği

Npc Büyücü:Adras d'Ibelin

Pelion Dağı'nın eteklerinde gizlenmiş ormanın, iğne yaprakli ağaçları hala  yeşilliğini korurken, Zagora isimli şehre ilerledikçe artan meyve ağaçları çoktan yaprağını dökmüştü. Çokta uzakta bulunmayan denizden doğru gelen ılık havanın etkisiyle çayırlarda kendisini yer yer gösteren yeşil rengi çok iyi saklıyordu bu sarımtırak yapraklar. Bahsedilen bu yeşillikleri, meyve bahçeleriyle hala ilgilenmeyi seven yaşlı çiftler kendi arazilerini dökülen yapraklardan temizlerler ise görmek mümkündü. Şehirde ki ekonomiyi yürüten ve canlı tutan d'Ibelin Çiftliği'nde çalışmayan, daha doğrusu çalışmaya mecali kalmamış, ihtiyarlar bu meyve bahçelerinden geçimlerini sağlıyordu. Şuan çiftliği idare eden Adras'ın,babası zamanında köydeki tüm sebze ve et üretimini üstlendiğinden, diğer vatandaşların ticaret adına satabildikleri tek şey meyve oluyordu. Koca çiftlik arazisinde meyve bahçelerine yer verilmemesi, şehrin diğer tüccarlarına d'Ibelin ailesinde ki alçak gönüllüğün bir parçası olarak gösterilmek istenmişti belki. Arazide süs amaçlı bolca kiraz ağacı vardı sadece. Onları da d'Ibelin ailesinin genç kuşağından gelen Balian, gezdiği Asya ülkelerinde görüp diktirmişti.

Yıllar boyunca birçok babaya, oğluna ve yine onun oğluna hizmet etmiş çalışma odasında ki mobilyalar çiftliğin en eski parçalarıydı. Dönem dönem girişte misafirleri ağırlayan büyük salondaki yada yatak odalarında ki mobilyalar çeşitli zevklere göre değişmiştir ama yalnızca bu odaya dokunulmamıştır. d'Ibelin ailesinde değişen isimlerin aksine değişmeyen amaçların bir göstergesi oluyordu bu durum, alınan kararların amaçlarının değişmezliğine bir örnek.

"İngiltere'ye yolladığımız mal miktarında ki artışa bakılırsa, siyasal olarak izlediğimiz yol başarılı olmuşa benziyor. Bunun yanında Balkanlar'da bir düşüş söz konusu olmuş, bana sorarsanız muggle siyaseti biraz daha ilginç işliyor o bölgede. Taktik değiştirip..."

