Büyücedünya RPG

Dünya Ülkeleri => Birleşik Krallık => Aziz Michael Kilisesi => Konuyu başlatan: André Harris - 27 Kasım, 2021 13:31:43 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866

Başlık: Aziz Michael'ın Kanatları Altında
Gönderen: André Harris - 27 Kasım, 2021 13:31:43 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Bu RP, 18 yaş altı insanların okuması için sakıncalı olabilecek miktarda şiddet ve vahşet içermektedir.



[spoiler][youtube]https://youtu.be/cIpkq-2BtVI[/youtube][/spoiler]

ŞRAK!
"AAAĞH!"
"Sanırım dikkatin dağıldı André, ne diyordun?"
"Kırım Savaşı'nın sorumlusu..."
"...Evet?"
"..."

Siyah küt saçları omzunun üzerinde biten kadın, elindeki menekşe ağacından yapılma kamışı otoriter bir tavırla yanına indirerek kumral saçları yıkanmamaktan yağ ve ter bağlamış oğlanın karşısına geçti, biraz eğildi, çevresinde dakikada tam olarak kırk yedi tur atarak dönen gümüş madalyondan ziyade yere bakmaya çabalayan yüzüne uzattı elini. Çenesinin altından ince parmaklarıyla tuttuğu başı yükseltti, korkudan titreyen kahverengi gözleri kendi donuk gri gözleriyle buluşturmak amacıyla.

"Bak André, ben sana zarar vermek istemiyorum. Yalnızca tarih dersi veriyorum. Eğer dersinde başarılı olursan yemek de yiyebilirsin. 'Tanrı'nın tapınağı olduğunu, Tanrı'nın Ruhu'nun sende yaşadığını bilmiyor musun? Kim Tanrı'nın tapınağını yıkarsa, Tanrı da onu yıkacak. Çünkü Tanrı'nın tapınağı kutsaldır ve o tapınak sensin,' diye buyurur Corinthians 3:15-17. Günahkar olmak istemezsin, değil mi?"

Konuştuğu oğlanın kamışla kamçılanmaktan kızıl, hatta mor yaralarla bezenmiş sırtının sorumlularından değilmiş misali bir şefkat bürümüştü kadının sesini. Bakışları yumuşamış, tüm hatlarıyla adeta anaç denilebilecek bir hal almıştı.

"Şöyle dumanı üstünde tüten bir peksimet mesela... Ne güzel olurdu, değil mi? Yemek yemek istemez misin André?"

Karşısındaki oğlan gözlerini ilk defa yukarı doğrulttu uzun aradan sonra, sanki kendisinden ağır bir yükü kaldırmaya çalışıyormuşçasına bir zorlukla. Yenilgiyle... Daha dört gün önceki kıyımda kim bilir kaç can almış cadı avcısı, direnme şevkini kaybetmiş gözlere bakarak, sanki o duyguya sahipmişçesine anlayışla salladı başını aşağı yukarı doğru. Parmaklarını oğlanın çenesinden çekti ve doğruldu tekrardan ayağa. Arkasını dönüp kara tahtanın yanına yürümeye başlamışken kenarları yukarı kıvrılmış dudaklarında tatmin olmuş, netameli bir gülümseme vardı. Tahtanın yanına geldikten sonra on altı yaşındaki oğlana döndürdüğü yüzündeki bakışlar ise değişmişti. Şimdi merak ve beklenti sarmalamıştı suratını. Bu haliyse karşılık almıştı hemencecik.

"Kırım Savaşı'nın baş sorumlusu, eski Sihir Bakanı Evangeline Orpington'dır. Büyücülük toplumu bu savaşın çıkmasına ve ıı..."

Bir anlığına düşünmek üzere duraksadığında karşısındaki kadının, öğrencisinin başarılı olmasını ümit eden hevesli bir eğitimci misali teşvik dolu, inanç dolu gözlerin üzerinde olduğunu fark etti. Stresli, açlık ile kısıtlı açlık çekmesi arasındaki ayrımı belirleyecek birkaç saniyenin ardından devam etti cümlesine: "...altı yüz yetmiş bin muggle'ın hayatını kaybetmesine sebep olmuştur." Cümlesini bitirdiğinde mutluydu, umutluydu. Hatırlamıştı kendisine öğretileni ve azıcık da olsa bir şeyler yiyebilecekti. Ne var ki karşısındaki kadının yüzündeki hayal kırıklığı ve tatminsizliği fark etti kısa süre içerisinde.

"André, André, André..."

Kendisine doğru yaklaşmaya başlamış olan kadına bakan gözleri korkuyla irileşmişti: "Efendim... Kötü bir şey mi söyledim? Öğrettiklerinizi öğrendiğime ve doğru hatırladığıma emini-AAAAĞĞH!" Sırtına şiddetle vurulan kamış ile yarım kesildi sözü.

"İnsan diyeceksin André, insan... O lanetli, kirli, hakaret dolu kelimelerinizi kullanmaya devam etmen, bana, öğrettiklerimi hiç öğrenmediğini düşündürtüyor. Yazık... Sende potansiyel görmüştüm oysaki..."

ŞRAK!
Haykırdı.

"Yalnızca seni böyle şeytanın oyunlarına alet ederek yetiştiren ebeveynlerinden böyle olmuş, özünde nazik biri sanmıştım..."

ŞRAK!
İnildedi.

"Ama sen, daha bizzat sen hayattayken toplumunuzun aldığı canlara dair bile en ufak bir pişmanlık duymuyorsun..."

ŞRAK!
"AĞH! B-Ben sadece..."
ŞRAK!
Boğazı yırtılmanın eşiğinden döndü.

"Küstahlık yapma! Kırım Savaşı sadece bir örnek! Daha ne kadar can aldınız Tanrı bilir... Ne kadar can aldınız? Ne kadar?! Minicik çocuklarını şeytana alet etmiş annen ve baban kesin almıştır zaten... Belki sen de birkaç can almışsındır bizzat hatta, ha?!"

Acıdan gözleri sırılsıklam olmuş oğlanın görüşü iyice bulanıklaşmıştı. Açlık, susuzluk, yorgunluk; şimdiyse acı ve gözyaşları... Dudaklarını güç bela aralayabildi, yüreğinde kalan ve gençliğinden gelen ateşin son parçası, belki son kıvılcımıyla karşı koydu ithamlara: "A-Annem ile babam... Ka-Ka-Katil değiller... Onlar... Biz... Hiçbir insana zarar vermedik!" Kontrolünü kaybetmişti, gözleri kararmıştı. Yalnızca bir gaz lambası ile aydınlanan loş odanın karanlık köşeleri rahatsız ediciydi. Karanlık... En son ne zaman gün ışığı görebilmişti? Beş gün? Yoksa on beş mi?.. Muhtemelen bir bodrum katındalardı ve penceresiz odalarda yalnızca gaz lambalarının yandığı ve yanmadığı anlar vardı hayatında. Bir günü kırk sekiz saat yaşıyormuş gibi hissediyordu ama tüm çektiği acıların yaşanabilmesi ve böylesine çarpık bir düzene sokulmuş olabilmesi için yalnızca on saat gibi de yaşıyor olabilirdi günlerini pek ala. Çevresi süresini ölçemediği süredir karanlıktı. Yüreğinde yanan kor sönmeye yüz tutmuştu, dışarıdaki gölgeleri dışarıda tutmaya devam edemiyordu içini aydınlık, sıcak tutarak. Sadece bu kasvetli bodrum katı değil, ruhu da soğuk ve rutubetli bir hal almaya yüz tutmuştu. Ansızın bir hareketlenme hissetti altında. Bağlanmış olduğu sandalye, karşıdaki kara tahta, şu kenardaki masa ve üzerindeki gaz lambası... Tümü çılgınca titriyordu kontrol dışında. Gaz lambası, titreyerek yere düşeyazmış lakin ani bir refleks ile kendisinden uzaklaşan figür tarafından tutulmuştu masanın üzerini terk edemeden.

Hemen sonrasında çenesinde hissettiği parmaklar nazikçe değil, muazzam bir kuvvetle kavrıyordu kendisini. Canı acıyordu. Bitkinlikten, temel ihtiyaçlarının karşılanamamasından kırılmış bedeninde en ufak bir direnç kalmamış olmasıysa durumu yalnızca daha zor kılıyordu kumral saçlı oğlan için. Karşısındaki siyah elbiseli kadın ise başını sağa sola sallıyordu sadece, sakinleşmiş bir umutsuzluk ile. Az önceki hiddetinden eser kalmamış bir metanet ile girdi söze:

"Demek öyle diyorsun, André... Peki o zaman, sana tek bir soru sormama izin ver. Bütün bu süreç boyunca inatla savundun sizin gibi olmayanlara zarar vermeyenleriniz de olduğunu. Ya sizden kaç kişi tanıyorsun, sizden olmayanlara yardım etmiş olan?.."

Son direnme güdüsü vücudundan büyünün kontrolsüzce taşmasına sebep olacak kadar kuvvetlenmiş oğlan kalakaldı sadece. Adeta iki parmakla fitiline bastırılan mum ateş misali söndü tüm direnişi. Sahiden... Bu sorunun cevabını çok iyi biliyordu. Kabul etmek istemiyordu ama çok iyi biliyordu. Yanakları ansızın sırılsıklam olmuş, hiçbir fiziksel acının kendisini ağlatamadığı kadar ağlamaya başlamıştı minik porsuk. Gözyaşları araladığı dudağından içeri sızıp diline tuzlu bir tat yayarken mırıldandı kalan son gücüyle: "Kimse..."

Üzerine doğru eğildiği zavallı kırılma noktasına ulaşmıştı an içerisinde. Yüzünde tatmin olmuş bir gülümseme, bağrına bastı sarılarak oğlanı ve hüznünü birkaç saniye, adeta üzülen oğlunu teselli etmeye çalışan bir anne figürü misali. Kendisinden kaynaklanan tüm acılara karşın hıçkırmaları hafiflemeye başlamıştı inançlarının, doğrularının, iradesinin ve akli dengesinin sınırları her gün hayal edemeyeceği şekillerde zorlandığı oğlan. Zira şu anda yüzünü bağrına basan figür belki günlerdir, belki haftalardır bulabildiği ilk şefkat kırıntısını gösteriyordu kendisine. Sarıldığı esnada yüzünü bürümüş uğursuz tatmini ufak bir odaklanma sonrası anlayışlı bir ifadeye bırakan kadın, önündeki çocuktan usulca ayrılmaya başlamış, mırıldanmıştı nazikçe.

"Şimdi anlıyorsun, değil mi minik oğlan... Daha iyi anladıkça, daha iyi hissedeceksin. Tövbe için hiçbir zaman geç değil. Ama... Az önce yaptıklarının sorumluluğunu da üstlenmelisin. Adil olmak istiyorsan, adalet sana da işlemeli, değil mi? Senin gibi olan diğer çocuklarla tanışmanı, belirsiz bir tarihe erteliyorum miniğim. Çok yakındın, ama sen en büyük ve affedilmesi güç günahı işledin... Merak etme, nefsini ıslah etmene bizzat yardımcı olacağım..."

Çevresinde gümüş madalyon kusursuz bir şekilde tur atmaya devam ederken André, yalnızca hıçkırıyordu sessizce...
Başlık: Ynt: Aziz Michael'ın Kanatları Altında
Gönderen: Rota Fortunae - 27 Kasım, 2021 14:48:46 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Ne André'nin ne de geçmişte Aziz Michael'in misafiri olma şanssızlığına erişmiş diğer çocukların çığlıklarının, hıçkırıklarının, yalvarışlarının ulaşamadığı bir ormanlıktaydı Hogwarts'tan süpürgeleri üzerinde kaçıp gelmiş vefalı arkadaş topluluğu. Az önce içinde süzüldükleri kasvetli gökyüzü tepelerine çökmüş, tüm griliğiyle boğmaya hazır bekliyordu. Önlerinde ilk gördükleri, geniş bir düzlüğün üzerine kırmızı tuğlalardan örülü, toprak yola yakın şekilde konumlanmış bir bina... Mimarisine bakacak olursak buranın kilise olduğuna şüphe yok. Hogwarts büyük salonuna alışmış gözler için etkileyici olmayabilir belki, fakat içerisi oldukça geniş gibi duruyor dışarıdan.

