17 Nisan, 2026 09:19:07 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Alpharian/Omegan Av Thrawsunblat

Sayfa: 1 ... 4 5 [6]
76
Mali-Phali-Ty-Co Pub / Hey gidinin!
« : 02 Kasım, 2021 14:38:03 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Çıngıraklar gibi şakırdayarak birbirlerine çarpan bardakların sesi, şakaklarından zehirli dişleriyle ısıran ve ısırmayı bırakmayıp oralara dişlerini geçirerek tutunan iki küçük Doksi varmışçasına başını ağrıtıyordu. Yaşantısından ve yaptığı şeylerden yerinmiyordu ama son birkaç yıldır hastası olduğu ve ne Muggle ne de Büyücü sağlık bilimlerinin bu "Migren" adı verilen şeye kalıcı bir son bulamasına sinir oluyordu. Kapattığı kehribar renkli gözleri ve sıktığı dişlerinin arkasında saklanıp biraz olsun düzelmeyi bekliyordu ellerini üzerine attığı ama daha kavrayıp masasına götüremediği iki siparişin tabağının başında durarak. Böyleyken pub içindeki her müşteriyi ayrı ayrı duyabiliyor gibiydi; hem Muggle'ların, hem de Büyücü'lerin. Gülüşmeler, fısıltılar, çatal-bıçak sesleri, masalara sert ya da uysalca bırakılan bardaklar... Gözlerini tekrar açtığında aynadaki yansımasıyla karşılaştı, bakışları korku dolu ve sorgulayıcı olsa bile bu duruma çok fazla aldırış edemeden kendine ölçülü ve az da olsa korkmuş gözlerle bakmaya devam edildiğini gözlemleyebildi.

"Sorun yok. Yalnızca küçük bir baş ağrısı. İşine bak sen..." diyerek kendini ve yansımasında saklananı dinginleştirmeye çalıştı kediye benzeyen mırıldanıcı ses tonuyla. Yorucu mesailer sırasında bu ağrıların giderek sıklaşıyor oluşlarını düşünerek çattığı kaşlarıyla birlikte müşterilere siparişlerini sunarken, barın aynasına bir kez daha uzaklardan bakıp keşkelerle gerçekten uzun bir okyanus gezintisinde olabilmeyi diledi. Barın bir köşesine sindikten sonra elbisesinin yakasındaki kelebek işlemesine dokunduğunda saatlerdir pencereleri sertçe döven Yağmur damlalarını sanki daha ilk kez duyuyormuş gibi gelmişti. Bu gece bitecek gibi durmuyordu Omegan için ve patronu olarak Raymond ile son görüşmelerinde yeni bir barmen almayı düşündüğünü, böylelikle onun Mali-Phali-Ty-Co'da bulunmadığı günlerde iş yükünün daha da azalacağını haber vermişti. Kadının düşünceleri de bu nedenle aralarına yeni katılacak çalışana yoğunlaşmıştı son günlerde; bir erkek mi yoksa kadın mı olacaktı, genç ya da yaşlı mı, deneyimli ya da bir çaylak mı, Büyücü mü ya da Muggle mı?

Tam da bu anda Mali-Phali-Ty-Co'nun savrularak açılan kapıları duvarlardan geri sekerek onları savurana geri çarptı ve tüm odakları üzerlerine çekti. Omegan gecesinin daha da canlanacağını ve çok daha zorlaşacağını acıyla algılamıştı; onaylamazcasına başını sağa-sola sallayan kadın kısa bir an için başını ellerinin arasına gömerek yaşamına isyan ettiyse de, daha çok zaman harcamadan kapıya doğru yönelerek daha fazla utanç yaşatıcı durumun ortaya çıkmamasına uğraşmayı seçti. Çarpan kapılarla gerisin geriye kalçalarının üstüne düşen adam, homurdanarak ne anlatmaya çalıştığını kimselerin anlayamadığı bir ses tonu ve entonasyonla söylenerek ayağa kalkmaya çalışıyordu. Yer yer gök gürültüleri ve şimşeklerle aydınlanarak ama çok da sağanak yağmayan Yağmur'un altına çok da çıkmamaya çalışan kadın yanına eğilip:
"Yardım istiyor musun amca?" diye sorduğunda adam;
"Plattsburgh savaşında onnnbeş kişiye karşı tek başıma savaştım ben kızım! İki çift gıcırtılı kapı mı beni yıkacak? Şarabın var mı?" diye karşılık vermişti.
Küçük bir iç çekmeyle gözlerini deviren Omegan adamın koluna girerek onu yerden kaldırdığında kendini tutamayarak;
"Plattsburgh savaşını Britanya kazanamadı ki şaşkın adam, neyiyle övünüyorsun? Hem ayrıca kapımız tek çift, sen ikili görüyorsun..." diyerek iğnelemeyi eksik tutmamıştı.

Adamın;
"Babandır amca! Faruk abi diyeceksin... Cebimden kaç tane Raymond çıkartırım ben sen biliyor musun?!" diye şimdiden uydurmalarına başlamıştı.
"Atıp tutmak için bara geçmeyi bekleseydin bari" diye içinden söylenen Omegan; adamı barda her zaman oturduğu arkalıksız sandalyesine oturttuktan sonra karşısına her zamanki gibi bir bardak, bir de şişesiyle Pinot şarabını sunmuş ve adam da her zaman olduğu gibi bardağı onu-bunu önemsemeden şişenin ağzına sarılıvermişti tek eliyle.
"Ver de şişeyi açayım, mantarıyla mı içeceksin?" dedikten sonra zorla adamın ellerinden şişeyi alarak içinden söylene söylene açmış ve;
"Nasılsın, nerelerdeydin iki haftadır? Yoktun ortalıkta. Sensiz bura pek bir sıkıcı oluyor?" diye sorarak adamın yere göğe sığmaz sahte serüvenlerini müşterilerine sunarak, şu an yağmurlarla dövülen soğuk sokaklardan olabildiğince uzak ve az da olsa eğlenceli bir gece geçirmeyi amaçlamıştı.

"Ne yapalım işte; bir orayı temizle, bir burayı... İşlerim ve işverenlerim beni yurtdışına sürüklüyor yavrum. Dakikam boş geçmiyor. Bu işleri bırakıp Fransa'da bi koruluk almayı düşünüyorum, para biriktirmeye başladım, şarapları artık kaynağından içeceğim!" diye söze başlayan adamı, masalarından kalkıp bara gelen müşterilerin yeni siparişlerle uğraşırken göz ucuyla izleyip dinleyen Omegan araya girip;
"Bu sefer içtiğinin parasını da ödersin artık?" diye taş atmayı unutmamıştı gülüşmeler arasından.
Yalan-dolanlarının açtığı yoldan bu küçük yorumla birlikte kayıverip sapan adam, düzenini bozmadan omuz silkerek dırdır etmeye devam etmişti. Omegan bu adamı iyi tanıyordu; yalnızca Omegan değil bütün Mali-Phali-Ty-Co da bu pubın yerleşik içkicisini iyi bilirdi ve "Bir gün" borcunu ödeyeceğinin güvencesiyle hesabına borç üstüne borç yazdırıyor olmasına ses etmiyordu hiç kimse. Zaten her şeyden önce Raymond, bu yaşamın hırpaladığı ve hırpalamayı hiç vazgeçmediği şanssız adama karşı bir sempati besliyordu ve ufak tefek hoyratlıklarına ses etmiyordu; o bir tepki göstermedikten sonra kimseye karışmak düşmezdi. Omegan attığı küçük taşa karşılık verilen tepkiye bıyık altından gülerek işine devam ederken adam her tümcede daha da yüksek perdeden çıkarak yükselen sesiyle bir serüveni anlatmaya daha başlamıştı bile.

Yaşlı adamın sözleri çokça yorum ve tepkilerle bölünüyor olsa bile, o buna aldırmadan anlatmayı sürdürürdü. "Eleştiriler, serüvenin tuzu biberidir" düşüncesini benimsemiş biriydi:
"Hiç unutmam 1806'nın Ocak ayıydı, Güney Afrika'da..."
"Yok artık, nerede?"
"Binlerrce kişi toplandık bekliyoruz, dediler bize Hollanda'nın yarısı geldi, gemilerle çıkartma yapacaklar! Cape Town'a konuşlandık bekliyoruz..."
"İyi de Blaauwberg savaşında Cape Town Batavya Cumhuriyeti'nin elindeydi, gemiyle gelen bizdik!"
"Yahu öyle mi dedim ben, düşmanı anlatıyorum. Gemideyiz gidiyoruz gemi nasıl sallanıyor ama güvertede bir oraya savruluyoruz bir buraya savruluyoruz..."
"Amca hani binlerce kişiydiniz? Birbirinize tutunsaydınız ya?"
"Biz özeldik yeğenim, generalin gemisindeyiz. Ben ve can dostum Kenan komutanım..."
"Yine mi Kenan be?"
"Bu adamın başka hiç mi arkadaşı olmamış?"
"Susun, susun. Nereye varacak bu konu duymak istiyorum! Eee?"
"Baktık haritaya her şey bizim karşımızda. İndim ben gemiden, bir önden gideyim de gözcülük yapayım dedim. Vardım kıyıya her yer çamur balçık içinde..."
"Güney Afrika'da mı çamur?"
"Düşman biz gelmeden önce ıslatıp tuzak kurmuş koçum! Kraliçe şahit olsun nasıl aştım oraları bir ben bilirim! Gittim liman binasının kıyısına yanaştım, içeri bakıp düşmanla ilgili bilgi toplayacam."
Bu sırada adam her zaman yaptığı gibi şişesinden büyük bir yudum yuttuktan ve seslice geğirdikten sonra devam etti:
"Bir baktım karşımda Jan Willem Janssens. Düşman dediğin böyle olur! Upuzun boy, kapkara saç..."
"Sarışın!"
"Neyse işte kumrala yakın... Dağ gibi adam ama kayaya vursa toz eder. İşemeye çıkmış. Çektim kemerimden as-.. aslan işlemeli bıçağımı, geçtim arkasına. Koskoca general ağlıyor böyle bırak gideyim abim, bırak canımı bağışla falan derken bir top güllesi uçtu geldi bizim oraya. Elimden kaçırdım korkağı!"
"Yavaş gel!"
"Bi kafamı kaldırdım bizim gemiler varmış, çatışmaya başlamışlar bile. Nasıl bir savaş ama off, her yer kan, ölüm. İki ay Kırmızı renklere karşı duyarsız oldum, elma diye limon yemişim, siz düşünün!"
"Tadını da mı anlamadın ahh be taçsız kral..."
"Bir baktım Kenan komutanım koşarak yanıma geliyor, cephane getirmiş. 'Limanı patlatacağız!' diyor. Tam bombaları yerleştirdik bir haber geldi ki Sir David Baird, baronumuz, önderimiz ölmüş!"
"30 küsur yıl önce ölmedi mi o adam ya hu? Erken öldürdün?"
Son yorum Faruk'un kulaklarına varmamıştı bile, adam tüm düş gücüyle kaptırmıştı kendini, neredeyse o anı yaşıyor gibiydi;
"Dedim ki nEE?! Baron Baird öldü müü? Çöktük dizlerimizin üstüne ağlıyoruz olamaz, OLAMAZZ, O-LA-MAAZZZ!"

