17 Nisan, 2026 09:30:08 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Kont Sati Von Richmond

Sayfa: 1 2 3 [4] 5 6 ... 8
46
Godric's Hollow / Ynt: Kış Gündönümü
« : 27 Şubat, 2022 19:19:34 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Meredith'in deste çağırma büyüsü büyük bir başarısızlığa uğrayacaktı. Nitekim kendi patronusundan kamaşan gözlerini açtığında pencereden üzerine gelen sersemletin etkisiyle geriye uçacak ve baygın şekilde yere yığılacaktı.

Madam bakışlarını aşağıya eğip hayal kırıklığına uğradığını belli eden bir tavır takınarak söze girdi. "Senin için gerçekten üzülüyorum. Eğer zamanında yetişirsem, seni kurtarabileceğimi düşünmüştüm. Ama şimdi görüyorum ki; kurtarılamayacak kadar karanlığa çekmişler seni. Amaçlarına ulaşmışlar."

Sihir bakanının ve Von Motke'nin cansız bedenlerine kaçırdı bakışlarını. Gözlüğünü ince parmağıyla düzeltti. "Burası bu gece seherbazlarla dolacak. Senin de burada bulunmanı tavsiye etmem. O yüzden sana son kez yardım ediyorum, Bayan Muirghéal... Bu geceden sonra ne yazık ki seninle farklı taraflardayız."

Birkaç saat sonra Godric's Hollow'un kasvetli suretine gölgeler düşüren süpürgeler belirecekti gökyüzünde. Sihir Bakanı Agnus Marvin Kellington'un Carmilla tarafından öldürüldüğü ve Oberst Ludwig Karl Bernhard von Moltke'nin cadı avcılarının tarafında olduğu gerçeği gündeme bomba gibi düşecek ve neredeyse aylarca dillerde dolaşacak lakırdıların sebebi olacaktı.

47
Kurgu Kutusu / Ynt: [Kurgu] Aldrik Solaris
« : 27 Şubat, 2022 19:03:05 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
"Merhabalar Bay Solaris,

Merlin Mührünün kırıldığına dair dedikodular kulağımıza kadar çalındı. Cadı avcılarının neler planladığını bilmiyoruz ama üzerimize düşeni yapmak ve niyetlerini ortaya dökmek konusunda kararlı olduğumuzu biliniz.

Bu sebeple size çok önemli bir vazife vermemiz gerekmekte. St. Mungo eski baş şifacısı Olivia Fauns, uzunca bir süredir İngiltere kırsalındaki bir muggle köyü olan Sandford'da ikamet etmekte. Denilene göre, bu köyün şifacısı şöhretine çoktan erişmiş durumda. Kendisi sorunları ve problemleri olan yaşlı bir cadıdır. Nitekim topluluğumuzdan da bu sebeplerle uzaklaştırılmıştır.

Kendisine ulaşıp görev yaptığı dönem olan 1830 - 1835 arasında yaşanan doğumlara ve bu dönemde doğan herhangi bir çocuğa seneler önce hayatını kaybeden Larry Morgan ismiyle bilinen bir kara büyücünün ilgi duyup duymadığını öğrenmenizi istiyoruz. Ancak bu bilgiyi kendisine fark ettirmeden almalısın. Aksi takdirde planlarımız ortaya çıkabilir.

Köyde kazandığı şöhret nedeniyle Olivia Fauns çoktan cadı avcılarının hedefi olmuş olabilir. Bu yüzden köyde muggleların dikkatini çekmemeniz ve kimliğini açık etmemeniz çok önemlidir.

Eğer herhangi bir şekilde görevinizde başarısızlığa uğrar veya yakalanırsanız hafızanızı kendi asanızla silmeden sakın teslim olmayınız.


Başarılar,
La Fay Şifacılar Topluluğu"

48
Aziz Michael Kilisesi / Ynt: Mahşer Gecesi
« : 22 Şubat, 2022 01:18:43 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Raiden, yerden gözü kaptığı gibi baygın haldeki Başseherbaz ile birlikte St. Mungo'ya cisimlenmişti. Adamın durumu çok kötü gözükse de zamanında yetiştirmeyi başarabilecekti.

O sırada kilisenin tören salonunda ise zamana karşı bir yarış vardı adeta. Rahip Roseborough can havliyle kıvranırken bir yandan da Seth Carter'a bir şekilde ulaşmaya çalışıyordu. Öbür yandan Zain ve Meredith ise Seth Carter'ın yanına varmak için var güçleriyle çaba sarf etmekteydiler.

Rahibin dudağından dualar okunan bir mahşer gecesinin yarısında, iki adam kıvranırken alevlerle çevrili zeminde, gök gürüldedi son bir defa yağmur tanelerini dökmeden evvel harabe olmuş kiliseye. Suyla yıkanacak ve kutsanacaktı son bir defa Aziz Michael'ın Kilisesi.

Meredith ve Zain, Seth Carter'ın başına vardıklarında rahibi adama sarılmış bir halde buldular üstü başı kan lekesi olmuş bir vaziyette. Tenleri kavrulurken, kızgın ateşte bir çırpıda başlarına koştular. Her ikisini de iyileştirmek için bildikleri büyüleri fısıldarken ardı ardına, rahibin titrediğini fark ettiler korku içerisinde.