Kilisenin yüz elli metre kadar gerisinde, içine saklandıkları ormanın eteğinde iki katlı bir bina daha bulunuyor. Diğerinden daha sade ve daha büyük. Kilise ile aynı kızıl tuğlalardan oluşan duvarın üzerinde gördükleri onlarca pencerenin her biri demir parmaklıklar ile kapatılmış.



Küçük büyücü ve cadılarımız henüz buradan sonrakileri bilmiyor ve siz değerli yazarların da olay örgüsünü asla bozmayacağına ve onlara uygun şekilde keşif imkanını vereceğinize inanıyorum:
Büyük bina yetimhanenin esas binası ve asıl hedefiniz sanıyorum ki orası. İlk kat burada göörevli yetişkinlerin odalarından, dersliklerden, yemekhane ve mutfaktan oluşuyor. İkinci katta ise çocuklara ait yatakhaneler bulunuyor.

Tabi ki sadece bu kadar değil, bir de aşağıya inen merdivenler bulunuyor. Girişinin mutfağın içindeki bir kapıdan olduğunu söyleyebilirim, fakat aşağıda bulunanlar açığa çıkmak için kendi zamanını beklemeli.

[spoiler] Ne gibi bir plan yapacağınız size kalmış. İçeri sızma şeklinize dair kurgunuzu yazıp RP'nin sonunda 'Öğrenci Düello Zarı' atınız.

Şansınız bol olsun, ihtiyacınız olabilir. [/spoiler]
Başlık: Ynt: Aziz Michael'ın Kanatları Altında
Gönderen: Aethelwulf Ares Caldecott - 27 Kasım, 2021 17:06:43 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Kasvetli göğün altında, Hogwarts arazisinin solmuş çimlerinde bir grup yeni yetme genç toplanmış ancak hiçbirinin orada bulunma amacı piknik yapmak değil, yüzlerini endişeli bir ifade bürümüş, sanki ne yapacaklarını bilmiyormuş gibi çaresizler… Gerginliğin temel nedeni basit bir sevgili kavgası gibi görünüyordu başta, yeşil cüppeli bir kız ile mavi cüppeli bir oğlan hararetli bir laf dalaşına girmiş ve çevrelerindeki herkesi unutmuşlardı sanki.

Ares, en başından beri tahmin etmişti bir pürüzle karşılaşacaklarını; yapmaları gereken tek şey süpürgeleriyle Hogwarts’tan ayrılmaktı fakat daha buluşma alanına herkes gelmeden bile inatçı kız arkadaşı işleri bozmayı seçmişti. Havanın soğuk olduğu gerekçesiyle itiraz ediyordu süpürge ile gitmelerine, oğlan ise geri adım atmamaya kararlı olacak ki hiçbir şekilde alttan almıyordu.

William’ın ortamı yumuşatma çabaları ve Mirabelle’in desteği ile en sonunda tartışmalarının kazananı olmuştu, aksi söz konusu olamazdı bile; çok geçmeden süpürgelerine atlayacak ve yola koyulacaklardı. Onlara ne engel olabilirdi ki?

“Pekâlâ, hepimiz hazırsa yükselme zamanımız geldi, değerli arkadaşımız André’yi geri getireceğiz!”

Süpürgesine atladı, coşkuyla havalandı, hatta diğerleri yükselmeye başlamadan bir tur takla attı etraflarında. Çok geçmeden Muggle’ların görüş alanına girmemek adına olabildiğince yükselmişlerdi göğe, mavi cüppeli oğlanın süpürgeyi tutan elleri buz kesmişti ancak insanlara yol gösteren olabilmek adına en önden uçuyor ve duruşunu hiçbir şekilde bozmamaya çalışıyordu.

Hemen çaprazında uçan Eurus’a yanaştırdı süpürgesini, genç kızın burnu kıpkırmızı olmuştu soğuktan, kendini iyice süpürgesine yapıştırmış bu yolu seçtikleri için içinden bildiği bütün lanetleri okuyormuş gibi bir hali vardı. “Havalar nasıl, küçük hanım?” dedi alayla. “Üşüdüysen seni arkama alabilirim.”

“Hiç gerek yok,” dedi kız, ses tonundaki tını havadan bile soğuktu.

Buz gibi soğuktan bir ömür gibi geçmiş yolculuk nihayet sona ermiş ve ormanlık bir alana giriş yapmıştı intihar timi. Yola çıkmadan önceki tartışmanın devamı ve sonrasında kimsenin tam olarak ne yapacakları ya da ne ile karşılaşacaklarına dair hiçbir fikri olmasa da dışarıda dikilmenin daha fazla anlamı olmayacağından Ares'in önderliği eşliğinde içeri yönelttiler adımlarını.

Yetenek 1d8 : 1, total 1
Destek 1d8 : 8, total 8
Talih 1d10 : 3, total 3

Başlık: Ynt: Aziz Michael'ın Kanatları Altında
Gönderen: Mirabelle Starlight - 27 Kasım, 2021 17:10:56 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Havanın kasvetli oluşu kızın içini bunaltıyordu. Tılsım dersliğinden yeni çıkmış, Lily ile birlikte yürüdükleri koridorlarda camdan dışarıya bakarak ne yapmaları gerektiğini düşünüyorlardı. Mirabelle, aklında kiliseyi ve yetimhaneyi canlandırdıkça titriyordu, hiç hoş yerler değildi. Mimarileri ne kadar gözalıcı olsa da içindeki insanlar kızın sinirini bozuyor, tüylerini diken diken ediyordu o ruhsuzluklarıyla. Sırf içinde cadılar geçen bir masal anlattığı için dayak yediğini ve saatlerce tövbe etmeye zorlandığını anımsadı, André şu an hayattaysa neler çektiğini düşünmek bile istemiyordu. Baş parmağını tamamen ısırarak yara yapmış olmasına rağmen hala kemirmeye devam ediyordu. Tekrardan elini ağrıyan başına koyarken koridorun sonundaki Michael'ı fark etti.

"Michael?" diye seslendi ve bakışları kendine dönünce devam etti, "Gel, bahçeye gidelim. Diğerleri de orada olur büyük ihtimalle." dedi koluna girmesini istermiş gibi sol kolunu açarken. Çocuk koluna girince Mirabelle sağ kolunda Lily, sol kolunda Michael ile bahçeye indi. Ares ve Eurus didişip duruyordu geldiklerinde. İkiliye hiç bulaşmadan sessiz sessiz izliyorlardı ne güzel. Ta ki, top Mirabelle'e atılana kadar. Ares'in dediği şey kızın somurtan yüzüne biraz da olsa renk getirmiş, hafiften gülmesini sağlamıştı. Süpürgeyle gitmek çok da pratik bir yol değildi direkt Hogsmeade'den Londra'ya geçmek varken ancak profesörlere yakalanma ihtimalleri bu şekilde aşırı yükseliyordu. Profesörler görmese, Hogsmeade'deki büyücüler bir avuç öğrenciyi görünce kesinlikle şikayet ederlerdi, özellikle de balodan sonra.

"Amanın, çiçek kokan Mirabelle'in yesin seni. Gidelim! Zaten tamamen olmasa da az buçuk biliyor gibiyim yolu, gösteririm hızlı hızlı, çabucak gideriz. Kaybolmama garantisi vermiyorum gerçi de..."

Ares, kazanmanın verdiği zevkle sırıtırken Eurus iyice çıldırmıştı. Süpürgelerini kaptılar, Ares'in de iyice gaza getirmesiyle binip havalandılar. André'yi geri getirebilme şansına sahip olmaları kızı öyle bir heyecanlandırıyordu ki buz gibi havada terlemeye başlamıştı. Bir süre uçuşun ardından Muggle yerleşkelerine yaklaştıkları için daha da yükselmişlerdi. Mirabelle buna çok da gerek olduğunu zannetmiyordu, rezil Londra'da zaten elalem sisten burnunun ucunu göremiyordu! Neyse ki sis aşağıda daha yoğundu da şu an önlerini görebiliyordu uçan büyücüler. Kilise görüş alanlarına girmişti, göremeyen varsa diye ağzını açan kız önündekilerin direkt ormana doğru yönelmesiyle geri kapatarak peşlerinden aşağı uçtu. Sonunda inebildiklerinde bacaklarının ve kıçının uyuştuğunu hisseden kız, kendini yere atıp bağdaş kurdu direkt.

Kiliseyi görünce aklına bir şey takıldı birden. Kilise, Aziz Michael Kilisesi'ydi. Baloda bağırarak okudukları dua da Aziz Michael duası... Bir bağlantı mı vardı? Hayır, sormaya gerek yoktu, büyük bir ihtimalle vardı. Büyüleri engelleyen şey o dua mıydı yoksa başka bir tür şey mi getirmişlerdi yanlarında?

"Arkadaşlar, bir şey diyeceğim ancak sadece bir teori. Baloda Aziz Michael duası okundu, duada şeytanın kötülüklerini zincirlemekle ilgili bir şeyler deniyor. Acaba diyorum, o anda büyü yapamamamızla bunun bir ilgisi olabilir mi? Yani, sadece bir düşünce ama dikkatli olalım diye dile getireyim dedim. Olmayabilir de yani sadece tahmin..." dedi. İhtimal küçük bile olsa vardı ve tehlikeliydi, baloda yaşananları tekrar yaşamak istemiyordu. Yerinde masum masum dinlenirken Eurus ve Ares'in tekrar didişmesine tanık oldu, bu sefer dahil olmak istemiyordu ancak Eurus'un kendine doğru bakan parmağı yüzünden derince iç çekmek zorunda kaldı kızcağız.

"Dur bakalım. İtiraz ettiğim falan yok elbette ama... Hakkında hiçbir şey bilmediğin bir binaya plan yapmadan direkt mi dalacaksın güzelim? Hiç sanmıyorum, ben bilmeme rağmen girmek istemiyorum, orası ne kadar iğrenç bir yer biliyor musun? Yıllarımı orada geçirmeme rağmen hala tam olarak içeride ne var bilemiyorum, sürekli bir şeyler değişiyor orada. Oturun şöyle, bir şeyler planlayalım. Ne yapacağız, nasıl yapacağız, işe yaramazsa nasıl kıçımızı kurtaracağız... Aceleyle birden dalarsak ne olur biliyor musun? Bizi de André'nin yanına atarlar, çocuk hayattaysa bile kim bilir sayemizde başına neler gelir! O da yetmez, bir de aynılarını biz yaşarız. Seni zeki sanıyordum!" dedi tek nefeste. Haliyle zaten sinirli olan kızı iyice köpürtmüştü. Şöyle bir durumda olmasalardı tam o noktada sonucunu kimsenin tahmin edemeyeceği bir kavgaya girişebilirlerdi, neyse ki Eurus'u tutan biri vardı ve Mirabelle hiç kavga modunda değildi.

"Ay, hoşt! Haklı olduğumun farkındasın prenses, hiç sövme boşuna. Analarını falan sikemeyeceğiz, o korkunç piç kuruları tek yumrukta bayıltır bizi! Gizli gizli girmemiz gerekiyor. Benim odamın camından girmeyi deneyebiliriz, ya da ortak banyodan. En ufak bir ses çıkarttığımız an sıçtık işte! Büyü yapmamızı engellerlerse ne bok yiyeceksin çok bilmiş leydim?  Adamların öyle manyak işkence yöntemleri var ki ödüm bokuma karışıyor! En azından bırak aklımda kaldığı kadar içeriyi tarif edeyim, hm?"