Öykünün devamını Omegan çok kez duymuştu, biraz kendini zorlasa ezberinden kendisi bile anlatacak seviyedeydi. Yine de bu seferlik serüven dinlemek kadının başındaki ağrıyı az da olsa arttırmış gibiydi ve bu nedenle çöpü toplayıp biraz hava almak için arkada çöplerin atıldığı yere doğru yollandı. İçerinin sıcak ortamından sonra üzeri kapalı olsa bile sokağın bir parçası olarak soğuğunu paylaşan yere geçmek içini ürpertmişti kadının. Sanki soğuk biraz baş ağrısını azaltıyor gibiydi. Yine de buna karşılık geçmişinden gelen soğuk gecelerin etkisiyle hastası olduğu Sinüzit nedeniyle çok fazla soğukta da kalamadığı bir ikilem içindeydi. Biraz daha açık havada soluklanıp geri içeri girmişti, "Şimdiye boğazı öykü dinlerken kurumuş birçok müşteri birikmiştir zaten." diye düşünerek.

Yine de; her nasıl Mali-Phali-Ty-Co'nun herkesin bilgisine açık olmayan bir başka yönü vardıysa, bu yaşlı serseriyle ilgili de çok az kişinin bildiği gizli yanlarını olduğunu belirtmek gerekliydi. 1800'lü yılların bilinmeyen bir bölümünde Londra'ya ayak basmış ve ta Osmanlı yönetimindeki Irak'tan buraya yerleşmiş olan adam, yıllar içinde D.F.O.T. adlı bir ekip kurmuş ve karanlık işlerle ilişkilerde bulunmuştu uzun yıllardır. Mali-Phali-Ty-Co'nun gizlice bir üs olarak kullanıldığı Topiarii Sanctionem örgütü içinde birkaç yıl geçirmiş olan herkes Faruk'un ne türden bir yalancı olduğunu çok iyi biliyor olsa da, genel kanı olarak ortak bilinen bir olgu:
"Temizlik için ondan daha fazla güvenebileceğin kimse olamaz ama başka hiçbir konuda da güvenme!" herkeste yer etmişti.

77
Mali-Phali-Ty-Co Pub / Ynt: Magna Purgatio: Attingendis Impar Auctoritas
« : 26 Ekim, 2021 12:43:58 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Gömleğinin sağ yeni üstündeki küçük Kırmızı bir damlanın bıraktığı lekenin üzerinden parmağını geçirirken düşünceleri içinde yolunu yitirmişti Alpharian. Her zaman için olmasa bile, en azından görevleri sırasında titizliğe ve temiz kalmaya özen gösterirdi. Büyücü Dünyası'nda çok fazla şeyin kolaylaşmış olması nedeniyle insanlar bir yerden sonra rahatlığa fazla alışıyorlardı; bir insan yeni sulanmış bir tarlanın tezekli çamurlarında taklalar atmış bile olsa, asasının hızlıca bir savuruşuyla üzerindeki her şeyi temizleyip atıverebilirdi. Ya da yıllardır temizlik görmemiş dağınık bir oda, tek bir komutla o an içinde göz açıp kapayıncaya dek temizlenip toparlanabilirdi... Bir Muggle için bunları yapmak Doğal olarak olanaksızdı. Belki gelecekte insanlar daha kolay temizlenebilir durumda olabilirlerdi ya da onlara böylesi yüklenti konumdaki işlerinde yardımcı olacak daha etkili hizmetçileri olabilirdi ama şu an için kirlenen bir giysiyi arındırmak için çok fazla emek gerekirdi.
"Peki bir diplomat olsaydım?" diye düşündü adam, "Her an temiz giyimli ve bu konuda hatasız olmak zorunda olsaydım... Bu küçücük lekeyi gidermek için tüm gömleği çıkarıp, yıkayıp, kurusun diye asmak zorunda kalırdım." Bu nedenle Muggle Lautus'lara karşı büyük bir saygı duyardı. Kendileri gibi uzak yerlere Anahtar açamaz, Cisimlenemez ve diğer türlü tüm pratikliklerden uzak kalırlardı ama yine de yeri geldiğinde bir Büyücü gibi etkili eylemlerde bulunup Tabulae'den seçtikleri görevlerini yerine getirebilirlerdi. Bu düşünceler içinde kulaç atarken çevresinden gelen toplu "Nostri pulcher hortus! (Bizim güzel bahçemiz!)" haykırışıyla kendine gelmiş, önüne itilmiş olan içki bardağını çoktan eline aldığını ve tokuşturduğunu bile oldukça geç ayırt edebilmişti. Bugün Bahçe'yi temizlemeye bir adım daha yaklaşmışlardı ama hem de ne temizlik! Her şey 10 dakikadan bile çok daha kısa bir süre içinde göz açıp kapayıncaya dek bitivermişti. Saatlerce emek harcanan bir yiyeceğin tek lokmada yenilmesi gibi bir tat bırakıyordu bu adamın ağzında ama yapacak bir şey yoktu, önemli olan görevin tamamlanmış olmasıydı.

Raymond ve Kenneth beyler hedeflerini hızlıca öldürmüş olsa da, Alpharian yaşattığı korku faktörünü ilerletmeyi her zaman severdi. Belki de Harris ailesinin en bulaşıcı ve pis bir lekesi olan Phillip Harris adlı adamı omuzlarından tutup; nedensizce öldürdüğü canlıların temizlenmemiş kan, idrar ve gözyaşlarıyla kaplı kirli zeminde sürükleyerek arkadaki daha boş olan kafeslerin olduğu yere çekti. Olması gerektiğinden çok daha uzun süre bu Dünya üzerinde yer kaplayan bedenini büyüyle değil, olabildiğince emek verici biçimde taşımasının nedeni adama karşı diğer arkadaşları gibi büyüyle ve kolayca bir ölüm sunmayacağı düşüncesini yerleştirmekti. Hayır; Phillip Harris kağıt üzerinde diğerleriyle eşit yöntem ve işlemleri yaşayacak olsa bile, Alpharian kendini Magna Purgatio kuralları içinde tutmakta zorlanıyordu. İşkence yasak, uzun süren ölümler yasak, hedefin çevresinde ondan daha zararlı Nesunt'lar olsa bile Tabulae'den izin alınmadan toplu öldürüşler yasak.. ama bıçağı tutan el onundu. Burada bugün ve kim bilir daha önce kaç kez yaşanan bu mide bulandırıcı törenler süresince ruhu bu Dünya'nın güzel bahçelerinden sökülüp atılan tüm hayvanların sezebildikleri son acının nedeni bu adamın elinde tuttuğu bıçaktı. Alpharian bu suçun cezasız kalmasını istemiyordu işte. Adamın ölümü ise büyücünün sol kolunun altında saklı olan bıçakla olmayacaktı, bu; o ölen hayvanların anısına bir saygısızlık olurdu gibi geliyordu ona.

"Çünkü her ne olursa olsun, günün sonunda; bu gezegen üzerinde iki insan kaldığı sürece, birileri bir diğerinin ölümünü dileyecektir..." diye düşündü içinden ve çok fazla kafa yormamaya çalıştı bugünle ilgili; yakını bile değil, ailesi olarak gördüğü iki adamla omuzlarını daha da yapıştırıp "Attigentis! Attigendis impar auctoritas! (Etki! Dengesiz etki!)" diyerek haykırıp utkularını kutladıklarında. Magna Purgatio'nun en etkili bu üç Lautus’unun kendilerine verdiği addı bu "Dengesiz Etki". Hem nedir sanki biraz olması gerektiğinden daha ayrı ve işkence olmasa da işkence benzeri bir eylemde bulunup sınırları biraz esnetmişse, bütün hafta bunu düşünüp uykularını kaçıracak değildi ya. Ya da daha komiği, Kaptan Farrell yüce kalesindeki tahtından kalkıp "Seni gidi yaramaz seni!" deyip kulağını mı çekecekti sanki?

