Büyücedünya RPG
Dünya Ülkeleri => Diğer Dünya Ülkeleri => Konuyu başlatan: Balian d'Ibelin - 27 Temmuz, 2023 13:43:31 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
-
Npc Büyücü: Adras d'Ibelin
5 Ocak
Almanya, Hessen'de eski bir otel
Beklemek, çoğu insanın çok değerli zamanından çaldığı için, sapmak istemediği ve tahammül edemediği bir yoldur. Genellikle başarısızlığı bile göze alarak daha kestirme yolu tercih ederler. Ama bu yola mecbur olmak işleri daha da kolaylaştırır seçim yapmak açısından. Yanları çok sağlam duvarlarla çevrili, kişinin kendi elleriyle ördüğü sabır taşlarının oluşturduğu dar ve uzun bir yola girmekten başka çareniz yoksa buna karşı çıkamazdınız. Adras'ta tam bu yolun üzerindeydi. Kaçarak yaşıyordu bir süredir. Basit bir cadının başına açtığı sorunlardan ve asıl suçlarının gizlendiği şişelerin bulunmuş olması ihtimalinden kaçıyordu. Başlangıçta çaresizlik hissi ile başvurduğu bu tek seçenek, bu yola devam etmesi için gerekli olan taşları ördükçe, yerini sabra bırakmıştı. Ama bunun bir sonuca bağlanması şarttı artık. Böyle giderse sabrı tükenecek ve yerine gelecek bir sonraki mecburiyet ise sonu olacaktı.
Oldukça zayıflayan bedeninin ona tek getirisi, kolaylaşan yürüyüş olmuştu. Yine de bir on adım sonrası yanındakilerden yardım almadan ayakta durmakta zorlanıyordu. "Birileri görebilir efendim, bu çok sakıncalı." diyerek uyarmış olsalar da, tıkılıp kaldığı o eski ve tozlu odadan kafasını çıkarmak istemişti. Biraz temiz hava almak istemişti aslında ama Almanya'nın havası buna pek müsait görünmüyordu. Zoraki aldığı derin nefesi ciğerlerini yakmış, iyice azan astımını tetiklemişti. Kolundan tutan büyücünün verdiği şişeyi öksürüklerinin arasında yudumlayınca biraz rahatlayacaktı. Elindeki bitmiş iksir şişesine göz gezdirirken "Haber var mı ?" diye sordu kısık sesle, anılarını ve onu hastalığından kurtaran ilacını aynı şişelere koydurtmuştu. Matthew'den sonra güvendiği ikinci adamı, genç büyücü Robert White, vereceği olumsuz cevap öncesi başını öne eğecek ve derin bir nefes verecekti. "Malesef yok efendim." Ufak birkaç şişeyi kovalamakla geçen koskoca bir ay sonunda eline geçen kocaman bir hiç olmuştu. Bunca yıldır tatmadığı o yenilgi duygusunu son üç ayda o kadar yaşamıştı ki arka arkaya damarlarında gezinen o güç, yeniden yükselme isteği, canlı canlı yiyip bitirmek üzereydi yaşlı büyücüyü. Yanında kalan son birkaç sadık adamının ona verdiği umut olmasa baş edemezdi o sinsi güçle. Yükselirken bir ilaç gibiydi o his, ama o çıkılan yükseklikten düşerken o kadar acıtıyordu ki bu acının son bulması için ölmeyi bile istemişti Adras. "Hayır." dedi haftada bir yer değiştirmek zorunda kaldığı Alman topraklarının dumanlı havasını içine çekerken "Benim sonum mezar olmayacak." yanındaki bir avuç adam ile yeniden otel odasına dönmek üzere yürümeye başladı.
