16
Hogwarts Zindanları / Ratatü
« : 03 Şubat, 2022 22:07:33 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Gaye normal bir çocuktu. Yemek yiyen, nefes alan, tuvalete giden, belirli ihtiyaçlarını gideren... Ama bu sakin gecede ondan başka bir çocuk daha bu boş koridordaydı. Tam da çocuk sayılmazdı gerçi. “Un torbası mı lan o!?”
Dimdik bir şekilde duran, kahverengi ve kir kaplı, silik yazılarından ‘Brahundel’in UNLARI’ zar zor okunan torba yavaşça ona doğru döndü. “Sen…ne?" Gaye zihnen en sağlıklı insan olmayabilirdi ama sırf nefes almak için koridorda dolaşırken hareket etmemesi gereken bir nesneyi tepki verirken görecek kadar da sıyırmamıştı. Yavaşça gözlerini ovdu ve tekrardan unun olduğu yere baktı. Un aniden birkaç adım daha uzaklaşmıştı! Hafifçe ağzı aralandı ve tekrardan gözlerini ovuşturdu. Un daha da uzaklaşmıştı! “LAN SEN NESİN!”
Bu bağırış tetiği çekilen yarış tabancası gibi koridorda yankılandı ve un torbası koşmaya başladı. “Aaaa terbiyesiz cevap ver bana!” diye bağıran Gayeciğimiz ise arkasından beygir gibi koşmaya başladı. Bu küçük oğlancığımızın en güçlü yönlerinden biri koşmak olsa da nasıl olduysa torba ondan daha hızlı koşuyordu! “AY ŞEREFSİZ HUF GEL BURAYA! İSTEDİĞİN KADAR KAÇ AMA BENDEN SAKLANAMAZSIIIIN!” diyen Gaye yeterince yaklaştığında hızla torbanın üzerine atladı. Başarılı bir şekilde torbayı da ezerek yerde 3 dk yuvarlandıktan sonra soluk soğuğa torbaya sarıldı “Pis şey seni! Bakalım neymişsin sen! Ama önce HUF AY ÖLÜYORUM AY HUF…”.
Nefes alıp verişi normal bir hıza geldiğinde torbayı büyük bir hışımla yırttı. İçinden çıkan şey çok şapşal duran bir Sıçandı. Sıçan agresif olmak yerine en az 5 kat kilosunda olan bu çocuk tarafından ezilmenin sersemliğini üzerinden atamamıştı. Gaye sıçanı belinden tutarak havaya kaldırdı “Demek sendin! Seni-“ ve o anda Sıçanın ne kadar tatlı durduğunu fark etti. Aniden her şey gül pembe olmuş, arka planda aniden Ludwig Van Beethoven's Ninth Symphony çalmaya başlamıştı “Artık arkadaşımsın.” Yavaşça cebindeki yedek çorabı çıkardı (ne zaman çoraba ihtiyacın olacağını bilemezdin). Çorabın içerisindeki kırmızı muzu (deney…çorap gibi bunu da sorgulama) yere bırakıp sıçanı çorabın içine soktu. “Yıkanana kadar burada kal bakalım.” Sıçan vikleyerek kafasını çoraptan çıkardı. “İhihihi senin adın artık Ratatü. Bence sana çok yakişir ihihihih.” Tam da yeni sıçanı ile bağ kurmuşken arkasından bir ses geldi... Gaye'nin son duymak isteyeceği şeylerden biri olan o tanıdık bir ses...
Not: Eğer isterseniz rp ile güzel gidebilecek bir şarkı:
[spoiler]https://www.youtube.com/watch?v=qkI_-ep5JhU&ab_channel=Call_Me_Sullyyy[/spoiler]
Dimdik bir şekilde duran, kahverengi ve kir kaplı, silik yazılarından ‘Brahundel’in UNLARI’ zar zor okunan torba yavaşça ona doğru döndü. “Sen…ne?" Gaye zihnen en sağlıklı insan olmayabilirdi ama sırf nefes almak için koridorda dolaşırken hareket etmemesi gereken bir nesneyi tepki verirken görecek kadar da sıyırmamıştı. Yavaşça gözlerini ovdu ve tekrardan unun olduğu yere baktı. Un aniden birkaç adım daha uzaklaşmıştı! Hafifçe ağzı aralandı ve tekrardan gözlerini ovuşturdu. Un daha da uzaklaşmıştı! “LAN SEN NESİN!”
Bu bağırış tetiği çekilen yarış tabancası gibi koridorda yankılandı ve un torbası koşmaya başladı. “Aaaa terbiyesiz cevap ver bana!” diye bağıran Gayeciğimiz ise arkasından beygir gibi koşmaya başladı. Bu küçük oğlancığımızın en güçlü yönlerinden biri koşmak olsa da nasıl olduysa torba ondan daha hızlı koşuyordu! “AY ŞEREFSİZ HUF GEL BURAYA! İSTEDİĞİN KADAR KAÇ AMA BENDEN SAKLANAMAZSIIIIN!” diyen Gaye yeterince yaklaştığında hızla torbanın üzerine atladı. Başarılı bir şekilde torbayı da ezerek yerde 3 dk yuvarlandıktan sonra soluk soğuğa torbaya sarıldı “Pis şey seni! Bakalım neymişsin sen! Ama önce HUF AY ÖLÜYORUM AY HUF…”.
Nefes alıp verişi normal bir hıza geldiğinde torbayı büyük bir hışımla yırttı. İçinden çıkan şey çok şapşal duran bir Sıçandı. Sıçan agresif olmak yerine en az 5 kat kilosunda olan bu çocuk tarafından ezilmenin sersemliğini üzerinden atamamıştı. Gaye sıçanı belinden tutarak havaya kaldırdı “Demek sendin! Seni-“ ve o anda Sıçanın ne kadar tatlı durduğunu fark etti. Aniden her şey gül pembe olmuş, arka planda aniden Ludwig Van Beethoven's Ninth Symphony çalmaya başlamıştı “Artık arkadaşımsın.” Yavaşça cebindeki yedek çorabı çıkardı (ne zaman çoraba ihtiyacın olacağını bilemezdin). Çorabın içerisindeki kırmızı muzu (deney…çorap gibi bunu da sorgulama) yere bırakıp sıçanı çorabın içine soktu. “Yıkanana kadar burada kal bakalım.” Sıçan vikleyerek kafasını çoraptan çıkardı. “İhihihi senin adın artık Ratatü. Bence sana çok yakişir ihihihih.” Tam da yeni sıçanı ile bağ kurmuşken arkasından bir ses geldi... Gaye'nin son duymak isteyeceği şeylerden biri olan o tanıdık bir ses...
Not: Eğer isterseniz rp ile güzel gidebilecek bir şarkı:
[spoiler]https://www.youtube.com/watch?v=qkI_-ep5JhU&ab_channel=Call_Me_Sullyyy[/spoiler]