17 Nisan, 2026 09:21:52 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Redferne Amaranthe Roseborough

Sayfa: [1]
1
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Satın Alım Talepleri
« : 03 Mayıs, 2023 09:08:51 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Sitemizin Haseki dedesine biraz geliştirme yapalım :3
1 adet Hellsing Paltosu (25 GP) alalım da üşümesin.
Yün atletinin üstüne giyer belki. Hem beli tutar, hem teri emer... 👀

2
Amerika Birleşik Devletleri / Baltimore Düve'sinin Son Yaylımı
« : 19 Ağustos, 2022 01:53:44 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Yüksek kale duvarları arasında taş bir koltuğun rahatsızlığıyla oturuyordu yaşlı adam. Sanki her geçen an daha da soğuyor ve kararıyor gibiydi hava. Göz alabildiği uzunlukta ilerisinde ve gerisinde uzanan duvarlar arasında yalnızdı. Göz alabildiği yükseklikteki duvarların arasında yaşayabileceği her saldırıya karşı güvendeydi de. Her geçen an hava daha da soğuyor ve kararıyor gibiydi sanki yine de. Koltuğunun durduğu yüksekliğin dört kenarında çelik zırhlarıyla kaplı korumaları vardı, duvarlar arasında korunmaya gereksinim duymuyor olsa bile. Hava daha da soğuyordu ve oldukça kararmıştı sanki ama. Korunmaya değil, ısınmaya gereksinim duyuyordu adam ama elini uzatsa dokunabileceği korumalarının zırhları ısıtmıyordu onu. Soluğunun ağzından buharla çıktığı, titreyen bedeniyle birlikte omuzlarının soğuktan kırılır gibi olduğunu sezebiliyordu... Hava çok karanlık ve soğuktu şimdi. Duvarların oluşturduğu koridorun ufuğunda bir ışık görür gibi oldu adam. Ulaşmaya çalışsa da korumaları durdurdu onu teberlerinin saplarıyla koltuğunun önünde çapraz bir set çekerek. Işık yaklaşıyordu adım adım. Isısını onca uzaklıktan bile sezebiliyor gibiydi adam. Yerinden kalkamıyordu yine de, hem korumaları onu rahatsız koltuğunda tutuyor hem de soğuk adamı mıhlamış gibiydi oturduğu yerine. Işık bir insandı, sıcağı ısıtmaya yetecek gibiydi tüm o yüksek duvarları ve adamı. Kollarını uzattı adam ve ulaşmaya çalıştı boş yere. Sonra dev bir kartal geniş kara kana-..

Terler içinde uyanmıştı peder. Gördüğü düşü usunda anlamlandırmaya çalışması ve bunun anlamsızlığıyla kendine az da kızıyor olarak kaşlarını çatması saniyelerden daha kısa bir zaman almıştı. Zaman harcamadan istavroz çıkararak derin bir soluk aldı. Camları isli pis bir gaz lambasıyla ışıklandırılmış odasının baş ucunda her zaman için terini silebileceği bir kumaş bulundururdu, zorlukla kendini kollarını kullanarak doğrultup yüzünü silmeye uğraştı adam. Yatağa dokunan teninin büyük bir çoğunluğu soğuk bir sezgisizlikle gıcırdatıyordu döşeğin altındaki tahtalarını. Yüzünü ve göğsünü soğuk terlerden arındıran adamın bu üşümeye benzeyen sezgiye alışması belki çok daha uzun aylar alacaktı. Bu sırada kapısı açılmış ve kendine son aylarda yardımcısı olma görevini üstlenen odacı genç içeri girmişti adama beklediği haberi vermek için. Yaşlı, sakat ve yorgun bir adamı uyandırarak rahatsız etmekle tatsızlaşacak işini yapmak zorunda kalmamanın sevinciyle yüzü gülüyordu...

Kilisenin mutfağına komşu olan ortak toplanma odasının uzun masalarından birinde kahvaltısını bitirmişti Redferne. Her yeni güne başlayışının uzun ve güçlük dolu olan ve bir tören havasıyla yapılan eski pansuman bandajlarının çıkarılması, yaralarının temizlenmesi, ilaçlarının sürülmesi, yeniden temiz pansuman yapılması, arada daha çok adamın iradesini acıyı düşünmekten başka düşüncelere itmesi için yardımcı oluyorsa da dua ile kutsanmalarla acısının dindirilmeye çalışması ve yanlarından çıt çıtlı düğmeleriyle kapanan uzun paçalı pantolonunun giydirilmesi rutininden sonra yaşlı adamın asılan yüzünü en azından mutsuzluktan uzak bir mimiğe ev sahipliği yapmanın yolu sıcak bir kahvaltıdan geçiyordu. Şimdi ise her gün olduğu gibi olması gerektiğinden çok fazla zaman harcanmış olduğu düşüncesini düşüncelerinden ayrı tutmayarak tekerlekli sandalyesinin tekerleklerine yapıştı yaşlı elleri. Odacısının durumu anlayıp yanına gelmesini bekleyene dek, yoluna gitmeyi daha uygun buluyordu adam. Yine de genç görevli adamı yalnız bırakmamaya ant içmiş gibi bir görev aşkıyla yalnız bırakmıyordu pederi. Salem Kilisesi'nin eski olmasa da yorgun duvarlarının dışına çıkmayı her zaman seviyordu Redferne. Daha çok, temiz havayı sevdiğini söylemek mantıksız olmazdı. Kilisenin hemen kapısının yanındaki panoda asılı olan kağıtlardan birini gösteriyordu odacı genç,
Burada işte Peder Roseborough, söylediğiniz gibi 'kolay olmayan' bir meydan okuma gibi görünüyor. Umarım istediğiniz gibidir? demişti başardığı bir görev olduğu düşüncesinin verdiği coşkuyla.
Alıntı yapılan: Salem Engizisyonu
Baltimore Sabotajcısı
Baltimore ve Ohio Demiryolu şirketinin Amerika Birleşik Devletlerinin doğusuna demiryolu ile ulaşma çabaları büyük bir sekteye uğramış durumda. Artık kalıntılarına dahi ulaşılamayacak eski bir yerli kabilesinin bir zamanlar konakladığı Cheyenne bölgesindeki demir...