Cevap bile beklemeden çöktüğü yere kabaca yetimhanenin içini çizmeye başladı. İki katlı binayı üç katlı çizince birkaç sorgulayan mırıltı duysa da bir şey demedi ve çizebildiği kadarını anlatmaya başladı.

"Şimdi eee... Çok hatırlamıyorum çünkü bu yıl sadece üç kere gittim onlarda da odamdan çıkmadım. Şurası benim odam, önüne gidince anlarsınız çünkü demirleri yamuk ve camı kırık. Tamamen çocukların yatakhaneleri var bu katta bildiğim kadarıyla, gizli bir şeyler varsa da ben yaramazlık yaparken göremedim." dedi kat çizimini asasıyla daire içine alırken. "İlk katta yetişkinlerin odaları var o yüzden oradaki süremizi minimum tutmaya çalışalım yoksa her şey boşa gidecek gibi hissediyorum. Evet iki katlı ama sanırım şurada bodrum gibi bir yer var. Yani sadece tahmin ama... Zerre emin değilim ama mutfaktan giriliyordu sanırım? Ya da yemekhane... Öyle miydi ya... Tam hatırlamıyorum ancak oraya girmenin kolay olmayacağını söyleyebilirim, küçükken girmek istediğimde feci dövmüşlerdi, bir daha da gitmedim. Nasıl gideceğimize dair bir fikrim yok, orada hiçbir şey olmayabilir bile. Benim olmadığım sürede, özellikle şu balodan sonra değişiklik yapılmış olması muhtemel. Tamam, şimdi... Ne yapıyoruz? Hayır Eurus, içeri dalıp adam dövmeyeceğiz."

Yetenek 1d8 : 2, total 2
Destek 1d8 : 3, total 3
Talih 1d10 : 3, total 3
Başlık: Ynt: Aziz Michael'ın Kanatları Altında
Gönderen: Eurus Medea Soleil - 27 Kasım, 2021 17:11:33 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Bulutsuz ve kasvetli, o gün yaşanacaklara destekçi renklere bürünmüştü hava; kuşlar yaslı yaslı şakıyor, dindarlar çanlarını çalıyordu, Hogwarts öğrencilerinden birkaçı özellikle gerilmiş, geri kalanı cahilliğin haklı rahatlığıyla yaslarına devam ederken düşünmekten, daha fazla düşünmekten ve bol bol endişelenmekten dertlenmişlerdi. Ortak salonundan kaçıp amaçsızca koridorlarda yürüyenler de mevcuttu bir cesaretle derslerine girenler, dinlemek dışında her şeyi yapanlar da. Bir de Eurus vardı tabii, sevgilisine bağırıyordu.

"Tabii, nereye gideceğimizi, ne kadar süreceğini bile bilmeden süpürgeye binelim, dahice!"

"Eğer ejderhaya binmek daha cazip gelirse önden buyur tabii, tanrının onların zihinlerine her yere gitmelerini sağlayan bir harita kazıdığını duydum!"

"Seni bilmem ama ben kıçımın donmasının tarafı değilim. Eminim kimse değildir, o yüzden- "

"Oylamak ister misin?"

"Mirabelle!" diye çığlık attı Eurus doğrudan tir tir titremeye başlamış kıza dönerek. "Saatler boyunca kıçının donmasını istiyor musun istemiyor musun?"

"Çiçek kokan Mirabelle'im önemli olanın oraya ulaşabilmemiz olduğunu biliyorsun de mi?" dedi Ares, yüzünde hiç de masum olmayan ve gittikçe büyümeye başlayan bir sırıtış belirmişti.

Mirabelle bir anlığına bunun Eurus tarafından bıçaklanmaya, boğulmaya, cesedinin üzerinde tepinilmesine ve işi yakılarak kapatmaya değip değmeyeceğini sorgular gibi göründü, ama Eurus bile içten içe kabul ediyordu ki Ares'in sırıtışı işin içine girdi bu dünya üzerindeki kimse (kendisi bile) karşı koyamazdı, mümkün değildi.

"Amanın, çiçek kokan Mirabelle'in yesin seni. Gidelim! Zaten tamamen olmasa da az buçuk biliyor gibiyim yolu, gösteririm hızlı hızlı, çabucak gideriz. Kaybolmama garantisi vermiyorum gerçi de..."

Eurus'un kaşları hızla çatıldı ve elleri gözle görülür bir şiddetle titremeye başladı; onu yeterince tanıyanlar ya da akıl yürütme becerileri sıfırın biraz üzerinde olanlar fark edebilirdi kız basitçe öfkeden köpürüyordu, cinayet işlenmesi, en azından ciddi bir zarar verilmesi de oldukça muhtemeldi. Gözleri Mirabelle'in üzerinde kalır ve güzel suratını dağıtmak istiyor gibi görünürken Ares'in yüzüne pis, iğrenç bir gülümseme oturdu, Eurus'a göz kırptıktan sonra süpürgelere davrandı aceleyle. Doğruya doğru, bir dakika daha beklese ve Eurus'a ilk şoku atlatma fırsatını tanısaydı edineceği zarar yüzüne indirilmiş bir yumruktan çok daha fazlası olacaktı.

Hakkında söylenen pek çok şeye tezat olsa da Eurus trip atmayı sevmezdi, bunu gereksiz ve çocukça bulur, bir sorun varsa açık açık konuşulmasını yeğlerdi. Ama şöyle bir şey vardı ki sorun ortadaydı, kaynağı gülümsemeyi kesmez ve bu piç tavrı genç kızla her göz göze geldiğinde artışa geçerken Eurus tek çareyi kavga çıkarmakta, bağırmaya başlamakta buluyordu. Özellikle yerden metrelerce yüksekte, süpürgelerin izin verdiği kadar hızlı giderken işini görecek hızlı bir Sectumsempra'nın etkisi Avada Kedavra'nın da ötesine geçebilirdi.

Ormanlığa indiklerinde öfkeliden çok gergin bir hal almıştı bakışları; Ares'e olan kızgınlığı biraz bile azalmamıştı, ancak bir kere iş ciddiye bindi mi bunun yerini endişe, korku alıyordu. "İçeri girmemiz gerekiyor," dedi gözü korkmamış görünmeye çalışarak. Başarısız oldu.

Cevap olarak aldığı sessizlikten sonra derin bir iç çekti sabırsızlıkla, bir miktar öfkeyle adımlamaya başladı kiliseye doğru. Ares bir anda önüne atlayana ve onu tutana kadar birkaç adım ya atmış ya da atmamıştı; korku yerini yeniden öfke ve inada bırakırken "İzin ver gireyim işte!" diye bağırdı.

"Bir centilmen olarak sizi yalnız başınıza öylece gönderemem Leydim."

"İyi," dedi bir adım geri atarak. Kararlı bakışlarını grubun üzerinde gezdirdi, korkaklar ordusu adını hızlıca takmıştı kendilerine. "Sen, sen; arkamızdan geliyorsunuz, itiraz ederseniz şurada geçecek birkaç saati ve okulun geri kalanını inanın ki cehenneme çeviririm."

"Ne olursa olsun birbirimize yakın kalmamız gerektiğini düşünüyorum, asalarını sakın bırakmayın, ne veya kimlerle karşılaşacağımızı bilmiyoruz dolayısıyla gözünüzü dört açmalısınız." dedi diğeri, bir anda ciddileşmişti.

Mirabelle'in her zamankinden de sağlam yürek yutmuş sesi yükseldi birden Eurus'a karşı, oturmak gibi saçma bir öneride bulunma, sözlerini doğrudan ona hakaret ederek bitirme aptallığını gösterdi. Ares'in bunca zaman onu tutmayı bırakmaması iyi şeydi; adımları genç Ravenclaw'a yönelirken cübbesinden çekiştirildiğini, sakin kalmasının sessizce rica edildiğini hissetti. Muhteşem, değil mi?

"Plansız değiliz ki Mirabelle, sen ve Michael arkadan, ben ve Ares önden gidecek ve o orospu çocuklarının belasını sikeceğiz. Anlamakta zorlanıyor musun yoksa?" dedi tıslayarak.

Mirabelle'in uzun konuşmasına Ares'in ağzına koyduğu eliyle tahammül edebilmişti ancak, kulağına fısıldadığı kelimeler de yarıyordu bir miktar. Öfkesini çıkaracağı daha çok zamanı olduğunu düşünerek izin verdi şemayı çizmesine, bir tepki vermek yerine tam olarak ne yapacakları ya da ne ile karşılaşacaklarına dair en azından mekan fikri olan grup da dışarıda dikilmenin daha fazla anlamı olmayacağına karar vererek ilerlediler içeriye doğru.

Yetenek 1d8 : 7, total 7
Destek 1d8 : 5, total 5
Talih 1d10 : 6, total 6
Başlık: Ynt: Aziz Michael'ın Kanatları Altında
Gönderen: Iris Ashworth - 27 Kasım, 2021 17:38:02 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
[justify]Antik Yunan tiyatrosundalarmış gibi rol kesmeye çalışanlar mı dersiniz, kendi çarmıhını sırtında taşıyanlar mı dersiniz, ne derseniz deyin, Iris sınıfta toplanan kişilerin konuşmalarıyla birlikte bu işin altından nasıl kalkacaklarını -maalesef ki- tekrar düşünmeye başlamıştı. Altının dolu olduğu söylenemeyecek bir özgüvenle atılan laflar, yalnızca Iris’in bir kulağından giriyor bir kulağından çıkıyordu. Bir şey söylenecekse, ki çok rahat bir şekilde, söylenirdi; yeri ve zamanı asla burası olmayacaktı. Göz devirmekle yetinirken bir yandan ailesini anmadan geçemedi haliyle. İnsan sevgisiyle donatılmış olmak bazen en büyük imtihanlarından biri oluyordu Irıs’in. Bu da böyle anlardan biriydi. İç çekti ve konuşulanlar üzerinde çok durmadan oturduğu yerden doğruldu. Bir gözü sınıftaki saate kayıyordu aralıklı olarak. Plan yapabileceği birileriyle konuşmak en doğrusu gibiydi. Alfred’e yöneldi. Onu, Mirina’dan kaptığı ve adının da Robin olduğunu öğrendikleri adamotunu incelerken bulduğunda gülümsemeden edemedi. İki üç adımda yanına doğru ilerlerken kuru gürültüyü es geçerek, “Bir bağ kurdunuz sanırım.” diyerek ona takılmadan edememişti. “Umarım bunu kullanmamıza gerek kalmaz. Baksana şuna, eğer ihtiyaç olmazsa dönüşte yatakhaneye koymayı düşünüyorum.” İtiyatla kalkan kaşını indirip yumuşak başlı bir şekilde cevapladı Iris:  “Kaç yıldır tanışıyoruz ama şu korkusuzluğun beni hala hayrete düşürüyor.” Binasının hakkını veriyordu gerçekten Alfred, onun aksıyı alıp birden hareketlenmesiyle önüne dönerek yanlarına doğru gelmekte olan William’ı gördü. Sınıfın da dağılmakta olduğunu fark edince Iris derin bir nefes verdi. Bir karara varabilmişler miydi ki? Ona pek ihtimal vermiyordu. William’ın söylediğine göre ormana doğru yol alacaklardı. Takip etmekten ziyade kolaçan olmak için gitmesi gerektiğini düşünüyordu Iris. Geç olmadan yola koyuldular. Topluluktan ayrılmaya o anda karar vermişti. Bir açıklık bulur bulmaz ise yanında en çok güvendiği iki kişiden biri mutlaka olacaktı. Birbirlerine her zaman destek olurlardı. Arkadaşlar böyle zamanlar içindi.

