1
Yetişkin Karakter Başvuruları / Christophe A. Barthélemy
« : 21 Nisan, 2022 01:10:13 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Karakter Başvuru Formu
Karakterin Adı ve Soyadı: Christophe Acelin Barthélemy
Karakterin Yaşı: Bulduğu kayıtlardan anladığı kadarıyla kendisi 93 yaşında. Fakat neden kırklı yaşlarının başında biri gibi göründüğüne dair şimdilik bir fikri yok.
Karakterin Temel Kişilik Özellikleri
Christophe, esrarengiz bir biçimde hafızasını tamamen kaybeden ve hayatını, kendisini yeniden keşfetmekte olan bir beyefendidir.
Hafızasını yitirdiği anın öncesindeki özelliklerine dair bilgiler kısıtlı olmakla birlikte, yeni yaşantısında şimdilik sakin, temkinli ve tutarlı bir kişilik sergilemektedir. Başlarda kocaman bir şatoda hiçbir şey bilmez, anlamaz halde yapayalnız bulunmak onu oldukça korkutmuş olsa da, zamanla bu yalnızlığına alışmış, hatta bundan memnun olmaya başlamıştır. Genellikle vaktini devasa kütüphanesinde anılarına dair ipuçları arayarak ve dünyasına, yapabildiklerine, yeteneklerine daha fazla adapte olmaya çalışarak geçirir. Yaptığı araştırmalar neticesinde yakın zamana kadar olan büyücülük tarihini net bir şekilde öğrenmiş olsa da içinde bulunduğu güne dair fikirsizdir. Yaşadığı anı öğrenmek adına şatosundan dışarı adım atmaya ne zaman cesaret edeceği ise bilinmemektedir.
Sadece okuyup araştırarak kendi kendini eğlendirebilecek ekonomide bir eğlence anlayışına sahiptir. Giyim tarzını ise gardroptan merakla çekilen rastgele bir takımın üzerine geçirilmesi olarak tanımlamak mümkündür. Şimdilik hangi renkler ve kumaşlardan hoşlandığını kendisi de bilmese de, yünlü, uzun yeşil bir ceketin onda yarattığı hisler çok hoşuna gitmiştir. Hafif, yağsız ve baharatsız yemeklerden hoşlanır. Haşlanmış sebzeleri kırmızı ete tercih edebileceğini ise birkaç gün önce keşfetmiştir.
Christophe'nin başka insanların etrafında nasıl davranacağı bilinmemektedir, zira henüz aynadaki yansıması dışında herhangi bir insanla karşılaşmamıştır. Birkaç hafta önce anıları yitik bir şekilde uyandığından beri şatodan dışarı adım atmamış, bu süre zarfında ise herhangi bir ziyaretçisi olmamıştır.
Karakterin Kısaca Geçmişi
Barthélemy ailesine mensup olduğunu kitaplardan tesadüfen öğrenen Christophe'nin geçmişi üç haftalık bir süreye sığabilecek kadar kısadır. Zira kendisi, korkunç bir şatonun boş ve tozlu zemininde uyandığının ötesine dair hiçbir şey hatırlamamaktadır. Kimdir, necidir, neden anılarını kaybetmiştir ve bunu ona kim yapmıştır, bilinmemektedir. Uyandığı günden beri vaktini kendisini tanımaya ve şatoda bulduğu ipuçlarıyla hayatını öğrenmeye adamıştır.
İstediğiniz Meslek: Büyücü
Karakterinizin (varsa) Mensubu Olduğu Hizip: Şu an için hiziplere dair herhangi bir fikri bulunmayan bu karakter, yaşadığı şatoda Merlin Tılsım Kulübüne dair bazı ufak notlar bulmuştur.