Ne de olsa bu Phillip denilen adamın kaçacağı bir yer ya da olanak olmadığı için, Alpharian kapıdan en uzağa çektiği adama doğrulttuğu asasına "Finite Incantatum." komutunu verdi. Sudan çıkmış bir balık gibi çırpınmaya başlayan adam, Alpharian'ın Kehribar Sarısı renkli gözleriyle karşılaştığında hareketliliğini sonlandırmış ve ayaklandığı yere geri oturarak hareketsiz kalmıştı.
"Yalvar!" demişti adama ve adam bacaklarına sarılmaya çalıştığında gelişine vurduğu tekmesiyle gerisin geriye yeniden yere yapıştırmıştı;
"Bana değil, aşağılık yaratık... Bu hayvanlara. Eğer sen onlara yaklaştığında senden korkmazlarsa seni bağışlarım." diye devam etmişti Kenneth ve içeriye geri giren Ray'in bakışları altında. Bir Doğaüstü durum yaşanır da hayvanlardan biri ondan korkmasa bile kesinlikle adamı bağışlamayacaktı, hayır; yine de bu asla kazanamayacağı kumarda adamın bir şansı olduğunu düşündürmek istiyordu. Yaşantısında son bir kez daha umutlanmasını ve o umudun elinden çekilip alındığını görmesini istiyordu. Adam var gücüyle geniş bedenini bir o kafese, bir diğerine savururken her seferinde daha da yılmaya ve yavaşlamaya başlamış ve en sonunda da durmuştu. Arkası dönük konumda dururken o küçük aklında bir an için de olsa dönüp Alpharian'a saldırma düşüncesi var olduysa bile, bir süredir yaşadıkları ve tanık olduklarından sonra buradan canlı biçimde kaçamayacağını anlamıştı artık. Sessizce ve yavaşça diz çöküp artık gün ışığının içeriye yansımadığı pencerelere doğru dönerek Tanrı'ya yalvarmaya başladığında Alpharian'ın direncini bitiren son hatayı da yapmış bulunuyordu. Adamın boynuna doladığı koluyla olduğu yere sanki bir çamaşır ipine takılmış gibi yere serdikten sonra asasını boynunun yanına dayayıp sinirle sıkılı dişlerinin arasından;
"Purgatio completur! (Temizlik tamamlandı!)" dedikten sonra "Confringo!" komutunu verip adamın kafasının her parçasıyla yerlere saçılacağı biçimde patlamasını sağlamıştı. İşte belki, o anda, gömleğine kan sıçramış olabilir diye düşünüyordu şimdi ama o an üzerine çok düşünmeye gerek de duymamıştı nefretle asasını adamın üzerindeki giysilere sürerken. Hayır; bu Nesunt huzur verici bir son olan ölüme eriştiğinde, çevreye soran gözlerle bakarak öldükten sonra büyüyle öldüğü için açık kalan göz kapaklarını kapatacak bir Temizlikçi ile karşı karşıya değildi şu an. Çok uzak ülkelerden birinde olduğu gibi "At izi it izine karıştı." derlerdi ne de olsa. Görev ve zevk karışmış gibiydi şu an. Yine de görev gereği geberen bedenin arkasından;
"Viriditas de terra evulsa est.  (Yabanotu topraktan yolundu.)" dedi ve oradan uzaklaşmaya başlarken
"Requiescat in dolore delicti tui! (Suçunun acısıyla uyu)" diye ekledi. Şimdi bu görevin son bölümlerinde yanında durup Raymond'a yardım etmek isterdi ama şu an için bu yerde daha fazla kalabileceğini sanmıyordu. Ray'in parmaklarından birini süsleyen o yüzüğün rengi çoktan değişmiş olmalıydı ne de olsa. Yapının kapı eşiğinden geçerken kimsenin duymasına gerek olmadığı sözleri de kendince mırıldanmıştı:
" .. et sic hortus te absente pulchriorem obtinuit! (ve böylece, bahçe senin yokluğunla daha da güzelleşti.)"

Mali-Phali-Ty-Co'nun bu üst düzey bölümünde sevenleri boldu bu üçlünün ama bugün daha bir özeldi çünkü Alpharian'ın kurtarıp sahiplenmeyi seçtiği küçük köpekcik şu an masalar arasında dolanıp tatlılığının ödüllerini alıyordu gerek sevilerek, gerekse Dünya'nın her yanından gelen malzemeler ve tariflerle pişen Mali-Phali-Ty-Co Pub’ı mutfağının özel yemeklerinden tadarak. Kenneth Ray'i Quidditch'le ilgili konularla dürterken Alpharian sert ama kısa bir ıslıkla odağını çektiği hayvana
"Gel bakalım buraya, seni minik haydut!" dedi; ikizine bu güzel kızı sürpriz yapma düşüncesindeydi ve bunun için çok fazla zamanı kalmamıştı. Kısa, mor bir saten kumaştan tatlı bir kurdele yeterli gelirdi ne de olsa. Ray ile onlarla birlikte kadeh kaldıranlara esenlikler diledikten ve Kenneth'in masadan ayrılışından kısa bir süre sonra o da "Scrinium de Phali" sınırlarından ayrılmıştı.

78
Mali-Phali-Ty-Co Pub / Ynt: Attingendis Impar Auctoritas
« : 19 Ekim, 2021 22:28:24 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Çiftlik evine doğru ulaşan yolun son çeyreğine vardığında kafasında ilk başta kurduğu planını uygulamayı uygun bulan Alpharian, gömleğinin yeninde duran asasını çektikten sonra uygun bir kaya parçasını gözüne kestirmişti arazi üzerinde. Diğer iki beyefendinin de her geçen saniye eve yaklaşmış olduklarını göz ucuyla ayırt ettikten sonra asasını doğrultup "Spongify!" komutunu verdi. Büyünün etkisiyle esnekleşen kaya parçasının boyutu, üzerine topuklarını gömerek atlayan adamı evin çatısına yumuşak bir iniş yapabileceği biçimde yukarıya savurmaya yeterli gelmişti. Havada bulunduğu kısa süre içinde evin genel arazisine kısa bir an için bile olsa göz gezdiren "Temizleyici", olası kaçış yönlerini göze alarak kendini çürük tahtalarını kapatan eskimiş çatı yalıtımının en uygun gelecek yerine konumlandırdı. Çatıdaki deliklerden birinden içeri bakan Alpharian içerideki hayvanları gördükçe ve ilerleyen bu süre boyunca her an yeni birini daha paslı kafes demirleri arkasında saptadıkça içinde bir alevin artarak yükseldiğini seziyordu. Hayvanların korkularını sezebiliyordu neredeyse, tadını bile alabiliyor denilebilirdi. Derken duyulması gerçekten rahatsızlık verici bir adam sesi duyduğu için konumunu değiştirip, içeriyi daha iyi görebileceği bir açıya geçti. İki un torbasından bozma yarmanın üzerine çöktüğü bir köpek, tepesinde durup bu rahatsızlık verici gıcırtıdan biraz daha dinlenilesi olan ses tonunun sahibinin okuduğu sözleri bitirmesini korku dolu gözlerle bekliyor gibiydi. Doğal olarak bu görevi üstlenirken neyle karşılaşacağını biliyordu Alpharian ama yine de Doğa'nın bir parçası olan bu canlıların böylesine acı çekiyor ya da korku içinde bulunuyor olmalarına karşı normal birinden çok daha fazla duygusallık içeriyordu yüreği. Bugün için varlığından gurur duyduğu erdemlerinden biri olan dayancının çok fazla sınandığını içten içe düşünmeden edemedi, bu duruma daha fazla katlanabileceğini sanmıyordu ve bir anda kontrolün kendisinde olmadığı düşüncesini uyandıracak biçimde bedeni kendini bu delikten aşağı sarkıtmıştı bile.

Ayarsız biri değildi adam, bedeni içinde yanan nefretle hareket ediyor olsa bile asasının hedefindeki kişi "Temizleme" görevini üstlendiği adamdan başkası değildi. Büyüyü asası değil de ses telleri yapıyormuşçasına ve gücü buradan kaynaklamıyormuş izlenimini verebilecek seviyede yüksek bir sesle göndermişti Beden Kilitleme Laneti'ni "Petrificus Totalus!" diyerek. Bu sırada kırılan iki pencere ve yerlere saçılan cam kırıklarının sesi, iki diğer ağızdan çıkan Lanet'in sesiyle birlikte sanki olması gerektiğinden daha geç gelmişti kulaklarına. Birer kütük gibi yerlere serilen üç adamın başına yavaş adımlarla toplanıyorlardı Lautus'lar. Bu sırada açlık ve yediği dayaklarla zayıflamış bedeninin üzerindeki demirden pençeler gibi tutulu duran ve karşı koyacak gücü bedeninde bulamadığı ellerin üzerinden çekildiğini sezen köpek sıçradığı yerinden birden kalkmıştı. Karşılaştığı ve normalde canını yakan eylemler dışında çok da fazla tanımadığı insan türünden üç yeni adam üzerinde güzel gözlerini gezdiren hayvan, Alpharian'ın yere bir diziyle çöküp; uysal bir ses tonuyla
"Gel bakalım küçüğüm, iyi misin?" diye mırıldanmasıyla birlikte ruhunda bulundurduğu tüm safdilliği ve bağışlayıcı aldanışlılığıyla tıpış tıpış yanına geldi. Titrek bedeni kollarına kavuştuğu anda köpeği sevgiyle saran adam, başını okşarken yumuşacık tüylerle kaplı sarkık kulaklarından birine eğilerek, çocukluğunda ezberlediği ve tüylerini ya da kürkünü okşadığı tüm canlıları ellerinde uyuturken söylediği küçük bir şiir dizesini diğer insanlara duyurmadan fısıldayarak dinginleşmesini sağlamaya çalıştı:
"Birazcık daha fazla ona sarıl,
Birazcık daha çok kucağında salla.
Ona bir öykü daha anlat,
Yalnızca 4 tane anlattın daha.
Bırak da başı omzunda uyusun,
Sevin mutluca gülümseyen dudaklarına.
O yalnızca küçük bir bebek,
Yalnızca kısa bir süre daha…
"

