-
Ocak - 1866
Çarşamba sabahı yelkovan saniye kolunun her bir turuyla, akrep ise yelkovanın her bir adımıyla milim milim dokuza yaklaşırken derslikte önce renkli ışık huzmeleri, sonrasındaysa birer birer öğrenciler beliriyordu. Zira artık alışılageldiği üzere koyu saçlı adam, sınıfına giren her bir öğrencinin üzerine sersemletme, asasızlaştırma, gıdıklama gibi muhtelif lanetlerden bir tanesini gönderiyor ve öğrencilerinden kendilerini savunmalarını bekliyordu alternatif bir günaydınlaşma mahiyetinde. Aksiyonlu, eğitici ve bünyeyi uyku mahmurluğundan şu veya bu şekilde arındırıcı. Lanetlerin ise hedeflerine doğru ne zaman yola çıkacağı belirsizdi kürsüsünün başındaki profesörün asasından: Belki hedef öğrenci sınıfın avlusundayken, belki çantasından eşyalarını çıkartırken, belkiyse sınıfın kapısını araladığı ilk anda... Kendisini savunmayı başaranlara "Güzel", "Başarılı", "Aferin," misali tepkiler verirken başarısız olanlara da "Daha dikkatli olman lazım", "Asa hareketlerin yeterince temiz değil," gibi yapıcı ufak eleştirilerde bulunuyordu.
Tabii bu kuraldan ufak bir kesim muaf idi. Zira yalnızca korunma tılsımlarını bilen altıncı sınıflar değil, sınıfı fark etmeksizin muhtelif sınıflardan öğrenciler de davetliydi bugünkü derse ve bu sebeple o kişilerin üzerine daha çok bu disiplinle alakalı ufak bir ön gösterim mahiyetinde zararsız yeşil kıvılcımlar gönderiyordu.
Sınıfın muhtelif kenarlarında cam işçiliği şahane olan tılsımlı eşyalar, mercekler ve iksir şişeleri raflara, vitrinlere dizilmiş vaziyetteydi. Kürsünün başında bir saniye bile şaşmayan işlemeli, şık, meşe ağacından bir duvar saati asılıydı. Giriş kapısıyla sıraların başladığı yer arasında ise ders notlarını sınıfın önündeki tahtaya büyükçe gösterebilecek mercekli bir mekanizma mevcuttu kurulu vaziyette. Ancak tüm bunlar sıradan, alışılageldik detaylardı. Asıl dikkat çekici olan unsurlar; sınıfın genişliği, sıraların çokluğu ve kenarlarda bulunan ve varlıklarının sebebi muamma olan düz, ahşap platformlardı.
Kahverengi ceketinin iç cebinden çıkarttığı platin köstekli saati kontrol etti şık giyimli adam ve hem elindeki hem de arkasında, tepesinde asılı olan saatlerin tam olarak 9'u göstermesiyle son giren öğrenciden sonra açık kalan kapıyı asasının sert bir hareketiyle kapatıp sınıfta yankılanan tok adımlarla ilerlemeye başladı sınıfın ortasına doğru: "Herkese günaydın. Bugünkü derslikle ve öğrenci kitlesiyle alakalı eminim ki birkaçınızın aklında muhtelif soru işaretleri vardır," diyerek süzdü sınıfı kısa bir süre, birkaç göz temasında bulundu ve sınıfın arka tarafındaki mercekli mekanizmanın yanındaki ikinci kürsüye ulaştığında sözlerine devam etti: "Bugün, geçtiğimiz haftalarda birçoğunuzun duyduğu, ailelerinden endişe dolu mektuplar almasına sebep olan bir mevzuyu konuşacağız ve bunları öğrenmek için belli bir sınıfta olmanız gerektiğini düşünmüyorum."
Mekanik bir kolun çekilmesi sonucu büyülü bir ışık kaynağından, karanlık ayna mekanizmalarının arasında ilerleyen ışıltılar yola çıktı ve sınıfın karşısındaki kara tahtada ejderha, tek boynuzlu at ve re'em görselleri belirdi. "Tahtada gördüğünüz bu yaratıkların ortak özelliklerini ve bu derste neler işleyebileceğimizi bana söyleyebilecek olan var mı?" diyerek sözü sınıfa bıraktı ve öğrencilerden gelecek cevapları beklemeye koyuldu. Derse, vakit kaybedilmeden başlanmıştı.
1- Kendinizi savunabilip savunamadığınız tamamen size kalmış.
2- Sorduğum soruya cevap vermek zorunda değilsiniz ancak sıradan yahut orijinal cevaplarınıza açığım.
3- Dersten alacağınız bina puanları, dersteki başarınızdan ziyade RP'lerinizde karakterinizi yansıtış şeklinize bağlı olacaktır. Ama sınıf ile interaksiyonlarınız, derse katabilecekleriniz de gözümde ek puan olabilir.
4- Haylazlık yapmak isteyenler RP'lerinin altında Öğrenci Görev/Düello zarı atabilirler. Zar sonuçlarına göre ufaktan o anları GM'leyebilirim. Bu zar başarınızı etkilemek zorunda değil, yakalanıp yakalanmadığınızı da etkileyebilir.
5- Bir sonraki profesör metni, bu RP'den 35 dakika sonra paylaşılacaktır. Bu sebeple 30 dakika içerisinde RP'nizi yetiştiremezseniz sonraki profesör metnini beklemek isteyebilirsiniz. (Erken salıyorum RP'yi, 36 dakika diyelim.)
6- Dersin ilk RP'sinde de kasıtlı olarak geç kalabilirsiniz ama ilk RP'ye yetişemeyenleriniz geç kalmış bir şekilde yazarlarsa sevinirim. (Uyarı: Profesör Moore'un en rahatsız olduğu şeylerden biri geç kalınmasıdır)
7- RP'lerinizi uzun yazmanıza gerek yok, ortamı ilk defa verdiğim için bu metin uzun oldu ama 50-100 kelime bile yazıp geçebilirsiniz. Rahatınıza bakın.
-
Karanlık Sanatlar dersliğine girdi. Her zamanki gibi üzerine büyü gelip duruyordu. Manyak herif diye düşündü. Kendisini Protego ile korumaya çalışacaktı. Eğer başarılı bir şekilde koruyabilirse yerine geçecekti. Yeri Eadwig bebeğinin yanıydı. Üstünde yine pijaması vardı, uyanamamıştı zira. Yorgundu ve uykuluydu o yüzden sessiz sessiz uslu bir kız gibi profesörün sözlerini dinleyecekti oturabilirse yerine. Adamın sorusunu dinledi ve o an aklına ilk gelen şeyi hevesli hevesli söyledi.
"Hocam hepsi sihirli yaratık!"