Büyü Yatkınlıkları
[spoiler]Olaylar bitti mi yoksa daha yeni mi başlıyor, kestiremiyorum artık. Birileri bana bir şeyler yapmamı söylüyor, ben ise düşünmeden çoktan o buyruğa başlamış oluyorum. İsimleriyle, yaşlarıyla, kim olduklarıyla birer bütün olan insanlar gelmiyor sanırım önüme: Sadece dikilmesi gereken et parçaları, temizlenmesi gereken yaralar ve paketlenmesi gereken cesetler var gibi. Kaç saat, gün ya da belki de hafta geçti?
O lanet mağaranın çok da kötü olmadığına kanaat getirecektim neredeyse.
Gözlerimi kendi yatağımda açtım. O kadar uzun zaman geçmişti ki burada yatmayalı, aylar oldu zannettim. Halbuki sadece bir, belki iki hafta olmuştu. Hastanede işim biter bitmez kendimi eve, yatağa atmış, saniyesinde uyuyakalıp saatler boyunca uyanmamıştım. Bir iki günlük ev halim arada bir uyanıp çiğ salam atıştırmak, bir şişe suyu kafaya dikmek, bok varmış gibi sigara içip tuvalete gittikten sonra geri yatağa zıbarmakla geçmişti. Normal bir zamanda olsam yatağa banyo yapmadan yaklaştığım için kendime kızardım. Ama aynı zamanda, gene normal bir zamanda eve de dönmezdim aslında. Boş eve döneceğime hastanenin duşlarından birini kullanıp, temiz formalar çalıp sedyenin tekinde kıvrılır uyurdum. Normal bir zamanda zafere rağmen buruk olmazdı mesela sokaklar, hani kutlamamız eğlenmemiz falan gerekiyor ya. Her şeyin anormalleştiği bu zamanda yaptıklarımı artık çok da yadırgamamaya başladım bu yüzden. Varsın, çarşaflar batsın ne olmuş.
Ne kadar zaman geçtiğini kestirmeye çalıştım odada boş boş dolanıp, ayaklarımı açmaya çalışarak. Geç kalıp kalmadığımı anlamaya çalıştım. Hava yeni kararıyor olmalıydı, aşırı yanılıp yeni aydınlanıyor oluşuyla karıştırmıyorsam eğer. Belki de ekip evde oturmaya devam etmeliydim. Hiçbir şey olmamış gibi yapmayı deneyebilirdim. Sobaya biraz odun atıp televizyonu açsam, ışıkları kapatıp saatlerce embesil gibi otursam ne olurdu ki? Beni zorla evden mi çekip götürürlerdi mezarlığa? Zaten, uzun zamandır annemi de ziyaret etmedim. Kızacak bana eminim.
Kafamı sallayarak kendi kendimi ikna etmeye çalışan sorumsuz tarafımı def ettim. Duşa yolladım kendimi, kısa ve sıcak bir duşun ardından kurulandım, giyindim. Siyah uzun kollu bir kazak, siyah bir pantolon, siyah ayakkabılar. Elimde olsa gözümdeki kırmızıları da siyaha çevirirdim, Fuu'nun kalemlerini aşırmak istemedim. Yeterince cenaze tipine bürünmüş olmalıydım.
Saçlarımı kuruttum, derli toplu bir şekilde topladım kapının yanındaki aynada. Kapıyı çektim ve soğuk sokağa atıldım.
Belki de töreni es geçip direkt annemin anı taşına gitmeliydim. Kimse törene katılmadığımı da iddia edemezdi böylelikle. Sadece, mezarlığın farklı bir noktasında olacaktım işte. Bu fikri uygulamaya ne kadar götüm yemese de, kendimi kalabalığa girmeye de hazır hissetmiyordum işte! Ayaklarım geri geri gitmek isterken iyice yaklaştım tören alanına. Tanıdık bir yüz aradım yanına kaçıp, kurtulmak için. Veya boş bir köşe, tünemek ve soyutlanmak için. Yoktu, tören alanındaki insanların birlik oluşuna çekilsem de bir yanım hala kıyıda köşede kalmış hissediyor, eve dönmek istiyordu.