Rahibin eli cebindeki altın haça dokunmuştu çoktan. En umutsuz ve çaresiz anınızda aziz Kardeşim, kilisemizde barındırdığımız Aziz Michael'ın altın haçına sığınınız. Dokunmasıyla beraber önce başı, sonra da bedeni dönmeye başladı kilisenin kanla boyanmış, alevle kararmış zemininde. Tekrar tekrar döndü ve döndü. Nitekim bir süre sonra bulanık bir surete dönüştü diğerlerinin gözü önünde ve kayboldu kilisenin zemininden. Sanki bir anda oradan çekilip alınmış gibi.

Meredith ve Zain duruma anlam veremeseler de Seth ile ilgilenmeye devam etmek zorundaydılar. Büyüler işe yaramış gibiydi, şimdilik. Seth'in yüzü ve bedeni korkunç görünüyordu. Bilinen en okkalı büyülerle bile tamir edilemeyecek kadar korkunç. Hayattaydı evet, hayatta kalacaktı belki. Ancak o yüze bakmak artık bir ıstıraba dönecekti. Yara izleri ve soyulmuş bir kafa derisi. Kurdeşen dökercesine kalkmış bir ten ve kan lekelerinin süslediği bağrıyla baygın halde yatan bir savaşçı.

Yağmur damlaları düştü kırmızı kiremitlere. Ölüm kokan mabedi yıkayan su, yaşananları da unutturabilecek miydi bu insanlara?


O sırada başka bir yerlerde

Rahip Roseborough'un dünyası dönmüştü. Bir an kusacak gibi oldu. Yanıkların verdiği acı yüzünden kusabilecek hali bile yoktu oysa. Boyutlar daraldı, gözleri ışıkla kısıldı. Ölmüş müydü yoksa? Rab mıydı onu çağıran bir haç aracılığıyla? Zemin kaydı bedeninin altından ve boşlukta asılı kaldı bir süre. Değişen, uzayan siluetler, vitraylar ve alaca renge boyanmış bir boyut. Kilisenin zemininden yok olduğunun farkında bile değildi.

Ahşap zemine sırt üstü düştüğünde duraksadığını fark etti ışıkların. Kiliseye geri mi dönmüştü yoksa? Rab, onu kabul etmemiş miydi cennetine? Yanık izleri canını acıtsa da göz kapaklarını güçlükle araladı. Acı içinde iniltiler döküldü dudaklarından. Bulunduğu yer bir kilise değildi. Ahşap duvarlı, mütevazi ev mobilyaları ile döşenmiş bir evdeydi. Ve en garibi de, gece değildi. Bir an kilisenin revirinde olduğunu sandı ancak burası reviri de andırmıyordu. Başını kaldırdı güçbela etrafına göz atabilmek adına.

Kızıl cübbeler içerisindeki bir adamın tam yanında durduğunu o anda fark edebildi. Burası her neresiyse, cübbeli zatın tasvirleri ona birilerini anımsatıyor ancak acı içerisinde kamaşan zihni kim olduğunu çıkaramıyordu. Kızıl cübbeli ona döndü yüzünü. Sivri çeneyi saran beyaz sakallar çarptı gözüne. İnce, kırışmış dudakları aralandı.

"Hoş geldin Rahip Efendi... Biz de seni bekliyorduk!" Cübbelinin bakışları rahibin beline ve oradan aşağısına kaymıştı yavaşça.

"Ancak bu halde bulmayı beklemiyorduk elbette! Acınız geçecek merak etmeyin. Birazdan kardeşlerimiz burada olacaklar. Aramıza yeniden hoş geldiniz Aziz Kardeşim Roseborough. Sizin gibi kudretli ve imanlı bir kardeşimizle yüz yüze tanışabilmeyi dört gözle bekliyordum."

Kendisini takdim eder gibi yavaşça eğmişti başını öne. "Engizitör Mahkemesi Baş Engizitörü Gabriel... Rab'bın yollarımızı böyle ihtiyaç duyduğunuz bir anda kesiştirmesi kader değildir de nedir?"

Cevap veremedi Rahip. Gözleri kararırken başı, tekrardan yere düştü. Tam kapanmadan göz kapakları son bir görüntü çalındı pencerelerden gözüne. Bir sokak ve bir tabela. Çok adını duymuştu burasının. Ama görmek, hiç nasip olmamıştı.



Malleus Maleficarum ana kurgumuzun 1. sezonu burada sonlanmıştır. Katılımlarınız ve destekleriniz için Büyücedünya RPG ekibi olarak binlerce kez teşekkür ederiz. Çok yakında yeni sezon, yeni heyecanlar ve yeni görevler ile geri döneceğiz!

49
Aziz Michael Kilisesi / Ynt: Mahşer Gecesi
« : 21 Şubat, 2022 23:28:07 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Cornelia, büyüsü işe yaramayınca Nicholas'ı kaptığı gibi St. Mungo'ya cisimlenmişti. Nicholas tam cisimlenmeden evvel asasıyla yaptığı büyü sayesinde gırtlağındaki kesiği kapatmaya çalışsa da pek başarılı olamamıştı. Gırtlağı birazcık kapanmaya yüz tutsa da kanlar akmaya devam ediyordu. Duman oldu her ikisi de. Havaya karıştılar. Metreler, kilometreler aştılar. Bir hayat meselesiydi onlar için bu. Memat ise ne zaman geleceği belli olmayan bir ev sahibi.