Yetenek 1d8 : 1, total 1
Destek 1d8 : 4, total 4
Talih 1d10 : 2, total 2
-
Profesör Moore'un bizi ormandan yaka paça ormandan dışarı çıkarmasının ardından haftalar geçmişti. Bu zamandan beri gözünün önünde olmamaya çalışıyordum. Yine aynı durumdan, desliğin arkasında bir yere pusup oturacağım diye düşünerek geldiğim dersliğe girmem ile profesörün üstüme lanet büyüsü fırlatması bir oldu. Asamı hemen çekip savuşturma büyüsü kullandım. ZIBAM! Benden hızlısı mezarda. Bir aferin kapıp en arkaya kuytuya köşeye geçtim. Her zamanki arkadaşlarım ve bu aralar nedense sürekli yanımda olan Franziska ile birlikte oturduk. Oturduğum yere iyice yayılıp bir kolumu da Franziska'nın omzuna attım. Profesör üç tane sihirli yaratık göstererek başladı derse. Aralarındaki ortak özelliği sorunca Franz hemen hepsinin sihirli yaratık olduğunu söylemek için atladı. Ondan sonra ben de elimi kaldırıp "Üçünün de üstüne binebiliriz." diye cevapladım.
-
Mirabelle'in sınıfa girmesiyle üstüne bir büyünün fırlaması bir olmuştu. Şanslıydı ki refleksleri iyiydi, anında yanındaki dünyadan haberi olmayan Lily'i önüne çekip kendini büyüden korumuştu. Zavallı kızın sersemlemesiyle birlikte "A-o..." diyerek kızı kucaklayıp en öne oturdu. Oturduktan sonra da hiçbir şey olmamış gibi 'Ennervate' diyerek sahtecikten kızgın bakan arkadaşından özür diledi. Hemencecik barışıverdiler, Lily Mirabelle'e küsecek bir tip değildi. Sınıfı inceliyorlardı, oldukça ilginçti. Geniş falan.
"Eee, en basitinden başlayacak olursak sihirli yaratıklar olmaları? Bir dakika, bunu Franziska söyledi. Onunla aynı cevabı vermek istemiyorum ben. Nadir olmaları veya? Kanlarının aşırı aşırı über süper değerli oluşu? Ya da aşırı sevimli olmaları? Bence aşırı sevimli olmaları. Müsaadenizle hemencecik aklıma takılan bir iki şey soracağım, neden bu kadar çok sıra var ve neden şurada platformlar var- kapışacak mıyız? Lütfen kapışalım. Ben Franziska'yı solucana çevirmek istiyorum!"
-
[justify]Dersin olduğu sınıfa doğru ilerlerken bir yandan da eli cebinde asasını tutuyordu. Sınıfa girdiğinde üzerine gelecek olan lanete hazır olmalıydı. Bu olayın saçma olduğunu düşünüyordu ama sene 1866'ydı başka ne bekliyordu. En sonunda sınıfa girip üzerine gelen laneti yarım yamalak da olsa sektirebilmesinin ardından oturmak için sıralara doğru ilerledi. Profesör bir yorum yapmıştı ama dinlemiş gibi yapıp sadece başını salladı. En sonunda ders başladığında dikkati biraz profesörde biraz da yanında oturan kızdaydı. Profesör bir soru yöneltmişti öğrencilere ama daha yeni yeni tüm dikkatini verebilmeye başlayan Theo şimdilik sadece sınıftakilerin cevaplarını dinlemeye odaklandı.[/justify]
-
[justify]Ocağın ilk Karanlık Sanatlar dersi için o sabah erkenden hazırlanmıştı genç büyücü. Şu sıralar yataktan veyahut Ortak Salonlarından ayrılmak bir işkence gibi olsa da Profesör Moore’u sever ve ona saygı duyardı. Bu yüzden derslere zamanında katılmaya da özen gösterirdi. İleride bir Seherbaz olmayı hedeflediği için bu derste de öne çıkan öğrencilerden biri olmayı hedefliyordu mavili oğlan.
Dersliğe girdiğinde oldukça hoş bir uyandırma servisi karşılamıştı onları. Profesör Moore, sınıfa giren öğrencilere beklemedikleri anlarda çeşitli büyüler gönderiyordu. Ares, üzerine gelen büyüleri çoğu kişi gibi “Protego” yardımıyla savuşturmaya çalışmıştı.
Çok geçmeden derse geçmişlerdi. Şık giyimli profesörleri bir mekanizmayı harekete geçirerek karşılarındaki tahtaya üç sihirli yaratık belirmesini sağlamıştı. Sınıfın bir kısmı hemen yorum yapmaya başlamıştı bile fakat söz alanların odakları soruyu yanıtlamaktan çok uzun tahta platformlarda gibiydi. Ares söz hakkı kendine geldiğinde sakince soruyu yanıtladı. “Efendim, evet gerçekten tahtadaki canlılar birer sihirli yaratık olsa da benim düşüncem hepsinin ortak özelliğinin asa özü olarak kullanılmaları olduğu yönündedir.”[/justify]
Yetenek 1d8 : 2, total 2
Destek 1d8 : 2, total 2
Talih 1d10 : 6, total 6
-
Karanlık sanatlar dersi var diye bugün erkenden kalktım, hazırlandım, büyü müyü tekrarladım falan.. Şimdi geç kalmayalım bir de bu derse, zaten çoğuna geç kalıyorum
Her şeyi halledip ortak salondan çıktım, dersliğin kapısına vardığımda asamı çıkardım.
Merlin, bana yardım et...
Bizim profesörün tuhaf bi alışkanlığı var, herif hoşgeldiniz demek yerine üzerimize büyü fırlatıp kendinizi savunun diyor. Tamam dersinin konsepti bu, uygulamalı eğitim önemli falan ama dersliğe girer girmez çarpılmak pek hoş olmuyor ya.. Bir de zaten iyi değilim karanlık sanatlarda..
İçimden bildiğim tüm tanrılara, tanrıçalara ve kutsal varlıklara dua ederek içeri daldım
Daldığım gibi de asam elimden uçtu gitti. Of ya, hazırlıklıydım da bu sefer. Profesörün yüzüne 'ehehe olmadı bu sefer de' temalı bir gülüşle bakıp çabucak asamı yerden aldım. Oturacak bir yer ararken sınıfın bugün normalden geniş olduğunu fark ettim. Bizim binadan birkaç alt sınıf da vardı.
Ay bizim veletler de gelmiş? Neyse, vardır profesörün bir bildiği diye düşünüp oturdum, ders başladı. Tahtadaki şeylerin isimlerini söylememiz gerekiyordu. Of ne ki bunlar? Biliyorum bunları ama hatırlayamıyorum isimlerini, of dilimin ucunda!
Eh neyse napalım, birisi söyler artık.