Risa'yı aradım, kardeşlerinin yasını çeken bir kızın yanına kendi derdimden uzaklaşmak için gitmemin ayıp olduğuna kanaat getirip, aramayı bıraktım. Iori'yi arar gibi oldum, çocuğu anımsamanın bende yarattığı hafif öfkeyi anımsayıp, onu da aramaktan vazgeçtim. Kılıcını bulmuş olması bana Fuu'nun hala kayıp olduğunu hatırlatıyor, beni içten içe kızdırıyordu kendi şansıma karşı. Çocuğa gereksiz patlayacağıma yalnız kalırdım, daha iyi.
Aslına bakılırsa, beni sinirlendiren tek şey bu da değildi. Kizashi meselesi, ne idiği belirsiz yazman kadının halleri, saçımın yanan kısımlarını zorla kesmeye kalkışan Kei... Hatta, artık her şeye daha çok sinirleniyorum denilebilir. Hastaneden ayrılıp "inziva"ya geçince keşfettiğim değişimlerimden biriydi bu: Artık daha öfkeli biriydim ve bunu düzeltmeye bu sefer niyetim yoktu. Savaş öncesi depresifliğim, durgunluğum puf olmuş gitmiş ve beni uçan kuşa bile öfkelenir bir halde bırakmıştı. Halim ne olacak, bilmiyorum. Bunu bilmem ve gelecek planı çizmem gereken yaşlardayım artık halbuki.
Son bir kaç dakika daha ayırdım kendime kalabalığa katlanmak için. Son bir kaç dakikayı ölen arkadaşlarımın anısına sakladım saygısızlık etmemek için. Tören bitmese bile kendime arkalarda bir yerlerde yalnız kalmalık yer aramamda sakınca olmazdı böylelikle. Kimse katılmadığımı iddia edemez, kimse erken ayrıldığımı söyleyemez.[/spoiler]
Karakterin Adı ve Soyadı: Christophe Acelin Barthélemy
Karakterin Yaşı: Bulduğu kayıtlardan anladığı kadarıyla kendisi 93 yaşında. Fakat neden kırklı yaşlarının başında biri gibi göründüğüne dair şimdilik bir fikri yok.
Karakterin Temel Kişilik Özellikleri
Christophe, esrarengiz bir biçimde hafızasını tamamen kaybeden ve hayatını, kendisini yeniden keşfetmekte olan bir beyefendidir.
Hafızasını yitirdiği anın öncesindeki özelliklerine dair bilgiler kısıtlı olmakla birlikte, yeni yaşantısında şimdilik sakin, temkinli ve tutarlı bir kişilik sergilemektedir. Başlarda kocaman bir şatoda hiçbir şey bilmez, anlamaz halde yapayalnız bulunmak onu oldukça korkutmuş olsa da, zamanla bu yalnızlığına alışmış, hatta bundan memnun olmaya başlamıştır. Genellikle vaktini devasa kütüphanesinde anılarına dair ipuçları arayarak ve dünyasına, yapabildiklerine, yeteneklerine daha fazla adapte olmaya çalışarak geçirir. Yaptığı araştırmalar neticesinde yakın zamana kadar olan büyücülük tarihini net bir şekilde öğrenmiş olsa da içinde bulunduğu güne dair fikirsizdir. Yaşadığı anı öğrenmek adına şatosundan dışarı adım atmaya ne zaman cesaret edeceği ise bilinmemektedir.
Sadece okuyup araştırarak kendi kendini eğlendirebilecek ekonomide bir eğlence anlayışına sahiptir. Giyim tarzını ise gardroptan merakla çekilen rastgele bir takımın üzerine geçirilmesi olarak tanımlamak mümkündür. Şimdilik hangi renkler ve kumaşlardan hoşlandığını kendisi de bilmese de, yünlü, uzun yeşil bir ceketin onda yarattığı hisler çok hoşuna gitmiştir. Hafif, yağsız ve baharatsız yemeklerden hoşlanır. Haşlanmış sebzeleri kırmızı ete tercih edebileceğini ise birkaç gün önce keşfetmiştir.