Köpeğin minik bir körük gibi genişleyip daralan kaburgaları daha uysal soluklara dönüşüp, yüreğinin patırtıyla atışı yavaşladıktan sonra aralarında tatlı bir bağın oluştuğunu düşünen Alpharian; göğsüne yaslanmış minik tüylü başın ensesine dokundurduğu asasıyla:
"Ornamentifors" diye fısıldayarak hayvanı kendi eşi olan küçük bir bibloya dönüştürmüştü. Biblo köpeği cebine yavaşça koyarken birazdan yapacakları eyleme tanık olmasını istemiyordu adam ve bir yandan da bu köpeği sahiplenmek adına büyük bir istek doğmuştu içinde. Bu sırada Kenneth hedefine Temizlik Bildirgesi'ni okumaya başlamıştı bile. Yüzünde çarpık bir gülümsemeyle öz ağabeyi gibi sevdiği adamı izleyen Alpharian; konuşmasını bitiren adamdan sonra bir adım ileri atıp yeleğinin iç cebinden Antik Yunan'daki bir forum sözcüsü gibi çıkardığı yıpranmış görünümlü bir dürülü parşömen tomarını iki eliyle açmış, boğazını temizledikten sonra duygu içermeyen bir ses tonuyla seslice okumaya başlamıştı:
"Phillip Harris adıyla bilinen kişi, şu an çoktan ölmüş bulunmaktadır.
Sana sunulmuş yaşamı, pis ruhunun izleriyle kirletiyorsun. Bu toplum içinde yaşamayı, bahçemizde gezinmeyi hak etmiyorsun. Magna Purgatio adına başına beklemediğin bir ölüm olarak çöküyorum; suçun, bedenini kötülüğe kullanmaktır. Hak etmeyenlere yersizce çektirdiğin acıların karşılığını almaya hazırlan.
Purgatio sit incipere!(Temizlik başlasın!)
"

Sözleri bittikten sonra sol kolunun içinde saklı duran, açıldığında bileğinden sanki birden ortaya çıkmış gibi görünen mekanik düzenekli sustalı bıçağını savurarak çekmişti.
.. ve eyleme geçmeden önce sevdiği bir diğer büyüğü ve rütbedaşı olan Raymond'ın da kendi görevi için seçtiği sözlerin hedefi olma şanssızlığını taşıyan Nesunt'un kulaklarına dillendirmesi ile adamın ruhuna o kaçınılmaz korkuyu salıvermesini bekleyerek durduğu yerden bir adım geri çekildi.

79
Mali-Phali-Ty-Co Pub / Ynt: Attingendis Impar Auctoritas
« : 17 Ekim, 2021 14:56:45 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Londra'nın belki de en ıslak ve pis arka sokaklarından birinden hızlı adımlarla ilerliyordu pelerinin Siyah başlığından gelen gölgeyle yüzü gizli adam. Adımlarının çamurlu su birikintilerinde yarattığı küçük şıpırtılar dışında çevresine daha fazla yaydığı bir ses olmadan, tam saatinde olması gerektiği konuma varmaya çalışıyordu. Ana caddenin başından beri peşinden geldiklerini düşündüğü bir grup yan kesiciden olabildiğince uzaklaşmayı amaçlıyordu. Adımlarını daha da hızlandırırken, arkasından gelen iki çift adım sesinin kendisine daha da yaklaştığını duyduğu için elindeki evrak çantasını göğsüne bastırarak korumayı uygun bulmuştu. Tam içinde bulunduğu apartman bloğunun içinden çıkacakken döndüğü köşede karşısında bir kaya gibi duran kapkaççıların liderine tosladı.
Geniş omuzlarıyla kaçacak bir yol bırakmayan adam;
"Yürüyüşe mi çıktınız beyim?" diye alay ederek, zaten çoktan çiçekbozuğu izleriyle çopur çopur olmuş çirkin yüzünde yayılan gülümsemesiyle birlikte daha da bir kurbağayı andırıyordu. Arkadan yetişen iki yardakçısıyla birlikte adamı köşeye kıstıran grup, Gündüz gözüne giriştikleri bu soygunu daha da uzatmak istemiyorlarmışçasına hızlı davranıyordu.
"Paran ve çantan!" diye gürleyen Hödük William adlı lider; üzerinde hiç Muggle parası bulundurmayan ve verebileceği tek şey olan çantasını isteksizce sunan adamı, üstünkörü bir "Sağ olasın" dedikten sonra yüzünde hızla patlayan büyük bir yumrukla yerle bir etmişti. Adam yerden kalkmadan önce kısa bir süre için yıldızları sayar gibi olmuştu. Bu sırada gülüşerek ilerleyen kapkaççılar, arkalarını bu yaşından daha genç görünen adama dönmelerinin hatasını göz açıp kapayınca hızla ödemişlerdi. Daha eline geçirdiği çantanın mutluluğuyla kaçışa kapalı arka sokağın koridorları içinde çok uzaklara gidememiş olan lider, arkasından duyduğu boğulma sesiyle irkildiğinde her şey için çok geçti. Ortada hiçbir metal ışıltısı olmadan boğazı kesilen kapkaççı, en geride kalan olmanın şanssızlığıyla birlikte oraya kendini bırakıp iki eliyle boğazını tutarak çırpınmaya başlamıştı. Sahnede bulunan kimse, adamın gömlek yeninde sakladığı asasını kullanarak fısıltıyla avının şah damarına "Diffindo" dediğini bilmiyordu.
Lider ve diğer kapkaççı ilk anda oldukları yerde donup kalmış olsalar da; suç ortaklarının tepesinde, üzerine sıçrayan kanlarla birlikte yüzünde sadist bir gülümseme olan adamın görüntüsü karşısında kaçmaları gerektiğini hızla kavrayabilmişlerdi. Diğer kapkaççının liderine "Lanet olsun, Yırtmaçlı John'u hakladı! Kaçalım patron!" demesiyle birlikte, adamın Yırtmaçlı'nın belinden çekip aldığı bıçağın göğsüne saplanması bir olmuştu. Yavaş adımlarla ölmekte olan ikinci kapkaççıya doğru ilerleyen adamın hareketlerinden iyice tırsan Hödük, koşarak oradan uzaklaşmaya çalışsa da ölen ikinci kapkaççıya ait olan tabancadan beline yediği iki mermiyle yere yıkılmıştı.
"Tanrı aşkına! Lanet çantanın içince NE var?!" diye kendini öldürmeye gelen adama yalvarırcasına soran lider, adamın çantayı elinden alarak içinin boş olduğunu göstermesiyle şoka girmişti.
Adamın bir kedi gibi uysal bir ses tonuyla:
"Yalnızca benim olmasını önemsiyorum, Nesunt!" diye verdiği yanıt, Hödük William'ın duyduğu son şeydi.
Bu tatsız olaydan sonra hızla üzerindeki kirleri büyüyle temizleyen "Ryan", cebinden çıkardığı pusulaya baktıktan sonra dişleri arasından sövüp şimdiye çoktan varması gereken yöne doğru hızla yollandı. Muggle kolluk kuvvetlerinin tabanca sesine karşı taşıdıkları taşkınlığı iyi bilirdi ve onlara harcayacak daha fazla zamanı yoktu gerçekten.

Bir tazı gibi uzun süredir peşine düştüğü hedefini gerçekten, sözlük anlamıyla eli kanlı biçimde yakalayabilmek için yaptığı hazırlıklar adamın bir haftasını almıştı. Topiarii Sanctionem adına bir Purgatio gerçekleştireceği zaman; hemen gidip hedefi olan Nesunt'u bir böcek gibi ezivermek yerine, daha rahat yakalanabilmesi adına suçlarına bir süre daha devam etmesine izin vermek zorunda kalıyor oluşu çok dokunuyordu Alpharian'a. Eğer kendine kalmış olsaydı Magna Purgatio böyle gizli saklı ve uzun süreli planlar arkasında değil, açık açık ve izleyiciler karşısında eyleme dökülmeliydi. Toplumun ve insanlığın pislikleri temizlenirken bu durumdan herkesin keskin bir ders alması gerekliydi Alpharian'a göre. Bu düşüncelerle sık adımlarını daha da hızlandıran adam; dönmesi gerektiği son kavşaktan geçip, son ara sokağa da girdiğinde biraz olsun rahatlamıştı. Bell Yard'a ulaşmıştı, şimdi de Fleet Caddesi'ndeki St. Dunstan'ın kilisesi yakınlarındaki bir tatlı fırınının arka girişindeki küçük ve karanlık altgeçitteydi. Aradığı ve bir haftalık emeğinin meyvesi tam da buradaydı işte; on iki parmak yukarıda, 4 karış sağda.. evet bu tuğlaydı. Üzerinde hiçbir iz, renk değişimi ya da hasar olmayan ama Alpharian tarafından kısa bir süre önce Anahtar'a dönüştürülmüş olan tuğla. Adam herhangi bir kararsızlık ya da duraksama göstermeksizin derin bir soluk aldı ve tuğlaya dokundu. Parmağı değdiği anda gövdesinin orta yerinde sezdiği değişik bir boşluk dolu çalkalanma, bir anafor biçiminde güçlenerek dönmeye başlamıştı ve adam bedeninin fırtınadaki bir kuru yaprak gibi savrulduğunu sezebiliyordu.

