4
« : 24 Ekim, 2021 00:10:28 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Karakterin Adı ve Soyadı: Ronald Archibald
Karakterin Yaşı: 20
Karakterin Temel Kişilik Özellikleri: Gryffindor olmanın verdiği o harika özellikler! Sevdiklerime karşı acayip korumacıyım. Acayip kıskanç bazen laf dinlemez biriyim ve fevriyim. Optimist, dışa dönük çok uçlarda yada depresyondaysa çok uçta içe kapanık biri olabilirim. Harika sportif becerilerim var. Yüzme konusunda da harikayım. Bir de tabiki mükemmel Quidditch ve uçuş skillerim var. Eğer bu kadar serseri olmasaydım muazzam bir iksir ustası olabilirdim. Bu benim için doğuştan gelen bir yetenek gibi. Dinlemek konusundada iyi değilim. Duygusal, cesaretli ve aslında epeyde aklı başında biriyimdir. Yinede içinde ki serseri ruhu dizginleyemiyorum. Doğayı ve hayvanları çok severim. Ailemin benimle gurur duymasını istiyorum ama pek başaramıyorum. Göz önünde olmaya bayılıyorum. Genelde kafama göre takılıyorum, doğaçlama yapmayıda severim.
İstediğiniz Meslek: Barmen / Quidditch Oyuncusu
Karakterinizin (varsa) Mensubu Olduğu Hizip: Henüz yok
Büyü Yatkınlıkları
Biçim Değiştirme Gücü:4
Lanet Gücü:4
Tılsım Gücü:7
İksir Gücü: 15
Örnek RP: [spoiler]
Avluda bir kolona yaslanmış geleni geçeni izliyordu. Ian yanına koşar adım geldiğinde yaşlandığı yerden doğruldu. Elinde çevirip durduğu nota baktı bir kez daha okudu. Diana’nın harika el yazısının üzerinden geçirdi parmaklarını bir kez daha. Kafası öyle karışıktı ki. Tatlı limonlu kekin tadı hala damağındaydı. Hayatın tüm o tantanası yetmezmiş gibi Sihir Tarihinde aklı allak bullak olmuştu. ‘Hogwarts bir tarih’ kitabının sayfalarında bir anlığına salyalarını akıtarak uyuya kaldığında Ian’ın tekmesiyle gözünü açmıştı. “Ne ara geldin sen?” Diye sordu Dylan, Ian pis pis sırıtıyordu. “On dakika kaldı oğlum ders biticek nerdeyse hala uyuyorsun. Kalk sana bir şey söylemem lazım.” Dedi büyücü. Dylan elini yüzüne silip saçlarını karıştırdı yerinde çaktırmadan gerilmeye çalıştı. Herkes derste uyukluyor gibiydi. Profesörün tek düze sesi derslikte yankılanırken IAn’ın yanına sokulmuştu. Kitabının hemen altındaysa ders başlamadan hemen evvel Dİana tarafından bırakılan not duruyordu. Bir çırpıda keki midesine indirmişti ve ağzında hala o hafif tatlı limonlu tat vardı. “Diana’yı gördüm.” Dedi Ian fısıldayarak. Dylan gülümsedi belli belirsiz. Bu konuda ne hissettiğini bilemiyordu. Cadı ve o Slytherinli çocuk yüzünden en son aralarındaki tuhaf etkileşimden pek ala yeni yeni kurtuluyorlardı. İşin kötü yanı eskisi gibi baş başa kalacak vakitleri olmamıştı. Bu konu hakkında konuşamıyorlardı. Konuşacak bir şey var mıydı gerçi emin de değildi Dylan. Diana’nın bu kek gibi küçük jestleri Dylan’ın oldukça hoşuna gitse de kafasında ki soru işaretlerinden kurtulamıyordu. Anna ve Diego’nunda arasında bir şeyler gelişmesi canını sıksada buna ne kadar karışabilirdi ki. Diego en azından iyi biriydi aslında kardeşininde varlığını bir nevi ona borçluydu. En azından bunu biliyor olmak iyi gelsede Diego’nun bunu ne zaman anlatacağına göre ona bir not verecekti kendince. Yakında olmasını umut ediyordu.