Redferne duyurunun devamını okumaya gerek duymamıştı. Biraz odacısına olan güveninden, biraz da karşılaşma potansiyelinde olan hiçbir zorluk karşısında korkuya kapılıp çekinen biri olarak görünmek istemediğinden... Hem ayrıca gencin "uygun" bulduğu göreve burun kıvırdığı duyulursa bunun büyük bir aşağılanma ve de İngiltere'de tökezlediği görevden sonra bir korkaklık olarak görüneceğinden çekiniyordu. Yıpranmış tahta panodaki kağıdı yerinden uzanarak alıp Mahkeme görevlilerine görevi üstleneceği haberini vermeye koyulması için yardımcısına sandalyesini itmesini buyur etmişken, kilisenin kapanmamış kapısının arkasındaki koridordan genç birinin adını seslendiğini duymuştu.

3
Cadı Avcısı Karakter Başvuruları / Peder Roseborough, Predicatore di Guerra
« : 11 Mart, 2022 04:12:20 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[youtube]https://www.youtube.com/watch?v=ljenO4nkryk[/youtube]
"Omnes stultos contra Deum nostrum perdamus. Amen!"

Karakterin Adı ve Soyadı:
Redferne Amaranthe Roseborough

Karakterin Yaşı:
78

Karakterin Temel Kişilik Özellikleri:
Çocuklara karşı içten ve bağışlayıcı bir baba, öğrencileri için deneyimli ve sevecen bir öğretmen, yoldaşları için bilge ve güvenilir bir savaşçı. Rabb'in buyruğu doğrultusunda savaşırken yılmaz, liderliğinde acımasız, görevinde doğrucudur. Kumar, alkol, oburluk ve varlıkçı yoksunluklara duyulan zayıflıklar gibi haramlara karşı sert tutumlar sergiler ve yoldaşlarını uyarmaktan çekinmez. Yine de yalnızca eşi çok sevdiği için; çoğunlukla favorilerinin beyazlayışını sıklıkla unutarak bakımını aksatsa da, saç ve sakallarını gençliğindeki renk tonunda boyadığı söylenir. Disiplini önde tutan yaklaşımı onu bunca zaman tehlikelerden koruduğu için yoldaşları ve buyruğu altındakilerden bu konudaki beklentisi yüksektir. İlerlemiş yaşına karşın fiziksel durumunu yeterince korumaya önem vermiş; Mızrak, Teber, Kılıç ve Kundaklı Yay konusunda yıllarını geçirdiği görevi ile eğitiminin getirisiyle ustalaşmış ve öğrenciler yetiştirmiştir. Koyu bir Katolik olarak yeri geldiğinde diğer Hıristiyan mezheplerini aşağılayıcı bir görüş taşıyor olsa bile, konu Cadı Avcılığı olduğu zaman bu görüş ayırımlarını bir kenara koymanın gerekliliğini bilecek seviyede bağnazlıktan da uzaktır. Kör ve düşüncesizce saldırmaktan çok daha fazla, stratejik düşünce ve durumsal gözleme dayalı planlara göre eyleme geçer; çatışmayı kumandanlığı ve moral yükseltici vaazlarıyla destekler.
(Yönetime çok ısrar ettim; büyü dışı, "Buff veren" Avcı sınıfı yapalım diye ama şeettiremedim :D :D )

Karakterin Kısaca Geçmişi:
1788 Floransa'da; İngiliz bir babadan olma, İtalyan bir anneden doğma bir adamdır. 35'li yaşlarında Katriona Marika Aylward adlı eşiyle yaptığı evlilikten olan Selene, Victoria ve Caleb adlarında üç çocuğu doğmuştur. Kızlarını ergen yaşlarında Kolera ve Çiçek hastalığı nedeniyle toprağa veren adam, daha sonraları kendine avlarında kullanılması için yaptırdığı kılıcı ve kundaklı yayına onların adını vermiştir. İlerleyen yıllarda oğlunu da kimliği belirlenemeyen Cadı ya da Büyücüler nedeniyle yitiren adam; çok sevdiği eşinin geçirdiği üzüntülü travma nedeniyle de Katatonik biçimde yatalak kalmasıyla birlikte bir daha başkasının böylesi bir acıyı yaşamaması dileğiyle kendini yaşamsal isteklerden uzak tutmuş ve tam anlamıyla Cadı Avcılığı'na yönelmiştir. Kılıcı ve yayıyla girdiği her çatışmada çocuklarının yanına dönmeyi arzuladığı; Cehennem'e gönderdiği her bağışlanamaz kâfir ruhunu da çocuklarına iyi bakamayan bir baba olmanın günah dolu suçu karşılığında Rabb'ine ödediği bir bedel olduğu söylentilenmişse de, kendisi tarafından hiç doğrulanmamıştır.
Kişisel eşyaları arasında üzerinde "Cohors Pedestris Helvetiorum a Sacra Custodia Pontificis" yazan ince bir parşömen genişliğindeki ipekten sargısı dışında kendisinin "Guardia Svizzera Pontificia" (İsviçreli Muhafızlar) içinde olduğunu belirten bir dış görünüşü yoktur. Ancak kendisi normal bir Muhafız olmamakla birlikte, genç yaşından beri "Basilica di San Pietro in Vaticano" (Aziz Petrus Bazilikası) dışında görev yapan, "Cappella Cremisi" (Kızıl Şapel) adı verilen ve Doğaüstü sorunlarla ilgilenen gizli bir Muhafızlar oluşumunun parçasıdır. Salem Cadı Avcıları ile eş uyum, misyon ve vizyon içerisinde bu oluşumun içinde olsa bile; kimi zaman karşı konulamaz mezhep ve görüş karşıtlıkları içinde de olsa, görevlerini yerine getirmeye ilerleyen yaşına karşın devam etmektedir. Uzun yılların getirdiği deneyim ve başarımlar sonucunda konumunda yükselerek "Il Padre della Cappella Cremisi" (Kızıl Şapel'in Pederi) rütbesine geçmiştir. Rütbesi Muhafızlar'ın en üst rütbesi olan "Muhafız Komutanı Albayı" Oberst'i aşsa bile, ayrı kategorilerin kumandanı olduğu için iletişim ve ilişkileri yoktur; görevlerini direkt olarak Papa'dan alır. 1866 yılında Britanya'daki oluşumları henüz başlayan Cadı Avcıları'nın Aziz Michael Kilisesi'ne Büyücedünya'ca yapılan baskını savunması sırasında geçirdiği yaralanmalar sonucunda yanarak zarar gören kasları nedeniyle tekerlekli sandalyeye bağımlı olarak yaşamak zorunda olduğu doktorlarca uygun görülmüş olsa da, savaşması gerektiğinde acılarını önemsemeden çatışmaya katıldığı bilinir. Yoldaşları ve takipçilerinin çoğu, adamdaki bu tutumun içinde yanan bir özlemin verdiği acı karşısında güçsüz kalışına yormakta olsa da kendisine bu durumu sorabilecek yakınlıkta kimsesi yoktur.. ya da en azından kalmamıştır artık. Son çatışmasında kendini bir anda Dünya'nın diğer ucundaki Salem'de bulduğunda kılıcı ve yayını yitirmiştir. Yoldaşları ve adını duyup da yaşamayı başarabilen düşmanları tarafından "Predicatore di Guerra", "Savaş Vaizi" adıyla tanınır.