Matthew elinde tuttuğu  kağıtta yazan raporları okurken, kendi yorumlarını katarak geçen ayın değerlendirmesini yapmakla meşguldü. Çiftliğin idaresini şuan için elinde tutan ihtiyar Adras, yıllar boyunca duymaya aşina olduğu cümleler söylenirken başka düşünceler içerisine girmekten yaşlı zihnini alı koyamamıştı. "Bu kadarı yeterli." koltuğunda kıpırdanırken aklını kurcalayan o soruyu sordu "Şu gazeteci kız işini hallettin mi ?" sanki mobilyalar yanlış şeylerin konuşulduğunu belli etmek istercesine gıcırdıyordu genç müdür koltuğa otururken. "Evet efendim. Darren Shan, daha önce de birlikte çalışmıştık, ona ilettim aklımdakileri." söylenilenler başka soruların oluşmasına sebebiyet veriyordu yaşlı adamın zihninde, bu durumdan hiç hoşlanmazdı. "Aklındakiler ne?" huzursuzluğu mimiklerine yansımıştı, bakışları Matthew'i korkutmuş olmalıydı ki okuma gözlüklerini çıkarırken hafif bir titreme olmuştu elinde. "Stravos Ailesi'ne mensup Persephone De Leon'u tanıyorsunuzdur." tabi ki tanıyordu onu Adras, genç kızla birkaç kere karşılaşmışlardı. Epeyce ilginç bir karşılaşma olmuştu içlerinden bir tanesi, genç cadı şuan deyim yerindeyse avucunun içerisindeki bir minik serçe kuşu gibiydi. O cadı aklına Lilith'i de getiriyordu ister istemez. Karanlık geçmiş tüm aydınlık hatlarıyla Adras'ın zihnindeydi. "Kaynaklarım o kızın bakanlıkta, bizim sahte gazeteciyle bayağı haşir neşir olduğunu söyledi. Shan ile konuşurken bunu kullanabileceğimizi düşündük." adamın soğuk bir ifadeyle sunduğu fikri kendine üstlenmişti ama planda kendine düşen payı arttırmak fena fikir değildi " Gazeteci ölmeden önce öğreneceği tek şey arkadaşının bu planda bulunduğu olacak. Bize karşı giriştiği bu başarısız operasyonunda ölümün tek ceza olmaması gerektiğini düşündüm. " bu yorumu yapan da Darren Shan'ın kendisi olmuştu ama burada olmaması genç müdürün işine gelmişti tabi. Duydukları karşısında oldukça tatmin olan Adras ise bu fikrin kimden gelip kimden gelemeyeceğini anlayabilecek kapasitedeydi tabi, aldırış etmeden dinledi. "O küçük kız benim yüzümden bir kez daha bir aldatmacanın ortasına düşecek demek ki." kurduğu bu cümleyi sadece kendisinin hatırlayacağı bir anıyı barındırıyordu. "Hangi kızdan bahsettiniz efendim?" diye sordu haliyle Matthew, anlamamıştı. Adras cevap vermedi ve burnunu sokmaması gerektiği kanaatine varan genç konuşmaya devam etti "Persephone daha tam olarak haberdar değil her şeyden, bay Shan kabul edeceğinden emin ama kurbanın kim olduğunu söylememek gerekiyor. Bilerek arkadaşını öldürmek isteyecek birisi değil." oturduğu koltuktan kalkarken gözü kolunda ki saate gitti. "Her an gelmek üzeredir. Ben karşılamaya gideyim, izninizle." dedi ve Adras onaylayan bakışlarıyla gidebileceğini işaret ettikten sonra odadan çıktı.

11
Diğer Dünya Ülkeleri / Ynt: Şüphe
« : 27 Nisan, 2023 18:14:50 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc Büyücü: Adras d'Ibelin

Adras, gençliğinde sezgileriyle ilerleyen yada kalbinin sesini dinleyen birisi olmamıştı. Ne kadar dışarıdan duygularıyla hareket eden birisi olarak görünse de, iş ciddileştiğinde tam tersi olarak aklına uymayan hiçbir hamleye yeltenmezdi. Kalbinin sesini dinlediğinde başına gelenler ona ders olmuştu belki de. Aslında dışarıya verdiği toy ve çoşkulu genç imajını bilerek ve isteyerek oynamıştı orta yaşlarına gelene kadar. Bu sayede rakipleri tarafından küçük görülmüş ve yapacağı büyük hamlelerin tahmin edilmesini engellemişti. Adras için sadece tek bir hamle olurdu; sert ve yıkıcı, rakibini bir anda çizginin dışına itmeye yarayan bir hamle.