Bir süre duraksadı Dylan ve başını salladı büyücüye. “Eee n’olmuş yani?” Ian gözlerini devirdi ve biraz daha sokuldu. “Yine o çocukla oğlum, şu geçenlerde kendini öldürmeye kalkan var ya!” Dylan dirseğini sıraya dayayıp soran gözlerle baktı. “O kim lan! Ne korkak ama! Kalıp savaşmaktansa kaçmayı tercih edenleden ha?” Dedi alaycı bir tavırla. Ancak Ian ciddi görünüyordu. “Deitrich!” Dedi hafifçe sesini yükselterek. Oldukça sesiz bir ana denk gelmiş olacaktıki Profesör onlara göndü. “Ah! Bir fikriniz var mı Mr. Cooper!” Diye ciyakladı. Dylan soran gözlerle etrafına bakınırken Anna yan sıradan fısıldadı. “Etiyopya büyüsü!” Dylan başını salladı doğru dürüst biri anlamamıştı ama “Ey tipi oya mı?” Diye sordu aniden. Anna başını sallayıp elini alnına şap diye vurduğunda omzunu silkip ona baktı. “Ne! Duyamadım işte.” Sihir tarihi Profesörü bir süre söylendi. Ardından direkt olarak Dylan’a bakarak anlattı. “Kişinin kendini çeşitli hayvanlara dönüştürmesini sağlayan ve karşı-büyüsü olmayan büyü daha evvel de söylediğim gibi Etiyopya büyüsüydü.”
Dylan Profesör ona bakmayı kesince tekrar Ian’a döndü. “Deitrich mi dedin sen?” Diye doğruladı. Gerçekten de aralarında bir şeyler falan olmuş olabilir miydi? O çocuğa karşı ne kadar kaba olduğunu düşünüp bir müddet üzülmüş olmasına inanamıyordu.
Tam da dersten sonra avluda bir başına durmuş Diana’nın ona bıraktığı bu nota bakıyordu. Bir anlık öfkeyle elinde tutuğu kağıdı buruşturdu yumrunun içinde ama sonra hemen açtı elini. Kısa bir puflama ile düzeltmeye çalıştı avluda ki pencerelerden birine dayayıp ve cebine katlayıp koydu. Biraz göl havası almak ona iyi gelecekti.
Ian’ın anlattıklarına göre büyücü yine orasını burası açıp Diana’ya göstermişti. Diana ise büyük bir şefkat ile onun o aptal yarasını sarmış. Ona sevgili dolu bakışlar atmıştı. Harika içinde yaşadığı buhranları tarif etmesinin imkanı yoktu işte. Ian’ın söylediği gibi Dian’nın o aptal yetimin omzuna dokunduğunu falan düşünmek kalbine saplanan bir kılıç varmış gibi hissetmesine neden oluyordu. Yol boyunca kafasını kurcalayan sorular ve kalbini acıtan duygularla baş etmeye çalıştı. İşte farklı bir şeyle olduğunu biliyordu. Diana’nın ona hissettirdiklerinde bir tuhaflık vardı her anlarında daha evvel tatmadığı iyi yada kötü duyguları tanırken soluğu gölün kenarında aldı. Diana ile o gece öpüştükleri ağacın altına oturacaktı ki gölün kenarında bacaklarını dizlerinin ve kalçasının altına çekmiş, başı önünde, gövdesi dik ve elleri dizlerinde duran tanıdık kızı gördü. Amanita Sturm, bir zamanlar yani epey eskiden ve küçükken en yakın arkadaşıydı bu kız. Onunla dövüşçülük, süpürge yakalamaca veya evcilik diye annesinin onlara anlattığı bir muggle oyunu oynadıklarını hatırlıyordu. Neredeyse transa geçmiş gibi görünen cadının yanına yaklaştı boğazını temizleyip yanına otururken kız gözlerini açıp ona dönmüştü. Şaşkınlıkla kaşlarını kaldırmıştı ki Dylan konuştu. “Selam Nits!” Dedi annesinin ona seslendiği şekilde. “Ne yapıyorsun? Bu şey meditasyon falan mı?”