Hogwarts koridorlarında ilerlemeye başladıklarında sessizce hala aralarında konuşuyorlardı. Hülasa, bir şeylerin eksik olduğu çok barizdi. Bu konu için hızlı bir çözüm yolu üretmeye çalıştılarsa da tetikte olmaktan başka bir çareleri yok gibiydi. “İlk önce bir varalım da bakarız gerisine! Daha yolda da konuşuruz.” diye yüksek konuşan Alfred’i dürttü Iris ses yüksekliğini düşürmesi için. William ise bir yandan uyarıyla adamotunu Alfred’e çocuğun yanında taşıdığı çantaya bir şekilde sıkıştırmasını söylüyordu. Öte yandan, Irıs, adımlarının arasında sıklıkla başını kaldırıp William’a bakıyordu. André için endişelendiğini ve onu ne kadar çok önemsediğini biliyordu. Herkes önemsiyordu. Tutarlı bir plan olması ihtiyacı da tam bu noktada ortaya çıkıyordu işte. Ne ile karşılaşacaklarını bilmedikleri bir yerde kimseye zarar gelmesini istemezdi ama William ve Alfred ile ayrı düşmek ya da onlara zarar gelmesi düşüncesi cadıyı oldukça endişelendiriyordu. İçindeki sesleri yol boyunca susturmaya çalıştı. İtidal ile üstesinden gelmeliydi. Zira, domino taşı etkisiyle her şeyi berbat etmek istemezdi.
Ormana vardıklarında başlamıştı yine bir ağızdan konuşmalar ve didişmeler. William’ı bir ara kaybetmişti Iris. Arabuluculuk yaparken daha fazla beklemeye takat bulamayarak William’ı geri çekiştirdi yanına. “Zaman kaybetmeyelim, hadi.” dedi ve William’ın yokluğunda büyüyle çağırmış oldukları onları hazırda bekleyen süpürgelerine atladılar. Sırayla ayırdılar ayaklarını topraktan. Alfred, kilisenin yerini gelir gelmez Mirabelle’den öğrendiğinden dolayı en önde uçuyor, dikkat çekmemek için aralığı açık halde ilerliyorlardı.

…

Kasvetli İngiltere havası karanlıkla bütünleştiğinde daha ilgi çekici oluyordu. Yol boyunca yüzünü yalayan rüzgâr artık bir nebzede olsa kesilmiş, Alfred’in hızını düşürmesiyle yaklaştıkları anlaşılmaya başlamıştı. Gözünün önüne düşen saçlarını kulak arkasına sıkıştırırken kızıl tuğlalarla döşeli binayı görünce alçalmaya başlamıştı. Gelmiş olmalıydılar. Alfred ve William’ın yanına sessiz bir iniş yaptı Iris. Keskin gözleriyle inmeden önce son bir kez kuş bakışı civarı süzmüştü. ”Siz de gördünüz mü?” diye sorarken bir yandan da asasını pelerinin iç cebinden çıkarıyordu cadı. Arkadan ve önden gelenlerin de iniş yaptığını gördüklerinde herkesin gruplu şekilde içeriye sızacak olması mantıklı gelmeye başlamıştı. Bir kilise ve bir bina. Mukadderat anı. Andre’nin diğer binada olduğunu düşünüyordu Iris, lakin olabildiğince dikkatli bir şekilde kontrol etmeliydiler. Etrafta kimse yok gibiydi. Belki şans yüzlerine gülerdi. İçgüdüsel bir şekilde sağ taraftan kilisenin dış cephesine biraz daha yakınlık sağlamak için sessizce adımlamaya başladılar. Henüz daha yaklaşmaya başlamadan koruma amaçlı "Salvio Hexia" büyüsünü uygulamaya soktular kendi üzerlerinde. Asalarını sıkı sıkıya tutuyorlardı. Hızlı ve sessiz şekilde açık bırakılmış olan kapıya vardıklarında kısa bir süre açıklıktan içeriye doğru baktılar. Başından beri hazırdılar. Sakin bir şekilde eşiği geçmek için yeltendiler. 
(https://buyucedunya-rpg.com/Themes/blackened/images/dice_warn.gif) This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d8 : 7, total 7
Destek 1d8 : 4, total 4
Talih 1d10 : 5, total 5[/justify]
Başlık: Ynt: Aziz Michael'ın Kanatları Altında
Gönderen: Michael Throd Sigurðsson - 27 Kasım, 2021 17:42:39 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
İç sesinin sürekli 'Belaya bulaştın Michael. Hani her şeyden uzak duracaktın?' demesinden bıkmıştı genç adam. Tılsım dersliğine gittiğinden beri aklında başına/başlarına gelebilecek binbir türlü şey dönüyordu. Hızla köşesine oturduğu yatağından kalkarak üzerini değiştirdi. Elinde süpürgesiyle Hufflepuff ortak salonuna geldiğinde, hep neşeli olan öğrencilerin sessizliği yüzüne çarpmıştı. Orada bulunanların üzerinde bakışlarını gezdirerek ortak salondan çıktı. Zindanlarda yürürken Ares'in ormana gidileceğini söylemesi de aklının bir köşesindeydi. Kendi kendiyle konuşup, bir yandan da giriş katta yürürken duyduğu tanıdık sesle bir anlık duraksadı. "Mirabelle?" Hızla Mirabelle'in yanına yürürken sol kolunu açtığını görünce kızın koluna girdi. Sessizlik içnde buluşma yerine gittiler.

Buluşma yerine geldiğinde tartışan ikiliye bakmadan gözlerini havaya dikmişti Michael. Normal bir zamanda olsalardı 'AA!Ben böyle havalara bayılırım!. ' derdi ama şimdi kasvetli hava içinde bulundukları durumla birleşince Michael'ı boğuyordu sadece. Gitme vakitleri gelene kadar konuşulanları sessizce dinlemişti. Soğuk bir uçuşun ardından gelecekleri yere vardıklarında Michael'ın içi ürpermişti. Korkuyla tir tir titrerken önden yürüyen Ares'i takip ederek içeriye girdi.

(https://buyucedunya-rpg.com/Themes/blackened/images/dice_warn.gif) This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d8 : 3, total 3
Destek 1d8 : 4, total 4
Talih 1d10 : 3, total 3
Başlık: Ynt: Aziz Michael'ın Kanatları Altında
Gönderen: Rota Fortunae - 27 Kasım, 2021 18:40:58 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Kimisinin endişeyle, kimisinin de sabırsızlıkla beklediği an gelmiş, harekete geçmişti genç cadı ve büyücüler. İki grup olarak hareket etmek iyi bir karar mıydı bilinmez; kader, önlerine süreceği yolu kısa süre içinde gösterir elbet.

İlk grup tehlikeye meydan okumayı seçerek yetimhane kapısını kendilerine hedef alıyor. Şanslılar ki kapı her zamanki gibi tüm çocuklar odasına çıktıktan sonra kilitlenmemiş. Kapıdan girdiklerinde kendilerini geniş ama gösterişsiz bir salonda buluyorlar. Sağa ve sola ayrılan iki koridor, ayrıca yukarı kata çıkan bir merdiven bulunuyor. Mirabelle'in verdiği bilgileri de düşünerek solda bulunan mutfağa yönelen grup mutfak kapısının önüne geldikleri an içerde gizlice yemek yiyen, tedirgin dört çocukla karşılaşıyor. Kimse bir şey demeye vakit bulamadan da merdivenlerden aşağı yönelen sert ayak sesleri duyuluyor. Sesin şiddetinden gelen veya gelenlerin çocuk olmadığı aşikar.

İkinci ve girişlerini gizli tutmaya niyetli grup ise hedef olarak kiliseyi seçiyor. Iris'in asasından yayılan büyü ile çevrelerine kamufle olan grup sessizce içeri süzülüyor. Girdiklerinde onları karşılayan sessizlik daha etraflarını bile inceleme fırsatı bulunamadan bir çatırtı ve ardından gıcırdamayla bölünüyor. Kürsünün arkasındaki, melek figürleriyle süslü vitrayın altında duran ahşap kütüphane öne doğru kayıyor ve açılan karanlık koridorun içinden bir kadın çıkıyor. Girdiği odada onunla birlikte duran gençleri görmeyen gözleri yalnızlığını teyit ettikten sonra elinde tuttuğu menekşe dalından yapılmış kamışı mendili ile silip ofis olduğu anlaşılan bir odaya giriyor ve kapısını kilitliyor. Şimdi tekrar yalnızlar.

[spoiler]- Sürenin aksamasından dolayı önceki saat planını rafa kaldırıyoruz. Sonraki metni girmek için 00:00'a kadar vaktiniz var.[/spoiler]
Başlık: Ynt: Aziz Michael'ın Kanatları Altında
Gönderen: Mirabelle Starlight - 27 Kasım, 2021 19:04:32 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Kumral cadı, kimseyi şaşırtmayacak şekilde yine elini kemirmeye başlamışken direkt yetimhaneye doğru ilerliyorlardı. Kendini güvende hissetmiyordu kız. Saklanmak, tedbir almak, öyle gitmek istiyordu. Yatılı okula gittiğini sanan bu mugglelar Mirabelle'i görse, hele ki bir de diğer öğrencilerle birlikte, asa ve süpürgelerle görse yaşayacağı kabusu hayal bile edemiyordu. Hep anlatırlardı cadılara nasıl işkence ettiklerini. Kazığa oturtmaktan, bağlayıp diri diri yakmaktan, dirilerini yüzmekten bahsederlerdi daha kız küçücükken. Şu an Eurus mu daha tehlikeliydi yoksa içerideki yetişkinler mi karar veremiyordu ancak bildiği tek şey iki tarafın da Mirabelle'i acımasızca öldürmekten çekinmeyeceğiydi.

İçeri girdiler, ultra yüksek güvenlik sistemine sahip olan bu yetimhaneye girmek epey zor olmuştu(!). Usul usul içeri girip mutfağa doğru ilerliyorlardı. Kapıdan sanki kendi evleriymiş gibi rahat rahat girmek kızı huzursuz etmişti ancak görünüşe göre takım ruhunda boğulan arkadaşları bitse de gitsek modundan çıkmak istemiyorlardı. Buram buram tehlike kokan yeri seçmiş, mutfağa gitmişlerdi ve izin saatleri dışında gizlice yemek yemekte olan dört çocukla karşılaşmışlardı. Çocuklar korku dolu gözlerle karşılarındaki yabancılar ve onların yanında duran tanıdık yüze bakarken birdenbire gelen seslerle irkilmişlerdi. Kızın yaşamak istemediği de tam olarak buydu işte, bir yetişkinle karşılaşmak istemiyordu! Küçük çocukların yanına ilerledi hızlıca.

"Çocuklar," dedi fısıltıyla. "Beni tanıyorsunuz, Mirabelle ablanız. Gizli gizli çıktığınızı küçük kuşlar söyledi ve azar işitmemeniz için arkadaşlarımla geldik, tamam mı? Siz bizi şikayet etmeyin, ablanız da sizi cezadan kurtarsın." diye devam etti sesini mutfaktan dışarıya çkarmamaya çalışarak. Küçük çocuklar sessizce başını salladı ve Mirabelle büyük bir risk aldı, arkasında çocuklar, Lily ve Michael olacak şekilde hızlı adımlarla mutfaktaki o kapıyı aramaya başladı. Adım sesleri yaklaşıyor, kız iyice stres oluyordu. Birden fazla kapı vardı ve hiçbiri aradığı yere açılmıyordu. Sonunda, Lily mırıltıyla bulduğunu söyleyince kapıyı açmaya yeltendiler. Açıldığı an hiç düşünmeden herkesi içeri itip arkalarından kendisi girmeyi düşünüyordu.