İstediğiniz Meslek:
"Il Padre della Cappella Cremisi" (Peder, Katolik)

Karakterinizin Mahşer Yolu:
Gelin (olabilir, yatkınlıksız oynayabilirim. Karar veremedim daha)

Başlangıç Teçhizatı:
10GP Temel Avcı + 11GP Yaş Bonusu ile 21
Gümçekiç - 18 GP

(İleride alınacaklar)
Helsing Paltosu - 25 GP
Mitralyöz - 30 GP (Tekerlekli sandalyeye eklemelik)
Hacı Logarius'un Tekeri -15 GP
Hacı Logarius'un Tekeri -15 GP (Tekerlekli sandalyenin iki tekerleği olarak. Yeri geldiğinde destek, yeri geldiğinde çekiciyle birlikte kalkan amaçlı kullanmak için :3 )

İmza Teçhizat:
Cadı Avcıları'nın baskını sırasında yanarak edindiği yaraları.
Normal şartlar altında gövdesinden aşağısı yanarak sakatlanmış bedenini kullanıp savaşmaya devam etmesini sağlar; RP içindeki aksiyon süresince devam eder, tek görev ya da kurgu içinde çoklu çatışma varsa bile hepsi için yinelenen biçimde kullanılabilir.
(".. and our scars remind us, that the past is real. I tear my heart open, just to feel" Evet, Papa Roach kekoluğu ve 90'lar Nu Metal'i!)


Örnek RP:
"Mesih'in benim aracılığımla konuştuğuna ilişkin kanıt istiyorsunuz. Mesih size karşı güçsüz değildir; O'nun gücü sizde etkindir. Güçsüzlük içinde çarmıha gerildiği halde, şimdi Tanrı'nın gücüyle yaşıyor. Biz de O'nda güçsüz olduğumuz halde, Tanrı'nın gücü sayesinde O'nunla birlikte sizin yararınıza yaşayacağız. İman yolunda olup olmadığınızı anlamak için kendinizi sınayıp yoklayın. İsa Mesih'in içinizde olduğunu bilmiyor musunuz? Yoksa sınavdan başarısız çıkarsınız. Umarım bizim başarısızlığa uğramadığımızı anlayacaksınız."

(Alpharian/Omegan Av Thrawsunblat, Jimmy Folke ve Cindern Luaith O'Vanian karakterlerinin RP'lerine göz atabilirsiniz!)

4
Avatar & İmza / Ynt: Avatar Kayıtları
« : 07 Mart, 2022 23:23:31 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Üzerinde biraz renklendirme çalışması yaptığım biçimiyle, çizimi Hannah Friederichs adlı sanatçıya ait olan
Bertrand Bell karakteri. Critical Role ekibinin karakterlerinden - Redferne Amaranthe Roseborough

5
Aziz Michael Kilisesi / Ynt: Mahşer Gecesi
« : 22 Şubat, 2022 01:16:37 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
"Çünkü onlara yük olan boyunduruğu, omuzlarını döven değneği, onlara eziyet edenlerin sopasını paramparça edeceksin; tıpkı Midyanlıları yenilgiye uğrattığın günkü gibi. Gürültülü savaşta giyilen zırhları ve kanda yuvarlanmış giysileri, yakılacak; yem olacak ateşine..."

Savaşçı Peder'in kafasında yankılanıyordu ateşle ilgili ayetler. Haçlı Seferleri'ne katılan yiğitler gibi, İşkaryot Yahuda'nin İsa'yi öpüşüne benzer biçimde kutsamıştı Victoria'yı saldırmadan önce. Belki bir tek bunun için bile hoyrat şeytanın büyüsüyle ayağına dolanan donu kendisini bir kez daha yere serdiğinde kâfirin kanını da akıtabilmeyi başarmıştı. Victoria şanına doymuştu bu gece, kana ve ete çok doyamamış olsa da. Selene de yüzünü kara çıkarmamıştı Redferne'in, bir kâfir kadınının cenabet kanını döktürmüştü. Canı yanıyordu. Daha önce tatmadığı bir acı değildi bu en azından. Cadı Avcısı olmaya adım attığı ilk günlerde unutmayacağı şeyler görüp tecrübelemişti; yakılmak ya da aletsiz işkencelerle bedeninin her noktasından acı çektirilmesini de yaşamıştı bu adam. Ah, Rabb'in hükmü ve hiddeti ne güzel yakıyordu bu kulunu. Günahsız kul olmazdı kolay kolay, belki Papa bile yanacaktı az da olsa. Bu nedenle yüzünde gülümsemeyle kabullendi Peder bu alevleri.
Yapışkan maddenin bedenlerine tutunmasından kaçamıyor, saklanamıyor, kurtulamıyorlardı alevler ve acı içinde kardeşleşen iki savaşçı...
Aynı zamanda saldıramıyor, savunamıyor, acıdan başka çok az şeyi düşünebiliyorlardı.