[size=10]Boşluk, koca bir boşluk…[/size]
[size=10]Nita annesinin ona hitap ettiği şekilde adını duyduğunda irkildi ve boşluktan çıktı anında. Gözlerini açtı hafifçe yanına oturan büyücüğü gördüğünde şaşkınlıkla baktı. Bacaklarını soluna doğru kaydırıp kalçasından benini büyücüye yaklaştırıp daha rahat bir pozisyona geçti. “Dylan!” Dedi onu beklemediği çok belli oluyordu sesinden. “Evet meditasyon yapıyordum.” Diye ekledi derince bir nefes alıp göle doğru verirken. Kendini biraz rahatsız hissetmişti. Büyücüyle en son okullar açıldığı gün konuştuklarını sanıyordu. Pekte harika bir sohbet olmadığını da düşünürsek şimdi onu burada görmek biraz tuhaftı. Büyücü yerdeki çimenleri koparmakla meşgulken ona doğru döndü ve hafifçe yüzüne doğru eğilip sordu. “Bir sorun mu var Ronny?” Eğer Dylan ona annesinin hitap ettiği gibi ediyorsa Nita’da ona babasının kullandığı hitap şeklini kullanabilirdi. Öyle değil mi? [/size]
[size=10]Aslında pekte öyle olmadığını Dylan’ın yüzünde ki değişimden anlamıştı anında. Lanet olsundu gerçektende Dylan bunu duymayalı ne kadar olmuştu? On bir sene mi yoksa on iki mi emin değildi Nita. Gözlerini yumdu ve dudaklarını ısırdı. ZAten perişan halde ki büyücünün daha beter hala gelmesini sağladığı için kendini tebrik ediyordu ki Dylan buruk bir gülümsemeyle “Vay canına. Bunu neredeyse unutmuştum.” Dedi. CAdının kalbinin ortasına bir hipogrif sıçmıştı sanki. Afferim sana Amanita diye kendi kendine söylenirken yarım ağız “Özür dilerim Dylan ben..” dedi ancak aslında büyücüye bundan daha da büyük bir özür borçluydu. Derin bir nefes verdi ve gözlerini yumdu ardından tüm cesaretini toplayıp konuşmaya başladı. “Dylan ben, aslında seninle konuşmak istiyordum yani çok uzun zamandır.” Büyücü tamamen ona dönüp “Tabii ki, neden bu kadar uzun zamandır bekledin ki? Bir şeye mi ihtiyacın var yoksa?” Dedi arkadaş canlısı bir tavırla Ronny’i duyduğundan beri oldukça nostaljik bir havaya bürünmüştü ve Nits ile olan çocuk anılarının bir kısmı aklına hücum ederken biraz olsun keyfini yerine getirmişti. “Ben, yani senden özür dilemeliyim. Yanında olamadığım için. Yani ailen…” dedi ve başını salladı üzüntüyle büyücünün eline uzandı. Parmakları soğuktu tıpkı kendi parmakları gibi. “Biz çok küçüktük ama sen benim en yakın arkadaşımdın eğer benim başıma gelmiş olsaydı seni yanımda isterdim ama ben seni terkettim ve bunca yıl seni her gördüğümde geç kalmış özrüm ve bu davranışım yüzünden daha da uzak durmaya çalıştım.” Dedi bir çırpıda. Dylan biraz şaşkın görünüyordu ama gülümsüyordu da. Nita anlam veremezken konuştu büyücü. Cadının elini sıkıca tutmuştu. “Nits, ben senin elinde olmadığını anlıyorum. Biz çok küçüktük ve eğer imkanın olsaydı