Ama yaşı ilerledikçe tecrübelerinden faydalanmayı öğrendi. Rakibinin onu küçük görmesi için vurdumduymaz gibi görünmesine gerek kalmıyordu. Rakipleri de onu oldukça tanımıştı zaten, kanmıyorlardı Adras'a. Tek yapması gereken adım atmak oluyordu ve yolunda ezmesi gereken rakip kalmıyordu. Tabi başarısına başarı katmayı kendine alışkanlık haline getiren Adras, hayatının son demlerinde en yüksek noktaya ulaşmayı istemişti. Bu doğrultuda girdiği yeni dünya pürüzler çıkararak, yine ezilmesi gereken rakipler meydana getirmişti. Bu durumdan çokta şikayetçi değildi tabi yaşlı adam, gençliğinde yaşadığı o ezme duygusunu özlemişti. Önünde duran rakibin kimliği ve amacı da belliydi bu sefer. Her ne kadar ailesinden olsa bile, kendisini kahraman sanan Balian'ın ezilme vakti gelmişti. Matthew'in anlattıklarında onun adı geçmese bile, böyle bir deliliği planlayan ondan başkası olamazdı. Gazeteci kılığında çiftliğe yolladığı o kadını gördüğünde sezmişti bir şeyler. Ama anlam verememişti. Şimdi taşlar yerine oturmuştu. Matthew konuşmasını bitirdiğinde, duyduklarını sindirmek ve düşünmek için zamanı olmuştu. O kadın Truva atından başka bir şey değildi temel olarak. Balian'ın de epeyce güvendiği biri olmalıydı ki çiftliğe kadar göndermişti. Hem çok değer veriyordu hem de çok güveniyordu böyle bir plana onu dahil ettiğine göre. Adras için böyle bir hamleye verilecek kaşılık belliydi aslında. "Öldürtelim mi?"soruyu soran genel müdüründe Adras ile paralel düşündüğü çok açıktı. "Şimdilik bir şey bilmiyormuş gibi yapalım, o gün kadınında istediği gibi ikinci bir görüşme olsun." duraksadı ve eliyle sakallarını karıştırdı "Tabi ayağımıza kadar gelen avımızı da avlamamak olmaz. O kadının o günden sonra bir daha nefes almamasını istiyorum." müdürün az önce sorduğu soruyu onaylamıştı. İstediği cevabı alan Matthew, beklenmedik bu durumla alakalı harekete geçmek üzere planlamalarına başlamış olmalıydı bile.  Oturduğu koltuğunda geriye yaslanırken "Sanırsın Truva savaşlarındayız. Önce Helen sonra da bu kimliksiz Truva atı çıktı karşıma." diyerek aklından geçen ve kendisine oldukça komik gelen benzetmeyi kelimelere dökmüştü. Balian'ın yarattığı bu savaş ortamından birileri galip gelirken birileri yenilecekti ama Adras için keyif veren bir çarpışma olacağı kesindi. Yaşlı adam için sonuç çok açıktı tabi, yenilmek yada tırmandığı basamaklardan inmek gibi bir ihtimal asla yoktu. Son yıllarda oldukça durgun geçen hayatını hareketlendirecekti bu yaşananlar sadece. 


12
Diğer Dünya Ülkeleri / Ynt: Şüphe
« : 27 Nisan, 2023 17:27:19 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc Büyücü: Adras d'Ibelin

Matthew'in sorduğu sorunun yanıtı aslında geçmişinde saklıydı. Resimler,  geçmişinin hem huzur hemde acıyı barındıran yansımasıydı. Adras bu kalbini  parçalayan bu duyguların neden olduğu kişiyi resmettirmişti. Genç müdürün doldurup önüne bıraktığı bardaktan küçük bir yudum aldı ve boğazından aşağıya kayan çarpıcı keskin tadın keyfini çıkardı bir süre. Seksen yıllık hayatının çok kısa bir bölümünü mutluluk içerisinde geçirebilmişti, geriye kalan onca aylarda ve günlerde hissettiği acının, kaybettiği mutluluğunun portresiydi bu resimdeki kız. Adras için, Sofia hem mutluluk hem de acı demekti.

