Büyücedünya RPG

Dünya Ülkeleri => Birleşik Krallık => Konuyu başlatan: Kenneth A. Miller - 10 Şubat, 2022 23:41:32 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866

Başlık: Bir Geçmiş Zaman Rp'si - D.F.O.T. ve Faruk Efendi
Gönderen: Kenneth A. Miller - 10 Şubat, 2022 23:41:32 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
1859 - Kenneth'ın Bir Purgatio Hatırası

Tam dört kişiyi temizlemişti tek seferde. En başta niyetlendiğinin iki katı fazla temizlik demekti bu. Bendville'in kör viyolin virtüözü Checi'yi bir gece vakti kör bir sokakta kıstırıp parasını çalan ve sırf 10 sterlinlik bu alçak ganimetleri yüzünden başlarına iş açılmasın, yapmışken temiz bir iş yapmış olsunlar diye adamı oracıkta katleden iki serserinin eceli olmak niyetindeydi. Fakat iş üzerindeyken iki arkadaşları daha her nereden geldiyse çıkıp gelmişlerdi işte. Kenneth henüz bilmese de bu iki serseri de diğerleri gibi Tabalaelerde isimleri olan adamlardı. Fakat bu gece Kenneth onları neredeyse kazayla öldürmüş, daha doğrusu işte -öldürmek zorunda kalmıştı. Böyle beklenmedik durumlar, sonuçları ne olursa olsun, gererdi onu. D.F.O.T. olay yerine çekidüzen verirken bir köşede oturmuş titreyen elleriyle litrelik ucuz bir şaraptan koca koca yudumlar alıyordu şimdi bu yüzden. Şarap, Faruk'un temizlik hizmetinin bir eşantiyonu olarak tutuşturulmuştu eline.

"Bana bak, o şarabı da bu işin faturasına eklerim Mister Miller, baştan anlaşalım." diye geldi Faruk'un gıcırtılı sesi. Böylece Faruk'tan bu türden bir hayır beklememek gerektiğini bir kez daha hatırladı Kenneth. "Eklersin tabii." dedi cevap olarak. "Sana Phali'de bir şise Bordeux ısmarlarım yarın."

"Öyle mi diyorsun?" dedi Faruk. "Sen yine ısmarla, eyvallah, gönlü zengin adamsın paşam. Ama ben de kaçın kurasıyım biliyor musun? O elindeki Bienvento Bağbozumu'dur. 1803. Tam on iki yıl dalında bırakılan Ant Dağı üzümlerinin mahsulüdür. Toplandıktan sonra da on yıl dağların dibindeki mağaralarda saklanmıştır o üzümler. Sonra meşe fıçılarında şaraba yatırılmış, nereden baksan elli yıl dinlendirilmiştir. Bordeux Morduex halt eder onun yanında. Şimdi o şişeyi sana bir Bordeux hatrına hibe etsem bin tane tüy bitmemiş yetimin hatrı kalır valla."

"Ray bu şişeleri senin gibi ayyaşların hatrına Wermound Pekmez Çiftliklerinden getiriyor." dedi Kenneth -ki şüphesiz elinde tuttuğu şişenin gerçek hikayesi de buydu. "Biraz daha zorlarsan Bordeux'dan da olacaksın."

"O zaman büyüklük bende kalsın, susuyorum madem" dedi Faruk. İri yarı oğullarından biriyle -adamın bir sürü oğlu vardı ve hangisinin hangisi olduğunu hiç aklında tutamazdı Kenneth- cesetlerden birini dertop edip topu topu bir metrekarelik bir bavula sığdırmayı başarmışlardı tam bu anda. "Ama şunu unutma paşam, bütün Antartika'yı bir uçtan bir uca gezsen benden daha dürüst bir adam
 bulamazsın."

"Ona hiç şüphem yok" dedi Kenneth, şişeden koca bir yudum daha aldı. "Bana bak Faruk Paşa, dört adam seni zorlamaz di mi? Sonradan başım ağrımaz di mi?"

"Sana bir şey sorayım Mister Miller. Belki biraz utanırsın da cevap bile vermeden boynunu büküp oturursun."

"Sor bakalım."

"Fransız İhtilali'nde neden o kadar az adam öldü bilir misin?"

"Kırk bin kişiye az mı diyorsun?"

"Az tabii. Kırk beş bin kişiyi sırf ben bizzat paketledim. Bu bebeler o zaman yoktular ama sağdan soldan bulduğum iki yüz Gineli zenci de adam başı üç biner tane paketlemiştir hiç yoksa. Ne etti? Neredeyse bir milyon. İki yüz üç yüz bin kişiyi de toplu mezarlara koydular, kimse bilmez bak. Sonra da kalan kırk bin kişiyi "milletimizin başı sağ olsun" deyip apar topar gömdüler. Sen de kalkmış bana dört kişinin cazını yapıyorsun. Şurada iki çift laf ediyoruz diye biraz oyalanıyorum bakma, yoksa bir saat önceden bitirirdim işi. Adamlar öleli yarım saat anca olmuştur, düşün gerisini."

"Sormadım say Paşa" dedi Kenneth, kalan şarabı tek dikişte bitirip hemencik ayağa fırladı. "Ben gidiyorum. Bu senin hikayeler için daha sert bir şarap lazım. Ayıkken çekilmiyorsun Faruk."

Kenneth cisimlenmek için sokağın görece daha tenha bir yerine doğru yürürken Faruk'un kim bilir kime sıktığı şu palavraları da duydu: "Bakma, beni çok sever. Elimde büyüdü sayılır. İlk asasını ben almıştım. Hatta ellerimle yapmıştım. Süpürge üstünde de iyidir ha, o da benim sayemde tabii. İlk süpürgesini yonttuğum günü hatırlıyorum da, saatte 400 km hız yapıyordu, fena bir aletti..."