Mahşer Günü (https://buyucedunya-rpg.com/index.php/topic,505.msg1660.html#msg1660) konusundan sonra oluşmuş bir görevdir.
Bakanlık çalışanlarının ve Gazetecilerin yazma izni vardır. İzinsiz rütbelilerin güzel bir plan ile işe karışabilmesi de gayet tabi mümkündür.
En son yapılan baskından sonra kilisede başlatılan olay yeri inceleme konusudur. Girdiğinizde çevrede Sihirsel Yaptırım Dairesi elemanlarının olduğunu belirtebilirsiniz. Tuzaklar açığa çıkarılıyor, cesetler kaldırılmış olsa da kanlar ve bedenlerin bulunduğu yerler işaretlenmiş. Sayın adminlerimizden yardım alarak ilerlemeniz ve bulgularınızı (https://buyucedunya-rpg.com/index.php/topic,439.msg1371.html#msg1371[/url) özetlemeniz gerekmektedir.
Cam kırıkları, parçalanmış zeminden saçılmış tahta parçaları ve kapkara yanık iziyle ziftten hallice duran ahşap oturakların iç karartıcı görüntüsüyle, Aziz Michael Kilisesi sanki bir cehennem yeri gibi gözüküyordu. Üzerinde siyah cübbeleri ve altlarında takım elbiseleri ile gezen iki adam, akşam üzeri bir vakitte yıkıntılar arasında bulabileceklerini kurcalıyor, kimi evrak ve belgeleri ayıklamaya çalışıyorlardı. Pembe elbisesi ile oldukça şık görünümlü bir kadın ise pabuçlarının yerdeki kırıklara takılmaması için özenle ilerlemekteydi aralarında. Meraklı bakışlarını adamlara doğrultmuş, hemen yanında uçuşuveren not defterine sihirli tüy kalemiyle bir şeyler çiziktirmekteydi.
“Peki Bay Twinkle’ın nasıl kaçırıldığına dair bir şeyler öğrenebildiniz mi Bay Flower? Bay Carter’ın konuya ilişkin ketumluğu bizi-“
“Bunu sihirsel yasal yaptırım dairesi görevlilerine sormanız gerektiği defaatle belirttik Bayan Hazel. Ayrıca şu not defterinizi saklasanız iyi edersiniz. Muggle kurumlarında çalışan görevlilere veya köylülere yakalanmak istemezsiniz!”
“Buraya soruşturma amacıyla geldik bayan.” dedi, elindeki purosundan bir nefes daha alan diğeri. Şapkasının güneşliği, akşam üzerinin belirtisi sarı gün ışığında yüzünü gölgeliyordu. “Yoksa birkaç meraklı muggle daha ortadan kaldırmak zorunda bırakacaksınız bizi.”
Kadın endişeye kapılıp not defterini ve tüy kalemini çantasına tıkıştırırken, takım elbiseli olanlar incelemelerine devam etmekteydi. Amerika Birleşik Devletlerindeki kiliselerden gönderildiği çok bariz olan bir takım evraklara ellerini atıp incelemeye başlamışlardı ki, kilisenin girişinde tanıdık olmayan, garip aksanlı birisinin sesi duyuldu.
“Guten Abend, baylar!”
Her iki takım elbiseli de cübbelerini düzelterek sesin geldiği yöne dönmüşlerdi bir anlık afallamayla. Bu saatte kim olabilirdi bu döküntü yere uğrayan? Buraya son zamanlarda evsizler dışında kimsenin geldiğine şahit olmamışlardı oysa.
Karşılarında beyaz saçı ve sakalıyla, kara cübbenin içerisinde bir rahip olduğu kuşku taşımayacak, ince yapılı, yaşlı bir adam duruyordu. Kemikli yüzü ve sert mizacıyla pürdikkat etrafını gözlediği görülmekteydi. Yanında ise, başındaki Tirol şapkası, kısa pantolonu ve pantolon askılarıyla Alman yahut Avusturyalı olduğu şüphe götürmeyecek otuzlu yaşlarında, göz altlarındaki koyulukla gergin bir intiba uyandıran bir adam daha vardı.
Purosunu dudaklarına götüren takım elbiseli adamı takriben Bay Flower, ağır adımlarla birkaç adım öne çıktı konuşabilmek için. “Merhaba Peder Bey! Kilisenin yeni rahibi siz olmalısınız. Size nasıl yardımcı olabiliriz acaba?” Gözlerinde tedirgin bir ifade geziniyordu.
İhtiyar adam, karşısındaki üçlüyü baştan aşağı süzerken önüne çıkan yıkıntı halindeki engebeleri de yavaş yavaş aşarak yaklaşmaktaydı. Bir anlığına bakışları vitrayda açılmış olan deliklere takılmış olsa da, zemindeki camların üzerine basarak çıkardığı seslerden duraksamadığı belli olmaktaydı.
Öne çıkan takım elbiseliyle arasında birkaç adım kalıncaya kadar ilerledikten sonra bakışlarını oturakların bittiği yerde konuşlanmış ve İsa Heykeli ile haçın tam önünde yerlerini almış olan üçlüye çevirmişti. İngiliz Kilisesine püriten bir rahip atanacağını sanacak kadar cahiller! Bu sefer kanıt için uğraşmaya pek gerek kalmayacak... “Kasabaya yeni geldim evlatlar! Ne bu kilisenin bir rahibiyim, ne de İngiltere’nin bir vatandaşı. Yoldaşım Christoph ile-“ başıyla arkasında onu izlemekte olan Tirol şapkalı adamı işaret etti. “...çıkan dedikoduların aslını astarını soruşturmak için buradayız. Acaba siz centilmenlerin ve pek saygıdeğer hanımefendinin kim olduğunu öğrenebilir miyim?”