Ayakları sert biçimde zeminle buluştuğunda yere düşmemek için büyük bir özen göstererek dengesini koruyan "Lautus", Surrey'deki ufak bir koruluğun içinde olduğuna sevinerek hatasızca bulunması gerektiği yere yetiştiğini anlamıştı. "Temizleyici" kişiliğine yakışmayacak biçimde dağılmış giysilerini düzelterek, yeniden yüzünün tanınmayacağı ama tam da o hak ettikleri ölüm cezasını yerine getirmekle görevlendirilmiş kişi oluşunu son anda gözlerinden okuyabilecekleri başlığını da burnunun üzerine dek çekmişti açıklığa doğru yürürken. Adımlarını hızlandırdığı ve hedefi olan insanlık hatasının bugün bulunacağı eve doğru menziline kilitlendiği sırada kendisiyle benzer yolda yürüyen bir karaltı gözlerine çarpmıştı. Adımları yerlerine mıhlanmış gibi bir anda duran adam, karşısındaki kişinin de bu eylemi tekrarladığını gördükten sonra artık işin çığırından çıkmış olabileceği tehlikesini göze almak zorundaydı. Scrinium’da açgözlülük yapmama adına yalnızca onun Temizlik'ine kendini görevlendirdiği hedefinin bir arkadaşı, koruması, ortağı olabilirdi bu kişi. Alpharian'ın amacı hedefini suç ortakları karşısında gebertmek, sonra diğerlerinin korku dolu bakışlarının tadını çıkara çıkara onların da zamanlarının çok yakında geleceğini açıkça bildirmekti. Şimdi ise bu planından vazgeçmek zorundaydı çünkü karşısındaki adamın giyimini tanımıştı; yakın arkadaşı Kenneth Aldo Miller'dan başkası değildi bu. Öyleyse bugün iki Nesunt, bu Dünya'dan pislikleriyle silinip gideceklerdi ve bu iyi bir şeydi. Adamın göklere ve sonra da kendisine bakıp havayı göstermesiyle Alpharian'ın bir süredir önem vermediği bir olgu düşüncelerinde kendine yer açmıştı. Peçesinin dışında kalan gözlerinin yanlarında ortaya çıkan çizgiler, bu sporsever adamın gizli saklı yüzünde yine o alaycı gülümsemesinin yerleştiğine satkınlık eder biçimdeydi. Çatık kaşları ve sıkılı dişleri arasında içinden söven Alpharian hızla ceplerinden birinde duran saatine baktığında neredeyse bir saati olduğunu görmüştü. 8 çeyrekten önce görevini bitirip Phali'ye dönmesi gerekliydi. Yeterli zamanı vardı, sorun olan bu değildi; sorun biraz önce adımladığı yoldan gelen nal sesleriydi ve bu ses göreviyle ilgili kafasında kurabileceği ikinci planın da değişmesi gerektiğini duyurur nitelikteydi!

İkili yıllarının getirdiği ölümlü kalımlı yaşantılarının bir parçası olan refleks benzeri bir tepkiyle asalarını çekip bu yeni gelen misafirlerini karşılamaya hazırlandıklarında; aralarından hızla geçip gitmek yerine atının üzengi ve dizginlerine tüm gücüyle asılan bu misafir, ikiliye yakınlaştığında hem onları tanımış hem de tanınmış olsa bile şaşkınlığını gizleyemeyerek arkadaşlarının yüzlerine bakmıştı. Kenneth artık gizleyemediği kahkahasını dolu dolu atıyorken, Raymond Harvey Davis arkadaşlarıyla eşit seviyede dumura uğramış biçimde olduğu yere çakılmıştı. Kenneth'ın kahkahalarına bir parça katılan Alpharian, beden dilini kullanarak "Yok artık, benden bu kadar!" dercesine havaya savurduğu kollarıyla arkadaşlarına arkasını dönmüş ve çiftlik evine doğru artan hızla yollanmaya başlamıştı.

80
Lejant Alanı / Alpharian/Omegan av Thrawsunblat
« : 15 Ekim, 2021 22:40:39 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »


Alpharian/Omegan av Thrawsunblat
(Ryan Kirkhammer ve Meghan Necramyth)
*Calamum Lautus*

Doğum Tarihi ve Doğum Yeri: 01.12.1831 – Lødingen, Norveç

Hogwarts Binası: Yok

Cemiyet: Özgür Orenda Kardeşliği/Matushka Üçüncü Enternasyonel

Meslek: Sanat Eleştirmeni/Muggle Avukat

Yetenek: Animagus/Telepati

Özet Geçmişi:
Doğumundan sonra öksüz ve yetim kalan çocuk, evin sağ kalan tek hizmetçisi tarafından üvey evlat edinilip Prusya içinde bulunan Danzig'e götürülmüş ve 13 yaşına dek orada yaşatmıştır. Üvey annenin de ölümüyle kökenlerini ve gerçek ailesini aramaya çalışan çocuk, Norveç'e doğru kendi başına yola koyulur ve yaşantısının büyük bir bölümünü çeteler içinde geçimini sağlayan bir başıboş olarak geçirir. Şans eseri tanıştığı Raymond Harvey Davis'le birlikte Londra'ya gelen genç, orada kendine yeni bir yaşam yaratır ve iki ayrı kişi olarak Ryan Kirkhammer ile Meghan Necramyth kimlikleriyle Londra halkından bir parça olur. Raymond aracılığıyla tanıştığı Kenneth Aldo Miller ile arkadaşlık bağlarını aile olma seviyesine yükselten genç, onlar gibi Topiarii Sanctionem adlı gizli bir örgütün bir üyesi olmuştur...

Sahip oldukları Fantastik Canavarlar ve Evciller:
- 1865'te Surrey'de katıldığı bir Magna Purgatio görevinde kurtardığı ve o günden sonra sahiplenip "Korone" adını verdiği tatlı mı tatlı bir dişi Cocker Spaniel'in de anne/babasıdır.

- Yine 1865'te Omegan'la olan iletişimini desteklemek isteyen Das/Gabriel Barthelémy tarafından görkemli bir törenle hediye edilen ama daha adı verilmemiş bir Unicorn kısrağının annesidir. (Bir bakıma Omegan'a özel)

-1866'da Londra genelinde kişisel atılımda bulunduğu bir Magna Purgatio ve Cadı Avcıları'na karşı başardığı görevinin sonucunda örgüt lideri tarafından geri çevirdiği rütbesel ödül karşılığında edindiği ve şu an için "Vrees" (Afrikanca'da "Korku" anlamına gelen) adıyla bilinen bir Cerberus eniğine de babalık yapmaktadır. (Bir bakıma Alpharian'a özel)

Dış Görünümleri:
İkizlerin gözleri ikiselliklerini yansıtacak biçimde bir diğerinin simetriği olacak biçimde biri Kehribar rengi, diğeri de Yeşim Taşı rengine çalan Heterokromi'leriyle birlikte Ela renge sahiptir (Alpharian'ın sol, Omegan'ın sağ gözü Kehribar renkteki irise sahiptir). Ten rengi olarak Omegan'ın Güneş görmemiş teni soluk bir benize sahipken, Alpharian'ın Yaz aylarında bollaşan çilleriyle birlikte ikizine göre daha "normal" bir ten rengine yakın olduğu söylenilebilir. Kardeşlerin koyu Kahverengi renkteki saçları; yine Alpharian'ın Güneş yüzü görmesiyle daha sararmış, Omegan'ın ise olduğundan daha koyulaşmış olduğunu gözlemlemek olasıdır. Giyim tarzı olarak aşağıdaki resimle betimlenilebilirler.

Ailesi olarak saydığı
Raymond Harvey Davis
Kenneth Aldo Miller

İş Arkadaşları
Cheshire
Cornelia
Qian Fenhua

İletişimde Bulunmak Zorunda Kaldıkları
Das


Detaylı Geçmişi:

Norveç'in Nordland ilindeki Lødingen kentinde 1831 yılında gerçekleşen doğumlarından sonra tehlikeli bir operasyonla ayrılan ikizler; kürek kemiklerinden yapışık doğduklarında, doğurtan ebeleri tarafından "Kelebek İkizler" adıyla adlandırılmışlar ve Lapon kökenli "av Thrawsunblat" ailesinin evine büyük bir mutluluk kazandırmışlardı. Kendilerini çok seven anne ve babalarının gözetimi altında daha ilk aylarını dolduramamışken ağır karışıklıklarla hastalanan bebekler, hiç kimsenin karşılaşmaya hazır olamayacağı acıklı sonuçlarla karşılaşmış ve Ecel'i evlerine beklenmedik bir erkenlikle ağırlamışlardı. Alpha ve Omega olgularından esinlenmiş biçimde yeniden adlandırılan ikizlerden hangisi olduğu bugün bilinmese de, 1 Aralık'ta doğan bebeklerden birinin 31 Aralık'ta öldüğü ve bu acıya dayanamayan annelerinin intiharından sonra, babalarının Kara Büyü'ye başvurması kimilerinde kaçınılmaz olarak görülüyordu. Kimsenin düşmeyeceği derinliklerdeki karanlıklara inmekten çekinmeyen adam; Dünya'dan ayrılan çocuğunun ruhunu yakalamanın ve diğer bebeğin küçük bedeninin dayanabileceği en son sınırlara dek zorlayarak yaşayan kardeşinin ruhuyla tek bir bedeni paylaşmasına zorlamanın ücretinin büyük olacağını her şeye rağmen göze almıştı.