St. Mungo'nun bahçesindeki çimenlere iniverdiler tozu dumana katıp. İkisi de sırt üstü yere yığıldılar indikleri gibi. Bulutsuz gökyüzü... Yıldızlar. Kayıp giden zamanın emareleri. Nicholas'tan yayılan bir kan gölü sararken ikilinin etrafını, onları kaplayan ve kuşatan, kimi gölgeler seçtiler karanlıkta yanlarına yaklaşan. Şifacılar... Cornelia gecenin bu saatinde bir şekilde şifacıların ortasına cisimlenebilmeyi başarmıştı. Talih miydi, yoksa kader mi? Tamponlar konuldu, asalar çekildi. Yarası gitgide iyileşirken Nicholas'ın bilinci kaybolmuştu. Yaşayacaktı. Ancak uzun bir süre (site zamanıyla bir ay) konuşamayacak, sesli iletişim kuramayacaktı. Olsundu. Hayat buna rağmen güzeldi.

Raiden asasını doğrulttuğu zemine yaptığı büyü sayesinde inişini kolaylaştırmıştı karanlık mahzene. Etrafta sandalyedeki adam dışında kimsecikler yoktu. Adamın yüzünü görebileceği kadar yakınlaştığında dehşetle bu kişinin Egnast Twinkle olduğunu fark edecekti. Başseherbaz... Bir gözünün olması gereken yerde kocaman ve dehşet verici bir delikle hem de... Kan sızan bir delik. Yerde ayağının ucunda yuvarlanan bir cisim gördü. Dikkatle baktığında bunun yuvasından çıkarılmış bir göz olduğunu fark edecekti. Peki, bu gördüğü gözü ne yapacaktı?

[spoiler][/spoiler]

Meredith, tören salonundan koşarak geçerken dökülen kızgın yağları fark etmiş asasıyla onlardan kaçınmaya çalışsa da ayağına ulaşan kimi yağ kalıntıları pabucuna değerek ayaklarının kızarmasına sebebiyet vermişti. Hareketleri zorlaşmaya başlamış şekilde güçlükle deliğe doğru ilerlemiş ve Arresto Momentum vasıtasıyla aşağıya atlamıştı. Zaman yavaşlar gibi oldu sonra bir anda hızlandı. Yere sert bir şekilde kondu. Ayakları o kadar acımıştı ki yerde çömelip acı içinde kıvranmaya başladı. Eğer kalkıp etrafına bir göz atabilirse yanına indiği mermer kürsü dikkatini çekecekti ilk. Sonra da başseherbaz. Kan kaybediyordu. Bir gözünün olması gereken yerde deliği fark edebilmişti dehşet içerisinde. Durumu kötü gözüküyordu. Ayrıca bir parmağı da kesilmişti. İşaret parmağı... Kan damlaları zemini ıslatıyordu.

Seth tören salonunda ilerleyip büyüsünü sallarken bir tuzak daha tetiklenmişti. Nihai tuzak... Balkonlardan dökülen kızgın Bizans yağı önce Seth Carter'ın tepesine ve sonrasında ise zemini yakarak gürültüyle şarıl şarıl dökülmüştü şimdi. Başından aşağı kızgın yağ dökülen adam çığlıklar atarak yere yığılmak üzereyken yapmış olduğu Descendo Cadı Avcısının pantolonunu vurmuş ve tüm bel altı kıyafetini yere indirmişti. Belden aşağısı anadan doğma üryan şekilde, namahremin gözükmesine aldırış dahi etmeden, pantolonu ile paçalı donundan kurtulmaya çalışan Rahip Roseborough ayaklarına takılan kıyafetler ve makus talihsizliği ile beraber öne doğru, kızgın yağlarla yanmakta olan Seth Carter'ın üzerine kapaklanıvermişti. Kılıcı Seth Carter'ın göğsünde derin, yanıcı bir kesik bırakırken Rahip de kendisini kızgın yağların içerisinde kavrulurken bulmuştu. Her ikisi de yanıyor ve kavruluyorlardı yerde. Güçlükle sürünebiliyor ayağa kalkma kuvvetini bile kendilerinde bulamıyorlardı.


Not:

1- Son GM Metni 00:30'da girilecektir.

2- Cornelia ve Nicholas dilerse St. Mungo'da RP'lerine devam edebilirler. Nicholas site zamanıyla bir ay boyunca rplerinde konuşamaz, diyalog kuramaz...

3- Seth Carter ve Rahip Roseborough büyü yapmaktan ve saldırabilmekten yoksun bir şekilde yerde kıvranmaktalardır. Çok ufak faaliyetler (sürünmek, konuşmak, yardım çağırmak) gibi hareketleri yapmaları mümkün olsa da öncelikleri ne yazık ki kızgın yağın etkisinden kurtulmak, yanan etlerini söndürmek ve hayatta kalmak olacaktır.

50
Aziz Michael Kilisesi / Ynt: Mahşer Gecesi
« : 21 Şubat, 2022 21:47:19 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[spoiler][youtube]https://youtu.be/_9TzXI0YjlQ[/youtube][/spoiler]

Seth gürültülü bir ciyaklama bırakmıştı salonun ortasına! Bir adamotunun çığlığını andıran bu haykırışlarla sersemlemiş olan cadı avcılarının 2 tanesinin kulaklarından kanlar akmış, acı dolu çığlıklar içinde bilinçsizce yere yığılmışlardı. 1 tanesi ise sersem bir halde oturaklara takılmış ve takla atarak baygın bir halde zeminde bulmuştu kendisini.

Meredith çabucak odanın bir köşesine sinmiş, ağlamaklı gözleriyle bulanık halde gördüğü mektubu okumaktaydı tüm gücüyle. Başını ellerinin arasına almış ve Seth'in gazabından sakınmaya çalışıyordu kendisini. Okuduğu mektup allanıp pullanmış, ancak belli ki gönderilememişti. İçinde ise şunlar yazıyordu.