Seth Carter direniyordu ama, hem kendini hem de Peder'i kurtarmayı istercesine sözler savuruyordu çaresizce. Cemaatinde olsa ne yavuz bir Avcı olurdu böylesi bir adam diye düşündü Redferne. Saçlarını okşar, omuzlarından tutar, her türlü güvensizliği karşısında güven verirdi bir pederin oğul diye çağırıp günahlarından arındıracağı hemen herkes gibi. Şimdi ateşler içinde bir olmuşlarken, tanrıdan başka kim ayırabilirdi ikisi arasındaki farkı?
"'Sodom ve Gomore'yi altüst ettiğim gibi, altüst ettim içinizden bazılarını. Ateşten kurtarılan yanık odun parçasına döndünüz, yine de yönelmediniz bana.' buyurdu Rab..." dedi zorla nefes aldıktan sonra Peder Redferne ve devam etti: "'Böylece, budur sana yapacaklarım, ey İsrail ve sana yapacağım için bunları, tanrınla karşılaşmaya hazırlan.'"

Yanacaklarsa da birlikte; cennete uçarken günahla hırpalanmış ruhunu cehenneme daha yüksekten, kendi elleriyle bırakma isteğiyle sarılacaktı Seth Carter'a. Belki böyle olursa günahından arınan ruhu, bir gün alevle yanmanın büyük bir ceza oluşuyla Cennet Kapıları'ndan geçip Rabb'in tahtına secde ederdi belki?
"Kızgın fırına atılsak bile, ey kral, kendisine kulluk ettiğimiz Tanrı bizi kızgın fırından kurtarabilir; şüphesiz senin elinden de bizi kurtaracaktır. Ama bizi kurtarmasa bile bil ki, ey kral, ilahlarına kulluk etmeyiz, diktiğin altın heykele tapınmayız. Amin." dedi sarılmaya yeltenerek, belki cadılarca öldürülmese ve yaşasaydı oğlu olabilecek yaştaki adama öz babası gibi.

İçinden son kez bir dua olsun ve sesi güçlenip cennetteki tahtında oturan Rabb'ine ulaşsın diye.. ve dokundu altından yapılma o haça.

Yetenek 1d10 : 7, total 7
Destek 1d10 : 5, total 5
Talih 1d10 : 1, total 1

6
Aziz Michael Kilisesi / Ynt: Mahşer Gecesi
« : 21 Şubat, 2022 23:16:26 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
İblis bu kâfirin dilini kara gücüyle donatmıştı belli ki... Kaidesinden kayıp vücudunu yerde bulan Redferne diğer aciz kullar gibi talihine küfürde bulunmak yerine tanrısından kuvvet diledi. Yılmayacaktı. Cemaati ve Avcıları gibi son ana dek elinden gelen daha fazlasını gayret etme yolundan sapmayacak, şaşmayacaktı. Elebaşı Seth Carter uzaklardan görünmüştü ama! Ah, ne büyük müjde! Barışla söze alınmış yalanlar dökülmüştü ağzından. Peder Redferne bu günah dilli kâfirin yalanlarına kanmayacak yara izleri taşıyordu hem yüreğinde, hem de şanlı çatışmalarında siper ettiği sinesinde. Barışın tatlı rüzgarlarıyla saçı dalgalanmadan önce Pagan kâfirlerinin dediği gibi, ilk önce leş kargaları düşman etiyle karınlarını doyurmalılardı! Zorlukla da olsa ayağa geri kalktı Peder, bu şanlı kurbanı tanrının cehennemine yollayabilme şansı kendisine bahşedildiği bilincinin verdiği güçle. Eğer kâfir kendisini böyle yalan sözlerle kandırıp savunmasız anını kollayacağına güvendiyse bile buna izin veremezdi kıdemli Avcı. O kendisine doğru gelmezse, kendisi ona varacaktı cezasını vermeye. Adam yavaş adımlarla geri dönemeyeceği sınırı aştığında ise iki eliyle tuttuğu Victoria'yı öperek kutsamış ve hitabına başlamıştı:
"Şeytan'ın taklidini yapanların kaderinde, onun saflarına cehennemde katılmakla yargılanmak vardır Seth Carter!"
Derken bir şarıltı; müritlerin bunca zaman büyücülerin altındaki sınırlarına gelmesini bekledikleri, büyücülerin ise şu ana dek dikkat etmeyi ihmal ettikleri üst kat balkonlarından aşağı akmıştı havayla temas ettikleri anda ateş alarak. Avcılar arasında "Bizans Yağı" adıyla bilinen ve kiminin düşmanının başına bile gelmemesini dileceği bir ceza yöntemiydi kilisenin kutsallığı bozulmuş taş zemininde yayılan. Yapıştığı et, kumaş, kemik, taş ne varsa varlığı yanıp kül olana kadar yakardı bu belanın sıvı hâlini alan tuzak.
"Biz, tek gerçek tanrının dünyevî temsilcileriyiz. Biz, kâfirler ile mücadeleden kaçmayız. 'Eğer Rabb'imiz İsa'yı sevmeyen varsa, bırakalım da lanetlenenlerden olsunlar Mesih'in gelişinde.' Amin!" sözleriyle atıldı, ikisinin de boylarını aşan ateşten bir çember içinde kapana kısılmış olan şu anki baş düşmanı Seth Carter'ın üzerine, Redferne Amaranthe Roseborough. Nefsine yenilip şeytanla işbirliği karşılığında edindiği asasından çıkan ışığa yakalanmadan altından eğilerek geçmeyi planlayarak... Victoria aç ve susamıştı!