"İnsanlar genellikle kendileri için en önemli olan şeyin değerini, o kişiyi yada nesneyi kaybetmeden anlayamıyorlar. " viskisinden bir yudum daha aldı ve açıklamasına devam etti "Kaybetmenin yarattığı boşlukla ve sersemlikle yaşamak zorunda kalıyorsun bir süre. Tabi zamanla o boşluk doluyor, sersemlik yerini daha başka duygulara bırakıyor." aslında anlattıklarının kendisiyle alakası yoktu, Adras resimdeki o kızın değerinin zaten farkındaydı işte asıl sorun da buydu " Ama senin için çok değerli olduğunu bildiğin ve o değeri sonuna kadar hissettiğin bir şeyi kaybetmek...." sözünü yarıda kesip biraz düşündü yaşlı adam, duygularını kelimeye dökmeye pek alışık değildi "bana kalırsa asıl başa çıkılamayacak olan bu." diyerek bitirdi sözlerini. Hissettiklerinin yarısını bile anlatamamıştı ama bu kadarını anlatması bile mucizeydi. Daha fazlasını bilmesine gerek olmadığını düşünüp son bir yudumla viskisini bitirdi. "Bu resimleri çerçevelet ve boş odaya as ikisini de." emir verirken aklına takılan ikinci bir konu üzerinde düşünmeye başlamıştı bile, Matthew'in şuan başka işlerle ilgilenmesi gerekirken burada bulunması ilginçti. Önemli bir şey olmadıkça işini bırakıp gelmezdi. Soru sormadı fakat genç müdüre, meraklı ve açıklama bekleyen bakışlarını çevirdi. Buraya geliş sebebini söylemesi için ona vakit tanıyordu.   

13
Diğer Dünya Ülkeleri / Şüphe
« : 20 Nisan, 2023 23:23:03 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc Büyücü: Adras d'Ibelin

Yunanistan

Yıllar, beraberinde getirdiği başarı ve başarısızlıklardan çıkarılan başarı tohumlarıyla birlikte geçip giderken, vücudun buna verdiği tepki yorgunluk ve yaşlanma oluyordu. Günler geçip giderken vücutta yaptığı tek olumlu değişim beyinde yani tecrübeler ve anılarda kendini gösteriyordu; tabi her şey yolunda giderse. Seksen yaşını geçen Adras, bu konuda çok şikayetçi olmasa da, yaşlanmış olmanın getirdiği sorumluluklarla geçiriyordu son yıllarını. Yaşlı adam sona doğru yaklaştığı hissine kapılmıştı bu günlerde. Hayatı boyunca tırmandığı başarı merdivenindeki en yüksek basamağa çıkmaktı hissettiği son, ölüm değildi. Bu doğrultuda, çoktan genişleyen ufkunu sonunda somut olarak da genişletebilmişti. Dünyanın bir çok yerine gerek siyasi gerekse ekonomik olarak, küçük ama etkili dokunuşlarla, isterse birbirine katıyor isterse de kendince bir düzene sokuyordu. Bu konuda ki en büyük hedefi, ileride daha büyük sorunlara yol açacağını düşündüğü, Türkleri ikna ettiği Kıbrıs harekatının gerçekleşmesiydi. Silahlar ve para hazırdı, geriye sadece diplomatik yönden birkaç kelam etme aşaması kalmıştı. Buda zaten işin en kolay ama can alıcı kısmıydı. Bu stratejik hamle sayesinde Anadolu'ya ve Balkanlar'a birçok açıdan müdehaleye erişimi olacaktı.