yanımda olurdun. Bunu biliyorum. Aslında aramızda bir sorun olmadığını düşünüyordum ben yani bir kaç defa beraber de takıldık öyle değil mi?” Dedi büyücü. Nita duyduklarına öyle rahatlamıştı ki gülümsedi ve başıyla onayladı. Başını büyücünün omzuna yasladığında cadı Dylan “Biliyor musun?” Dedi muzipçe “Aslında eğer daha sık görüşmeye devam etseydik muhtemelen asla Diego ve sen gibi olamazdık. Çünkü yaklaşık üç yıl kadar senden hoşlanıyordum.” Nita duydukları karşında epey şaşkına dönmüştü ancak utanç içinde kızarmaktan başka bir şey yapamdı. Başını büyücünün omzundan kaldırıp iyice yaklaştı yanına. “Sana inanmıyorum!” Dedi alayla karışık bir ciddiyetle ve ekledi. “Diego sana aşık olduğumu söyleyip duruyordu. Yanın da ‘tuhaf’ davranıyormuşum ve biliyor musun sanırım bir süre için de haklıydı.” [/size]
[size=10]Dylan gururu okşanmış hissediyordu ve bunun yanı sıra epey kalbi kırıktı malum olaylar yüzünden. “Yani sence benden hoşlanman kötü bir şey miydi? “ derken Nitan’nın yüzüne düşen saçlarını hafifçe geriye doğru atmak için elini kaldırdı. Amanita’nın bu kadar yakınında olması pek doğru gelmesede geri çekilmedi. Nita afallamıştı biraz büyücünün saçına dokunmasına müsade etti yutkunurken. “Şey yani kötü değildi hayır ama..” anlamsız kelimeleri sıralarken birbirini ardına hafifçe gülümsedi. “Aslında bilmiyorum bunu -“ sustu ve büyücüye doğru yaklaştı biraz daha. Aralarında ki mesafeyi epey kıstığında ileri doğru atıldı ve dudaklarına bastırdı kendi dudaklarını. Dylan cadının yüzünü avucuyla tutup kendine doğru çekerek öpücüğüne karşılık verirken diğer eliyle beline doğru bir hamle yapıp kendine çekti. Hafifçe kucağına doğru aldığı sırada cadıyı bir anlığına dudaklarını ayırdı ve yüzünü buruşturdu. Nita Dylan’a doğru bir kese daha hamle yaptığında geriye doğru çekildi büyücü. Kulakları kızarmış ve bakışları puslanmıştı başını sallayıp dudaklarını ısırdı. “Dur, lütfen Nits ben.. Özür dilerim ben Diana’dan hoşlanıyorum. Bunu yapamam. Sen çok güzelsin ve belki daha evvel olsaydı…” Nita hafifçe geri çekildi büyücünün omzuna doladığı kollarını çekti ve yere kaydırdı kendini. Dudaklarını birbirine bastırıp bakışlarını göle çevirdi. “Diana evet, doğru sizi şey yani bir kaç kez bir arada görmüştüm. Evet.” derken bakışlarını kaçırıyordu. Dylan tekrardan Nita’nın eline uzandı avuçlarının arasına aldı Nits ona döndüğünde konuştu. “Seni çok seviyorum, her zaman için benim en iyi dostum olacaksın ve bana Ronny demen çok hoşuma gitti. Lütfen bu aramızı açmasın tamam mı? Şimdi antrenmana gitmeliyim.” Dedi ve ayağa kalktı büyücü. Nita bir başına meditasyona başladığı noktadan çok daha kaybolmuş bir ruh haliyle başlasa kalmıştı.[/size] [/spoiler]