Fedakârlık olmadan, savaş nedir ki?

Yetenek 1d10 : 10, total 10
Destek 1d10 : 5, total 5
Talih 1d10 : 1, total 1

7
Aziz Michael Kilisesi / Ynt: Mahşer Gecesi
« : 21 Şubat, 2022 21:42:54 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Verilen görev yerine getirilmişti, kendilerinden istenilen oyalamayı yeteceği süreye kadar canlı tutabilmişlerdi Cadı Avcıları şu an için. Bundan sonrası artık zevke girerdi. Yine de aşırıya kaçmanın anlamsız olacağını düşünmeye ya zaman yoktu ya da tartışmak lazım değildi. Burada kalıp dövüşmeye ve şehit düşmeye karar verenler, bugün buradan ayrılamayacaklarını da biliyorlardı. Başlarında amirleri olmasa bile ölene dek çatışmayı sürdüreceklerdi...
Peki bu kâfirler? Kaçmayı düşünmüyorlar mıydı? Zaten kazanamadıkları bu muharebeyi sonuna dek sürdürecekler miydi ölümden korkmadan? Hodri meydan denilmeliydi öyleyse, Londra'nın sahipleri onlar değillerdi ya? Son ana dek kalmaya çalışacaktı Peder Redferne de onlarla. Engizitör Gabriel'in verdiği bilgilerde kâfirler arasında nüfuslu bir subayın bu gece burada olacağını öğrenmişti Redferne ve bu gece burada bir yılanın başı kesilmeliydi en azından!
"Ey Seth Carter adıyla bilinen şeytan zürriyetli kâfir! Şayet o imandan uzak yaşattığın varlığında onurdan, şereften söz edecek kelâmın lügatinde varsa çık karşıma! Bir adam gibi yoldaşının intikamını al, yoksa kaç bir enik gibi kuyruğun bacaklarının arasında!" diye bağırdı tüm karmaşanın içinden, fırtınanın tam kalbinde durup.

Yetenek 1d10 : 10, total 10
Destek 1d10 : 3, total 3
Talih 1d10 : 8, total 8

8
Aziz Michael Kilisesi / Ynt: Mahşer Gecesi
« : 21 Şubat, 2022 02:15:00 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
"Kâfirler üzerimize Sodom ve Gomore'ye düşen lanet gibi üşüştüler!" diye bağırıyordu gençlerden biri, bir başkası ise adamın tekinde isabet bulan oklarıyla şenleniyordu ötede. Azizler Mabedi'nden gelen yangının ışıltıları vitraylı camlardaz az da olsa yansıyordu ve kilisenin neredeyse ışıksız olan ortamında bile yaşanan kapışma her anlamıyla hissediliyordu iki tarafça da. Arka girişin güven vermeyici kolaylıkla ulaşılabiliyor oluşu nedeniyle ambondan ve Michael'in Altın Haçı'ndan uzakta kalan Redferne bu durumdan hoşnut kalmamış olsa da, bu hoşnutsuzluğunun yerini en az kendi kadar kana susamış olan Victoria'nın bileyli kenarlarındaki sabırsızlık takip ediyordu. Ön kapıdan girmiş olan kâfirlerden birine sol elini süsleyen gümüş işlemeli Selene ile kanama yaratıcı kıymıklı oklarından birini göndermiş ve karşılığında bir kadın çığlığını duymuş olmanın hazzı yaşlı savaşçının yüzünü güldürmüştü bile. Kilisenin ortasındaki ayin alanında bekliyordu Redferne. Bir tanecik bile olsa kâfirlerden birinin gelip kendisiyle aşık atmasını. Bir damlacık bile olsa kanla Victoria'yı sulamayı... Fakat beceriksiz kâfirler ortadaki ayin alanına inatla ulaşamıyorlardı sanki. Belli belirsiz sevindiriyordu bu durum Peder'i, hatta neredeyse tüm bu çılgınlık ve büyülerden etkilenen avcıların kaosu içinde kahkahalara boğulacak gibiydi. Derken sonra avcıların "Bu Von Motke'yi öldüren cadı değil mi? Dikkatli olun kardeşlerim!" nidaları birçok başı kilisenin arka girişine yöneltmişti. Sonrasında ise şeytanın elinden çıkma tabiat üstü büyüleriyle arbaletleri etkilenen avcılar, süngülerini fırlatmaya başlamışlardı. Süngü taşıyordu tüm avcılar, çünkü onların hepsi tanrının bir silahıydı... Her silaha da bir süngü yakışık gelirdi. Redferne çevresindeki fedailerin bu şevklerini görerek gurur duyarken, 4 Avcı'ların bulunduğu yönden Hemşire Lucille'in "İşte melun cadı! Öldürün onu, Rab sizi kutsasın çocuklar. Öldürün!" çığlıkları kulaklarına ulaşmıştı. Redferne kâfirlere cehennemi yaşatmak için bekliyordu. Zaman, ortam, düşman; hepsi uygun olmalıydı bu kıyımın azalmadan ilerlemesi için. Biraz önce yere süngülerle birlikte serilmiş imansıza doğru uzun ama sakin adımlarla ilerlemişti Peder, ağzından çıkan ".. ve teslim ediyoruz cesedini toprağa. Küller küllere, tozlar tozlara; insan geldi topraktan, döndüğü toza ve en sonunda da geri döneceğiz yine toza. Amin." sözleriyle. Bu sırada etraftaki olayları önemsemezcesine sağa sola savuruyordu kılıcını. Soldan kavis çizerek döndü kılıç, sağdan bir yarım ay daha çizdi... Sonra da daha önce duymamış birinin midesini kaldıracak bir sesle Peder Redferne Amaranthe Roseborough'un adının Hoffman olduğunu öğrenmeye tenezzül bile etmediği kâfirin omuriliğini parçalarcasına bel kemiğini delip geçti Victoria. Adamın boğuk inlemesiyle birlikte yaşama geri dönemeyecek olduğunu garantileyen son nefesiyle birlikte, Peder geldiği yere geri döndü kahkahalarıyla. Yerine geri döndüğünde korkunç bir gürültü, peşinden gelen kan dondurucu bir çığlıkla birlikte tüm kilise titremişti. Redferne görevlerinin yarı yarıya tamamlandığını anlamıştı şimdi.