"Başlangıç" ve "Son" kavramıyla örtüşecek biçimde "Alpharian" ve "Omegan" adlarıyla yeniden adlandıran bebeğin, normal bir bebek olmadığını söylemek yersiz olur. Yine de tüm aile varlığını çocuğunu yaşatmak için harcadıktan sonra asla ödeyemeyeceği borçlarla yüzleşen babalarının en sonunda akıl sağlığını yitirmesi ve tüm yaşadıklarına dayanamamasıyla birlikte, evini ve bulunduğu tüm arazisini Fiendfyre lanetiyle yok edip intihar edişi; haber bültenlerine "Nedeni bilinmeyen" bir durum olarak yansıtılmıştı. Normal bir yaşantı sürmekten ölene dek sürgün edilen bebek, babasının yıkımından sonra yaşamayı başarabilen Prusyalı bir hizmetçi tarafından kurtarılmıştı. Çocuğu üvey evlat edinen kadın memleketine dönüp, çocuğun olağanüstü varlığı ve gerçek ailesi ile ilgili sorulacak sorulara karşı uygun bahaneler uyduramayacağı korkusuyla onu Büyücü sosyetesinden ve okullarından uzak biçimde büyütmüştü. Gençliğinin büyük bir bölümünü evde kendine ayrılan odasının kapalı kapısı arkasında ve kütüphanedeki kitaplar arasında geçiren çocuk; Kofti üvey annesinin 11 yaşına bastığında hediye ettiği asasını eline aldıktan sonra, evlerine gelip kendine büyü eğitimi veren bir komşunun yardımları sayesinde Büyücülük ile tanıştı. Yaşadığı evin sahip olduğu büyük kütüphane ve çeşitli öğretmenlerinin yardımıyla yıllar içinde yalnızca büyü değil, Büyücülük Dünya'sı içeriğindeki çeşitli eğitim ve bilgiler ile birçok Muggle çalışmaları üzerine kendini eğitmişti; Doğal olarak bu kişisel gelişimde içine kapanık biri olması yararlı olmuştu. İki ayrı kişi olarak çeşitli konulara ilgi duyan çocuk, iki kardeş olarak ilk kez bu yaşlarında bireyselliklerinin ayrı yollardan yürümek zorunda kaldığını en baskın biçimde öğrenmişti. Kütüphanenin çalışma odasında bulunan pencereye her gün uğrayan bir kuşun ötüşüyle uyanan çocuk, zaman içinde yaşayamadığı özgürlüğün içinden kopup gelen en Doğal sanat eseri olan Müzik'le tanışmıştı. Müziğe olan ilgisini kütüphanedeki araştırmalarına da yansıtan çocuk, büyüdüğü yaşlar süresinde bu sanatla ilgili büyük bir sevgi ve tutku duymaya başlamıştı. 13 yaşını bitirmeden önce ailesi olarak bildiği tek insanın zamansız ölümüyle yalnız başına kalan çocuk, komşularının da yardımıyla Danzig'te yaşadığı bu üvey aile evini içindeki her şeyle birlikte sattıktan sonra üvey annesinin yanaklarını elleriyle tutup sevgi dolu sözcükleri arasında ağzından kaçırdığı Norveç'teki kökenlerini bulma amacıyla yollara koyuldu.

Üvey annesinin yaşantısı boyunca sakınganlıkları nedeniyle neredeyse alışkanlık olarak kendisine verilmiş olan gerçek adını kullanmanın zararlı olabileceğini düşüncesiyle küçükken okuduğu kitaplardan esinlenerek kendine koyduğu "Ryan" ve "Meghan" adlarını kullanarak yeni bir yaşantıya, yeni kimliklerle başlamayı seçmişti. Uzun süren bu yolculuğunda yaşamayı sürdürmek için yanına aldığı parayı kolayca kaptıran çocuk, bu Dünya'da var olabilmek için ellerini kirletmesi gerektiği dersini belki de olması gerektiğinden çok geç bir zamanda öğrenmeye başlamıştı. Adını öğrenmeyi çok fazla önemsemediği kentlerin sokaklarından gelip geçtiği ve gündüzleri kendini acındırarak cılız bir oğlancık olarak karnını doyurup, geceleri de kalacak yeri olmayan yalnız bir kızcağız olarak (Bazen de asasının yardımıyla) edindiği sıcak bir yatakta uyuyarak hedefine ilerliyordu. Her zaman kent ve kasabalarda bulunamadığı yolculukları sırasında Doğa'yla iç içe kaldığı için içindeki müzik sevgisini çeşitli kaynaklarda yaşayarak az da olsa mutlu bir "zorlu yaşam" sürdürüyordu. Yasal olmayan yollarla elde ettiklerini kullanarak yaşamaya alışan çocuk; güvenlik birimlerine yakayı ele vermemek için çok uğraşmış olsa bile, yakalandıktan sonra bir daha geri dönmeyeceği yerlerin karakollarından nasıl kaçacağı üzerine de deneyim edinmişti az-çok. Norveç'e vardığında nereye gidip, kimden bilgi edineceğini bilmeyen çocuk uzun süre sokaklarda arayış içinde kaldı. Bu süre içinde Muggle ve Büyücü ayırmadan yerel kanun kaçakları ve çetelerle iletişimde bulunduktan sonra yavaş yavaş böylesi oluşumların içine girmeyi mantıklı bulmuştu. Zaman içinde edindiği sokak yetenekleri ve gizli tuttuğu büyücülük yetenekleriyle ufak tefek çetelerde hızlıca yükselmenin ve liderlerin güvendiği üyelerden olmayı öğrenen çocuk; Büyücülük Dünya'sı ve Muggle Dünyası üzerine de eğitimler almaya, kendini geliştirmeye devam etmişti. Yaşı ilerledikçe daha fazla irade gerektiren büyülere yeteneğini geliştiren çocuk gençliğe adım attığında çoktan Norveç'in birçok ilinde, birçok çetenin lideriyle tanışıp; hepsinden öğrenebileceği Büyüleri ve Muggle yeteneklerini çalıp uzaklaşmıştı bile. Gel zaman git zaman yolu Kuzey'deki Nordland'a vardığında 18 yaşına çoktan girmişti.

"Ryan" olarak bir gün sokakta rutin cepçiliğini yaparken hedef seçtiği ama gençliğinde bu işlerle oldukça içli dışlı olduğu için işlem sırasında yakalandığı; yuvarlak Güneş gözlükleriyle birlikte gencin daha önce görmediği kendine özgü giyimiyle öne çıkan bir adam, yaşantısının değişik bir dönemine açılan kapıları aralamıştı. Küçük yanlış anlaşmalarından sonra kendini savunma ve yaşananları unutturma amacıyla asasını çeken "Ryan"; karşısındaki adamın da asasına davrandığını görünce saldırganlığını bir kenara bırakıp, bilgisi sömürülecek yeni bir öğretmen bulduğunu düşünerek gardını indirmişti. Adının Raymond Harvey Davis olduğunu sonradan oturdukları kafedeki konuşmalarında öğrendiği adamın neden düellodan vazgeçtiğini hiç öğrenememişti ve konuşmaları sırasında karşılıklı yaşam öykülerini paylaşan ikili, ortak hırsızlık geçmişlerinin de büyük yardımıyla kısa zamanda kaynaşmışlardı. Raymond'ın üyesi olduğu ama rütbesini yükseltmekte pürüzler yaşadığı Tılsım kulübü Noiderhjem'in neden Norveç'te olduğunu ve bunun ikisi için de büyük bir şans olduğunu tartışmış olmaları aralarında kurdukları ikinci bağ olabilirdi. Çünkü "Ryan" olarak şu an bildiği Tılsım'ların en önemlilerinin eğitimini aldığı kulüp, genç adamın şu an aktif olarak bağlı bulunduğu çetenin en büyük bağışçılarından biriydi. Konuşmalarının sonunda genç adam sokaklardan öğrendiği en önemli ders olan "Vermeden alamazsın" kuralına uygun olarak bu yeni tanıştığı adama kulüp içindeki üyeliğini yücelteceğini bildiği patronuyla tanışmayı teklif etmişti. İkilinin şansına "Ryan" ve patronu arasındaki güçlü bağlar çarkların dönmesine ve sonuç olarak durum Raymond'ın istediğini elde etmesiyle sonuçlanmıştı. Yıllarını sokaklar ile çeteler arasında harcayıp, buraya en başta neden geldiğini "unuttuğu" ve yolundan çok fazla saptığı özeleştirisini yapan çocuk; Raymond'ın Londra'ya döneceğini öğrendikten sonra artık burada kalmasının kendisine çok fazla şey katmayacağını düşünerek adama katılmayı düşündü. Yalnızca birkaç gündür tanıdığı adamın yola çıkmadan önce haber vermesiyle birlikte "Ryan" olarak büyüyle içi genişletilmiş çantalarından birine saklanan genç, hareketlenen arabanın sesiyle birlikte geç saatlerde "Meghan" olarak ortaya çıkmış ve Norveç'teki sokak çocuklarının hoyratlığına ayrı, karşısında bir anda beliren kıza ayrı şok olan Raymond'a daha önce anlatmadığı bu özel durumunu anlatıp; kendisiyle Londra'ya gidip yeni bir yaşama başlamak istediğini anlatmıştı. Yeteneklerinin eski çetesi Tahta Parmak‘ta kendine yer edinebileceği seviyede yeterli olduğunu düşünen Raymond, gencin bu isteğini onaylamış ve birlikte yaptıkları yolculuk sırasında daha da kaynaşmışlardı.