Ama şimdi Adras'ın ilgilenmesi gereken, yıllardır aklında bulunan, bir mesele vardı. Belki de yüzleşmeye, tekrar anıların tazelenmesine katlanmaya yetecek gücü ancak kendinde bulabilmişti. Tırmandığı o basamakların en üstüne çıkmak üzere olduğunu hissetmeye ihtiyacı vardı sanki. Karşısında dikilen yaşlıca adamın hemen yanında duran uzun, büyük ve üstü örtülü gizli hazineye ulaşmasının vakti gelmiş gibi hissediyordu. "Bay d'Ibelin, ettiğiniz tarife uygun çizdim." dedi hemen yanında duran, kendi yaptığı tablonun yanında dikilen adam. Adras'ın uzun zamandır hissetmediği duyguları yansıtan gözleri merakla üstü örtülü tabloya çevrildi. Bakışlarından dışarı taşan heyecanı ve korkuyu geçen onca yıldan sonra ilk defa tecrübe ediyordu. Yunanistan'da oldukça ün yapmış bir sanatçıyı bulup ödediği yüklü miktarda ki para, sahip olacağı hazineden kat kat daha değerliydi. Sanatçı yaptığı eserin mükemmelliği ile yeterince övünemediğinden, düşündüklerini vücut diline yansıtmış, dünyanın en harika şeyini yaratmış bir tavırla kasılıyordu. "Sizin için önemli biri olmalı." dedikten kısa süre sonra tabloyu açığa çıkarmak için üzerindeki örtüyü yavaşça aşağı doğru çekti. O andan itibaren yaşlı adamın bakışlarına hakim olan duygular yerini hayranlığa, aşka ve özleme bırakmıştı. Büyülendiği şey resimden çok resmin içindekiydi. "Sofia..." dedi resme yaklaşırken sesi kısık çıkmıştı. Yavaşça kalkan sağ elini resmin çeşitli yerlerinde gezdirirken konuşmaya başladı "Saçları güneş ışığı değdiğinde nasıl güzel parlardı. Kıvrıla kıvrıla beline kadar inerdi." dedi parmak uçlarıyla sanki gerçekten onun yumuşacık saçlarının arasında geziniyormuş gibi "Ten rengi o kadar beyazdı ki, saflığın vücut bulmuş haliydi." bu sefer ressamın beyaz fırça darbeleriyle renklendirdiği yüz hatlarında gezindi parmakları. "Bu beyaz elbisesi vardı üzerinde o gece..." aklına dolan o kötü anıyla birlikte geri çekti ellerini sanki görünmeyen bir aleve dokunmuş gibi. "Hangi gece Bay d'Ibelin?" merakla soru soran ressama çevirdi hiddetle parlayan gözlerini. Yanlış bir şey sorduğunu sanan adam korkuyla birkaç adım geriye giderken "Bir tane daha yaptım...." telaşla arkada duran, biraz daha küçük boyutlardaki diğer bir tabloyu gösterdi. Bunun da üstünde bir örtü vardı. "... yani size hediyem olsun, hiç bir maddi beklentim yok." konuşurken kelimelerin aslında o an korkuyla ağızdan döküldüğü belliydi. Adamın hediyeden ziyade daha fazla maddi bir beklenti içerisinde ikinci bir tablo daha yaptığını adı gibi biliyordu Adras. Bakışları ressamın açmak üzer olduğu diğer bir resime kilitlendi. İlkinin aksine biraz daha yakından ve daha detaylı görünüyordu. Biricik Sofia'sının güzelliği yine yakıp geçmişti Adras'ı. Dıştan söylemese de iyi iş çıkartmıştı ressam. Matthew en iyisini bulacağını söylemişti ve başarmıştı demekki. "Tamamdır gidebilirsin." dedi otoriter sesiyle. Resimler güzelce çerçevelenip ait oldukları duvara asılmayı bekleyeceklerdi bir süre. "Ödemeyi ne zaman alırım." dedi ressam gitmeden önce. Aslında o an bir şeylerin ters olduğunu, resimleri çizenin bu adam olmadığını sezdi. Sesini çıkartmadan az önce içeri giriş yapan Matthew'e doğru bir bakış attı. "Matthew, ilgilenirsin." dedi bu sefer sadık adamıyla konuşuyordu.   




14
Diğer Dünya Ülkeleri / Ynt: Yeni dostluklar
« : 20 Nisan, 2023 20:30:37 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc Büyücü: Adras d'Ibelin

Adras çok mantıklı bir insan olarak görmezdi kendisini, gençken mantığın çoğu zaman başarıya engel olduğu durumlar tecrübe emişti. Bu yüzden mantıkla hareket etmek gibi bir huyu yoktu. Mesela tamda şu anlar da mantığı bir silah tüccarıyla iş yapmaması gerektiğini söylerken, o tam tersi yönde, duygusal hareket ediyordu. Hırs ve öfke denilen iki duygunun ağır bastığı; kararlılık, acımasızlık, gurur, üstünlük gibi duyguların da araya karıştığı bir yumak yön vermişti hayatına. Ölene kadar da böyle devam edecekti, bir zararını görmekten çok yararlı işler yaptığını düşünüyordu. Hatta az önce maddi anlamda oldukça büyük bir miktar ödeyeceği bir kontrata imza atılmıştı sözlü olarak. Yazılı kısmı Matthew'in ilgilenmesi gereken bir işti.