“Sevgili Kardeşim Nicholas,

Umarım Massachusetts’te keyfin ve iştahın yerindedir. Gerçekten hem oraları, hem de sizleri ne kadar özlediğimi anlatamam. Beni soracak olursan, hala alışmaya çalışıyorum. Kardeşlerimiz sağ olsun, hiçbir ihtiyacımızı gidermekten katiyen imtina etmiyorlar. Gazetelerde gördüğün haberlerden ötürü sakın telaşa kapılmayasın. Bilirsin ki bu cadı sürüsü, kendi sapkın alemini bizlerin gözlerinden sakınmak için ellerinden geleni artlarına koymamakta dirayetliler. Ama tüm bunların üstesinden geleceğimiz günler yakındır.

Annemizin ve babamızın mezarlarını düzenli ziyaret etmeyi sakın unutma. Huzura kavuşamayan ruhlarını belki bu şekilde yad ederek, onların bir nebze olsun Rab’bın cennetine yakın hissetmelerini sağlayabilirsek ne mutlu bizlere.

Neredeyse iki asır boyunca adi birer suçlu gibi kovalandık. Gölgelerde, bizim gibi olmayanların arasında birer kaçak gibi yaşadık. Onlar bizi avladıkça biz kaçtık. Onlar soyumuzu kurutmaya çalıştıkça biz çoğaldık. Tanrının inayetiyle hayatta kaldık. Avdık, avcı olduk!

Neyse ki sürgün günlerimizin sona ereceği gün artık çok yakın. Mahşerin 4 Avcısı göründü. Kimi kardeşlerimiz, onların lanetimize nihayet son verecek elçiler olduğunu söylüyor. Ben de buna inanmak istiyorum. Bu yüzden sebat içerisinde bekleyiniz ve itidalinizi kaybetmeyiniz. Kurtuluşumuz yakındır.

Burada senin çok merak ettiğin Rahip Roseborough Kardeşimiz ile tanıştım. Kendisi çok cesur birisi ve iblisin yüreğine korku salacak kadar kudretli sözlerin sahibi. Bir gün onunla tanışabilmeni çok isterim.


Sevgilerle,
Biricik kardeşin.
Deodat Lawson”

Cornelia, asasıyla yerde devasa bir delik açarken Raiden ise başarılı bir sersemlet büyü serisi sayesinde deliğin açılacağı yerdeki çocukları teker teker süpürüyordu tehlikelerden. Cornelia'nın büyüsünün etkisiyle zemin yarılmış ve kilise ayaklarının altında zangır zangır titremişti. Açılan delikten aşağı baktıklarında ise korkunç bir manzara ile karşılaşacaklardı. Bir mahzendi burası. Karanlıktı. İkiye yarılıp parçalara ayrılmış bir heykelin parçaları seçilebiliyordu. Tam ortasında da bir büstü andıran mermer yapı. Duvarlarda sönmüş meşaleler. Ve bir sandalye. Üzerinde oturan kara cübbeler içerisinde bir adam. Kim olduğu seçilemiyordu. Ancak güçsüz bir biçimde öne çökmüştü ve başı öne eğik halde baygın bir hali vardı.

Nicholas potansiyel deliğin üzerinden atlayarak kısa saçlı rahibeyi tepe taklak edecek bir büyü yollamıştı. Ancak rahibe de belli ki çabuk bir kadındı. Masadan kaptığı hançerlerden birisini hızla Nicholas'a hedef aldı. Asadan yayılan ışık huzmeleri hedefini buldu. Bir demir parçası havada süzüldükten sonra kızıl bir renge boyadı duvarları. Rahibe gerisingeri takla atıp arkasındaki duvara bilinçsizce yapışıverirken, Nicholas gırtlağına saplanmış hançerin etkisiyle kanlar içerisinde yere yığılmıştı. Yutkunamıyor, nefes almaya dahi çalıştığında nefes borusuna dolan kanları hissedebiliyordu. Vücudu soğuyor, ayak parmaklarında bir uyuşukluk hissediyordu. Derhal müdahale edilmediği takdirde ruhunu teslim etmesi an meselesiydi.

Neyse ki Cornelia da tam peşindeydi ve odaya yakındı. Ancak yerdeki deliğin içinde gördükleri aklını bulandırmıştı. Aşağıda gördükleri ne olabilirdi?

Rahip Roseborough haykırışların etkisinden kurtulamamıştı diğerleri gibi. Yarı baygın, başı döner bir halde yere yığılırken düello teklifini gönderebilmişti ancak. Seth Carter için çok baştan çıkarıcı bir teklif olduğu su götürmezdi. Ancak yine de Rahip Roseborough'un ayaklanabilmesi ve tekrar mücadele içerisinde yer alabilmesi güç olacaktı. Engizitör Gabriel'in sözlerini hatırladı ve eli cebindeki altın haça gider gibi oldu. Durdurdu kendisini. Direnmeye çalıştı. Güç bela ayaklanıyordu. Mücadeleye devam edecekti.

[spoiler]
[/spoiler]


Not:
1- Bir dahaki GM metni saat 22:45 gibi atılacaktır.

2- Nicholas iyileşemediği takdirde ölecektir. Büyü yapabilir ancak zarlarına eksi alacaktır.

51
Aziz Michael Kilisesi / Ynt: Mahşer Gecesi
« : 21 Şubat, 2022 01:41:58 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Seth'in büyüsü işe yaramış gibiydi kısmen. Cadı avcıları arbaletlerini dolduramayınca bu sefer kısa bıçaklarını çekmiş ve onları fırlatmaya başlamışlardı. Seth'in çıkardığı rüzgar bıçakları durduramamıştı.

