Profesör Olineaux, geçen hafta panoya astığı duyurunun yanında herkese bir mektup göndermişti.
"Lütfen gelecek hafta olacak dersten önce sınıfa kendi sıranızı kendiniz götürün. Normal masa ve sandalye olmasına gerek yok, derste nasıl rahat ederim derseniz onu getirmenizi istiyorum." Bunu neden dediğini dersliğe girince anlıyordu öğrenciler, geçen yıl sınıfta olan sıralar yoktu, sınıf bomboştu. Sadece kapının tam karşısında bir öğretmen masası vardı. Bazı öğrenciler profesörün dediğini yapıp önceden getirip yerleştirmiş, bazıları bugün getirmiş, bazıları çeşitli nedenlerden dolayı tenezzül bile etmemişti ve ayakta kalmak zorunda kalacaklardı.
Öğrenciler yavaş yavaş sınıfa doluşmaya başlarken, koca dersliğin içinde görünürde bir profesör yoktu. Sadece masanın üstünde kafatası gibi duran, ağzından duman çıkan garip bir şey vardı. Gelen öğrenciler meraklı gözlerle masanın üstünde duran şeye bakıyor, bazıları umursamamaya çalışarak arkadaşlarıyla sohbet ediyordu. Biraz zaman geçti, dersin başlamasına beş dakika, belki de daha az kalmıştı ve neredeyse tüm öğrenciler sınıftaydı ancak sınıfta hala profesöre dair hiçbir şey yoktu, sadece masada duran kafatası vardı. Sınıftaki sesler yükseldikçe yükseldi, ders boş diye sevinenlerden tut ilk dersten profesörün gelmemesine sinirlenenlere kadar çeşit çeşit öğrenci vardı. Her sınıfta olduğu gibi biraz önce orta düzeyde seste konuşmakta olan bu çocuklar, şimdi bağıra bağıra sohbet ediyor, bazıları direkt dersten kopmuşken bazıları da profesörün nerede olduğuyla ilgili tahminler yürütmeye çalışıyordu.
Masadaki kafatası birden havaya fırladı ve bağırmaya başladı,
"KESİN ULAN SESİNİZİ, APTAL VELETLER! CIR CIR CIR NE ÖTTÜNÜZ BE, KAFA ÜTÜLEMEKTEN BAŞKA İŞİNİZ YOK MUDUR SİZİN?"Sınıf birden tamamen sessizliğe büründü. Herkes şaşkınca karşısında uçan garip şeye bakıyor, ne döndüğünü algılamaya çalışıyordu. Sonunda bir öğrenci sessizliği bozmaya karar verdi ve çoğu kişinin aklında dönen o soruyu sordu,
"Ee, şey... Profesör siz misiniz?"Kafatası bir süre karşısındaki öğrenciye boş boş baktı.
"Ha? Ne profesörü be? Ben ki, koskoca şeytanlar kralı, tanrılara denk varlık..!" duraksadı, bir şey fark etmiş gibiydi.
"Oh, dur bir dakika. Siz şeyi mi bekliyordunuz bir saattir..." dedi ve arkasına dönüp masanın altına doğru bağırmaya başladı.
"ŞŞŞT, HAVYAR! BEBELERİN GELDİ, KALK KALK KALK! UYAN LAN!" Öğrenciler hala beyin yanması yaşarken, masanın arkasından bir kafa çıktı. Kızıl bir kafa. Deminden beri masanın altında uyumakta olan profesör, yerde yatan halinden oturur hale geçti ancak uzun saçları yüzünü kapattığı için görünmüyordu. Bir öğrencinin,
"Oha, kızıl ve seksi bir karı mıymış profesör?" diye mırıldandığını duysa da duymamış gibi davrandı. Sonra aniden kendine geldi ve olan bitenin farkına vararak hışımla ayağa kalktı. Üstünde aşırı pahalı olduğunu bas bas bağıran, desensiz bir pijama takımı vardı. Yüzü hala saçları yüzünden görünmüyordu.
"Aman tanrım! Çocuklar, çok özür dilerim! Ben hemen geliyorum, tamam mı?" dedi, sesi kalın ve boğuktu. Belli belirsiz bir Fransız aksanı vardı bir de. Adamın sesini duyan, vücudunu gören az önceki öğrenci hayal kırıklığına uğradığını belli eden bir ses çıkarttı. Xavier ise koşar adımlarla masanın dibinde olan bir kapıya doğru koştu. Son anda durdu ve uçan kafatasına döndü,
"Sakın. Sakın çocukları yemeye ya da öldürmeye çalışma. Birazdan geleceğim." dedi ve kapıdan içeri girdi. Tekrardan bir sessizlik oluştu. Kafatası, öğrencilere baktı ve alaylı bir tonda konuştu,
"Sırf yapma dediği için yapasım geldi. Hanginizin kıçından bir ısırık alayım bakalım, hm?" diye sordu. Ciddi bakışlarla karşılaşınca kaşlarını çattı.