-
[justify]Sınıfa dalgın dalgın ilerleyen Regina önüne gelen birkaç kişiyle çarpışmış ve özür dilemeden ilerlemeye devam etmişti. Kafası yine ablasından aldığı mektuplar yüzünden doluydu. Derse girmeyecekti ama bunu bir şekilde öğrenebilecek lan ablası bunun için de bir mektup yollardı kesin. Böyle dalgın dalgın yürürken sınıfın kapısına varmış olan Regina derse giriş selamlaşmasını da tabii unutmuştu. Üzerine gelen laneti direkt bir savunma olmadan yiyen Regina'nın yediği lanet ise sersemletti. Kendini birkaç saniyeliğine yerde bulan kız Profesörün söyledikleri karşısında sadece başını eğip tüm dalgınlığı üzerinden gitmeden sırasına doğru ilerlemeye devam etmişti. Boş bir sıraya doğru ilerlerken Sophia'yı görünce de yolunu değiştirip dünyanın en uyuşuk selamını verdikten sonra kısın yanına oturmuştu. Profesör konuşa dursun Regina kendi dünyasına dalmış ve dersi dinliyormuşçasına profesöre doğru bakıyordu.[/justify]
-
Lilith dersliğe girmiş, masum masum oturacakken ne olduğunu bile anlayamadan bir büyü yemiş, üstüne bir de profesörden de laf yemişti. Yazık... Büyünün etkisi geçene kadar bekledi... Bekledi... Biriyle konuştu o esnada. Dışarıdan kendi kendine konuşuyor gibi dursa da aslında sevgilisiyle konuşuyordu. Sonra profesör soru sordu, takır takır cevaplar...
"...Ölünce güzellikleri gitmiyor." dedi boş bakışlarıyla. "Gerçi ölmeleri biraz zor ama olsun."
-
[justify]Iris, dün gece geç saatlere kadar kütüphaneden aldığı kitaplarla ortak salonda neredeyse sabahlamıştı. Yumuşak koltukta belinde bir ağrıyla uyandığında derse geç kalabileceğini fark ederek apar topar yatakhaneye dönmüş, üstüne çeki düzen vermiş ve Profesör Moore’un dersine geçmeden önce büyük salondan kendisine bir elma kapmıştı. İki dakika soluklanmak adına oturarak elmasından birkaç ısırık aldığı esnada boşalmaya başlamış olan salonda tanıdıklara selam veriyordu başıyla veya gülen gözleriyle. Hufflepuff masasını kontrol ederken Alfie’nin gür sesiyle olduğu tarafa yöneldi. Derse bugün kendisinin gelemeyeceğini ama diğerlerinin çoktan William ile dersliğe geçtiğini söylemişti. Büyük ısırıklarla yarıladığını elmasını tabağın üzerine bırakıp ayaklandığında Alfie ile kısa bir sohbet edip bir sorunu olup olmadığını kontrol etmişti. Fazla vakti kalmadığını düşünüyor olsa da hala erkenciydi. “Öğle arasında görüşürüz o zaman.” dedi her zamanki sıcakkanlılığıyla ve hızlı adımlarla sınıfa doğru yürümeye başladı.
Diğer öğrencilerin ağır aksak adımlarına karşılık hala büyük adımlar atıyor sayılırdı. Profesöre çok büyük bir saygısı vardı ve geç kalınmasından hiç hoşlanmadığını biliyordu. Tam vaktinde gelmek en doğrusu olur diye düşünürdü hep Iris. Sınıfın kapısından girdiğinde uyku mahmurluğunu çoktan atmış, önündeki uzun boylu çocuk ile içgüdüsel bir şekilde mesafeyi açıp görüş açısını kısıtlamaktan kurtarmıştı kendini. Son anda gafil avlanmak yerine profesörün gönderdiği sersemletme büyüsünü hızlı bir asa çekiş ile savurmayı başarmıştı. Bilinmezliğe karşı her an tetikte olmak, korumak ve korunmak… Her zaman sevmişti böyle şeyleri. Profesörden güzel bir tepki aldığında da gülümseyerek William’ın yanına geçti. “Günaydın. Kahvaltıyı atlamak zorunda kaldım. Kütüphaneden aldığım son kitaba kendimi fazlasıyla kaptırmışım.” dedi kısık bir ses tonuyla ders başlamadan hemen önce. Profesör kara tahtaya üç sihirli yaratığın tasvirini bize sunduğunda sorusuna karşılık iki üç öğrencinin cevaplarını dinledi bir an önce atlamak yerine. Sonra da izin alarak kendi düşüncesini emin olmamakla belirtti: “Karanlık Sanatlar yalnızca büyülerden oluşmaz. Oldukça kapsamlıdır. Misal; tahtadaki üç sihirli yaratıktan iksir yapımında da faydalanabiliriz. Özellikle de bu üç sihirli yaratığın kanlarının büyük bir değeri vardır. [/justify]
-
Büyülerinden her daim orijinal kaçış yolları görüyor olması bir zaman zaman gurur verici, bazense dehşete düşürücüydü. İkinci kategoriye giren bir ana şahit olduktan sonra mavi cübbeli malum kıza yalnızca kafasını sallayarak karşılık vermişti.
Derse başladığı noktada ilk olarak pijamalı kıza söz verdi ve cevabını dinledikten sonra kafasını salladı. "Biraz daha spesifik cevaplar bekliyorum arkadaşlar. Teknik olarak haksız sayılmazsın ama... Slytherin'e 1 puan." Cevabını veren kıza baktığında ise iki parmağını şakaklarına götürmüştü. Yine mi?... "Strömm, bu okulun bazı kuralları var biliyorsun... Bu sebeple Slytherin'den 3 puan kırıyorum. Umarım bir noktada binana ve kendine karşı daha sorumlu olursun..."
Eadwig'in cevabını duyuncaysa yüzünde bir gülümseme belirdi, kısık bir sesle güldü bir saniyeliğine. "Biraz zorlasan binebilirsin Boleyn, haklısın, ama özellikle bir Re'em'e binmeyi denemeni hiç tavsiye etmem. Slytherin'e 2 puan."
Ders başlamadan kendisini dehşete düşüren kız söz aldığındaysa gülümsemesini korumaya devam etti. "Evet, nadideler. Ayrıca sevimlilik göreceli bir konsept ama kabul edeceğim. Sorularına gelecek olursak ise... Güzel gözlemler. Belki de 'kapışacaksınız' ama önce dersimize devam edelim. Ravenclaw'a 1 puan."
Ravenclaw'un bir diğer bina başkanından gelen cevap da göğsünün kabarmasına sebep olmuştu: "Çok güzel bir gözlem, Caldecott. Dersimizin konusu bu değil ancak orijinal bir noktaya değindin. Ravenclaw'a 3 puan daha."