Neyse ki yardımına yetişen Meredith olmuştu. Ölü seherbaz Alfred'in cesedinden de destek alarak koruma büyüsü yapmaya kalkışmış, adamın vücuduna saplanan kısa bıçakların seslerini duymuştu birer birer. Cadı Avcılarının haykırışları kulağına çalınıyordu. "Bu Von Motke'yi öldüren cadı değil mi? Dikkatli olun kardeşlerim!"

Ancak büyünün yeterli olmaması sebebiyle Hoffman'ı koruyamamıştı. Hoffman'ın bacaklarına saplanan bıçaklar yürümesine engel olmuş ve yere kapaklanmasına neden olmuştu. Ölmemişti ama öfkeyle karışık bir haykırış koyuvermişti. Meredith ve Seth soldaki odaya vardılar. Odada yataklar ve ranzalar mevcuttu. Bir tanesinin üzerinde katlanmış bir mektubu andıran kağıt bulunmaktaydı.

Cornelia'nın asası o kadar etkili çalışmıştı ki, vücudundaki yaralar birer birer kapanıvermişti. Hatta üstüne üstlük üzerine cadı avcıları tarafından fırlatılan kısa okları birer birer savuşturmuştu asasıyla.

Raiden ise yanına kadar gelip Conjunctivitis savurarak, cadı avcılarını kör etmişti. Öyle ki sağa sola koşuşturan sivri şapkalı ve maskeli siluetler birbirlerine çarpıp engellere takılarak yere devrilmişlerdi.

Nicholas ise tören salonuna doğru koşarken sağa sola immobulus atmakla meşguldü. Odalardaki potansiyel cadı avcılarına yolladığı büyülerden birkaç tanesi birilerine isabet edince duraksadı. Hemen solundaki odadan bir vaaz işitir gibi olmuştu. "Evet çocuklar, unutmayın! Bugün kutsal bir savaş uğruna şehit olma-"

Bir kadın, kısa küt ve siyah saçları vardı. Gri gözlü ve üzerinde rahibe kıyafeti olan bir kadındı. Yaklaşık 4-5 adet çocuğun başına dikilmiş ve onlara vaaz vermekteydi. Çocukların ellerinde sivri, ince bıçaklar, gözlerinde yanan fanatik bir ateş ile kıpkırmızı yanakları ve ruhsuz bakışlar.

Nicholas farkında olmadan birkaç tanesini kıpırdamaz hale getirmişti. Ancak kalan 3 tanesi elinde bıçaklarla üstüne atılmıştı. Biraz geriye sıçrayıp çocukların bıçaklarından kaçınsa da, çocuklar üzerine gelmekte ısrarcıydı. Arkada ise rahibenin çığlıkları... "İşte melun cadı! Öldürün onu, Rab sizi kutsasın çocuklar. Öldürün!"


O sırada başka bir yerlerde...

Mahzenin öbür ucundaki gölgelerden bir siluet belirdi. Bay Twinkle’ın dünyası karanlığa boğulmadan evvel gördüğü son yüz idi bu. Bir kuşun gagasını andıran soluk maskesi ve çene kaslarının gerilmesine sebebiyet veren rahatsız edici sessizliğiyle belirmişti yine. Pierre dediklerini hatırlıyordu bu adama. Sesini ise hiç duymamıştı. Konuştuğunu da...

[spoiler]


Pierre - Soluk Doktor
[/spoiler]

Lenore’in yatıştırıcı sözlerini duyamıyordu artık. Hipnoz olmuş gibi dikmişti bakışlarını maskedeki gözlerin olması gerektiği yerde asılı iki dipsiz kuyuya. Soluk maskeli adam sessizce ve hiç konuşmadan yaklaştı Bay Twinkle’ın yanına. Elinde cam bir şişe vardı. İçinde ise siyah bir karışım. Başseherbazın kollarından akmakta olan kanı şişeye doldurmaya başladığında çukur halindeki gözlerini de cücenin gözlerine dikmişti. Merlin’in kanı... diye düşündü Bay Twinkle. Babası kudretli bir büyücü Galehodin Wyltt, bir cüceyle olan aşkını ve bu aşkın meyvesi olan oğlunu asla kabul edememişti. Bunda da en büyük etken, soylarının Kral Arthur dönemine kadar dayandığını iddia eden büyükbabasının o katır inadı olmuştu. Annesinin soy adını almıştı tam da bu yüzden. Egnast Twinkle... Belki de kendisi gibi ucubelere olan nefreti bu yüzdendi. Annesinin soyuna olan ve atalarından miras kalan nefreti.

Doktor şişenin yarısını doldurmuştu ki, tıpasını takarak şişenin uzaklaştı yanından başseherbazın. Lenore’un soğuk dokunuşunu hissetti yaralarının tam üzerinde Bay Twinkle. Yine o ürpertici soğuk... Acı giderek azaldı ve hemen ardından da yok oldu. Başını öne eğdiğinde yaraların giderildiğini gördü. Kapanmıştı her birisi. Durmuştu kanaması.

“Sen, büyü yapıyorsun?...”

“Şşşt...” Gülümsedi Beyaz Gelin. Ellerini önünde kavuşturdu. “Bu büyü değil, bir mucize sevgilim. Aşkımızın mucizesi...”

“Ne!?”

Jean’ın cırtlak sesi böldü konuşmalarını. “Evet, gelin hanım! Bu mucizelerinizi biraz da bizim işimize yarar şekilde kullanmak istemez misiniz?” Alaycı tonlamayla ettiği laflar, Lenore’un yüzünün düşmesine sebep olmuştu.