Şu zar artık düzgün gelsin :(((
Yetenek 1d8 : 4, total 4
Destek 1d8 : 2, total 2
Talih 1d10 : 1, total 1
Başlık: Ynt: Aziz Michael'ın Kanatları Altında
Gönderen: Iris Ashworth - 27 Kasım, 2021 19:49:11 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
[justify]Iris, William ve Alfred girdikleri anda meraklı gözlerle etrafa bakınmaya başlamışlardı. Arkalarından gelenleri göremeyecek kadar ileriye doğru tedbirle ilerliyorlardı. Aynı zamanda ürkütücü bir sessizlik hakimdi ortama. Bir ipucu, işlerine yarayacak herhangi bir şey… Ne olursa… Cadı avcıları hakkında bilgi edinmek; ileride -her ne kadar gerçekleşmesini istemese de- kana susamışlığın göstergesi olan bir başka olaylara ışık tutabilir veyahut başka canları kurtarabilirdi belki. André'yi kurtarmak ve iyi olmasını sağlamak en büyük öncelikleriydi. Bir noktada da görevleri arkadaşlarını kurtarma odaklı olsa dahi bilgi koparmak ve görsel hafızaya bir şeyler katmanın zararı olmazdı. Kiliseler… İç ve dış mimarisiyle abluka altına alırdı bazılarını. Başını kaldırdı tavana doğru Iris. Çatırtıyı duymamıştı. İşlemelere, sembollere, resimlere dağılan aklı William’ın onu bileğinden yakalayarak yolun ortasından çekmesiyle toparlanmıştı. Teşekkür edercesine baktı ona, yani, en azından seçebildiği silüetine. Bu şekilde ayak altında dolaşmak Iris’i biraz olsun germişti. Nefeslerini derince tuttular yakalanmamak adına. Vitrayın altındaki kütüphane kayıp karanlığını dışarıya yayan bir koridorun açılmasıyla göz bebekleri büyüdü cadının anında. Sessizliklerini korurken koridorda çıkan kadını izlediler. Arkadaşları orada olabilir miydi? Ya değilse? Nasıl bir tehlike ile karşılaşacaklardı? Ya risk alacaklardı ya şanslarını kaybedeceklerdi. Iris, William ve Alfred’in de aynı şeyi düşündüğünden neredeyse emin gibiydi. Kadın ne zaman giderse o zaman kendilerine fırsat doğacaktı. Kadının elinde tuttuğu kamışa bakarken aklından türlü türlü senaryolar geçiyor, düşündükleri canını sıkıyordu. Kamışı mendil ile silişine bakarken gözlerini kıstı keyifsizlikle. Melek figürünün altında şeytan zuhur ediyordu sanki. Umdukları gibi zamanlı bir şekilde işini halleden kadın ofisi andıran bir odaya geçerken herkesin kafasında gidilecek yer oldukça açıktı. Yine yalnızlardı, umdukları gibi. Büyük ama hafif adımlarla koridora doğru en önden gidiyorlardı. Kapanıp kapanmayacağından emin değillerdi, kapanma ve olası bir yetişememe durumuna karşılık asası hazırdaydı. En kısık sesiyle  “Dissendium” atacaktı.
[/justify]

Yetenek 1d8 : 3, total 3
Destek 1d8 : 8, total 8
Talih 1d10 : 10, total 10

Başlık: Ynt: Aziz Michael'ın Kanatları Altında
Gönderen: Michael Throd Sigurðsson - 27 Kasım, 2021 20:11:48 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Yetimhanenin kapısından girdiği an içinde pişmanlık tohumları ekilmeye başlamıştı Michael'ın. Stresten anlında ter damlaları birikmişti. Ne yapacağını bilmediği için çaresizce Mirabelle'i takip ediyordu. Eğer yakalanırlarsa başlarına neler geleceğini aklı almıyordu. Titrek bir nefes aldı ve mutfağa giden arkadaşlarının arkasından yürümeye devam etti. Aklına annesi ve babası gelince içindeki rahatsız edici his daha da büyümüştü. Bunları düşünme zamanı değil Throd. diye fısıldadı.

Onlar için oldukça tehlikeli bir yer olan mutfağa girdiklerinde, orada gizli gizli yemek yiyen dört çocuk görünce göxleri açılmıştı Michael'ın. 'Bu çocuklar ya bizi şikayet ederse? Çocuklar genelde her şeyi ispiyonlar... Hayır, hayır!!' Beyninde alarma geçmiş iç sesine küfürler yağdırırken, dışarıdan gelen seslerle kalbi daha da hızlı atmaya başlamıştı sarışın çocuğun. Derin derin nefesler alırken, gözlerini çocuklarla konuşan Mirabelle'a dikmiş kızı izliyordu.

Dışarıdan gelen ayak sesleri daha da yaklaşırken Mirabelle çocuklarla konuşmuş, içinde bir şey aramaya başlamıştı.. 'Ne aradıklarını bilsem...' diye düşünürken onlarla gelen Lily'nin bir kapıyı bulduğunu söylemesiyle hepsi oraya ilerledi. Kapıyı  açmak için uğraştılar. Kapı açılınca ilk çocukları sokup, çocukların arkasından Lily, Lily'nin arkasından Michael girdi...

[spoiler]Zar
Yetenek 1d8 : 2, total 2
Destek 1d8 : 8, total 8
Talih 1d10 : 4, total 4

[/spoiler]
Başlık: Ynt: Aziz Michael'ın Kanatları Altında
Gönderen: Rota Fortunae - 28 Kasım, 2021 14:01:24 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Gece kaçamaklarının ortasında basılmaları ile tedirginleşen ufaklıklar, tanıdıkları bir simayı görmeleriyle sakinleşmiş, normal şartlar altında kaçınılmaz olan yakalanmalarını engelleyecek güvenilir bir büyüğün kanatları altına girdiklerini hissetmişti bir anlığına. Hızla kaçış yolunu aramaya giren Mirabelle'i izlerken bu güvenleri de sağlamlaşıyordu; ta ki art arda kapıları yoklayan kız aradığını bulana kadar... Çevirmesine rağmen ittiremediği kulp elinde hareketsizce dururken refleks sayılabilecek bir hızla asasını yöneltti ve beyaz bir ışık eşliğinde kaçış yolunu  araladı Mirabelle (Yapılan hamle oyuncuya sorulmuştur.) Hemen ardından da arkasındaki çocuklardan kolayca duyulabilir bir nefes çekme sesi kulaklarına geldi. En büyükleri, diğerlerini omuzlarından tutarak az önce kahramanları gözüyle baktıkları kızdan uzaklaştırıyor, bir yandan da "Mi-Mİra...Ca-ca-ca-cac..."şeklinde kekeliyordu korkuyla. Kendilerine yıllarca anlatılan hikayelerden sonra güvenlerini kazanmak imkansız; çoktan karanlık merdivenlere girmiş Michael'in de şüphelendiği gibi şikayet edecekleri ise kuşkusuz. Bu olayın ardından Mirabelle'in bir daha buraya dönmesi intihar demek olabilir. Merdivenden duyulan sesler ise artık çok daha yakın.

Kilise'yi hedeflemiş ekibin şansı diğer arkadaşlarına kıyasla çok daha cömert. Herhangi bir mekanik düzeneğe bağlı olmayan gizli kapıdan geçmek için tek ihtiyaçları onun varlığını öğrenmekti ve öyle de oldu. Sorunsuzca içeri girip kendilerini aralıklarla yerleştirilmiş birkaç gaz lambasının ucu ucuna aydınlattığı uzun bir koridorda buluyorlar. Koridor ilerledikçe sağlı sollu demir kapılar beliriyor yanlarında. Her bir kapının üzerinde anlamadıkları latince kelimeler yazılı; kapıların ötesinde ise sessizlik var. Aslında tüm koridor sessiz, tek istisnası biraz ilerledikten sonra duydukları boğuk iç çekme ve hıçkırık sesleri.

[spoiler]- Duruma göre gruplardan biri veya ikisi için birer rp daha isteyebilirim. Buyurun deneyin şansınızı, zarlar izin verirse sorunsuzca alıp çıkarsınız belki, arkadaşınızın sesini duydunuz.
- Mirabelle için sağduyuyla davranıp kaçmak geleceğini etkileyecek bir sonuç doğuruyor, bunu bilerek hareket etsin.
- Aşağıdaki kapıları büyüyle açmak imkansız, deneyebilirsiniz fakat sonuç belli. Başka bir yol denemeniz gerek.[/spoiler]
Başlık: Ynt: Aziz Michael'ın Kanatları Altında
Gönderen: Mirabelle Starlight - 28 Kasım, 2021 14:16:03 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Kapı kilitliydi! Panik içinde ne yapacağını düşünüyordu, büyü yapmaktan kaçınmak istemişti ancak bir mucize gerçekleşmediği sürece bu kapı açılmayacaktı. Kendisini seven bu çocuklara güvenerek hayatının hatasını yapacağının farkında değildi. Bu zamana kadar kızın yaptığı her şeyi sır olarak saklamış olan çocuklardan bile bu tepkiyi alacağını bilmesi gerekirdi. "Hayır... Değilim- dinlerseniz açıklayabilirim, çabuk olun ve benle gelin yoksa gelen kişi-" derken elini en büyüklerine uzatmış, dördünün de anında çığlık atarak gerilemesine sebep olunca sinirle cıklamıştı. Lily ve Michael'ı kapıdan içeri itti, kendisi de girmeden önce son bir kez çocuklara baktı. Şansını son bir kez denemek istedi, büyük olana asasını doğrultarak, "Obliviate." dedi. Küçüklere döndü sonra, "Confundus." Sonucuna bile bakmadan kapıyı hızlı ama sessiz bir şekilde kapatarak merdivenlere döndü.

İki büyü için ayrı ayrı zar mı atmam gerekiyor bilmiyorum o yüzden ben iki atayım gerek yoksa siz şey edersiniz canım GM'lerim benim
[spoiler]
Yetenek 1d8 : 3, total 3
Destek 1d8 : 2, total 2
Talih 1d10 : 9, total 9

Yetenek 1d8 : 5, total 5
Destek 1d8 : 5, total 5
Talih 1d10 : 2, total 2
[/spoiler]

Ne kadar kırıldığı ifadesinden belli oluyordu. İç çekerek asasını daha sıkı tuttu. "Lily, rica etsem muggleları uzak tutan şu büyüden yapabilir misin? Ben nasıl yapıldığını unuttum, sen lanetlerde benden daha iyisin." diye fısıldadı merdivenlerden aşağıya doğru yavaşça ilerlerken. Lily bir şey demedi, başını salladı ve büyüyü yaptı, "Repello Muggletum."

[spoiler]
Yetenek 1d8 : 5, total 5
Destek 1d8 : 2, total 2
Talih 1d10 : 5, total 5
[/spoiler]

Tüm zarlar düşük gelirse nasıl ağlıyorum izleyin
Başlık: Ynt: Aziz Michael'ın Kanatları Altında
Gönderen: Michael Throd Sigurðsson - 28 Kasım, 2021 14:59:33 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Aşırı stresten dolayı dudaklarını istemsizce ısırırken gözleri ile Mirabelle'in yaptığı hareketleri takip ediyordu umutsuzca. 'Eh... Ne için uğraşıyorsak. Aptal Michael,ölüp gitmeye çok meraklısın.' Başına keskin bir ağrı girince kaşlarını çattı. İki parmağıyla anlını ovarken Mirabelle'in büyü yaptığını fark etti.

'Siz bittiniz. Bu çocuklar kesin şikayet ederler sizi.' Sus artık,sus! diye mırıldandı. Çocukların korku dolu sesleri kulağına ilişince tek kaşını havaya kaldırdı. Anlık olarak Mirabelle'e " Ne yaptın Mirabelle?" demek istese de bu fikrinden hemen vazgeçti. Çocuklara son kez bakarak "Çabuk hadi!" diye mırıldanarak Mirabelle'in büyüsünden sonra iki kızı da merdivenlerden aşağıya çekti.  Bir yandan da içinden küfürler yağdırmakla meşguldü.

[spoiler]'Merdivenden aşağıya çekme' kısmını anlatamadım ama neyse... Bu da zar.
Yetenek 1d8 : 7, total 7
Destek 1d8 : 3, total 3
Talih 1d10 : 10, total 10
[/spoiler]
Başlık: Ynt: Aziz Michael'ın Kanatları Altında
Gönderen: Aethelwulf Ares Caldecott - 28 Kasım, 2021 15:50:31 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
[justify]“Göklerdeki babamız, adın kutsal kılınsın, egemenliğin gelsin.”