Lilith'in cevabıysa kızın dudaklarından dökülen çoğu söz gibi ürpertici bir hava içeriyordu. Biraz duraksadı ama sonrasında dudaklarına ince bir gülümseme yerleştirdi: "İki konuda da haklı olabilirsin... Güzel cevaplar. Ravenclaw'a 2 puan daha."
Iris ise son cevabı vermiş ve turnayı gözünden vurmuştu. Yüzündeki gülümseme genişledi: "Çok güzel, Ashworth. Söylediklerinde haklısın. Üstelik..." Aletin üzerindeki sayfayı değiştirerek sınıfın gördüğü görseli güncelledi: Kan. "Dersimizin konusu da tam olarak bu. Ravenclaw'a 4 puan daha." Sonrasında ufak bir yorum ekledi: "Ravenclaw'lar bugün formunda."
Bir iki cevabın daha dışında kalan çoğu kişi ya verecek bir cevap bulamıyor, ya cevaplamaya tenezzül etmiyor yahut hala uykuyla boğuşuyordu kendisine bakıyor olsalar bile. Ama yapacak bir şey yoktu, bu tip sorular ve ufak puanlarla sınıfın katılımını yüksek tutmaya çalışsa da herkese aynı metotlar yardımcı olmayabilirdi.
"Birçoğunuz oldukça güzel cevaplar verdiniz öncelikle, hepinizi tebrik ederim. Bugünse malum, Yasak Orman dedikoldularını duymayan, hatta..." İğneli bir tonda sözlerine devam etti: "Yaşamayan kalmadı neredeyse..."
"Kan, büyücülük dünyası için oldum olası en güçlü materyallerden biri olmuştur. İksirlerde, eski ritüellerde, lanetlerde; hatta bazen bizzat kendi başına bile işlevsel ve kuvvetli bir araç oldu. Carmilla Sanguina'nın da -her ne kadar şu ankinin bir taklitçi olduğuna inansam da- kan büyüsü icra etme kabiliyetleri vardı. Bugün ise kanın gücüne bizzat şahit olacaksınız..."
Asasını kaldırdı, sınıfın önündeki kürsüsünün arkasından ufacık şişelerle dolu bir sandığı kendisine doğru çekti. "Re'em kanı. Piyasada bulması bir hayli zor ancak karanlık büyüleri ciddiye almanız, küçümsememeniz için bu derste kullanmaya değeceğini düşünüyorum. Merak etmeyin, tek boynuzlu kanı gibi içmesi bir tabu değildir. Şimdi herkes bu şişelerden birer tane alsın, sizleri eşleştirelim ve kan büyülerinin gücünü çevredeki platformlarda bizzat deneyimleyin..."
[spoiler][youtube]https://www.youtube.com/watch?v=-cZ7ndjhhps[/youtube][/spoiler]
1- Arkadaşlar, dersimiz Smackdown. Güreş. Mewzu. Kawga. İstediğiniz gibi çift olabilirsiniz, NPC partner de bulabilirsiniz. Kanları için, platformlara geçin ve birbirinize istediğiniz gibi dalın. Kandan dolayı gücünüz ve dayanıklılığınız arşa çıkacak. Kırıp dökmekten korkmayın, Arthur arkanızı/kırdıklarınızı tamir eder. Aranızda dövüş koreografilerine karar verebilir yahut RP'lerinizin verine önce zar atıp sonra editleme ile zar sonuçlarınıza göre karar verebilirsiniz içeriklere.
2- 45 dakikanız var arkadaşlar.
-
Pijamalarımdan vazgeçmem tatlı profesörüm asla. Onlar rahat. Neyse profesör kan man dedi. Carmilladan bahsetti. Korkunçlu karı... Ares kuşum yazık ya. Yarası karizmatik ama he bak şimdi oradan bir artı puan alıyor.
Profesör garip bir yaratığın adını ve onun kanını içmemizi söylediğinde içtim ve bana bir şeyler oldu. Aman aman nerelere geldik daha demin evdeydik? Eve götürün lan beni! Kaslı bir ayı gibi hissediyorum bir Rus ayısı gibiyim sağıma bakıyorum soluma bakıyorum gözlerime bakıcak bir delikanlı göremiyorum. Sonra Mira'yı görüyorum yanında da Lilith'i. İkisinede gıcığım. Lilith'i ayak bileğinden tutup bir sopa gibi kullanacağım Mira'yı Lilith ile döveceğim. Hadi go!
Yetenek 1d8 : 6, total 6
Destek 1d8 : 1, total 1
Talih 1d10 : 5, total 5
-
Profesör'ün dediklerinden sonra omzumu silkip "Binerim nolcak." dedim. İşte herkese tek tek cevap verdi profesör. Sonra da bize bir kan çıkardı. Re'em kanıymış. Bunları içmemiz istenince bir ERKEK gibi kalkıp ilk içecektim ama Franziska atladı içti kan dolu tüpü. Ben de ona uyuz uyuz bakarak içtim kanı. İçtiğim gibi vücudumda aşırı bir güç hissettim. Tüpü bıraktıktan sonra ellerime baktım. Sonra arkamı dönüp yakın arkadaşım Ares'e baktım.
OOO YOOOO JACK, EADWIG ARES'E ÇOK SİNİRLİ BAKIYOR!
EVET BRAD, BAKSANA GÖZÜNDEN ATEŞLER SAÇIYOR!
JACK! OH HAYIIR! KOŞMAYA BAŞLADI ARESE DOĞRU! NE YAPACAK ACABA? HAVAYA ZIPLADIĞI GİBİ ÇOCUĞUN KAFASINI YAKALADI VEEE
OOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOO
PLATFORMA DOĞRU RKO ÇEKTİ!!!
AAAAHHH BRAD, ADAMIM BU ÇOK ACITMIŞ OLMALIII!!!
Yetenek 1d8 : 8, total 8
Destek 1d8 : 8, total 8
Talih 1d10 : 10, total 10
-
Hogwarts'ın geniş koridorlarında yavaş adımlarla karanlık sanatlara karşı savunma dersliğine doğru ilerliyordu. Sınıfa ilk geldiğinde, girer girmez büyü yağmuruna tutulması sarışın cadıyı şaşırtmıştı. Dehşet içinde aklına gelen ilk şey asasına uzanmak olmuştu. Sınıftaki çoğu öğrencinin yaptığı gibi o da bir “Protego” ile kendini savunmaya çalışmıştı.
Ders için bir sıraya geçtiğinde uyuşuk bir ses işitti. Sesin sahibi hem binadaşı hem de yakın arkadaşı olan Regina olması genç cadıyı şaşırtmamıştı. Selamını kafasıyla kabul ederken, hafifçe gülümsemiş ve profesörün dediklerine odaklanmaya çalışmıştı. Biraz düşündü, hepsinin büyülü ve ender bulunan yaratıklardı. Çoğunlukla büyücülerin ve cadıların güç, saygınlık ve para kazanmaları için kullanılan bu büyüleyici canlıların kullanılması sarışın kızı rahatsız ediyordu. Cevap vermek istemedi ve sessiz kaldı. Herkesin cevaplarını tek tek dinlerken, sonunda Profesör Moore dersine kaldığı yerden devam etti.