"Aman be. Şaka yaptık. Gülün diye. Ehıhıhığğ." Ders saati geldikten yaklaşık beş dakika sonra profesör geri geldi. Az önceki halinden eser yoktu, biraz önce yüzünün görünmesini engelleyen dağınık ve uzun saçları şimdi güzelce taranıp düzeltilmiş, adamın çekici yüzüne maske olmayı bırakmışlardı. Pijamalarının yerini soylu bir aileden geldiğini gösteren lüks kıyafetler almıştı. Yüzü tertemizdi, tek bir pürüz veya leke yoktu. Resmen ay gibi parlıyordu. İri, turuncuya çalan kehribar gözlerini öğrencilere çevirdi. Çocuklara döndüğü an gözleri parıl parıl parlamaya başladı adamın, işine aşık olduğunu anlamak için insan sarrafı olmaya gerek yoktu.
"Dersime hoş geldiniz güzel çocuklarım! Az önceki olay için lütfen beni bağışlayın, heyecandan tüm gece uyuyamadığım için masanın altında uyuyakalmışım. Cidden çok özür dilerim! Hatta, lütfen özür hediyelerimi kabul edin!" dedi ve asasını sallayarak oraya neleri sığdırabildiğini sorgulatan masanın altından çeşit çeşit hediye paketleri çıkardı. Paketler uçarak rastgele öğrencilerin önüne kondu. Normalde bunları derse girişte tanışma hediyesi olarak vermeyi planlıyor olsa da plandaki minik değişimden kimsenin haberi olmadıkça bir sorun oluşturmazdı sonuçta. Hediyeler yüzünden sınıftaki ses miktarı hafiften artmaya başlasa da çocukların hevesini kırmak istemedi, gülümseyerek kendileri sussun diye bekledi. Sonunda bir öğrenci, işte o her sınıfta bulunan öğrenci, sınıfı susturdu.
"Arkadaşlar, profesör susalım diye bekliyor!" diye bağırdığında kalan öğrenciler sessizleşti. Bazıları o öğrenciyi taklit etti, gıcık olduklarını belli etmeye çalışırcasına.
"Teşekkür ederim." dedi Xavier, parlak gülümsemesini yüzüne yerleştirerek. Öğrencilerine daha yakın hissetmek için masasından uzaklaştı ve sıraların önüne geçti.
"Evet! Açıkçası, ilk defa resmi bir sınıfta ders verdiğim için biraz gerginim ve ne yapmam gerektiğini tam olarak bilmiyorum. Umarım hatalarımı mazur görür ve sizler için olabilecek en iyi profesör olmama yardımcı olursunuz kuzucuklarım. Benim adım-""HAVYAR! HIAHIAHIAHAIAH!" Bir süredir sessiz olan kafatası, bu anı bekliyormuş gibi son ses bağırdı ve kahkahalara boğuldu. Gülerken oradan oraya uçuyor, bir yere çarpınca başka yere dönüp bir de oradaki yere çarpıyordu.
"Lafımı tamamladığın için teşekkürler, çok yardımcı oldun." dedi sarkastik bir tonla Xavier. Asasını uçan şeye doğrultarak susturma büyüsü yaptı, birkaç dakikalığına rahat olacaklardı.
"Üzgünüm, kendisi biraz... Şeydir. Her neyse. Benim adım Xavier Olineaux, çocuklarım. Hepinize uygunsa ilk dersimizi tanışmaya ayırmak istiyorum. Derslerimde sıkılmayacağınızdan ve yüzde bin beş yüz verim aldığınızdan emin olmak istiyorum, o yüzden de sizi güzelce tanımam gerek. Dersler sizin istediğiniz şekilde ilerleyecek, isteklerinizi belirtmekten çekinmeyin yani!" dedi gülümsemesini bir saniye bile bozmadan, enerjisinden ödün vermeden.
"Evet, hadi başlayalım! İlk önce gönüllülerden başlayalım kendimizi tanıtmaya. Sonra da söz almayanlar da konuşabilsin diye sırayla kalkarsınız. Önce adınızı ve soyadınızı söyleyin, daha sonra da benim bilmemi istediğiniz her şeyi. Alakasız olsa bile önemli değil, dün akşam yatmadan önce ne düşündüğünüzü bile söyleyebilirsiniz! Ayrıca, kendinizi tanıtmanız bittikten sonra dersle ve benle ilgili beklentilerinizi de duymak istiyorum. Derste ne işleyelim, nasıl işleyelim, nasıl etkinlikler yapalım... Aklınızdan geçen her şeyi dinleyeceğim. O zaman, başlayalım!"--------------
-RP'lerinizin başını, benim yazdıklarımla çelişmediği sürece keyfiniz nasıl istiyorsa öyle yazabilirsiniz.
-Hediye kutusundan ne çıktığı tamamen size kalmış; uzun zamandır çok istediğiniz bir şey, sizi mutlu edecek bir şey, okulda çok işinize yarayacak bir şey, pek hoşunuza gitmeyen bir şey veya daha önce hiç görmediğiniz çok ilginç bir şey çıktığını ve buna olan tepkinizi yazabilirsiniz. Kafanıza göre yazın işte bir şeyler.
-Kendinizi tanıtırken lütfen sadece adım soyadım şu, şuralıyım deyip geçmemeye çalışın. Aklınıza gelen her şeyi yazabilirsiniz. Profesöre kendi hakkında kişisel sorular da sorabilirsiniz. (Mesela nereli olduğunu, kaç yaşında olduğunu, neden profesör olmak istediğini, o uçan kafatasının ne olduğunu vs.)