Kutsal olan her şeyi simgeleyen bu görkemli yapı belki de tanrıya en uzak hissettiren yerdi o anda, insanın içini ısıtan güven duygusundan uzaktı, attıkları her adımda bir tehlikeyle karşılaşacakları korkusundan dolayı kalpleri hızla çarpıyordu iki gencin. Ares, Eurus’la tartışırken gruplarının hangi noktada dağıldığını kaçırmıştı. Can havliyle son anda kapanmadan geçtikleri mekanik kapıdan kilisenin kasvetli koridorlarında ilerlerken aklına gelen tek mantıklı şeyi yapıyordu, tanrıya dua ediyordu.

“Gökte olduğu gibi, yeryüzünde de senin istediğin olsun. Bugün bize gündelik ekmeğimizi ver. Bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi, sen de bizim suçlarımızı bağışla.”

“Gerçekten sana karşılık vermeyeceğini biliyorsun, değil mi?” dedi Eurus bıkkınlıkla.

“Şş, melekleri kızdıracaksın,” diye yanıtladı Ares. Koridorun iki yanında da üzerinde Latince kelimeler yazılı olan demir kapılar vardı, hepsinin ardında ne olduğu belirsiz olsa da içeriden bir tıkırtı duyma umuduyla kulağını soğuk demire dayadı. Eline geçense sessizlikti, sinir bozucuydu, sanki birileri sessizlik büyüsüyle donatmıştı her yeri. Eurus, oğlanı yola devam etmeleri için çekiştirse de, Ares kapının ardında ne olduğunu öğrenmeye kararlı gibiydi.

Asasını çekti, aklına ilk gelen Tılsım dersinde öğrendikleri Alohomora büyüsünü kullanmaktı ancak kapıda hiçbir kıpırdama olmadı.

Eurus alayla, “Tanrı’nın evinde o kâfir büyülerinin işe yarayacağını mı sanıyorsun?” dedi. “Hadi, devam etmemiz gerekiyor daha hiçbir ilerleme kat edemedik.”

“Ya André buradaysa?” dedi Ares. “Ya yolda bir bubi tuzağına yakalanıp yaralanırsak ve aslında en başından beri gözümüzün önünde olan arkadaşımızı kurtaramayacak bir duruma gelirsek?”

“Aman! O odanın ardında ne olduğunu bilmiyorsun! Belki de senin gibi aptallar girsin de yakalansın diye koydular o kapıları! Gerçekten o kafanı hiç mi çalıştıramıyorsun, söyle bana!”

Ares kızı görmezden gelmeyi seçti, haklı olma ihtimali gururunun gerisinde kalıyordu. İçinden, duanın son kısmını tamamladı. “Ayartılmamıza izin verme. Bizi kötü olandan kurtar. Çünkü egemenlik, güç ve yücelik sonsuzlara dek senindir!”

Çekilebildiği kadar geriye çekildi ardından bütün gücünü topladı ve Eurus’a göre yaptığı en aptalca şeyi yaptı: kapıya tekme attı.

Amin.
[/justify]

Yetenek 1d8 : 8, total 8
Destek 1d8 : 3, total 3
Talih 1d10 : 9, total 9
Başlık: Ynt: Aziz Michael'ın Kanatları Altında
Gönderen: Iris Ashworth - 28 Kasım, 2021 18:40:55 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
[justify]Şansları nasıl yaver gittiyse sıkıntısız bir şekilde koridora girebilmişlerdi. İlk izlenimde koridora yerleştirilen gaz lambalarının yaydığı aydınlık oldukça seyrekti. Lambalar takip edilince koridorun uzunluğu kolayca anlaşılabiliyordu. Sessizliğin kol gezdiği bu koridorda soğuk hava her yeri kaplamıştı. Alfred ve William’ın asasının ucundan çıkmaya başlayan ışık ile biraz daha önlerini seçebiliyorlardı artık. Birkaç adım daha attılar.  Koridorun yanlarda olan demir kapılar göze çarpıyor ve iyice merak konusu olmaya başlıyordu Iris için. Alfred’in kapılardan birini açmak için yeltendiğini gördüğünde yapmaması için lafa atılmasına gerek kalmadan kapalı olduğunu gördüler. Hepsi mi kapalıydı? Ne vardı acaba içlerinde? Bakmamaları lazımdı. Bazen bilmemek veya görmezden gelmek iyi bir seçenek olabilirdi. Her bir kapının üzerinde yazan latince kelimeleri ezberine almaya çalıştı cadı. Latinceye ilgisi vardı Iris’in ancak diğer dillerle birlikte eş zamanlı olarak çalıştığından böylesine zor bir dili tamamen öğrenebilecek ve çeviri yapacak bir seviyeye gelmemişti, henüz. Etrafı incelemek için fazla vakitlerinin olmadığını biliyordu, aşina olduğu birkaç kelimeyi zihnine atarken asıl kapıya yaklaştıklarında hıçkırık sesiyle bölündüler. William kısık bir sesle herkesin aklına düşeni dile getirmişti: “Yoksa… André… O olabilir mi?”

Giderek artan hıçkırıkların sızlattığı kalpler bir anda can bulmuşlardı. Ufak bir ses dahi olsa peşine düşerlerdi. Adımları büyütüp hızı arttırdıklarında giderek o tınının arkadaşlarına ait olduğuna emin oluyorlardı. Koridorun sonuna doğru vardıklarında ise artan ses ile hangi kapıyla cebelleşmeleri gerektiğini biliyorlardı artık. En azından öyle olduğunu düşünüyorlardı. Kulağını kabarttı Iris. William, “Bulmuş olabiliriz.” der demez el çabukluğuyla “Alohomora” ile kapıyı açmaya çalışmıştı ancak nafileydi. Mutlaka bir anahtar, bir giriş yöntemi, işe yarayacak herhangi bir şey olmalıydı. Alfred,”Gürültü yapmadan nasıl gireceğiz ki içeriye?” diye söylenirken Iris’in aklına bir plan gelmişti. William ile Alfred kapının kenarlarını yoklamaya başladılar diğer taraftan. Iris ise pek umutlu olmamakla birlikte gürültü yapmayan bir şeyden yana kullanacaktı tercihini.”Bir şey denemek istiyorum. Tutar mı bilmiyorum ama…” Genç kız, saçındaki babaannesinden kalma iki tane olan üzerinde renkli taşlardan yapılma antika bir çift telli tokayı çıkardı. Bulundukları dönemde artan suç oranlarıyla birlikte büyükbabasının muggle dostlarından öğrendiği ve Iris’e şaşkınlıkla anlattığı bir şeyi denemeye kalkıştı: tokalardan ikisini de ayırarak doksan derece açık hale getirdi ve bir tanesinin tırtıklı kısmını yukarı doğru büktü. Daha sonra diğerinin düz tarafı kilit deliğinin en altına yerleştirdi, diğer tokanın da bükük ucunu yavaşça deliğe yerleştirdi ve oynatmaya başlattı. Tokanın oynattığı kilitler aracılığıyla anahtarın şeklini hayal edip yavaş yavaş kilitteki mekanizmaları oynatmaya başladı ve bir tanesi çıt sesiyle beraber açıldı. Sırayla tüm hepsini denemeye devam edecek ve eğer başarabilirse; sonuncu mekanizma da açıldığında, kilitin rahatlamasıyla en altta tuttuğu tokayı ve bu tokayla da kilidi döndürebildiğini fark edecekti.

Yetenek 1d8 : 3, total 3
Destek 1d8 : 8, total 8
Talih 1d10 : 2, total 2
Başlık: Ynt: Aziz Michael'ın Kanatları Altında
Gönderen: Rota Fortunae - 28 Kasım, 2021 19:34:04 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Birçok yaşıtları için boyu aşacak denli zor büyüleri icra etmek bu stresli durumda Mirabelle için de Lily için de zor gibi duruyor. Neyse ki yanlarında onlara kaçmaları gerektiğini hatırlatacak mantığın sesi Michael var. Onlar merdivenlerden aşağı koşmaya başlarken üzerlerine doğrultulan asalar nedeniyle neredeyse altını ıslatacak çocuklar da telaşla henüz birkaç saniye önce en kötü kabusları olan yetişkinlere sığınıyorlar. Neyse ki korkuyla tekleyen konuşmalarının anlaşılması ve bina içinde yiyecek çalan çocuklardan daha tehlikeli şeylerin olduğunun öğrenilmesi az da olsa zaman alabilir ve gruba kaçmak için birkaç saniye daha kazandırabilir.

Eurus'un tüm uyarılarına rağmen Ares'in merakına yenik düşüp tekmelediği kapı, çocuğun tabanlarını sızlatacak kadar sertmiş gibi duruyor; fakat anın heyecanından mıdır yoksa düşmanlarının kendilerini desteklemesi için sürekli dua ettiği ilahi güç, kudretini bu seferlik ona mı bahşetmiştir bilinmez, büyük bir gümbürtüyle kendisini tutan menteşelerden kurtulan kapı yere seriliyor.

Tüm gece boyunca ihtiyatı bırakmayan Iris'in gerçekleştirmeye çalıştığı garip muggle yöntemi de elindeki tokanın kırılmasıyla hüsran ile sonuçlanıyor. Tam bu esnada Ares'in açtığı kapının sesi tüm koridoru dolduruyor. "Gizlilik buraya kadarmış." diyen William daha asasını kaldırmaya vakit bulamadan harekete geçen Alfred yanındakileri geriye doğru ittirip 'Bombarda Maxima' ile metal kapıyı, yine metal olan eşiği ve taş duvarın da bir bölümünü yerle bir ederek şaşkınlıkla kendilerine bakmakta olan André ile aralarındaki engeli kaldırıyor.



Ardı ardına kopan gürültülerin hazırlıksız yakaladığı tek kişi André değil; Ares'in indirdiği kapının ardında ilk gördüğü şey sıra sıra dizilmiş birkaç yatak oluyor, içlerinde ise başta şaşkınlık sonra öfke ile ayılan yüzler. Uykuda yakalandıkları bu  durum sebebiyle tedirgin olduklarını anlamak güç değil, fakat içlerinden daha kararlı gözüken birinin bağırmaya başladığı sözler diğerlerine de cesaret veriyor.

"Sancte Michael Archangele, defende nos in proelio..."

Birkaç saniye içinde hepsinin ağzından eş zamanlı dökülen savaş narasına dönüşüyor sözler:

"...in infernum detrude Satanam aliosque spiritus malignos, qui ad perditionem animarum pervagantur in mundo..."

Kendilerine hep öğretildiği gibi bu şeytanlara karşı hazırlıklı bir saldırıya girme lüksüne sahip olmadıklarını bildiklerinden, plansızca kapının önünde duran Ares'e hücum ediyorlar.

Bu sırada diğer odalarda da belli belirsiz sesler duyulmaya başlanıyor, koridor boyunca odalarda uyanan birileri var gibi. Irıs ve yanındakiler André'yi odasından çıkarırken, koridorun diğer ucunda da telaşla onlara doğru koşturan Mirabelle ile Michael beliriyor. Onların epey arkasında da bir kapı gürültüyle çarpıyor, ufaklıklar sonunda tanık oldukları manzarayı anlatabilmiş anlaşılan.

[spoiler]- Kalıp savaşmayı deneyecek bir cengaver olmadığı sürece kaçmanızı bekliyorum. Önerim tekrara düşmemek için birbirinizin rpsinin devamı olacak bir kaçış yazmanızdır. Sizden önce yazılanların başarısı/başarısızlığı sizin yazdıklarınızı etkileyecek gibiyse GMlere başvurabilirsiniz.
- Odalardaki kişiler henüz deneyim kazanmamış, geleceğin cadı avcıları. Bir zamanlar kendi fikirleri olan, şimdi ise yıkanmış beyinleriyle tek bir düşmana inandırılmış kuklalar. Sürpriz saldırılar yapamasalar, gizemli silahlar kullanamasalar bile kendilerini feda edip üzerinize atlamaya hazırlar, bunu göz önünde bulundurarak yazın.
- Kısa süre içinde diğer odalardan da dualara destek gelmeye başlayabilir, hemen ardından da kapılar açılıp hücuma katılabilirler. RPlerinizde kullanabilirsiniz.[/spoiler]
Başlık: Ynt: Aziz Michael'ın Kanatları Altında
Gönderen: Aethelwulf Ares Caldecott - 28 Kasım, 2021 20:33:05 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
[justify]“Hassiktir!”