Önlerine çıkarılan Re'em kanları ile ne yapacaklarına anlam vermese de, içecek oldukları kanların kendilerine muazzam bir güç vereceğinin farkındaydı. Platform da hiçbir şey yapmak istemiyordu. Kime neyi kanıtlayacaktı? Güçlü olduğunu mu? Bunu yapamayacağını kendisini çok iyi biliyordu ve kavga etmek istemiyordu. Elini kaldırdıktan sonra ayağa kalktı. Safir mavisi gözleri profesörlerinin üzerindeyken konuşmaya başladı.
"Profesör Moore. Size hiçbir saygısızlık yapmak niyetinde değilim efendim. Fakat dilediğiniz şeyi yerine getirmek istemiyorum. Burda gerçekleşen ve gerçekleşecek şeylerin fazlasıyla barbarca olacağı kanaatindeyim. Sıramda oturup, izninizle sadece gözlemlemek istiyorum."
-
Binadaşları bugün formundaydı ancak binasında en düşük puanı alan kişi biraz koymuştu. Lilith bile ondan daha yüksek almıştı ancak kıskançlık edecek değildi, çok olmasa da yakındı Lilith ile. Konu Carmilla'ya gelince Mirabelle'in yüzü düştü falan ama... Kapışacaklardı! Kapışma demişken- Mira ve Lilith kanı içtiği an FRANZİSKA LİLİTH'İ ALIP MİRABELLE'E ATMIŞTI LAN!
"AH, SİKTİR! YA FRANZİSKA LİLİTH'TEN NE İSTİYORSUN ŞEYTAN KARI?!" derken Lilith'i sarılarak tutmaya çalıştı ama yere çakıldılar. "Kuşum, birlik?" diye mırıldandı sessizce ve kucağındaki kızın kafasını sallamasıyla Franziska'ya hışımla koştular. Lilith, Franziska'nın arkasına geçip kollarını tutarken Mirabelle saçından tutmuş-hatta kurtulamasın diye eline iyice dolayıp düğüm haline getirmiş-, dizini karın boşluğuna tüm gücüyle geçirirken aynı anda kızın kafasını da karnına geçirdiği dizine hızlı hızlı vurmaya başlayacaktı.
Yetenek 1d8 : 4, total 4
Destek 1d8 : 4, total 4
Talih 1d10 : 9, total 9
-
Zavallı kızcağıza darbeler arka arkaya geliyordu. Birden bire binadaşına doğru uçarken bulmuştu kendini... Sonra müttefik oldular. Lilith, Franziska'nın kollarını tutarken iyice kıvırıp sıkarak kırmaya çalışıyor, tırnaklarını batırabildiği kadar batırıyor ve akan kanı izliyordu.
"Hey... Biliyor musun, insan kanının tadı Re'em kanınınkinden daha güzel. Daha tatlı, daha yumuşak... Sıcacık... Olur da daha fazla yaralanırsan deneyebilir miyim..?" dedi porselen bebeğinkinden farklı olmayan ifadesine eşlik eden buz gibi sesiyle. İzin vermesini umuyordu.
Yetenek 1d8 : 8, total 8
Destek 1d8 : 7, total 7
Talih 1d10 : 7, total 7
-
Profesörün Carmilla’dan bahsetmesi Ares’in bütün odağını dağıtmıştı. Sırf diğerlerine ayak uydurmak [justify]için robotsu hareketlerle profesörlerinin söylediği Re’em kanını içmişti. Ve damarlarında aniden bir kıpırdanma başladığını hissetmişti. Kanın vücuduna etkisi oldukça farklıydı, daha önce hiç bu kadar adrenalinin aynanda vücuduna salgılandığını hatırlamıyordu. Derken üzerine koşan bir siluet onu boynundan tuttuğu gibi yere fırlatmıştı. Normal şartlar altında olsaydı bedeni çok ağır hasar alır ve tahminen hastane kanadına kaldırılması gerekirdi. Fakat kanın etkisi altındaydı, şu anda koşullar oldukça farklıydı. Bedeninin yere çarpmasıyla kazandığı ivme ile birlikte onu yere yapıştıran yeşil cüppeliyi bacaklarıyla kavrayıp arkaya doğru fırlatacaktı. Gücü yeterse tabii.[/justify]
Auvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvaaaaaaaa!
Yetenek 1d8 : 8, total 8
Destek 1d8 : 7, total 7
Talih 1d10 : 9, total 9
-
[justify]Binasına puan kazandırmanın sevinciyle derse halihazırda olan ilgisi daha da artmıştı Iris’in. Görseli değiştirip konuya giriş yapıldığında kan büyüleriyle ilgili okuduğu her şeyi hafızasında tazelemeye çalıştı cadı kısa bir süre için. Soy ve güç. Kandan gelirdi. Kanın önemini bilmeyen yoktur herhalde, diye düşündü istemsizce ve Carmilla konusuna da değinildiğinde yüzünü buruşturdu. Profesör’ün düşüncelerine bizzat katılıyordu ancak bunu dile getirmiyordu. Getirmemesi yapılacak en mantıklı hareketlerden biriydi. Zira güç her zaman tek elde tutulamazdı. Her neyse… Şimdi bunun düşünmenin sırası değildi. Sorgulayacak daha çok vaktim olacaktı. Profesör şişeleri öğrencilere doğru uzattığında biraz dalıp gittiğini fark etmişti Iris. Re’em kanı ile güçlenmek kulağa hoş gelse de kaba kuvveti gerekli olmadıkça kullanmayı nahoş bulan cadı el mahkûm içeceğinden sesini çıkartmadı. Farklı bir deneyim idi sonuçta. Peter ve Rose çoktan eşleşmişti. William ile elbette kapışmayacaklardı. Bunu yapmayı ikisi de istemezdi. William kendi binasından biriyle eşleşirken Iris de Rebecca ile eşleşti. William’a şansa ihtiyacı olmamasına rağmen iyi şanslar dileyerek boşta kalan platforma ilerledi.