9
Aziz Michael Kilisesi / Ynt: Mahşer Gecesi
« : 20 Şubat, 2022 23:26:10 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
~Yarım saat önce~

Aziz Kardeşim Roseborough,
Sen de çok iyi bilirsin ki, nice zor zamanlar biz müminlerin imanını sınamak için Rabb tarafından bahşedilmiş fırsatlardır. Korkarım ki, bu gece yine buna benzer bir devrin arifesindeyiz. Karanlığın uşaklarının bu gece Aziz Michael Kilisemize iblisin yöntemleriyle saldıracağına dair kuvvetli şüphelerimiz mevcuttur.
Kilisemizin kutsal savaşçısı ve inancımızın bir bekçisi olarak gereken neyse onu yerine getirmekten bir an dahi tereddüt etmeyeceğine ise inancımız tamdır. Bilirsin ki, İngiltere'yi saran bu cadı şerrine karşı tuttuğumuz tutanaklar ve kimi yazışmalarımız Aziz Michael Kilisesinin mahzenlerinde barındırılmaktadır. Bunların günahkar bedenleriyle kilisemizi kirletmeye hazırlanan veled-i iblislerin eline geçmemesini ve en kısa sürede imha edilmesini sağlamak da korkarım sana düşmektedir.
Yine yetimhanede bulunan evlatlarımızın da tahliyesini gerçekleştirmek zorunda olduğumuz kuşkusuzdur. Şayet bu tahliyenin tamamlanamaması halinde, bu inancın genç evlatlarını kiliseye getirmek ve bu kutlu mücadelede yer almalarını sağlamak da senin vazifen olacaktır. O genç yavrularımızın, Köln'lü Nicholas'ın 1212'de yanında Hristiyan çocuklarla düzenlediği Haçlı Seferi'ni aratmayacak bir imanla savaşacaklarından ve bu dünyayı iblisin uşaklarını arındırmak uğruna cennet kapılarını aralamaktan çekinmeyeceklerinden kuşkumuz yoktur.
Mahşerin 4 Avcısı sorgularını bitirene kadar kutlu savaşınızdan geri adım atmayasınız. Kıyamet yakındır! Mahşer günü yakındır! İmanın yüreklerde yaktığı ateşle Rab için şehit olanların ise cennette mükâfatları hazırdır.
En umutsuz ve çaresiz anınızda aziz Kardeşim, kilisemizde barındırdığımız Aziz Michael'ın altın haçına sığınınız. Ona dokunmak bile biz aciz kulları için eşsiz bir mükafattır. Baş Melek'in düşmanlarının bu haçın vereceği kudret karşısında nasıl titreyeceğine şahit olunuz!

Tanrı Hepinizi Korusun!
Engizitör Gabriel

"Koruyan ve esirgeyen Rabb'in adıyla..." diye fısıldayıp saygıyla katlayarak dudaklarına götürdüğü mektubu kısa bir süre için yüreğine de bastırdı Peder Redferne. Önünde kurulmuş küçük mangalda gürül gürül yanan ateş, normalde olduğundan daha koyu dumanlar gönderiyordu göklere doğru kilisenin avlusunda. Engizitör Gabriel'in imzası ve kutsal inançlarının mührünü taşıyan bu kağıt tabii ki özel ve değerliydi fakat onun da ateşler içinde yok olması gerekliydi diğer belgeler gibi ve öyle de olmuştu. Redferne kendisiyle birlikte Roma'dan yanında gelen hafızlara belgelerin çoğunu belletmişti iki saat içinde, bu sebeple kayıtların yanması çok da önemli değildi kilise ve cemiyeti için. Mahşerin 4 Avcısı adlı mübarek kardeşlerin tamamlayıp gönderdiği, hilkat garibesi Twinkle adlı kâfirin sorgusunun ilk raporları da elinden yanan kütüklerle dolu olan mangala gönderilen son kağıt parçasıydı... Son kağıt parçasının da okunmayacak küllere dönüşüp havaya dağılmasıyla birlikte güneş batmıştı. Güvenli bir yere gönderilen hafızlardan sonra şimdi sıra savaşamayacak yaştaki küçük yetimlere gelmişti buradan uzaklaşma sırası. Papaz Hackworth'ün son kutsamaları ve dualarıyla onlar da hazır bekleyen faytonlara bindirilmişlerdi. Oturduğu engin iskemleden doğrulan bordolara bürünmüş adam, bunca süre boyunca soğuk havada çıt çıkarmadan olup bitenleri beklemiş olan topluluğa seslenecekti şimdi. Herkes kilisenin güvenli duvarlarının içine girmiş, bir Pazar ayini dinleyenler gibi banklarda dua eden inananlar gibi hazır bekliyorlardı...