Mantıklı olmamak, zekayı kullanmamak anlamına da gelmiyordu. Zeka, içinde oluşturduğu duygu yumağını kontrol etmesine yardım ediyordu. Fazla hırsın yada fazla öfkenin sebep olacağı kayıplar, telafisi olmayan hatalara neden olabilirdi. İşte genç yaştan beri geliştirmek için çaba harcadığı zekası devreye girerek, duygularını hizaya sokmasına yardım ediyordu. Tabi çok genç yaşlardayken öğrenmesi gereken bir bilgi olmuştu bu. Fazla öfkenin onun hayatına getirdiği bir felaket, çok fazla boşluk açmıştı kalbinde ve hayatında. Animagus büyüsünde bile zayıflatmıştı onu bu duygusal boşluk. Kaç senedir bürünmediği, yada bürünmekten kaçındığı, kurt silüeti de zekasının ona bir armağanı olmuştu. Tabi yavaş yavaş kaybetme aşamasına getiren de yine aynı beynin bir ürünüydü. 

Ramin'i incelerken, onunda bu aşamalardan geçtiğini anlamıştı Adras. Öfkeyi de tecrübe etmiş olmalıydı, kaybetmenin verdiği o buruk hissi de. Bu yüzden Ramin'in büründüğü bu garip kişiliğe aldırış etmeden, kendi işinin yürüyüp yürümediğiyle ilgilendi yaşlı büyücü. Bunu biraz da  genç adamında bahsettiği, paranın vereceği özgürlük sağlıyordu. Ramin'e istediğinden daha fazla parayı teklif ederek kazandığı özgürlük, daha fazla getirecekti Adras'a. Bu da daha fazla özgürlüğe işaretti. Bu döngü sonuza kadar devam eden bir kazanımdı.

''Benim yolum oldukça uzun.'' elindeki çatalı ve kaşığı bıraktıktan sonra, Matthew'e garsonu çağırması için bir bakış attı. Konuşurken oldukça keyifli bir ses tonu vardı. ''Arabayla seyahati seviyorum biliyor musun? Cisimlenme gerçekten iyi bir numara ama bu arabalar da harika bir zeka ürünü. Muggle dünyasının silahlardan başka bir alana, otomobil sektörüne, yönelmesi beni şaşırtmıyor değil.'' bu sırada gelen garson boşalmış tabakları ve bardakları toplamaya başlamıştı ''Ama çoğu muggleın bizim çiftlikteki keçilerden bir farkı yok. '' daha fazla konuşmasının gereksiz olduğunu düşünerek lafını burada kesti. Ramin'in ona uzattığı eli, ayağa kalktıktan sonra sıktıktan sonra kendi başına çıkış kapısına yöneldi. Onun düşüncesine göre hem iyi bir müttefik hemde iyi bir rakip kazanmıştı bu yemekte. Basamakları çıkarken ayağının altında hissettiği diğer bedenlerden ayrı bir haz alıyordu. 

SON

15
Diğer Dünya Ülkeleri / Ynt: Yeni dostluklar
« : 20 Nisan, 2023 13:51:29 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc Büyücü: Adras d'Ibelin

Buluşma tam da Adras'ın istediği gibi devam ediyordu. Ramin isimli bu genç iş adamıyla her halukarda iş yapacağı kesinken, onu tanımaktı bu yemeğin amacı. Kendisinden büyüklerin söylediği bir özdeyiş vardı "Bir insanı yemek yerken yada ayrılırken tanımak gerek." diyen, Adras çok inanırdı bu söyleme. Yemek yemekle meşgul olan beyin rol yapmaya yada sır saklamaya adapte olamıyordu belli ki. Kendisi iştahla yemeye başladığı balığı bırakıp, karakter analizi yapmakla meşgul olmaya başlamıştı bir süre sonra. Bu adamın hareketleri, eğer yaşasaydı, Andas'ınkiyle öyle paralellik gösterirdi ki... Ramin biraz daha zeki ve ahlaksız olabilirdi ama. Silah tüccarlığı yapmak bir yana dursun, yapanlara savaş açtığı bir cemiyet kurup başına geçerdi.