Platforma çıkmadan hemen önce iksiri bir dikişte bitirmişti. Tadı… Tadı düşündüğünden daha çirkindi. Ancak damarlarında dolaşan gücü anında etkiyle hissetmeye başlamıştı. Gryffindorlu kız da hazır olduğunda “Sahne bizim. Başlayabiliriz. Umarım kazasız ve sıkıntısız bir şekilde buradan ayrılırız.” diyerek dostane tavrını gösterdi eyleme geçmeden önce. Aslında saldırıyı değil defansı tercih ederdi ama bir farklılık yapabilirdi. En baştan sertleşmeye gerek yoktu. Karşısındakinin hareketi göre anında bir plan yapabilirdi Iris. Başlamaya hazır olduklarında hızla aralarındaki iki üç adımı kapattı “Üzgünüm.” dedi ve Rebecca’yı düşürmek için sağ dizinin arkasına yandan sağlam bir tekme geçirmeye koyuldu orantılı bir güçle. Eğer düşürebilirse ikinci hamle olarak bileğini yakalayıp onu çok canını yakmadan ters çevirecek ve ardından burnuna veya karnına doğru bir hamle daha yapacaktı.[/justify]
(https://buyucedunya-rpg.com/Themes/blackened/images/dice_warn.gif) This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d8 : 8, total 8
Destek 1d8 : 6, total 6
Talih 1d10 : 7, total 7
-
Millet mini kütüphane gibi lan, takır takır söylüyorlar. Ravenclaw'lar kaptı puanları, valla inek bunlar.
Neyse Profesör kan man dedi, sonra kan için dedi, savaş dedi, kaos dedi.. ABBOV, SAVAŞ VAR LAN, BURASI YIKILIR YEMİN EDİYORUM!
Ama bir yandan da eğlenceli, manyak buradakilerin hepsi çünkü. Aldım bi şişeyi, diktim kafama ama tadı kötüymüş öğğ! Bir süre sonra tuhaf hissetmeye başladım, hani kanı kaynıyor derler ya heh ondan. Lan cidden power up alıyorum galiba!
Power up'ı aldım, etrafta sataşacak varlık arıyorum falan, Iris'le eşleştik nihayetinde. Minnoş minnoş konuşuyor bu, yerim lan! Güzel de kız he.. Neyse Beck, odaklan! Kız güzel ama şu an savaş modundayız, ders çıkışı düşün bunu.
İlk önce o saldırdı, kanın etkisi mi bilmiyorum ama tahmin ettim ne yapacağını. YA ÜZGÜNÜM DİYO Bİ DE YİCEM! Çok şirinsin bebeğim ama yenilemem üzgünüm, gözündeki itibarımı düşürmek istemem. Tamam plan şu, şu tekmeden kaçınıp kolundan tuttuğum gibi yere çivileyeceğim kızı. Belki sonra da evlen - yani derse devam ederiz, evet ders.
Yetenek 1d8 : 5, total 5
Destek 1d8 : 4, total 4
Talih 1d10 : 1, total 1
-
Geç kalmıştı, GEÇ KALMIŞTI!! Onu en çok korkutan,tek bakışıyla içine korku tohumları ekilmesini sağlayan profesörün dersine GEÇ KALMIŞTI! "İnanılmaz gerçekten!! Lanet olsun!" Koridorlardan koşa koşa geçerken çarptığı kişiler umurunda değildi sarı saçlı büyücünün. Profesör Moore'un ona yapabileceği şeyleri düşündükçe kanında yayılan adrenalinin ve koşmasının nedeniyle hızlı hızlı çarpan kalbini umursamadan sınıfa kadar koştu. "O-of..." Derin derin nefesler alarak sınıfın kapısında bekledi bir süre. 'ÇAT' Yanlışlıkla kapıya çarpan kafasının çıkardığı sesle irkildi. "Daha ne kadar batabilirim Merlin aşkına!" diye mırıldanarak kapıyı çaldı. Sonrasında yavaşça kapıyı açtı ve önce kafası, sonrasında bütün vücudunu içeriye soktu. Eli refleks olarak asasına gitmişti profesörün yapabileceği bir büyüye karşı. Kendisinden çıktığına inanamadığı kadar kısık sesle "G-geç kaldığım i-için ö-özür d-dilerim profesör."
[spoiler]geç yazdığım için michaelı sarı yaptım şimdilik[/spoiler]
-
Sophia'nın söz almasının ardından sakince başını sallayarak onayladı kızı: "Evet, barbarca denilebilir sanırım. Tesadüftür ki kan büyüleriyle özdeşleşen isimler de tarih kitaplarına genellikle barbar olarak işlenmiştir. Dilersen bir şişe iç, dövüşmene gerek yok. Hissiyatı deneyimlemene yardımcı olur. Ama sadece gözlemleyebilirsin de." Lorence soyismini biliyordu, bu kızın ve birkaçının daha dövüşmek istemeyebileceğini de. Sıkıntı değildi zira yeşil cübbeli kız, bu dileğini olabilecek en doğru kelimelerle; muhtemelen gelecekte olacağı politikacı, asilzade misali ifade etmişti. Birçok ifade şekli kendisini de sinirlendirebilirdi ancak bu üslup, bunu beceremeyecek olan diğerlerine de açık bir kapı bırakmıştı. Karşı çıksa kendisinin "kötü adam" olacağı argümanlar karşısında müsaade etti bu talebe.
Üstelik bu sınıfta dövüşmek isteyecek sayısız ergen yahut hormonlarını dizginleyebilse de hissiyatı merak edecek birey vardı. Önemli olan herkesin bu güce bir şekilde şahit olmasıydı. Kan büyülerinin ve kara büyünün yol açabildiği yıkımı...
Sınıfına bu sırada geç kalan Michael'ı görmesiyle ölümden beter bakışlar yönlendirdi oğlana. Oğlan ilk lanetini savuşturmuştu hazırlığıyla. Fakat Arthur'un aklında başka şeyler vardı. Rahatlayan porsuğa beklemediği bir anda ikinci bir büyü gönderdi. Korkutucu yeşil ışıklar. Ancak zararsızından. Korku ile mesajını verdiğini umarak söze girdi: "Sigurðsson, dersime geç kalma lütfen. Uygulamalı aşamaya katılmana bu sebeple müsaade etmeyeceğim. İzleyebilirsin. Konumuz kan büyüleri," diyerek oğlanı bilgilendirdi sert bir sesle.
Franziska, Lilith'i kullanarak Mirabelle'e karşı korkunç bir hareket çekmişti lakin aynı anda iki rakip edinmek birkaç saniye içerisinde iyi bir fikir olmadığını göstermeye başlamıştı yeşil cübbeli kız linç edilirken. Dövüş kanlıydı, vahşiydi. Sınıfın diğer bir köşesinde, cam kenarında Rebecca, rakibi Iris'in ilk hamlesinden kaçınmış ve elde ettiği avantajla kolunu tutmuştu rakibinin ama Iris kendisini kavrayan elden sıyrılarak kafasında kurduğu planı başarıyla uygulamayı başarmıştı. Altlarındaki platform, ikilinin birbirlerine uyguladığı güçten ötürü çatlamıştı. Herkes kanın kendilerine verdiği kudretle güçlerini, çevikliklerini arşa yükseltmişti. Onların biraz ötesindeyse belki de kanın potansiyelini olağanca haşmetiyle ortaya koyan ikiliden Slytherin bina başkanı, Ravenclaw'lu mevkidaşının kafasını yere çakmış, ahşap platform toz duman olurken gövdesini Ares'in bacaklarına kaptırarak sınıfın kenarındaki duvara yapışmıştı arkasındaki taşları çatlatarak. Fakat bu epik dövüş, Eadwig'in lehine ilerliyordu.