“Gecikiyoruz. Elini çabuk tutmalısın Lenore, her şey hazır.”

Beyaz Gelin yükseldi zarif ayak bileklerinden güç alarak. Mermer sunağı andıran yapının başına geldi. Soluk maskesiyle Doktor da yanında yerini almış, içinde Bay Twinkle’ın kanının bulunduğu karışım olan şişeyi sessizce uzatmıştı. “Bunu yapmak zorunda mıyım?” dedi gümüş rengi saçlarını savurarak arkasına son bir bakış fırlattığı esnada.

“Oyunbozanlığın sırası değil! Merlin’in mührünü kıran sen olacaktın.”

“Sonuçta liderimiz sensin değil mi?”

Jean ve Edgar’ın kıkırdımaları duyuldu.

Lenore çaresizce şişeye uzandı. Tıpayı çıkardı. Başseherbazın kanından birkaç yudum almak üzere dudaklarına götürdü şişeyi. Beyaz, ince dudaklara kan yürüdü. Sonra da o mermer sunaktaki yanıklarla çizilmiş sembole döktü aynı kandan.

“Et vidi quod aperuisset agnus unum de septem signaculis, et audivi unum de quattuor animalibus dicentem tamquam vocem tonitrui veni...”

Bir gök gürültüsü duyuldu gökyüzünde. İnledi yeryüzü. Kulakları sağır eden korkunç bir gürültüydü. Kilisenin camlarını titreten ve neredeyse zemini alıp götüren ayakların altındaki. Yanık mühür koparcasına söküldü mermer sunağın üzerinden. Kara bir dumana dönüşüp Lenore’a ulaştı. Ona bir nefes gibi yaklaştı ve içini doldurmaya başladı. Gümüş saçlarını savurdu Lenore ve alnı, ışıktan bir taç giymişçesine parıldadı. Mahzendekilerin gözleri kamaştı kısa bir anlığına. Lenore’un güçsüz çığlığı duyuldu peşinden de. Kilisenin duvarlarında yankılanmıştı adeta, yerlerini belli edercesine.

Sonra her şey eski haline döndü. Beyaz Gelin hariç. Dizlerinin üzerine çökmüştü ve ellerini yere dayamıştı. Zemini avuçlarcasına sıkıyordu.

“Sanırsam başardık!” diye kıkırdadı Kızıl Düşes. “Nasıl hissediyorsun, güzellik. Bir düzine soylu erkeğin verebileceğinden daha çok zevk aldığına eminim!”

“Sen, ahlaksız bir kadınsın Jean!” Edgar yadırgar şekilde başını iki yana salladı ve Lenore’un yanıbaşına kadar adımladı odayı. “Kalkabilecek kadar iyiysen artık yola düşmeliyiz. Sayımızın azalıp payımızın artmasını ne kadar istesem de, yukarıdaki sihirbazların bize birkaç metelikten fazlasını kazandıracağını sanmıyorum. Gerçi ölüm, senin için artık bir problem olmamalı değil mi?”

“Hah! Ölüm demişken...” Jean, sinsi bakışlarını Bay Twinkle’a çevirmişti. “Pierre... Senin sihirli yaratıklara ilgini düşünürsek, ayrılmadan önce bu cüceden birkaç hatıra almak isteyebilirsin. Sonuçta sevgili seherbazımız da, tıp biliminin ilerlemesine katkıda bulunmaktan çekinmez değil mi?”

“Onu serbest bırakacağınıza söz... vermiştiniz...” diyebildi Beyaz Gelin güçsüzce.

“Tabi ki serbest bırakacağız. Ama Doktor’un çalışmalarına da mani olmak istemeyiz değil mi Lenore?”

Soluk maskeli Doktorun kendisini süzerek yanına yaklaştığını dehşet içerisinde fark etmişti Bay Twinkle. Bu garabet dolu salonda her ne yaptılarsa, hiç hayra alamet olmadığı aşikardı. Kollarını saran bağlardan kurtulmaya çalıştı nafile bir çabayla. Bir şekilde bu sandalyeden kurtulmalıydı ama nasıl? Kendi kanının kokusunu hala almaktaydı. Elinde ucu son derece sivri ve ufak bir bıçakla üzerine doğru gelmekte olan Doktor’a çevirmişti bakışlarını. “Buradan kurtulduğumda üzerinize bir kabus gibi çökeceğime emin olabilirsin karga suratlı, gözsüz ucube seni! Hepinizi haklayacağım duyuyor musunuz!? Gecelerinize kabus gibi çöküp, sevdiklerinize kadar tüm o muggle soyunuzun peşine düşeceğim! Geceleri kabuslarınızda beni göreceksiniz! Gündüzleri korkunuzdan sokağa adım atamayacaksınız! Duyuyor musunuz beni, ha!? Duyuyor musunuz, AAGH! AAAĞHH!”

Neşter kana bulandı. Bay Twinkle’ın dünyası bir kez daha karardı.

[spoiler]


Çöp adamlar çocuklar.
Yuvarlakların olduğu yer ise Lenore'nin çığlığının duyulduğu yer
[/spoiler]


Not:
1- Gök gürültüsünü ve zeminin titremesini herkes, cadı avcıları da dahil olmak üzere hissetmiştir. Hatta bu çatışmanın bir an duraksamasına ve cadı avcılarının afallamasına sebebiyet vermiştir.

2- Lenore'un çığlığının geldiği yer haritada belirtilmiştir.