23 Ocak
Almanya, Bremen'de korunaklı bir ev
"Efendim buradan sonraki durağımız Köln'de bir otel olacak, bir hafta burada kalacağız. Oraya vardığımızda, sizi koruma amaçlı grubumuza katılacak birkaç büyücü daha topladım. merak etmeyin güvendesiniz." geleceğe yönelik öğrenmekten vazgeçemediği planları bundan bir sene öncesine kadar Adras'a neler kazanacağı hakkında bilgileri kapsarken, şimdi durum çok farklıydı. Aklını başında tutmak ve hayatta kalabilmek için bir haftalık bu basit planlara bağlanmak zorundaydı. İçinde bulunduğu durumu düşünüp durursa, kesinlikle delirirdi. Bir haftalık bile olsa hayatta kalacağına dair söz vermiş oluyordu kendisine, Robert'ın kendisi için çizdiği yol haritasını dinlerken. "Şişelerden birisine sahip olduğunu öğrendiğimiz bir iş adamı bizzat sizinle görüşmek istedi." duyduğu bu bilgi karşısında adamının anlatacaklarını merak ettiği için kesin bakışlarını Robert'a dikecekti. Büyücü biraz ürkmüştü doğrusu, normalde bir hayaleti andıran duruşu şişelerle alakalı bir bilgilendirme söz konusu olduğunda epey korkunç görünüyordu. Zayıflayan ve çöken Adras'ın şu anki fiziksel durumunu en iyi anlatan kelime 'hayalet' olurdu. "Sizin adınıza ben görüştüm ve gerekeni yaptım efendim merak etmeyin. Şişe ve o küstah büyücü yok edildi." Olması gerekenin yapıldığını duymak iyi gelmişti. Ama bu yok edilen ikinci şişeydi sadece, Adras yirmiye yakın şişesinin olduğunu biliyordu. "Birde sizinle iletişime geçmek istediğini belirten birisinin mektubunu aldık. " ilgilenmiyordu Adras başka kimseyle "İstemiyorum kimseyi, reddet." dedi keskin bir tonda. Fırsatçılar bayılırdı böyle bir durumda kendilerine pay çıkartmaya. "Durum biraz farklı efendim." Robert kelimelerini toplarmak için boğazını temizlerken, çattığı kaşlarıyla büyücünün vereceği bilgiyi beklemişti Adras, biraz gerilmişti "Sizinle Köln'de buluşacağını ve görüşmenin mühim olduğunu belirtmiş. Bir sonraki durağımızı biliyor olması, elinde tuttuğu gücü hafife almamamız gerektiğine dair bir işaret. Ayrıca mektupta ricada bulunmuyor, kesin bir dille buluşmanın gerçekleşeceğinden bahsetmiş." ceketinin iç cebinden çıkarttığı mektubu Adras'a uzattı bilgilendirme görevi sona erdiğinde Robert. Yaşlı büyücü incelediği kağıttan gözünü çektiğinde bir şey demeden, biraz önce getirilen kahvesini yudumlamak üzere fincanını dudaklarına götürdü.
4 Şubat
Almanya, Köln, Hotel im Wasserturm
Şubat'ın başından beri yerleştiği bu yeni otel bu sefer işlek bir caddenin tam ortasındaydı. Adras'ın kendi emriydi şişelerine yakın olan bir mekanda konaklamak, karşı çıkamamıştı kimse. Robert sağdan soldan topladığı birkaç büyücü ile korumaları arttırarak önlem almıştı sadece. Birde muggle çoğunluğun tercih ettiği bir mekan seçmiş olması iyiydi, büyücüleri uzak tutuyordu muggle varlığı. "Bir haber var mı?" diye sordu yine her günkü gibi, alışkanlık haline gelmişti bunu sormak. Robert ise uğruna ölmeyi göze aldığı bu adamın delirmeye başlamış olmasından korkuyordu, sabırla aynı yanıtları verse de, içinden bağıra bağıra ağlamak geliyordu artık. Yorulmuştu bu belirsizlikten, tek ümidi on gün kadar önce gelen mektuptu. Nedense bir ümit bağlamıştı gelecek o kişiye. Adras bile farkındaydı ondanki bu değişimin, ama bahsini açmıyordu. Ezbere bildiği birkaç cümleyi söylerken, bu bilgilendirme merasimi ufak bir kapı tıklaması ile bölünecek ve içeri kapının dışında bekleyen korumalardan biri girecekti. Adras yorgun bakışları ile olan biteni izlerken, korumanın Robert'ın kulağına bir şeyler fısıldadığını görecekti. İçten içe bu gizli saklı duruma karşı içerlense de sesini çıkartmamayı seçti o an. Robert'ın duydukları karşısında gözlerinin bir ışıkla parladığını ve açıldığını görmüştü. "Efendim, sizinle görüşmek isteyen o mektubun sahibi gelmiş." ses tonu bile değişmişti genç büyücünün, Adras'ı bile etkilemişti odaya dolan bu umut dolu his. "Gelsin bakalım." dedi, taşlarla örülü duvarların şahit olacağı konuşmalar nasıl bir sonuca bağlanacaktı acaba.