Oldukça vurdulu kırdılı geçen dövüşleri, yüzündeki ciddiyet bir an bile bozulmadan izleyen adam asasıyla dövüşlerin arkalarında bıraktığı enkazları temizliyor, sınıfı gözlemliyordu bir yandan da. Makul bir sürenin geçtiğine kanaat getirdiğinde öğrencilerin bünyelerindeki kanlar kuvvetlerini yitirmeden sınıfa seslendi: "Bu kadarı yeterli!" Gür sesiyle dikkatleri topladıktan sonra öğrencilere üstlerini başlarını, gömleklerinin yakalarını düzeltmeleri için bir müddet süre tanıdı. "Dileyen buradan su alabilir," diyerek asasıyla ofisine çıkan yüksek kapıdan birkaç sürahi su çağırdı yanına.
"Herkes kendine geldiyse... Dersimize geçelim tekrardan. Az önce bizzat şahit olduğunuz üzere doğru canlıdan alınan birkaç damla kan, hiçbir ek hazırlığa gerek olmaksızın sizi korkutucu kaslı birer canavara çeviriyor. Muggle mitolojilerinde yer alan mitik bazı kahraman ve tanrıların da bu tip metotlara başvuran büyücüler olduğunu ileri süren çokça tarihi kaynak mevcut. Ve bu metotlardan birine bizzat şahit oldunuz..." Slaytları ilerlettiğinde kızıl saçlı bir cadı portresi belirdi tahtada. "Tabii kan ile elde edilebilecek güçlerin kapsamı oldukça geniş. Özel bir kan içmek, iksirler ve benzeri bir metot... Ancak bunların iki başkasıysa vampirizm ve kan büyüleridir. Vampirizm, insan kanı içmek suretiyle kişinin ömrünü uzatması demek ve bu gördüğünüz netameli kadın, Carmilla, 196 yaşına kadar yaşadı. Ve ölümü ecelden değildi: Şu anda birçoğunuzun ebeveynlerinin mensup olduğu, muhtemelen sizlerden de katılmanızı bekledikleri altı hizip tarafından alt edildi. En azından yazılı tarihe göre."
Sınıfa çöken karamsar havayı sezebiliyordu. Ancak öğrencilerin gerçekleri öğrenmesi gerekiyordu. Sınıfın karşısına, ana kürsüsüne ilerledi tok adımlarla ve kaşlarını çatarak söze girdi: "Kara büyüye dair en ufak bir deneyiminiz olmadan az önce nasıl güçlü olduğunuzu, hiç kavga etmemiş olanlarınızın bile ne denli kudretli hale geldiğini gördünüz. Şimdi elindeki kan ile ne yapabileceğini bilen bir büyücünün elde edebileceklerini düşünün." Sesi gürleşti. "Bayan Lorence, dövüşlerden önce söyledi, hepiniz duydunuz. Bu barbarca dedi! Belki az önceki eylemleriniz sizin barbar olduğunuz anlamına gelmez ama gücün arkasında bıraktığı yıkımı, sınıfı az önce ne hale getirdiğinizi düşünün!"
Sesi yumuşadı tekrar sözlerine devam ederken: ...ve dikkatli olun. Carmilla veya değil, gerçek veya hayal... Tehlikeleri bilin, kendinizi tehlikeye atmayın. Risk almayın. Cezbedici veya kudretli, tabuları icra etmeyin. Zira tabuları icra edenlerin ömrü uzun yahut destansı, kesinlikle güvende olmadı. Ne icra edenler ne de üzerlerinde icra edilenler için... Dersimiz bitmiştir, geldiğiniz için teşekkürler. Soruları olan varsa yanıma gelebilir, yoksa da çıkabilirsiniz..."
1- Derse, 22 Şubat saat 23.59'a kadar son aşama RP'si yazabilirsiniz. Ondan sonra dersi kilitleyeceğim. Katılımınız için teşekkürler.
2- Ders puanlamaları, son RP'lerin de girilmesinden sonra olabildiğince hızlı bir şekilde ilan edilecektir.
-
Profesör Moore ricasını kırmadığında memnuniyetle gülümsemiş ardından elini göğsüne koymuş sonrasında parmak uçlarıyla eteğinin ucunu yavaşça tutmuş ve sağ bacağını yavaşça bükerek selam vermiş bu şekilde profesörüne minnetini göstermişti.
"Ricamı kırmadığınız için çok teşekkür ederim efendim. Teklifiniz için sağ olun fakat o kanı dudaklarıma dahi sürmek istemiyorum sadece izleyeceğim. İzninizle."
Konuşmasını bitirdiğinde yerine oturmuş ve Re'em kanlarını içmeye başlayan arkadaşlarını seyretmeye başlamıştı. İlk dikkatini çeken şey Slytherin'li kızıl saçlı kızın, bir Ravenclaw'lı cadıyı bileğinden tutarak diğer mavi cüppelinin üzerine atması Sophia'nın safir mavisi gözlerinin dehşetle açılmasına neden olmuştu. Üç kızın arasındaki kaosu daha fazla izleyemeyeceğine kanaat getirmiş olacak ki, bakışlarını başka bir tarafa çevirdi. Biraz uzağında Slytherin bina başkanları Eadwig Boleyn ve arkası dönük halde Ravenclaw'lı bir büyücü gözlerine ilişti. Sırtını gördüğü mavi cüppelinin üzerine atlayan sarışın büyücü diğerinin atağı ile yere çakılmıştı. Şimdi yüzünü görebildiği mavi cüppeli, yakın arkadaşı Eurus'un erkek arkadaşıydı. Yani Sophia en son çıktıklarını biliyordu şimdi aralarının nasıl olduğunu bilmese de kavgaya karışan büyücünün Ares Caldecott olduğu kesindi. Dövüşleri daha da vahşileşmeye başladığında genç kız korkuyla gözlerini yumup kafasını başka tarafa çevirdi. Uzun süre gözlerini açmaya cesaret edemedi. Tüm bu olanlar Re'em kanının kendilerine verdiği güç ve birbirlerine besledikleri kin yüzünden başlarına geliyordu.