Christophe'nin başka insanların etrafında nasıl davranacağı bilinmemektedir, zira henüz aynadaki yansıması dışında herhangi bir insanla karşılaşmamıştır. Birkaç hafta önce anıları yitik bir şekilde uyandığından beri şatodan dışarı adım atmamış, bu süre zarfında ise herhangi bir ziyaretçisi olmamıştır.
Karakterin Kısaca Geçmişi
Barthélemy ailesine mensup olduğunu kitaplardan tesadüfen öğrenen Christophe'nin geçmişi üç haftalık bir süreye sığabilecek kadar kısadır. Zira kendisi, korkunç bir şatonun boş ve tozlu zemininde uyandığının ötesine dair hiçbir şey hatırlamamaktadır. Kimdir, necidir, neden anılarını kaybetmiştir ve bunu ona kim yapmıştır, bilinmemektedir. Uyandığı günden beri vaktini kendisini tanımaya ve şatoda bulduğu ipuçlarıyla hayatını öğrenmeye adamıştır.
İstediğiniz Meslek: Büyücü
Karakterinizin (varsa) Mensubu Olduğu Hizip: Şu an için hiziplere dair herhangi bir fikri bulunmayan bu karakter, yaşadığı şatoda Merlin Tılsım Kulübüne dair bazı ufak notlar bulmuştur.
Büyü Yatkınlıkları
- Biçim Değiştirme Gücü:10
- Lanet Gücü: 12
- Tılsım Gücü: 20
- İksir Gücü: 0
[spoiler]Olaylar bitti mi yoksa daha yeni mi başlıyor, kestiremiyorum artık. Birileri bana bir şeyler yapmamı söylüyor, ben ise düşünmeden çoktan o buyruğa başlamış oluyorum. İsimleriyle, yaşlarıyla, kim olduklarıyla birer bütün olan insanlar gelmiyor sanırım önüme: Sadece dikilmesi gereken et parçaları, temizlenmesi gereken yaralar ve paketlenmesi gereken cesetler var gibi. Kaç saat, gün ya da belki de hafta geçti?
O lanet mağaranın çok da kötü olmadığına kanaat getirecektim neredeyse.
Gözlerimi kendi yatağımda açtım. O kadar uzun zaman geçmişti ki burada yatmayalı, aylar oldu zannettim. Halbuki sadece bir, belki iki hafta olmuştu. Hastanede işim biter bitmez kendimi eve, yatağa atmış, saniyesinde uyuyakalıp saatler boyunca uyanmamıştım. Bir iki günlük ev halim arada bir uyanıp çiğ salam atıştırmak, bir şişe suyu kafaya dikmek, bok varmış gibi sigara içip tuvalete gittikten sonra geri yatağa zıbarmakla geçmişti. Normal bir zamanda olsam yatağa banyo yapmadan yaklaştığım için kendime kızardım. Ama aynı zamanda, gene normal bir zamanda eve de dönmezdim aslında. Boş eve döneceğime hastanenin duşlarından birini kullanıp, temiz formalar çalıp sedyenin tekinde kıvrılır uyurdum. Normal bir zamanda zafere rağmen buruk olmazdı mesela sokaklar, hani kutlamamız eğlenmemiz falan gerekiyor ya. Her şeyin anormalleştiği bu zamanda yaptıklarımı artık çok da yadırgamamaya başladım bu yüzden. Varsın, çarşaflar batsın ne olmuş.