"Din kardeşlerim! Cemaat'im! Evlatlarım! Yaralanmış bir domuzun toprağa kanayışı gibi bilgi sızdırıyoruz saflarımız arasından. Kâfirler ve uşakları buraya vardığımdan beri çok kez kez pusu kurdular bana. Dünyanın her yerinde gözleri var, şerleri havayı bile kirletmiş durumda. Netekim Londra'nın tekrardan eski mübarek günlerine dönüşünün ilk adımları atılmaktadır bugün! Yüce inancımızın yılmaz kalelerinden olan Engizitör Gabriel'in bize uyarısıyla toplaştığımız bu gece, iman yolunda şehadete koşacağımız bir kavganın müjdecisidir!" sözleriyle grup uzun zamandan beri ilk kez ses heyecan ve şevkle vermeye başlamıştı. Redferne sözlerine devam etti:
"Kavgamızda yetim kardeşlerimiz de ellerinden geleni yapacaklar, kendilerini imanımız yolunda yerlere serecekler. Çünkü bizlere mukaddes kitabımızda buyurulmuştur ki; Onların da sizin de Efendinizin göklerde olduğunu ve insanlar arasında ayrım yapmadığını biliyorsunuz. Son olarak Rab'de, Onun üstün gücüyle güçlenin. İblisin hilelerine karşı durabilmek için Tanrının sağladığı bütün silahları kuşanın. Çünkü savaşımız insanlara karşı değil, yönetimlere, hükümranlıklara, bu karanlık dünyanın güçlerine, kötülüğün göksel yerlerdeki ruhsal ordularına karşıdır. diye. Onlara cephelerinde yardımcı olun, korkularında cesaretinizle yol gösterin!" bu sözlerin etkisiyle topluluk içinde büyük bir hareketlenme başlamış, cadı avcıları gözlerine kestirdikleri yetimleri kendi yanlarına çekmeye başlamışlardı. Hareketlenmenin bitmesini ve dikkatlerin geri kendine dönmesini bekledikten sonra Peder;
"Kurtarıcılarımızdan adını almış olan Gabriel önerisinde; kâfirlerin bu gece bize yapacakları saldırı karşısında kaçmamızı, canımızı kurtarmamızı buyurmuştur. Ey Hristiyanlar! İsa'nın evlatları! Sizi şehadete böylesine yaklaşmışken böyle bir fırsattan uzakta tutmamın hesabını Rabbim karşısında asla veremem. Hayır. Savaşa hazırlanın, yiğitlerinizi harekete geçirin. Bütün savaşçılarınız toplanıp saldırıya geçsin. Saban demirlerinizi çekiçle dövüp kılıç yapın, Bağcı bıçaklarınızı mızrak yapın. Güçsüz olan 'Güçlüyüm' desin. Ey çevredeki uluslar, tez gelin, bir araya toplanın. Ya Rab, yiğitlerini oraya indir. Çünkü çevredeki bütün ulusları yargılamak için orada olacağım." sözleriyle vaazını sürdürdü.
Karşısındaki topluluk artık soğuk havada kilise avlusunda bekleşen insanlar değil, çok daha ötesinde, tanrı yolunda ölmeye hazır gayretkeş partizanlardı. Süngüleri kâfir bıçaklamak, elleri kâfir boğmak, ayakları kâfir tepelemek için sabırsızlanıyordu. Redferne'in gür sesi ise gittikçe daha da büyük bir iman aşkıyla yükseliyor ve yüce bir coşkuya eriyordu her kelimesinde:
"Gidin tuzaklarımızı hazırlayın! Giyotin kapısını kurun, pervaz altı jiletlerini takın, Azizler Mabedi'nin gümüş dikenlerini kutsayın, Bizans Yağı'nı ısıtın, Kudüs'ün yanmış közlerini serin!" diye emirlerini bir ilahi sözleri gibi tekrarlayanlarla birlikte kılıcı Victoria'yı göklere doğru kınından çekerek iletti.

"Malleus Maleficarum'un evlatları, emrimdir size: Kale üstüne kale yık, kasaba üstüne kasaba yağmala. Hırpalanmış leşlerini kullanacak ve abideler dikeceğiz böylesi küstahlıklarına bedel olsun diye!
In nomine patris, et filii, et spiritus sancti.
Amin!"

