46
Hogsmeade Posta Ofisi / Ynt: [Anomali] Belki bir kaos, belkiyse his
« : 02 Şubat, 2022 23:17:35 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Küçük bir kar tanesi sessizliğin içinde gök yüzünde onu bir anne şefkatiyle tutan buluttan koptu ve düşmeye başladı. Kendisinden daha soğuk rüzgarlar onu oradan oraya sürükledi hoyratça. Yıldızlar onu başlarıyla selamladılar, başka bulutlar meraklı gözlerle onu izlediler. Onun gibi kopup giden kar taneleri ona eşlik etmeye başladı. Birlikte süzülmeye devam ettiler. Beyaz bulutların bacalardan tüten dumanlarla griye dönüşüne şahit oldular, şehrin ışıklarının gökyüzünde parlayan yıldızların zarafetini yutuşunu izlediler, mehtabın tüm bu pislik ve keşmekeşin ardında geçip kendisini bulutların arkasına sakladığını gördüler. Betondan kulelere yaklaştıkça insanların hayatlarının çıkardığı gürültüyü duymaya başladılar. Pis kokuları, kesilen ağaçları yalnız çocukları ve üşüyen hayvanları gördüler. Kendilerinden başkalarını umursamayan ve doğayı kendi iradesine uygun gördüğü kalıba sokan beşeri gördüler, onlardan tiksindiler. Pencerelerin arasından düşerken insanların hayatlarından sahneler kazındı masum hafızalarına. Soba yanlarında ısınmaya çalışan aileleri, mutlu mutlu gülümseyen ve birbirine bir şeyler anlatan insanları... Bu insanları da sevdiler. Bizim kar tanemiz bir kadının kıvırcık ve ıslak saç tellerinin arasına düştü. Ona yol boyunca yarenlik eden arkadaşlarından bazıları kadının omuzlarına bazıları yanaklarına bazıları da kaldırım taşlarına indiler. Dünya da onlara ayrılmış sürenin son demlerine varmışlardı. Yavaş yavaş eriyip gittiler. Onlar bir çok şeye şahit olup bir çok ruhu görmüşlerdi lakin kimse onlardan haberdar olmadan öldüler. Diğer kar taneleri yavaşça uzaklaşırken sağanak yağmur yağmaya başladı Hogsmeade üzerinde. Rüzgarın arkasından sis ve rüzgar geldi. Kadının kırmızı cübbesi dalgalanan bir bayrak gibi savruluyordu. Ayakkabılarının çıkardığı sesi duyamaz oldu. Öyle şiddetli esiyordu rüzgar. Sis ise görüşü iyice kısıtlamıştı. Bu lanet mekana ne zaman gelse bir şeyler oluyordu. Geçen gün saldırgan tüy kalemler bugün zangır zangır bağıran baykuşlar. Postanenin baykuşları mı yoksa başka bir şey mi bilemedi. Fakat çözmek istiyordu. Zira bu postaneyi kullanmak zorunda Alannah'a önemli bir mektup iletmek zorundaydı. Hemen çatının üzerine cisimlendi. Yağmurdan kayganlaşmıştı ve görüşün bu denli zayıf olması nedeniyle neredeyse düşecekti çatıdan. Lakin dengesini korudu. Ancak tehlike hemen geçmemişti zira baykuşlar kadına doğru üşüştüler. Elleriyle kendini savunuyordu. Elleriyle derken gelen bütün baykuşları sersemletiyordu. Lakin nedense baykuşların sayısı azalmıyordu. Sanki bir yerlerden yenileri gelip duruyor gibiydi. Bir sağa baktı bir sola baktı kaynak burada değildi. Postanenin içine cisimlendi. İçerisi daha da fenaydı. Dışarısının iki katı kadar baykuş ortalıkta kanat çırpıyordu. Sebebi de belliydi. Beyaz cübbeli bir adam. Asasıyla sis yayıyordu. Bir diğeri mektupları çalıyor öbürü de kuşları rahatsız eden bir lanet yayıyordu.
Hızlıca asasına davrandı. Uzun zamandır ihtiyaç duymamıştı. Baykuşları lanetleyen adamı sersemletti. Böylece adamın arkadaşlarının dikkati üzerine çekilmişti. Adamlar hemen kadına saldırdılar ama kadının kalkanı çok güçlüydü. Savunduktan hemen sonra saldırıya geçti.
Hızlıca asasına davrandı. Uzun zamandır ihtiyaç duymamıştı. Baykuşları lanetleyen adamı sersemletti. Böylece adamın arkadaşlarının dikkati üzerine çekilmişti. Adamlar hemen kadına saldırdılar ama kadının kalkanı çok güçlüydü. Savunduktan hemen sonra saldırıya geçti.