3- Yarın saat 21:00'a kadar RP'lerinizi bırakabilirsiniz. 21:00'dan sonra RP serimizin finaline geçeceğiz.

4- Herkese şimdilik geçmiş olsun!

52
Aziz Michael Kilisesi / Ynt: Mahşer Gecesi
« : 21 Şubat, 2022 00:25:59 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Seth Depulso ile taşı arka kapıdan içeri gönderdi. Ön kapıyı sorunsuz şekilde geçen taş arka kapıyı aştığında ise bir tuzağı daha tetiklemişti. İkinci kapının kemerinden gürültülü bir şekilde inen kocaman bir giyotinin yere vurmasıyla ahşap zemini ve taş duvarları zangır zangır titretir olmuştu.

Meredith Revelio ile arka kapıyı ve giyotinin düştüğü eşikteki tuzakları açığa çıkarmamaya çalışmıştı.  Ancak giyotinden sonra hiçbir tuzak kalmamış gibiydi. Seth ve ekibi koşar adım içeri daldılar. Karşılarına rahiplerin vaaz verdikleri ambon çıkmıştı. Hemen yanında ilerisinde ise tören salonu duruyordu ve karanlıkta her ne kadar seçilemese de orasının cadı avcısı kaynadığını çok iyi biliyorlardı. Nitekim ambona yaklaştıkları gibi üzerlerine ok ve mermi yağmaya başlamıştı. Hem Seth, hem Meredith bir şekilde okları ve mermileri savuşturmayı başardılar. Ancak yanlarındaki isimsiz NPC, göğsüne aldığı mermi darbeleriyle bilinçsiz bir şekilde yere yuvarlanmıştı.

Cornelia, sağındaki kapıyı açıp içeriye adımını atmış ve büyüsünü savurmaya çalışmıştı. Asasından süzülen ışık huzmeleri cadı avcılarına vuramamış ancak gözlerini bir nebze kamaştırmıştı. Bu yine de okların isabetini engellememişti. Bir tanesi tam karnına saplanırken diğeri ise omzundan vurmuştu onu. Kanaması vardı ve tedavi görmediği takdirde birkaç tura kan kaybından bilinçsizce yere yığılması mutlaktı. Bu sürede Yetenek ve Destek zarlarına eksi alacağı ise kesindi. Cadı avcıları ise odanın içinde savunma haline geçmişlerdi.

Raiden soldaki kapıyı açmış ve önünde başka bir seherbazla içeri adımını atmıştı. İçerde bulunan cadı avcılarına büyüsünü yollamaya çalışsa da asasından çıkan alevler dört bir yana manasızca savrulmuştu. Cadı avcılarının sivri şapkaları alev alırken, fırsattan istifade eden yanındaki seherbaz lanetlerini yollamış, karşılığında ise cadı avcılarının arbaletlerinden yayılan oklara hedef olmuştu. Seherbaz NPC cansız bir şekilde yere yığılmış, lanetlerle savrulan cadı avcıları ise bilinçsiz bir halde kaskatı şekilde yere düşmüşlerdi. Şans Raiden'ın yanındaydı. Ancak şimdi büyüsünden kaynaklanan şekilde alev alan odadan bir an önce çıkması gerekecekti.

Tören salonu artık her iki ekibin de tam önündeydi ve cadı avcılarını barındırdığı gayet biliniyordu. Zaman azalıyor, kıskaç daralıyordu.

[spoiler]
[/spoiler]


O sırada başka bir yerlerde...

Bay Twinkle tutulduğu mahzende ve bağlandığı sandalyede nihayet acının etkisinden kurtulmuş, okkalı küfülerinden birisini daha etmeye hazırlanmaktaydı.
   
“Buradan kurtulduğumda hepinizi küçük birer kurbağaya çevirip, dillerinizi koparacak ve asla yakalayıp yutamayacağınız sivri sineklerle dolu kavanozlara kapatarak-“

“Ziyaretçilerimiz var... Sihirbazlar!”

Edgar hışımla odaya girmiş, peşinde o başbelası tüy yumağı olduğu halde soluğu Jean ve Lenore’un yanında almıştı. Şık giyimli ama paspal görünüşlü, gözlerinin altı çökmüş ve etrafındakilerde karamsar hisler uyandırabilecek tuhaf birisiydi.

[spoiler]


Edgar - Kara Kedi
[/spoiler]

“Seherbaz dedim sana, seni kara kuru ucube!”

Üçünün de bakışları bir anlığına Bay Twinkle’a dönmüştü. Lenore’un yüzünü endişeli ve onaylamaz bir ifade kaplamış gibiydi. Tam da cüceyi üsturuplu bir şekilde paylamaya niyetleniyordu ki, Jean söze girdi.

“Tam da bize söylendiği gibi.”

“Onları karşılamadan evvel bu işi bitirmeliyiz. Ödememi riske atmak istemiyorum. Bize mührü kırmamız gerektiği söylendi.” Edgar, göz altları kararmış bakışlarını Bay Twinkle’ın üzerindeki kan lekelerinde gezdiriyordu. Yanından ayrılmayan kedisi çevik bir zıplayışla başseherbazın kucağına yerleşmiş ve ufak diliyle kan lekelerini yalamaya başlamıştı.

“Ah, ne kadar da tatlı!” dedi Lenore, ürpertici bir sevecenlikle. “Sen de benim gibi sevdin mi Twinkle’ı, minik şey! Yaralarını mı iyileştiriyorsun yoksa?"

“Şu kedini cücenin üzerinden alsan iyi olur Edgar. Akıttığım kanları israf edecek!”