10
Aziz Michael Kilisesi / Aziz Michael'ın Küllerinden
« : 14 Şubat, 2022 00:20:01 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Aziz Michael Kilisesi'nin avlusu koşuşturan birkaç çocuğun tatlı gülüşmeleri ve depar sesleriyle yankılanıyordu. Britanya Aralık'ına yakışır biçimde durgun bir hava vardı ama bu ve soğuk bile eğlenmek isteyen yetimlerin hızını kesemiyordu. Çevredeki diğer insanlara nazaran daha uzun boylu, daha yapılı bir fiziğe sahip olan adam uzun adımlarla arşınlıyordu avluyu. Arkasında en az üç adım geriden gelen bir grup insan daha vardı, adama göre çok daha sade giyimli kimselerdi bunlar ve aralarında siyah cübbesiyle bir papaz daha bulunuyordu. Evharista sonrasında yapılan toplantıdan henüz yeni çıkılmıştı...
"Sonunda yakaladım seni, kâfir Cadı Mirabelle!" nidasıyla arkadaşının sırtına tüm gücüyle vuran çocuğun gözleri parıldıyordu sanki.
Koşturan çocuklardan birinin diğerine kovalamacaları sırasında söylediği bu sözler adamın kulaklarına vardığında çocuklar dahil çoğu kişinin titremelerini sağlayan bir hiddetle bağırmıştı Peder Redferne Amaranthe Roseborough "Hey ikiniz! Durun bakayım..." diye. Çocuklardan vuranın yanına tek dizinin üstünde eğilip sözlerine tatlı ve sakin bir tavırla, korkutmadan devam etti:
"Dostunuza karşı asla şiddet kullanmamalısınız. Böyle davranırsan cennetle müjdelenenlerden olmayı nasıl beklersin?"
Çocuktan gelen küskün "Affedin rahip." sözüne karşı da;
"Çocuklar ah; şiddet asla doğru cevap değildir, kafirler ve canavarlara karşı kullanılmadığı sürece!" diyerek başlarını okşadı. "Haydi, içeri girin bakalım. Oyun zamanı bitti. Haylazlığınıza kefaret olarak en az 15'er kez 'Yüce Meryem' ve 'Babamız' dualarını okuyun!" dedi ve yolladı çocukları adam.
Geri ayağa kalktığında takipçileri adama yetişmişlerdi. Siyah cübbeli papaz Hackworth, Redferne'i yakınlardaki bir çeşmeye ve orada bulunan mermer kürsüye doğru eliyle davet etmişti. Grup çeşmeye varmış, kürsüye geçen Redferne'i dinlemeye koyulmuştu. Kalıplı adam sözlerine başlamadan önce sessizce bir dua okumuş, sonrasında da karşısında kendini dinleyenlere hitap etmeye başlamıştı:
"Son zamanlarda gerçekleşen tuhaf şeyleri muhtemelen duymuşsunuzdur havarîlerim. Özellikle İngiltere'nin bu kesimlerinde. Büyük de bir örtbas varmış gibi görünüyor üstelik. Kafirler..." ve insanların aralarında oluşmaya başlayan kısık sesli homurtuların dinmesini bekledi. Sonrasında:
"İngiltere'de son zamanlarda üst üste kafir taşkınlıkları görülmeye başlamıştır. Sorun nedir çok da anladığımı söyleyemem; Aziz Michael müridleri neden avlarında yetersiz kalıyorlar bilemiyorum, bu durumla beklediğimizden daha kötü şekilde başa çıkılıyor nedense. Belki Protestan'lığınızdan gelen bir şeydir ama şu an mezhep ayrımına girmeyeceğim hiç... Ancak, bu duruma bir dur dememizin zamanı geldi!" diyerek nutkuna devam etti. Yapılan vaaza Aziz Michael bünyesindeki diğer çalışanları da yavaş adımlarla katılıyorlardı. Çeşmenin etrafındaki insan sayısı giderek artmaya devam ettiği sırada çoğu kişi kendilerine söylenen sözler karşısında az da olsa itiraz etmeye başlamışlardı. Sesleri çok fazla yükselmeden önce yüzünü topluluğa dönüp, ellerini havaya kaldırarak susmalarını işaretleyen papaz Hackworth olmuştu. Redferne sessizlik sağlandıktan sonra devam etmişti:
"Ağustos sonunda Üstat Sixsmith'in emriyle yaptığımız baskında aldığımız canlar ve indirdiğim kılıç darbesinden sonra yüzü göklerdeki cennete dönmeden yere yıkılan Şeytan'ın Karısı Cwenhild ele geçirildikten sonra Roma'ya geri döndüğümü hepiniz biliyorsunuz. Kalmama gerek olmadığını gönül rahatlığı içinde çokça temin eden hemşirem Lucille ve diğerlerinin kâfirlere karşı Mahkeme kurduklarını ve yargılarını eda ettiklerini öğrendim. Peki bugün neden geri döndüm? Vatikan'ın bir savaşçısı olarak İngiltere'deki bir sorun için neden sizin kendi başınızın çaresine bakmanıza bırakmadık sizi? Çünkü bu sorun İngiltere'yle bitmiyor. Hemşire Lucille'in kâfir André Harris'i eğitime tâbi tuttuğu bir gecede Aziz Michael Kilisesi ateşe verilmiş, yüzümüze ilk tokat vurulmuştur. Sonrasında ise adı Kızıl Carmilla diye bilinen Şeytan'ın bir başka fahişesi o günden beri en az üç kiliseyi daha yakarak küfürde bulunmuş durumda. Kâfirler bize saldırıp masum inananların kanını döküyor ve biz öylece durum buna seyirci kalamayız! Her zamanki gibi utanmaz ve kibirliler... Onlara bu suçlarının karşılığı olduğunu öğreteceğiz ey iman edenler."
Dinleyicilerin çoğu 7 kordonlu bir Flagellant kırbacı sırtlarında patlıyormuşçasına yumruklarını sıkıp dişlerini gıcırdatıyorlardı hiddetle. Roma'dan gelen papaz doğruyu söylüyordu, Britanya Cadı Avcıları aylardır sessiz kalmış ve kendilerini doğru düzgün savunamamışlardı.
"Kitabımızda 'Eğer biri günah işler, Rabbin buyruklarından birinde yasak olanı yaparsa, bilmeden yapsa bile, suç işlemiş olur; suçunun cezasını çekecektir.' buyurulmuştur. Ey müridler, ey tanrının elçileri! Eğer biz, dünya üzerindeki kutsal gazabın araçları olarak bu küfürlere cevap veremezsek, yasaya uymamış olmaz mıyız? 'Oysa bilmeden dayağı hak eden davranışlarda bulunan, az dayak yiyecek. Kime çok verilmişse, ondan çok istenecek. Kime çok şey emanet edilmişse, kendisinden daha fazlası beklenecektir.' denilmemiş midir? Üstat Sixsmith'in izni ve Rabbin inayetiyle bundan sonra bu sorunlar çözülene kadar, Britanya'daki her Cadı Avcısı bana uyacak ve sözlerimi emir diye dinleyecektir." dedi içinde ateşlenen büyük bir görev aşkıyla ve ağır pelerininin altında kabzası saklı duran kılıcı ile belinden kemerine takılı olan arbaletini çekti:
"Sağ elimde Victoria, sol elimde Selene ile çok emanete hak görülmüş olan ben, benden beklenilenden fazlasını sunacağım! Çok özgürlük verilmiş olan bu kâfirlerden, karşılığında ise çokça can alınacaktır!"

Sözlerini bitirip kürsüden inerek, hiç zaman kaybetmeden, çeşmenin çevresinde toplanmış olan güruhun şaşkın bakışları altında tam anlamıyla ayağının tozuyla faytonuna ilerlemeye başlamıştı. Biraz önce içeri girmeleri öğütlenen çocuklar parmaklıklı pencereler arkasından adamın ağzından çıkan sözleri duyabiliyorlardı:
"Kutsal Yasayı bilmeden günah işleyenler Yasa olmadan da mahvolacaklar. Yasayı bilerek günah işleyenlerse Yasayla yargılanacaklar. Çünkü Rabbin katında aklanacak olanlar Yasayı işitenler değil, yerine getirenlerdir. Amin."

Sayfa: [1]