Londra'ya vardıklarında Raymond'ın ailesine ait olan Mali-Phali-Ty-Co adlı pubın sürekli müşterilerinden biri olmuş ve zamanını çokça orada takılarak geçirmeye başlamıştı "Ryan" ve "Meghan". Yatacak yeri olarak kullandığı yeri "Ryan" olarak bazen yaptığı kapkaç vurgunlarında mallarını satmak için, "Meghan" olarak da bazen kalabalık gecelerde Raymond'a yardım edecek bir çalışan olarak yuva edinmişti kendine. Zamanla oraya gelen saygın müşterilerden biri olan ve Raymond'la sık sık Quidditch üzerine uzun tartışmalara giren Kenneth Aldo Miller adlı adamla tanışmaları da Londra'daki bu uyum sağladığı yılların başlarına denk geliyordu. Daha önce hiç ilgi duymadığı ve varlığını önemsemediği bu sporla ilgili iki koca adamın tutucu tartışmalarına tanık olan genç, zamanla iki adamdan duyduğu çeşitli terimleri ve betimleri özümseyerek bir gün ortaya atılmış ve durduk yere gelişigüzel biçimde birinin bir diğerine sorduğu soruya yanıt vererek konuşmaları arasına dalıvermişti. "Phali" içinde Ryan adıyla bilinen bu gencin yersiz yorumuyla şaşıran ve kahkahalarla katıla katıla gülen adamlar, onu da aralarına alıp hiç anlamadığı spor konuşmalarına devam etmişlerdi. Kullandıkları adları daha kalıcı biçime varlıklandırmayı amaçlayan kardeşler, Ryan'ın içinde bulunduğu yasadışı çetelerin de bolca yardımıyla birlikte Londra Muggle ve Sihir Bakanlıklarına kendilerini Prusya doğumlu Ryan Kirkhammer ve Meghan Necramyth adlarıyla iki ayrı kişi olarak kaydettirmişlerdi. İkizlerin Londra Büyücü Sosyetesi'nin vazgeçilmez bir parçası olan hiziplerle tanışmaları da bu zamanlara denk gelir. Vatandaşlık sıfatlarıyla iyice ülkeyle iç içe olan kardeşler bu özel topluluklarda kendilerine özgünlük bulabildikleri ayrı noktalar seçebildikleri için "Özgür Orenda Kardeşliği" Ryan'a, "Matushka Üçüncü Enternasyonel" ise Meghan'a ikincil birer ilişkinlik yerine geçmişti. Gündüzleri bir, Geceleri bir başka yaşam sürdürmekle lanetlenmiş olan genç; kısa zamanda içine girdiği suç Dünya'sında yeni adını duyurmadan uydurduğu başkaca kimliklerle, çeşitli suç örgütlerinin gölgesi altında tanınmadan yükselmeye başlamıştı. Gündüzleri ikindi saatlerine dek yasadışı işler peşinde koşup içeri giren Ryan, geceleri yeri geldiğinde tan saatlerine dek kendini bir gün avukat olmaya adamış olan Meghan olarak Muggle kanunlarını çalışmaktan sıkılarak pubdan çıkıyordu. Gündüzleri eli-yüzü yara içinde Phali'nin kapısına bırakılan ama cebinde sakladığı değerli taşlara sahip olan takıları sunan Ryan, geceleri kaçak yollarla kadınlara açılmış olan eğitim kurslarına yazılan ve sık sık kendini tanıdığı Muggle avukatlara önermesini isteyen Meghan olarak Raymond'a iki baş belası kardeş olmuşlardı. "Sokakları eğitim temizleyecek beyler!" diyen Meghan'a karşılık, "Sokakları sanat özgürleştirecek abiler!" diyen Ryan karşısında Raymond ve Kenneth; kendilerinden yaşça küçük olan bu iki insanı desteklemekten başka bir çıkar yol bulamıyorlardı.


Raymond'ın yardımıyla girdiği Bill Payne'in çetesinden beklediği verimi alamamaya başlayan Ryan, zamanla çeteyi yalnızca işi düştüğünde kullandığı bir araç olarak görmeye başlamış ve Raymond'ın yaşantısında her geçen gün daha fazla yük olduğunu düşünmeye başlamıştı. Kız kardeşiyle notlaşarak yaptıkları konuşmalardan sonra kendi yaşantılarına bağımsız yollarla devam etmeyi kararlaştıran ikizler, arada sırada günleri ya da haftaları bulan ortadan kaybolmalarını, ansızın bir gün birkaç yıla çıkarmışlardı. Özetlemek gerekirse tamamı Londra içinde geçmemiş olsa da devam eden yılların Ryan ile Meghan'ın ortak bir ilgiyle tutkunu oldukları müzik ve Doğa sevgisi içinde geçtiğini söylemek yeterlidir. Kimi zaman uygarlıktan uzak ormanların içinde, kimi zaman da en büyük senfonilerin yankılandığı yüce opera binalarında zamanları geçip gidiyordu. Yeteneklerinin artmasıyla birlikte ikizlerden biri Animagus olduğunu anladıktan sonra, kendini Biçim Değiştirme üzerine eğiterek, bu yeteneğini bilemeyi kendine erdem edinmişti. Yine de Londra'dan ve öz akrabaları gibi sevdikleri Raymond ile Kenneth ikilisinden uzak kalmak ikizleri yıpratmıştı, ayrıca içinde bulundukları hiziplerden tanıştıklarıyla uzaklaşmış olmaları da bu özlemin üstüne ekleniyordu. Gittikleri ansızlıkla eşit bir yönde Londra'ya geri döndüklerinde, yolculuklarından edindikleri gelirlerle kendi yaşam alanlarına çıkan kardeşler; Phali'de buldukları konforun çeyreğini bile edinemeyeceklerini bilseler bile, artık Raymond'ın sırtında bir yük olma duygusundan kurtulmuş olmanın etkisiyle elleri ceplerinde pubın kapılarından geri girmişlerdi. Ryan çok ilerlemiş yaşı nedeniyle bakımını üstlenemediği aile evini kiralayan Muggle kadına ait olan köhne bir üç katlı villanın orta katını kiralamıştı; ev sahibesi yaşlı kadıncağız romatizmalı dizleriyle merdiven çıkamadığından zemin katta yaşıyor, teras katında ise sahip oldukları düşük gelir nedeniyle sürekli kavga eden ama aralarındaki aşktan vazgeçemeyen genç bir çift yaşıyordu. İlk iki gece iradesini koruyabilen Meghan, böylesi bir gürültüde çalıştığı hiçbir dersi anlayamayacağı gerekçesiyle kendine kentin Thems nehrine manzarası olan ama Ryan'ın evinden birkaç dakikalık yürüyüş uzaklığında bulunan başka bir odayı kiralamayı uygun bularak yaşam alanını ikizinden ayırmıştı. Kardeşler zor da kendi yaşam alanlarına sahip olmanın tadını, özgürlüklerinin verdiği destekle birlikte çıkarıyorlardı.

Phali'ye geri döndüğünde Ryan'a karşı koyamayacağı bir teklifte bulunan Raymond, genç adamı Topiarii Sanctionem adlı gizli bir örgütün bir üyesi yapmayı hızla başarmıştı. Genç adam Sanat ve Bilim düşmanı, din ve görüş fanatiği insanları "temizleyen" bir erdemin parçası olmuştu artık. Ryan daha sonraları davet edildiği bir sanatçılar toplantısında konuk olduğu evin büyük salonunda diğer konuklarla birlikte ev sahibinin toplantı boyunca övünmekle bitiremediği sürprizinin açıklanmasını bekliyordu. Üzeri tülle örtülü köşeli bir taşıyıcı hizmetçiler tarafından odaya getirildiğinde herkes soluğunu tutmuştu. Ev sahibinin sabırsız hareketleriyle hızla açılan tül, altında gümüşten bir kafes içinde tutulmuş özel bir kuşu barındırıyordu. İnsanlardan ve hoyrat alkışlardan ürken hayvanın ötmesi için keskin bir sopayla dürtülmesi ve acı içinde öttüğü şarkısı, Ryan'ın kulaklarından içeri girdiğinde adamı çocukluğuna döndürmüştü. Genç adamın çocukluğunda her gününü çalışma odasının penceresinden güzelleştiren o kuşun bir eşi, şu an övüngen bir züppenin evinde "Egzotik" bir canlı olarak kafese tıkılmış ve canı yakılması pahasına konuklara ötüşüyle gösteri yapmaya zorlanılmıştı. Bu iğrenç gösteriyi izlemeye daha fazla dayanamayan adam; sonraki günün ilk ışıklarıyla bu Muggle evine girmiş ve kuşu özgürlüğüne kavuştururken, ev sahibini de hayvana yaşattıklarından dolayı özdenetimini elden bırakıp öldürmüştü. Alpharian av Thrawsunblat'ın Magna Purgatio adına üstlendiği ilk cinayet bu olmuştu... Sonradan örgüte kabul edilme adına işlediği 9 cinayet içinde yalnızca 5 tanesi Tabulae içinde olduğu için 10 puana erişebilmişti. Bir yıl sonra kendi yazıp yönetmeyi çocukluğundan beri ikiziyle birlikte tasarladığı "Hjemmesang" adlı çoksesli kuş senfonisini gerçekleştirebilmiş ve bunu tez olarak sunduğunda Topiarii Sanctionem'in "Lautus" rütbesine değer görülmüştü. Topiarii Sanctionem içinde, böylesine hızla rütbe atlayan en genç üyelerden biri olmuştu kısa süre içinde.
(Karakter Kartı'mın tamamını okumuş olanlar, aşağıya "Attingendis Impar Auctoritas" yazabilir mi lütfen? Kim okumuş, kim okumamış bilelim)

1849 – Raymond ve Ryan Londra'ya dönerler
1855 – Raymond'ın önerisiyle, Kenneth Topiarii Sanctionem üyesi olur
1856 – Raymond "Calamun Lautus" rütbesine yükselir
1857 – Raymond Ryan'ı Topiarii Sanctionem'e davet eder, Ryan ilk cinayetini işler
1858 – Ryan'ın tezi "Hjemmesang" Topiarii Sanctionem tarafınca kabul edilir, "Lautus" rütbesini alır
1859 – Ryan "Stipendium Lautus" rütbesine yükseltilir
1861 – Ryan "Rubrum Lautus" rütbesine yükseltilir
1864 – Ryan "Calamum Lautus" rütbesine yükseltilir

81
Birleşik Krallık / Kirkhammer Darbesi
« : 05 Ekim, 2021 15:18:03 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Ağustos'un daha yeni başlangıç verdiği ilk haftasının ışıklarıyla güne uyanmıştı Alpharian. Bu sefer üst kat komşularının sesleri çıkmaya başlamadan kahvaltısını yapmayı başarabilmişti ve şu an Londra'da tanındığı kişi olan Ryan Kirkhammer'ın çeşitli sanat eleştirilerini yazmaya başlaması, hak ettiği Şilin ve Galleon'ları çok geciktirmeden edinmesi gerekiyordu. Giuseppe Ravizza yapımı emektar daktilosunun başına geçmişti adam. Parmakları bir kez daktiloya değmiş olsun, gerisi Tanrı'nın vanasını açtığı bir çağlayan gibi aka aka geliyordu her zaman. Adam için bastığı tuşlara bakmadan kafasındakileri yazıya dökme işi sırasında bu sesin hızlanarak odasından yükseldiğini duymak sanki onu yeniden gençliğine götürüyor, Doğa içinde buluveriyordu kendini.