Ares’in tekmelediği demir kapı büyük bir gürültüyle devrilmiş ve içeriye ufak da olsa bir ipucu bulma umuduyla göz gezdirdiğinde karşılaştığı manzaraya olan şaşkınlığını atlatamadan bir mücadelenin içine girmeleri gerekmişti. İçeride sıra sıra dizilmiş yataklar vardı ve sahipleri uyandırıldıkları için epey bir kızgın olacaklar ki birden mavi cüppeli oğlanın üstüne çullanmışlardı. Asasına bile uzanma fırsatı bulamayan Ares birkaç adım gerilemiş ve tam da o sırada imdadına hemen yanındaki Eurus yetişmişti.

Genç kız bakışlarıyla 'aferim sana geri zekalı' diyordu adeta, kaşla göz arasında çektiği asasıyla “Everte Statum!” diye haykırmıştı, en azından Ares’in kendini kurtarmasını sağlamaktı amacı. Ares, büyünün yardımıyla kendisini sarmalayan kollardan uzaklaşmış ve hemen ardından Eurus’u kolundan yakalayarak koridora girdikleri kapıya doğru koşmaya başlamıştı. Hemen peşinden geldiğini tahmin ettiği kukla kılıklı varlıkların dikkatini dağıtmak adına bir “Lumos Maxima!” yolladı arkasına. Kör edici parlaklıktaki ışığın görüş açılarını kısıtlamasını ve kendilerine kaçacak süre tanımasını umuyordu.[/justify]

Yetenek 1d8 : 8, total 8
Destek 1d8 : 6, total 6
Talih 1d10 : 5, total 5

Başlık: Ynt: Aziz Michael'ın Kanatları Altında
Gönderen: Mirabelle Starlight - 28 Kasım, 2021 20:39:29 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Panikle merdivenlerden koştur koştur iniyordu üçlü. Mirabelle, hala ihanetin etkisi altındaydı. Uzun bir koridora geldiklerinde karşısında arkadaşlarını görmüştü. Bu merdiven sadece kiliseye mi bağlanıyordu yani? Biraz daha dikkatli bakınca aralarında André'nin de olduğunu görmesiyle üzgün ifadesi yok olur gibi olsa da çocukcağızın haliyle içi gitmişti. Yanındakilerle birlikte diğerlerinin yanına ulaşınca Alfred'in sırtındaki André'ye daha yakından bakma şansını yakalayabildi, baloda çocuğu yanına alsaydı şu an hiçbiri burada olmayacaktı. Daha girişte şüphelendiği duayı duyunca panikledi.

Sakince kaosa baktı. Ne güzel! Şüphelendiği dua okunuyordu, kırık bir kapı vardı, arkalarından biri geliyordu, önlerinde her an saldırabilecek bir zombi sürüsü vardı... Kendini göstermemesi, eninde sonunda geri dönmesi gerektiği için masum rolü oynamalıydı ama ikinci kez vicdan azabı çekecek hali yoktu.

"Aaah! Susun, Langlock! Şu kapılar da kapalı kalsın... Colloportus!" dedi ve duayı okumalarına, odalardan çıkmalarına engel olmaya çalıştı. İşe yaramaz bir hamle miydi? Dua sadece kuruntudan ibaret bir şey miydi? "Ay, şey yapın, Robin! Robin, Robin, Robin!" dedi ne demeye çalıştığını kendi bile zor anlarken.

Yetenek 1d8 : 2, total 2
Destek 1d8 : 1, total 1
Talih 1d10 : 8, total 8
Başlık: Ynt: Aziz Michael'ın Kanatları Altında
Gönderen: André Harris - 28 Kasım, 2021 21:27:13 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Üstü çıplak, altında günlerdir giydiği pantolonuyla cezasını düşünüyordu kumral saçlı oğlan. Belki de haklıydı karşısındaki kadın, hak ediyorlardı yargılanmayı, koskoca camiadan birkaç kişi bile çıkıp bu suçları alınamadığı için üzerine, yardımda bulunmayı denemediği için muggle'lara. Ancak istemsizce bile olsa bir cadı avcısının yanında bulunmaması gereken yegane eylemde bulunmuştu: Büyü... Şimdiyse çekecekti cezasını. Günler, haftalar sonra ilk defa tanışacaktı birileriyle. Tanımadığı insanlar bile olsa... Konuşacak birileri vaat edilmişti uslu bir çocuk olursa kendisine. Şimdiyse elinden alınmıştı yegane iletişim imkanı. En son ne zaman birisiyle konuşabilmişti kendisi haricinde? Ağlamaya devam ederken titriyordu rutubetli odada vücudu. Kısmen sırtındaki sızılardan, kısmen soğuktan, kısmen duyduğu suçluluktan, çoğunlukla ise kaybettiği imkandan...

Kendine acıma seansı, ötelerden gelen absürt bir çatırtı ve kırılma sesiyle kesilmişti. Meraklı bir oğlandı André her daim, bu sebeple kapıdan kafasını uzatıp kontrol etmek istiyordu lakin kendisini sandalyeye bağlayan halatlar ile pek mümkün değildi bu. Hemen sonrasında kapının öteki tarafından işittiği tanıdık ses ve bilindik sözler ise tavşan gibi açılmasına sebep olmuştu gözlerinin: "Bombarda Maxima!"

Patlamanın etkisiyle sandalyesi -haliyle kendisi- yan devrilmiş olsa da karşısında gördüğü üçlüyü görmesiyle boğazı düğümlenmiş, heyecandan konuşamaz hale gelmişti: "S-Siz... I-Iris? Wi-l-l-iam? Alf-Alfred? Sizin bb-bura... Burada..." Halihazırda ağlamakta olan oğlan apayrı bir ağlama boyutuna ulaşmıştı mutluluktan. Başta sadece zangırdıyordu tepkisizce. Kendisiyle konuşuldukçaysa tepkilerini verebilmeye başlamıştı. Gözleri hiç olmadığı kadar irileşmişti heyecanla, ümitle. Güler yüzlü olmasına karşın hiç olmadığı kadar yukarı kıvrılmıştı dudakları. "B-Ben... T-Teşek... Teşekkür... Ederim. S-Siz... B-B-Ben..." ve daha çok ağlamaya başlamıştı. Gerçi titriyordu gözleri ama pek ağlayabildiği söylenemezdi. Susuz kalmış bünyesi gözyaşı üretebilmeyi bırakmış sayılırdı. Ama tüm mimik ve jestleriyle, yanakları ıslanmazken bile ağladığını anlamak mümkündü oldukça acınası bir haldeki oğlanın.

Kendisi çıkartılırken yürümekte zorlanıyor, ayak uydurmakta güçlük çekiyordu. Halsizdi, bitkindi, canı acıyordu. Her bir adımında burada geçirdiği vaktin çoğunda bağlı olan el ve ayak bilekleri sızlıyor, omuzlarının her ileri geri hareketinde sırtı yanıyordu. Ama kararmıştı gözleri hem korku hem de heyecanla. Geri düşürmek istemiyordu arkadaşlarını, söyleyecek ise çok fazla şeyi vardı. Bir yandan koşarken asasız olduğu için insanlara ayak bağı olmamaya çalışıyor bir yandan da tonla gerekli yahut gereksiz soru soruyor veya cümle kuruyordu:

"Yalnız siz... Hogwarts açılmamış mıydı?"

"Siz de mi? B-Ben... Çok..."

"Büyü yapma...mızı önleyebiliyorlar!"

"Ş-Şey, burada başka çocuklar da var demişlerdi, o-onları..."

"Çok garip aletleri var, a-at arabalarına özellikle dik-kat..."

"Yani b-ben... Ne diyeceğimi b-bilemiyorum..."

"S-Siz nasıl buldunuz burayı?"

"S-Siz de mi? B-Buraya kaç kişi? Kiml... Te... Teşekkür ederim..."

"B-Bir saniye, o 'çocuk'lar... Ben... Pardon..."

[spoiler]
Yetenek 1d8 : 5, total 5
Destek 1d8 : 3, total 3
Talih 1d10 : 4, total 4
[/spoiler]
Başlık: Ynt: Aziz Michael'ın Kanatları Altında
Gönderen: Iris Ashworth - 28 Kasım, 2021 21:34:59 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
[justify] Başarısız bir girişim sonuçlanırken Alfred’in ataklığı ile işin rengi değişmişti. William’ın da takati kalmadığından dediği gibi, gizlilik buraya kadardı. William bir an bile tereddüt etmeden en önden girmişti çocuğun yanına. Belli belirsiz bir şeyler mırıldandı çocuk. William ne durumda olduğuna baktı hemen.“İyi misin? André biziz. Arkadaşların.” dedi Alfred zihni bulanmış ve tükenmişliği çok açık bir şekilde belli olan çocuğa.”Seni burada bırakamazdık." derken ışık biraz daha yüzüne vurduğunda çocuğun kan çanağı olmuş gözleri ve yaraları daha net hale gelmişti. Türlü türlü işkence görmüş olmalıydı. Canı yanıyordu. Iris, kimsenin bu durumda olmasını istemezdi. Ona yapılanlar düpedüz canilikti. Çıkardıkları gürültüyle birleşen -muhtemelen diğer arkadaşlarının katkıda bulunduğu- karman çorman seslerle vakit onlar için işliyordu artık. Zaman, içinde bulundukları durumda ana unsurdu. William’ın, “Hadi çıkaralım onu buradan.” demesiyle Alfred ve William çocuğun iki kolunu da kavrayıp omuzlarına attılar porsuğun destek alıp kalkabilmesi adına. William bu şekilde ilerleyemeyeceklerinden uzun bir süre karanlıklarda kalmış güçsüz çocuğun kolunu alıp sırtlanırcasına hareketlendiğinde Alfred, “Bana bırakın.” demesiyle William ve Iris biraz daha önden gitmek için atıldılar. Arkalarını ve önlerini kontrol edip gidiş yollarını açacaklardı ki Mirabelle ve Michael’in onlara doğru koştuğunu gördüler.

İkisi de onlara katıldığında latince sözler yükselmeye devam ediyordu. Savunma yapmalıydılar. Sorunsuz geçen bir içeriye sızma operasyonu gerçekleştirdikleri gibi kaçabilecekler miydi? İşte orası muammaydı. Savun ve kaç. En mantıklı hamle bu olurdu. Olabildiğince hız kazanırken, Mirabelle adamotunu hatırlatmıştı.  “Şimdi değil. Biraz daha dayanalım. Tamamen çıktığımız anda koridora fırlatırız.” demişti. Kendilerini etkilemeyecek bir şekilde kullanmalıydılar. Fırsatı bulduklarında Robin’e veda edeceklerdi, hiç kaçarı yoktu. Ares ve diğerlerinin yanına vardıklarında “Kiliseye doğru! Çabuk.” diye bağırdı. Geldikleri yöne doğru koştururken, Iris hala arkadan gelmekte olanlara, görüş açısı yakalayabildiğinde, “Immobulus” atmak için asasını kaldırdı.