Kardeşinden asla bir iş adamı olmayacağını düşünürdü o yaşıyorken. Bundan elli yıl öncesinin ticaret şartları şuanki karışık ve sertleşmiş piyasadan oldukça farklıydı tabi. Halkı savaş kıtlığı vurmamıştı şimdi olduğu gibi. Karşısında oturan silah tüccarı ait olduğu bu dünyaya, çölde yaşayan bir çakal misali ayak uydurmuştu. Ağzından dökülen sinsi cümlelere, gülünç hareketlerine aldırış etmiyordu. Onun yaşlarında olsaydı, Adras'ta böyle bir karaktere bürünürdü. Şuan oldukça soğuk ve kibirli bir izlenim veriyordu çevresine. Böyle olmasaydı katlanamazdı bu adama gerçi, ayn yardımcısı Matthew gibi. Ramin'e baktıkça gözlerinden dışarı akan iğrenme duygusunu sezmişti Adras. Uzun süredir elini sürmediği çatalını tekrardan kullanmak istediği sırada, silah tüccarının anlaştıkları parayı üç katına çıkartmak istediğine dair söyledikleri doldurmuştu restorantı. Koskoca mekanda sadece üç kişinin bulunması dışarıdan gülünç yada garip duruyor olmalıydı. Tabi kimse içeridekilerin asıl kimliğini bilmediğinden, o geniş zemini saran duvarların şahit olduğu konuşmaları umursamıyordu. İki belki de daha fazla ülkeyi birbirine düşürme planlarının en önemli basamaklarından biri çıkılıyordu. Adras bu uğurda, üç değil beş katına bile razıydı. Ölümden ve karmaşadan beslenen, zevk alan bir yapısı vardı geçmişten gelen. Catalına batırdığı kavunu ağzına atarken, yanda hiç içilmeden duran kadehi fark etti. Bir yudum dahi olsa, boğazından aşağıya doğru inen o mayhoş tada karşı aşırı bir istek duymuştu o an. Rahatsız olmuştu. Eli sabırsızca uzandı şaraba doğru. Matthew'in itiraz yüklü konuşmaları eşliğinde rahatlatacak yudumu boğazından aşağı gönderirken hissettiği keyif inanılmazdı. Çok beklemeden ikinci bir yudumla daha ödüllendirdi kendisini. Üzüm gerçekten tanrıların, İngilizlerin Merlin'i, Hintlilerin Buda'sı tarafından kutsanmış olmalıydı. Zihnini ve bedenini soktuğu bu birkaç dakikalık zevk tünelinden, konuşan müdürün koluna giden eli ile birlikte çıktı. İşe dönme vaktiydi, nerede kalmıştı ? Tabi ki para meselelerinde. Önce hafif bir kahkaha attı. Matthew gerçekten sevmemiş olmalıydı bu adamı. "Muggle yazar sever misiniz ?" bakışları içeride ki her iki adamda da dolaştı meraklı biçimde " Yeğenim, Balian, Shakespeare okur sürekli. Geçenlerde laflarken ona ait birkaç sone okumuştu bana" hatırlamak için gözleri yukarı kaydı, elleri masada duran peceteye gitti bu sırada '' Kılavuzu para olana her kapı açıktır.'' konuştuktan sonra ağzını sildiği peçeteyi yerine bıraktı. Kırışan göz kenarlarından hafifçe gülümsediği anlaşılıyordu. "Beş katını vereceğim, aslında Matthew ilgilenir bu işlerle ben pek karışmıyorum artık. İşinde gerçekten iyi." dedi son olarak tok çıkan sesiyle. Yaşlansa da değişmeyen kalın ve tok bir sesi vardı Adras'ın. Gençken aldığı diksiyon dersleri işe yaramıştı.

Sayfa: [1] 2 3 ... 5