"Genç Buvelotçular" dergisi için Dulwich Resim Galeri'sine yeni eklenen parçalarla ilgili düşüncelerini yazdı ilk önce. Sonra da şiir üzerine Newdigate Ödülü kazanmış birkaç eser üzerine uzunca eleştiriler yaptığı "Kraliyet Müzisyenler Sosyetesi" oluşumuna ait olan gazeteye bir kez daha daha fazla şair ve kompozitörün ortaklık yapmalarını gerektiğini savundu. Alpharian için sanatın ana temellerinden ayrılamayacağını düşündüğü yedi nitelik vardı ve onlar gerçeklik, güzellik, güç, yaşam, anılar, boyun eğiş ve karşılıksız özveriydi. Bu nedenle geçen aylarda
"Toplumun yüzüne bir çanak boyayı fırlatıp atmış!" diyerek yerden yere vura vura eleştirdiği bir sanatçının kendine dava açacağı uyarısına karşılık bu ay daha ağır eleştirilerde bulunarak adamla;
"Davayı kazansa yargıç parasını ödeyemez!" diyerek dalga geçmekten geri tutmadı yazısında kendini bugün.

Bir sanatçının görevinin Doğa'yı gözlemlemek ve onu stüdyosunda yeniden yaratmaya uğraşmak yerine onu herhangi bir kompozisyon kuralından bağımsız olarak sanatında betimlemek olduğuna tutkuyla inanıyordu.
"Doğallığa karşı gerçeklik pahasına resimsel gelenekselliklerden yana olan" sanatçılara karşı olduğunu düzenli olarak vurgulardı eleştirilerinde. Ön-Raffaeloculuk Akımı'nın natüralizme olan bağlılığına hayrandı ve Doğal biçimlere saygısı nedeniyle dönem mimarisinde canlandırıcı etkileri olan ve son derece popülerlik kazanmış Gotik Mimari tasarımı üzerine övgüler yağdırdığı "Kolhisyalı Mimarlar Derneği Dergisi" bu ay da konu üzerine detaylıca sevgi dolu sözlerini taşıyacaktı. "Quattrocento di Londra" gazetesine de Ön-Raffaeloculuk akımı ve 7 kişilik Ön-Raffaelocu Kardeşler'in eserlerini övmeyi de bu aylık yazılarında eksik etmemişti.

Alpharian'ın yeri geldiğinde Doğa ile Tanrı'nın bir ve aynı olduğunu savunarak daha da ileri gittiği de oluyordu. "Sofi Aristokratlar" gazetesine ilk ve son kez yazdığını düşündüğü eleştirisinde
"Gerçeklik, güzellik ve dinin ayrılmaz bir şekilde bağlantılı olduğunu, güzelliğin Tanrı'nın bir armağanı" olduğunu savunduğu yazısından sonra bu hafta kendisinden bir eleştiri yazısı daha istediklerini geçen gün öğrenmişti. Venedik sanatının, sanatçıların İsa Mesih'e olan inançlarını yitirmeleri ve şehvet ve para gibi geçici şeylere tapmaları nedeniyle bozulduğuna inandığı zehir gibi bir yazı da onları bekliyordu. Son haftalarda sanatçılar ve para hırsları üzerine kendi sanatsal düşüncelerinin çokça zorlandığı zamanlar geçiren adam; yazdığı bir diğer yazısında Kraliyet Akademisi veya benzeri gösterilerde bireysel müşterileri çekmenin yanı sıra, sanatçıların kendi başlarına veya bir satıcının yardımıyla büyük eserler sergileyebilir durumda oluşlarına dem vurmuştu.
"Günümüz ressamları, böyle özel bir gösteriye katılmak için halkı ücretlendirerek; finansal bağımlılığını etkin bir biçimde tek bir alıcıdan çok sayıda insana aktarmış olsa da, bunu sanatını tanıtmak için değil ama ceplerini doldurmak için yapmaktadır!" diyerek oturduğu yerden küplere biniyordu. Londra'da eserlerini sergileyen Britanyalı ve yabancı ressamların eserlerini parası karşılığıyla zaman zaman gözlemlemek kolaydı, ancak orta sınıf halka ulaşmak için bu ücretlendirme tekniğinin en büyük ustası son dört yıldır tüm büyük yapımlarını bu şekilde göstermeyi seçen Holman Hunt'tı ve sayın Kirkhammer'ın eleştirilerine de böylelikle açık duruma düşmüştü. Joseph Mallord William Turner'ın uzun zamandır böyle durumlar için kullandığı kendi sergi galerisi vardı ve Benjamin Robert Haydon işi abartarak tekil resimlerinin sergilenmesi için ücret istemeye bile başlamıştı. Üçü için de uzun uzun söyleyecekleri vardı Alpharian'ın ve tüm düşünceleri "Victoria'nın Yıldızları" grubunun sosyete merkezlerindeki gizli dergilerinde yer edecekti. Son olarak "Kardeşler Annibale, Agostino ve kuzenleri Ludovico Carracci'nin Sanat Akademisi ile Bolognese Okulu yine zehirli meyvelerini bugün bile sanat dallarımıza asmaktan geri kalmamışlar. Ah, bu üçlünün 1580'lerden beri Roman Barok'u lekeleriyle kirlenen daha kaç ayrı sanat galerisi gözlerimizi incitecek bilmek bile istemiyorum..." yazarak bu günlük işini bitirdiğinde saatin çoktan 11:28'i gösterdiğini gördü.

Son yazdıklarıyla birlikte işi bitmişti bu ay için. Yorulan gözlerini ovuşturduktan sonra mutfağa, bir bardak çay daha doldurmaya gitti Alpharian; kurt gibi acıkmıştı ve Phali'ye gidip bir şeyler atıştırmayı planlıyordu. Üç odalı kiralık evinin okunup katlanılarak kenara koyulmuş günlük gazetelerle, çeşitli bulaşık ve buruşturulup top yapılmış deneme yazılarıyla dolu olan salonuna geri döndüğünde üst kat komşuları günün ilk kavgasına tutuşmuşlardı bile.

82
Yetişkin Karakter Başvuruları / Alpharian/Omegan Av Thrawsunblat
« : 02 Ekim, 2021 20:17:58 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Karakterin Adı ve Soyadı:
Alpharian/Omegan Av Thrawsunblat

Karakterin Yaşı:
34

Karakterin Temel Kişilik Özellikleri:
(Bağlantı olduğu için spoiler altında eklemedim)
"Karakter Kartı"

Karakterin Kısaca Geçmişi:
Doğumdan sonra öksüz ve yetim kalan ikiz kardeşler, evin sağ kalan tek hizmetçisi tarafından üvey evlat edinilip Prusya içinde bulunan Danzig’e götürülmüş ve 13 yaşlarına dek orada yaşatılmışlardır. Üvey annenin de ölümüyle kökenlerini ve gerçek ailesini aramaya çalışan çocuklar, Norveç’e doğru kendi başlarına yola koyulur ve yaşantılarının büyük bir bölümünü çeteler içinde geçimini sağlayan başıboşlar olarak geçirirler. Şans eseri tanıştıkları Raymond Harvey Davis’le birlikte Londra’ya gelen gençler, orada kendilerine yeni bir yaşam yaratırlar ve Ryan Kirkhammer ile Meghan Necramyth kimlikleriyle Londra halkından birer parça olurlar. Raymond aracılığıyla tanıştığı Kenneth Aldo Miller ile arkadaşlık bağlarını aile olma seviyesine yükselten gençlerden biri, onlar gibi Topiarii Sanctionem adlı gizli bir örgütün bir üyesi olmuştur.

İstediğiniz Meslek:
"Ryan" bağımsız olarak çeşitli dergi ve gazetelerde yazan bir Sanat Eleştirmeni, "Meghan" ise bir Muggle Avukat'tır. Ryan sıklıkla sokaklarda kapkaç ve yankesicilikle Galleon'larını kazanır.

Karakterinizin (varsa) Mensubu Olduğu Hizip:
"Ryan" bir Özgür Orenda Kardeşliği üyesi, "Meghan" da bir La Fay Şifacılar Topluluğu üyesidir.

Büyü Yatkınlıkları
Alpharian
  • Biçim Değiştirme Gücü: 16
  • Lanet Gücü: 7
  • Tılsım Gücü: 9
  • İksir Gücü: 3

Omegan
  • Biçim Değiştirme Gücü: 4
  • Lanet Gücü: 8
  • Tılsım Gücü: 7
  • İksir Gücü: 16

Örnek RP:
(Bağlantı olduğu için spoiler altında eklemedim)
"Giriş RP'i"

83
Avatar & İmza / Ynt: Avatar Kayıtları
« : 02 Ekim, 2021 19:49:39 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Karakter: Alpharian Av Thrawsunblat
Ünlü: Valentin D'Hoore

Karakter: Omegan Av Thrawsunblat
Ünlü: Sanem Çelik

84
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Satın Alım Talepleri
« : 02 Ekim, 2021 19:43:49 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Hocam zahmet olmazsa oradan bir kilo 1. Seviye Animagus gücü rica edeyim ;D

Sayfa: 1 ... 4 5 [6]