“Bizler... Bizler özel dedektifiz Peder bey. Benim adım Alan Flower ve ortağım Oliver Robin...” Arkasında purosunu tüttürmekte olan Oliver’ın parmakları çoktan cübbesinin içerisinden kemerine doğru kaymaktaydı. Adelhard’ın arkasında mevzilenmiş olan Christoph’un da aynı şekilde belindeki kemere doğru. Alan Flower sözlerine devam etti. “Hanımefendi de Almira Hazel, asistanımız ve katibimizdir. Tam da sizinle aynı sebepten buradayız. Olay yerini inceleme-“
“Britanya polis teşkilatının incelemeyi sonuçlandırdığını sanıyordum!” Sözü kesilen Bay Flower, arkasındaki Bay Robin’e doğru kaçamak bir bakış fırlattı. Bayan Hazel ise tedirgin adımlarla purosunu içmeye devam eden Bay Robin'e doğru yaklaşmaya başlamıştı.
“Soruşturmayı daha da detaylandırmak istiyoruz. Bu sebeple-“
“Şayet özel dedektif iseniz, birilerinin sizi tutmuş olması gerekiyor. Yanılıyor muyum? Yoksa Tanrı’nın evinde şehitlik mertebesine erişen kardeşlerimizin birisinin yakını tarafından mı görevlendirildiniz? Eğer öyleyse, bunu bilmem iyi olacaktır.”
“Ah, evet! Tabi ki... Ancak müşterimizin ismini gizlilik sebebiyle açıklayamayız, anlarsınız ya!”
“Tabi, anlıyorum.” Elini cebine götürdü yaşlı adam. Bir deste poker kartı çıkardı umursamaz bir tavırla. Kısa adımlarla oturakların önünde yanık izleri bulaşmış bir sehpaya doğru ilerlerken bir yandan da desteyi elinde karıştırmaya başlamıştı. “Kart oyunlarıyla aranız iyi midir dedektif?”
“Bunun konumuzla ne ilgisi var anlamadım ama-” Ortağı Robin’e çevirdiği bakışları onaylar bir ifadeyle karşılandıktan sonra da devam etti. “İyi sayılır.”
“O halde bir el oynamaya hayır demezsiniz!” Dedektiflerin bakışlarında bir şaşkınlık ifadesi aradı. Ancak daha çok tedirginlikti okuduğu. Benim gibi bir rahibin kilisede kumar oynama teklifine şaşırmayacak kadar cahil olamazlar dünyamız hakkında! Bizim hakkımızda bu kadar az şey bilmeleri zaaf değildir de nedir? “Kartlarımın Tanrı’nın iradesini taşıyan mesajlar olduğunu düşünmüşümdür hep. Ne zaman kararsız kalsam başvurma gereği duyarım. Ne kadar günah olduğunu bilsem de bunlara dokunduğumda... Nitekim benim için keyif veren bir iş değildir kart oyunları. O yüzden keyif veren bir günah da değildir. Hem, günah işlemeden tövbe etmenin değerini de bilemezsiniz değil mi? Mesele günahımızı seçebilmektir.”
Sehpanın hemen yanındaki sandalyelerden birisine yerleşti usulca. “Evet, bir oyuna ne dersiniz baylar?”
Flower ne diyeceğini bilemez bir üslupla bakakalırken arkasındaki Oliver Robin girdi söze. “Kusura bakmayın Peder Bey, ancak meşgul olduğumuz için bu davetinizi geri çevirmek zorundayız.” Purosunu yere atıp üstüne basarken, başıyla dışarıya doğru işaret ederek Bay Flower’a gitmelerini salık veren bir talimat verdi. Pembe elbisesindeki tozları silkelemekle meşgul olan Almira da tam onların peşinden hareketlenmişti.
Christoph sert bakışlarla hareketlenen üçlüyü gözlemlerken Adelhard konuşmaya kaldığı yerden devam etti. “Yerinizde olsam bahsi duymadan ayrılmazdım. Bu türden günahlar sizi şaşırtmasa gerek. Tanrının evinde kumar oynamak isteyen bir Rahibe şaşırmadığınız gibi...” Desteden rastgele bir kart seçti. König... Hareketlenen dedektiflerin kaskatı kesilmiş gibi duraksadıklarının ve kendisine döndüklerinin farkındaydı. Benim kartım...
“Bahis mi?” Bay Robin, yaşlı adamı sorgular bir halde, tetikte ve dikkat kesilmiş beklemekteydi.
“Bahis nedir, Peder?” demişti oldukça saf bir tonla Bayan Hazel. Tüm olanlara anlam vermeye çalışıyormuş gibi hala.
“Hayatınız...”
Meselenin ne olduğunu idrak etmeleriyle seherbazların asalarına uzanmaları bir olmuştu. Bir cadı avcısıyla karşı karşıyaydılar! En kötüsü de kendilerinin ne olduğunu bilen bir cadı avcısıyla...
Christoph bir eliyle kemerindeki kılıfta bekleyen çakmaklı tabancaya uzandı, diğer eli ise belindeki kemende. Tam bu esnada bir tabancanın ateşlendiğini duyuran bir gümbürtü koptu harabeye dönmüş kilisenin yüksek katlarından. Çakmaklı tabancanın sesi değildi bu, Adelhard’ın ayırt edebildiği kadarıyla. Colt marka olduğu belli bir tabancanın çıkardığı sesti bu. Tanıdık bir ses hem de...
[spoiler][youtube]https://youtu.be/F-2AOSIUpUE[/youtube]
[/spoiler]