Ne kadar zaman geçtiğini kestirmeye çalıştım odada boş boş dolanıp, ayaklarımı açmaya çalışarak. Geç kalıp kalmadığımı anlamaya çalıştım. Hava yeni kararıyor olmalıydı, aşırı yanılıp yeni aydınlanıyor oluşuyla karıştırmıyorsam eğer. Belki de ekip evde oturmaya devam etmeliydim. Hiçbir şey olmamış gibi yapmayı deneyebilirdim. Sobaya biraz odun atıp televizyonu açsam, ışıkları kapatıp saatlerce embesil gibi otursam ne olurdu ki? Beni zorla evden mi çekip götürürlerdi mezarlığa? Zaten, uzun zamandır annemi de ziyaret etmedim. Kızacak bana eminim.
Kafamı sallayarak kendi kendimi ikna etmeye çalışan sorumsuz tarafımı def ettim. Duşa yolladım kendimi, kısa ve sıcak bir duşun ardından kurulandım, giyindim. Siyah uzun kollu bir kazak, siyah bir pantolon, siyah ayakkabılar. Elimde olsa gözümdeki kırmızıları da siyaha çevirirdim, Fuu'nun kalemlerini aşırmak istemedim. Yeterince cenaze tipine bürünmüş olmalıydım.
Saçlarımı kuruttum, derli toplu bir şekilde topladım kapının yanındaki aynada. Kapıyı çektim ve soğuk sokağa atıldım.
Belki de töreni es geçip direkt annemin anı taşına gitmeliydim. Kimse törene katılmadığımı da iddia edemezdi böylelikle. Sadece, mezarlığın farklı bir noktasında olacaktım işte. Bu fikri uygulamaya ne kadar götüm yemese de, kendimi kalabalığa girmeye de hazır hissetmiyordum işte! Ayaklarım geri geri gitmek isterken iyice yaklaştım tören alanına. Tanıdık bir yüz aradım yanına kaçıp, kurtulmak için. Veya boş bir köşe, tünemek ve soyutlanmak için. Yoktu, tören alanındaki insanların birlik oluşuna çekilsem de bir yanım hala kıyıda köşede kalmış hissediyor, eve dönmek istiyordu.
Risa'yı aradım, kardeşlerinin yasını çeken bir kızın yanına kendi derdimden uzaklaşmak için gitmemin ayıp olduğuna kanaat getirip, aramayı bıraktım. Iori'yi arar gibi oldum, çocuğu anımsamanın bende yarattığı hafif öfkeyi anımsayıp, onu da aramaktan vazgeçtim. Kılıcını bulmuş olması bana Fuu'nun hala kayıp olduğunu hatırlatıyor, beni içten içe kızdırıyordu kendi şansıma karşı. Çocuğa gereksiz patlayacağıma yalnız kalırdım, daha iyi.
Aslına bakılırsa, beni sinirlendiren tek şey bu da değildi. Kizashi meselesi, ne idiği belirsiz yazman kadının halleri, saçımın yanan kısımlarını zorla kesmeye kalkışan Kei... Hatta, artık her şeye daha çok sinirleniyorum denilebilir. Hastaneden ayrılıp "inziva"ya geçince keşfettiğim değişimlerimden biriydi bu: Artık daha öfkeli biriydim ve bunu düzeltmeye bu sefer niyetim yoktu. Savaş öncesi depresifliğim, durgunluğum puf olmuş gitmiş ve beni uçan kuşa bile öfkelenir bir halde bırakmıştı. Halim ne olacak, bilmiyorum. Bunu bilmem ve gelecek planı çizmem gereken yaşlardayım artık halbuki.
Son bir kaç dakika daha ayırdım kendime kalabalığa katlanmak için. Son bir kaç dakikayı ölen arkadaşlarımın anısına sakladım saygısızlık etmemek için. Tören bitmese bile kendime arkalarda bir yerlerde yalnız kalmalık yer aramamda sakınca olmazdı böylelikle. Kimse katılmadığımı iddia edemez, kimse erken ayrıldığımı söyleyemez.[/spoiler]