Gözlerini açmaya cesaret edebildiğinde sınıfın içerisine baktı. Etraf büyük bir karmaşa içerisindeydi. Sıralar yerlere devrilmiş, parşömen kağıtları ve büyü kitapları yerlere saçılmıştı. Yere dökülen siyah mürekkep kaosun rengiydi.
Profesör Moore gür sesiyle herkesin dikkatini çektiğinde tüm öğrenciler kendilerine gelmiş gibiydiler. Yırtılan ve mahvolmuş üzerlerini düzeltmeye çalışırken Sophia onları hayıflayan gözlerle izledi.
Karanlık sanatlara karşı savunma profesörleri tekrardan konuşmaya başladığında onu dikkate dinledi. Karşısında duran tahtada slayt hareket ettiğinde kızıl saçlı bir kadının portresi belirdi. Sarışın cadının merakı biraz daha artınca oturduğu yerde duruşunu dikleştirdi.
Konuların ciddileşmeye başladığını fark ettiğinde kaşları çatıldı. Geçmişte ve gelecekte olacak şeyler çokta umrumda değildi sonuçta rahatı bozulmadıkça önemsediği söylenemezdi. Kendi adı profesörlerinin dudaklarından döküldüğünde sınıftakilere 'ben haklıydım. O kanı içtiğiniz de yozlaşmış canavarlara benziyordunuz. Değerli gözlerim sizin yüzünüzden hiç görmemesi gereken vahşet olaylarına tanık oldu' diyerek sınıfın içinde bağırmak istese de içinde büyüyen bu arzusunu bastırdı.
Savaş veya barış onu etkilemezdi. Portresini gördüğü kızıl saçlı kadının sonunun ölüm olması. Yaşadıkları büyülü evrenin hiç göründüğü kadar etkileyici ve güzel olmadığının kanıtıydı. Ama umrunda değildi. Sonuçta büyücü dünyasında kalmayı düşünmüyordu. Hogwarts'tan mezun olur olmaz kendi memleketine, ülkesine dönecek ve babasının serveti sayesinde mutlu ve huzurla yaşayacaktı yani dileği buydu. Derslerinin bitirildiği ilan edildiğinde yavaşça yerinden kalkıp, çantasını koluna taktı. Derslikten çıkarken tek istediği bugün yaşananların yeni kâbusu olmamasıydı.
-
[justify]Re’em kanının ona verdiği gücü iliklerine kadar hissetmişti genç büyücü. Daha önce hiç böylesine muazzam bir gücü deneyimlememişti, fevkalade hissettiriyordu fakat aynı zamanda korkunçtu da. Eğer çelikten bir iradeye sahip olunmazsa bir kez bu gücün bağımlısı oldun mu geri dönüşü yokmuş gibi geliyordu. Bir insanın güç için ne kadar ileriye gidebileceğini hayal etmek tüyler ürperticiydi.
Profesör Moore, durmalarını söyleyene kadar fark etmemişti salona ne kadar hasar verdiklerini. Burada insani bir dövüşün yaşanmadığının izleri okunuyordu çatlamış duvarlar ve kırılmış tahtalardan. Bunlardan kaçının Eadwig ve kendisinin eseri olduğunu merak etmeden duramadı, kesin olan bir şey varsa her ikisinin de iyi pataklanmış olduğuydu. Nefes nefese kalmış, su alabilecekleri söylendiğinde o tarafa ilk fırlayanlardan biri olmuştu. Suyun büyük bir kısmını üzerine dökerek içtikten sonra kendini yere attı bitkince.
O sırada tekrar söze girmişti profesörleri, Ares her ne kadar onu can kulağıyla dinlemek istiyor olsa da konuşmanın büyük çoğunluğunda tavanı izlemişti. Vampirlerle ilgili kelimeyi duyana kadar pozisyonunu korumuştu, insan kanı içmenin ne kadar mide bulandırıcı bir şey olduğunu düşünürken ‘Carmilla’ ismini duyması ile ağrıyan kaslarına aldırış etmeden yerinden kalktı.
Tanıdık bir simayı tekrar görmek tüylerini diken diken etmişti. Nasıl ancak 6 kadim hizip tarafından alt edilebilen bir canavarın elinden sağ çıkmayı başarmıştı? Neden annesinin canına kıymışken kendisine yalnızca bir ‘ders’ vermek istemişti? Anlamıyor, anlayamıyordu.
Daha çok bilgi edinmesi gerektiğine karar verdi ipuçlarını değerlendirebilmesi için. Ders bitiminde profesörlerinin yanına yaklaştı ciddiyetle. “Merhaba Profesör,” dedi. “Eğer vaktiniz varsa size birkaç soru sorabilir miyim? Carmilla hakkında yani…”
[/justify]
-
Franziska'yı profesör seslenene kadar linçleseler de kız da az değildi, Lilith sıkı tutuyor olmasa şimdiye Mirabelle'i duvardan duvara vurmaya başlayacak kadar güçlü tepiniyordu. Hatta şu an kumral cadının bacağında bir ısırık izi vardı... Yine. Kuduz köpek işte. Her şey bitince Mirabelle ve Lilith, Franziska'yı rahat bırakıp, uslu uslu sularını içip yerlerine geçtiler. Mira, başını Lily'nin omzuna yaslarken arka sıralardan Lilith'in kendi kendine konuştuğunu işitebiliyordu. Profesör konuşmaya başlayınca pür dikkat kesilip dikkatini topladı adamın üstünde. Her şey gayet güzel gidiyordu... Laf Carmilla'ya gelene kadar. Carmilla ismini duymasıyla kumral cadıyı öksürük krizi tutuverdi, neyse ki Lily imdadına yetişti ve su içirdi arkadaşına. Daha yeni topladığı dikkati puf olup gitmişti, aklı çok farklı olmayan ama bir o kadar da farklı olan başka kızıl cadının tekindeydi.
'Carmilla veya değil,' diye tekrarladı içinden. Carmilla veya değil, suç işleyen birini desteklemek sadece başına bela açmayacak mıydı? Mirabelle'in belirgin bir huyu vardı, streslendiğinde, paniklediğinde ve/veya ne yapacağını bilemediğinde sağ elinin baş parmağının tırnağını ısırırdı, aynı şu an yaptığı gibi. Carmilla veya değil, katil çocuğu olduğu gerçeği derse odaklanmasını engelliyordu. Dersin bittiğini ancak Lily onu dürtünce fark etti. "Hı? Hıı, tamam." dedi sessizce. Parmağını ağzından çekti, başını hızlı hızlı iki yana salladı ve yine tatlı tatlı gülümseyerek kalktı yerinden. Derslikten ayrılırken son anda arkasını dönüp profesöre baktı, "Profesöööör, dersliğe bir dahaki girişimde sizden gelen büyüye karşı kendimi savunmayacağım haber vereyim dediiiim!" dedi ve her zamanki enerjisiyle birlikte çıkıp gitti.