(https://buyucedunya-rpg.com/Themes/blackened/images/dice_warn.gif) This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d8 : 7, total 7
Destek 1d8 : 7, total 7
Talih 1d10 : 1, total 1[/justify]
Başlık: Ynt: Aziz Michael'ın Kanatları Altında
Gönderen: Michael Throd Sigurðsson - 28 Kasım, 2021 21:49:55 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
İkiliyi çekiştire çekiştire merdivenden inerken tek düşündüğü şey bir an önce buradan kurtulmaktı. Merdivenlerden inmeyi bitirdiklerinde kafasını bir saniyeliğine eğerek nefesinin düzene girmesini bekledi. Kafasını kaldırdığında gördüğü manzarayla gözleri kocaman açılmıştı. Birkaç saniye sonra buraya gelmelerini sağlayan kapının gürültü çarpmasını duyunca irkildi. 'Şimdi boku yedin Michael. Normalde hep iç sesine kızsa da bu sefer haklı olduğunu biliyordu. Derin bir nefes aldı ve gözleriyle etrafı taradı. Kırık bir kapı vardı.  Değişik sesler yankılanıyordu ve başına gelebilecek en kötü şeyi yaşıyordu. KAFASI ÇALIŞMIYORDU! Derin bir nefes aldı ve elini asasına attı. Birilerini öldürmek son isteyeceği şeydi ancak bunu yapmaya mecburdu. O sırada onların etrafını kuşatanlardan biri Michael'ın hareketini fark etmiş ona doğru ilerlemeye başlamıştı. Michael hareket eden insanın ona yaklaşmasına izin vermeden asasını çıkardı ve "Petrificus Totalus!" sözlerini söyledi. Ortalık saniyesinde karışmıştı ve Michael asasından büyüleri ardı ardına savuruyordu. Asasını saldırmaya hazırlanan birinin yüzüne doğrultup "Furnunculus!" sözlerini söyledi. Büyüyü yaptığı kişi çığlık çığlığa yüzünü tutunca Michael'ın beyninde iç sesi yankılandı. 'VAAAY! Sen Michael Throd olamazsın. Harika be!' Michael tanrıdan sabırlar dileyip Dikkatimi dağıtma. diye mırıldandı ve büyülerini havada uçurmaya devam etti.

[spoiler]Lütfen düşük çıkma zar.
Yetenek 1d8 : 1, total 1
Destek 1d8 : 6, total 6
Talih 1d10 : 8, total 8
[/spoiler]
Başlık: Ynt: Aziz Michael'ın Kanatları Altında
Gönderen: Rota Fortunae - 28 Kasım, 2021 22:07:47 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Soğuk taş duvarların arasında yaşanan can pazarı gitgide şiddetini sürdürüyor, çocuklar tarafından etkisiz hale getirilen her bir saldırgana karşılık odasından ikişer üçer tanesi savaşa katılıyordu. Eurus, Ares ve Iris'in yolladığı büyülerle açılan boşluktan kiliseye doğru koşarlarken Mirabelle'in susturduğu avcılar sessizliğe gömülse de dindar topluluktan yükselen dua sağır edercesine yankılanıyor, belli ki kendilerinde cesaret karşılarındaki genç cadı ve büyücülerde de moral bozucu bir etkiyle çınlıyordu. Cesaretlerini kırabilecek tüm bu manzaraya karşılık talih onlardan yana olacak ki, hiçbir sorun yaşamadan merdivenlere kadar ulaşmayı başardı grup. Hemen arkalarında ise kimisi yaralı, kimisi dilsiz kalabalık onları takip ediyordu. Önlerinde kurtuluşları, peşlerinde ise esaret belki de ölüm. Talihleri son anda onlara sırtını çevirmezse kendilerini ve arkadaşlarını özgürlüğe kavuşturmaları çok yakın.

[spoiler]- Toplu kurtuluşa dair sadece birinizin yazması yeterli.
- Daha fazlasını yapmayı arzulayan olursa elbette yazabilir. Fakat zar sonucuna göre konunun uzayabileceğini de göz önünde bulundursun.[/spoiler]
Başlık: Ynt: Aziz Michael'ın Kanatları Altında
Gönderen: Aethelwulf Ares Caldecott - 29 Kasım, 2021 00:10:11 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
[justify]Talihin olağanüstü bir şekilde kendilerinden yana olmasında tanrının parmağı olduğuna emindi Ares; dine bile dönebilirdi o anda, eğer buradan sağ çıkabilirlerse Pazar günleri kiliseye bile giderdi. Iris ve diğerlerinin peşlerinden geldiğini gördüğünde kaderi için kumar masasına oturmuş yüce yaradanının nelerden feragat ettiğini merak etmeden duramadı. Sözde organize bir kurtarma ekibi olmaları gerekirken daha görevin en başında ayrı düşmeleri hiç de iyi bir başlangıç sayılmazdı oysa, yine de bir şekilde başarmış gibi görünüyorlardı. André yanlarında, William ve Alfred’in omuzlarındaydı; merdivenlere arkada kimseyi bırakmadan ulaşmış sayılırlardı; geriye yalnızca bu lanet yapıdan ayrılmak kalmıştı.

“Aptallığının bedelini bize ödettiğinin farkındasındır umarım!” dedi yanında koşan Eurus öfkeyle, hemen ardından arkasına bir bakış attı ve Michael’e yaklaşmak üzere olan bir oğlana Colloshoo yolladı.

“En azından deneyim oldu diyemez miyiz sevgilim?”

“Başlatma deneyimine!” Arkasındaki mavi-sarı cüppelilere döndü bu sefer. “Hadisenize neyi bekliyorsunuz bir düzine piç kurusu tarafından yakalanmayı mı? Zahmet olmayacaksa daha hızlı koşun!”

Merdivenlere ulaştıklarında önce Iris’in oradan çıkmasını bekledi Ares; peşinden William, Alfred ve André’yi yolladı; hasar görmüş olmalarına rağmen peşlerinden gelmekte olan kişilere daha dikkatli baktığında aslında aralarında çok da fazla yaş farkı olmadığını fark etmişti. Burada çocuklara ne yapıyorlardı böyle? Korkunçtu ancak şu an bunu düşünmenin sırası değildi. Michael’i de yukarı yollarken aralarındaki mesafeyi kapatmasına çok az bir yol kalmış çocuğa doğrulttu asasını, “Stupefy!” diye bağırdı var gücüyle.

Eurus ise grubun en gerisinde kalan Mirabelle’i sinirle yukarı itti ancak kız aniden aklına bir şey gelmiş gibi geri dönmüştü. Ares’in ona seslenme fırsatı bile olmadı, nereden çıkardığını bilmediği buruşuk bir bitkiyi “Yeet!” diye bağırarak onları takip eden güruha doğru fırlattı. “Koşun!”

İnsanın huzurunu kaçıran Latince sözler korosundan da gür, kulakları sağır edecek türde bir çığlık yankılanmaya başladı koridorda. Bir adamotunu öylece salmak ne kadar akla yatacak bir fikirdi bilinmez, artık sadece yakalanmamak için değil kulak zarlarının iyiliği adına ayrılmak zorundaydılar oradan.

Tanrının kutsal mekânına leke sürmüşlerdi belki o gün, yapacakları son hamle ise ulaşılamamayı garantilemek adına merdivenleri ateşe vermek olacaktı. Plana ne zaman dahil olmuştu bilinmez, anlık gelişiyordu her şey, cenneti simgeleyen bu ulu yapıyı ateşe vermek ironik bile sayılabilirdi. Kendilerine şeytanın hizmetçisi diye suç atan insanların eline malzeme vermekti nihayetinde. Fakat bir kez daha olan olmuştu, kaşla göz arasında Michael ile birlikte merdivenlerden aşağı yuvarladıkları tahta kürsüye bir Incendio yolladı Ares.

Ve en sonunda kaçtılar, kilisenin kasvetli ortamından buz gibi açık havaya çıktılar.

Soluklanmak için vakitleri yoktu ne yazık ki, bir çalılığın arkasına sakladıkları süpürgelerine doğru koştular duraksamadan. Son bir pürüz çıkacaktı karşılarına, içlerinden bazılarının süpürgesi orada değildi. Ellerindeki tek kurtuluş biletinin süpürge ile en kısa sürede oradan uzaklaşmak olduğundan çözümü ayakta kalanları arkalarına almakta bulmuşlardı.

William, André’yi; Alfred, Michael’i ve Eurus bundan hiç hoşnut olmasa da Ares, Mirabelle’i arkasına almıştı. Tabii ki de kalpsiz olmadıklarından yaralı porsukları André’ye yolculuk boyunca kendinden geçmemesi adına kısa bir ‘hayır benimkini giysin’ tartışmasının adından Ares oğlana cüppesini vermişti.

Yükünü Rab’be bırak, O sana destek olur. Asla izin vermez doğru insanın sarsılmasına.

Havalandılar.[/justify]

Yetenek 1d8 : 4, total 4
Destek 1d8 : 5, total 5
Talih 1d10 : 1, total 1

Başlık: Ynt: Aziz Michael'ın Kanatları Altında
Gönderen: Locomotor - 08 Aralık, 2021 00:06:28 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Bir adamotu için sert çene hatlarına, çekici bir mizaca ve -kelimenin tam anlamıyla- dayanılmaz sesiyle Robin Sherwood, yakışıklı adamotunun çığlıkları yankılanmaya başlamıştı kilisenin koridorlarında. Halihazırda yankı yapmaya müsait olan boş ve geniş koridorlar sesin iyice ekolanmasına sebep olurken neye uğradığını şaşıran genç kilise militanları, çikolata saçlı cadının eylemine karşı ne yapması gerektiğini bilen genç büyücülerin aksine çaresizce yere yığılmışlardı. Kimisi biraz kıvranarak, kimisi kıvranamadan hareketsiz bir şekilde yerde uzanmaya başlamıştı cansızlaşmaya başlayan bedenlerin.

Genç büyücülerin, kurtardıkları yıpranmış oğlanla kaçışını geriden takip etmeye çalışan ve görüş açısında olmayan sayısız kilise mensubu de olay mahalline yeterince yaklaştıklarında yere yığılmışlardı. Havasından geçilmeyen yakışıklı kuzgunun hemen yakındaki tahta kürsüden yükselttiği alevler ise bir nevi yaraya tuz basmak olmuştu. Alevler yükseliyor, yayılıyor, müdahil olabilme potansiyeli olan kilise mensuplarıysa Robin'in çığlıklarına dayanamayarak yere yığılıyorlardı. Nihayetinde dostlarını kurtarmaya gelen gençler binayı terk eylerken arkalarındaki kaos ve enkaz anbean büyümekteydi.

Iris, Michael, Eurus, Ares, Mirabelle, William ve Alfred oldukça gergin, tehlikeli lakin başarılı operasyonları sonucu bitap düşmüş André'yi, ölü bilinen dostlarını kahramanca kurtarmış ve ulaştıkları süpürgelere adeta "doluşarak" uzaklaşmaya başlamışlardı. Arkalarında bıraktıkları kaos ise normalde tek kişi taşımak üzere dizayn edilmiş süpürgelerin tüm yavaşlıklarına rağmen pek kovalanamamalarına sebep olmuştu. Yalnızca Iris ve Michael'ın yakınlarından birer ok geçmişti ve bu ikili, hızlı reflekslerle kendilerini koruyabilmişlerdi. Artık rota belliydi: Hogwarts.



Acaba genç kahramanlarımızı okula döndüklerinde ne bekliyor olacak? Arkalarında bıraktıkları kişisel süpürgeleri bir sıkıntı teşkil edecek mi? Yangın söndürülebilecek mi yoksa şiddete şiddetle karşılık vererek muazzam bir nefret zincirine katkıda mı bulunmuş olacaklar? Yangın söndürülse bile arkada kalan yakışıklı adamotu, ilk kimler tarafından bulunacak? Büyücülük toplumu adına arkada kalan bu sihirli bitki ne gibi komplikasyonlara sebep olacak? Belki gelecek tertemiz ve berrak olacak lakin şu anın kaotikliğinin geleceğe izlerini taşıması da bir hayli olası. İleride bu cesur lakin haylaz maceracıları ve büyücülük dünyasını nelerin bekleyeceğini ise zaman gösterecek...