Edgar dişlerinin arasından tıslar bir tonda tüy yumağına seslendi. “Buraya gel, evlat!” Kara kedi, uysal bir köpek misali uzaklaştı başseherbazdan ve Edgar’ın yanına vardı. “Doktor! Daha fazla geç olmadan başlasak iyi olur. Vaktimiz kısıtlı.”

Twinkle neler döndüğünü kestirmeye çabalıyordu. Seherbazlar muhtemelen kiliseye gelmişti, nihayet. Fakat bu delilerin bahsettikleri... Mühür, kan... “Ne mühründen söz ediyorsunuz sizi muggle bozuntuları!”

“Birazdan anlayacaksınız başsihirbaz...” Edgar, lafını bitirmesiyle odanın ortasında bulunan heykele yaklaşmıştı kısa adımlarla. Belinden baltasını sıyırdı. Sanki heykele zarar verebilecekmiş gibi savurdu onu taş yapıya doğru. Bir yandan da anlaşılması zor fısıltılar dökülüyordu dudaklarından. Baltası tam da taş yapıya denk geldiğinde aniden durdu. Demir, taşa değmemişti. Ancak bir çatırtı duyuldu. Beyaz bir toz bulutu yayıldı taşın çatırdayan yüzeyinden. Hızla çatırdamakta olan bir yarık açıldı taş meleğin başından ayak parmaklarına kadar.

Edgar sözlerini bitirdiğinde, ortadan ikiye yarılmakta olan olan taş heykel etrafını toza bulayarak parçalarına ayrılmış ve dağılmıştı dört bir yana. Heykelin olması gereken yerde ufak bir sunağı andıran mermer bir yapı duruyordu. Sanki taştan bir platform gibi. Üzerinde ise bir sembol vardı. Sanki mermere oyulmuş bir yanık izinden ibaret gibiydi. Edgar, eserinden memnun bir sanatçı gibi heykelin paramparça olmuş kalıntılarını süzmekteydi. “Böyle nadide bir işçiliği heba etmek... Doğru kişilere satılsaydın şayet, paha biçilmen zor olurdu Aziz Michael.”

[spoiler]
[/spoiler]

Lenore yanına yaklaşıp başseherbazın yanına çöküvermişti yeniden. Elleriyle saçlarını okşuyor, parmaklarıyla kaldırdığı yüzüne gözlerini dikiyor ve adeta Bay Twinkle’ın bünyesine sahte bir huzurun karışımını zerk ediyordu.

“Sakın telaş yapma sevgilim. İstediklerini aldıklarında, seni serbest bırakacaklar. Hem, yanında ben varım tamam mı? Sakın korkma...”



Not: Bir sonraki GM Metni saat 01:00'da girilecektir.

53
Aziz Michael Kilisesi / Ynt: Mahşer Gecesi
« : 20 Şubat, 2022 23:33:29 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Gökten inen kara melekler gibi siyah dumanlar eşliğinde kondular Kilisenin avlusuna. Mahşer gecesi melekleri misali karanlığın içinde daha karanlık bulutlar halinde.

Seth Carter mezarlık halinde düzenlenmiş avludaki rahibe asasını doğrultup Stupefy büyüsüyle sarstı çelimsiz rahibin dünyasını. Rahip birkaç takla atarak arkaya savrulmuş ve mezar taşlarından birisine çarpıp taşın kırılmasına sebebiyet vermişti. Yalnız, çıkan gürültü dikkat çekiciydi. Işıkların vurduğu kilise pencerelerinde bir takım gölgelerin koşuşturmaya başladığını fark etmişti. Biraz talihsizliğin de yol açtığı bir gürültü, gizlice yaklaşma planlarını sekteye uğratacak gibiydi.

Meredith mezarlığa girip Seth'in arkasından yaklaşmış ve koruma büyüsü yapmıştı. Ancak Seth'in büyüsüyle savrulan rahip başını mezar taşına vurma etkisiyle çoktan bayılmıştı. Meredith mezarlar arasında yürürken mezar taşlarının arasına gerilen tuzak tellerinden birkaçına denk gelmiş ve tuzakları aktive etmişti. Mezar taşlarının birkaç tanesinin üzerinde otomatik olarak beliren arbaletler birbiri ardına oklarını Meredith'e sallamış ancak kadının koruma kalkanını geçememişti. Aynı anda pencerelerden fırlayan oklar ve ateş eden tabancaların sesleri duyuluyor, mermiler ve oklar Meredith'in kalkanından sekiyor ve hem kızıl saçlı kadını hem de Seth Carter'ı koruyordu. Kalkandan seken oklardan birkaçı yere düşmüş ve yerdeki çalıları ateşe vermişti. Mezarlıktaki çalılar alev alırken, Meredith ve Seth'i görülmesini engellercesine büyüyen bu ateş, kilisenin içerisine ilerlemeleri için imkan tanıyacaktı ikiliye.

Cornelia'nın bombardası kalın tahta kapıyı havaya uçururken yerden tutam tutam kızgın kum kaldıracaktı. Belli ki yere, cadıların geçememesi için kızgın kum dökmüşlerdi. Savrulan kızgın kumlarla yanmadan kapı girişinden girmek, bakanlık çalışanları ve seherbazları zorlayacak gibiydi. Talihinin de yardımıyla Cornelia, içeriyi kum bulutunun ardından da olsa net şekilde görebilmişti. Soldaki ve sağdaki kapılar başka odalara açılıyor, odaların içerisinde sivri şapkalı figürler hareket ediyordu. Büyük tören salonuna kadar giden bir hol ise karanlıkta bir hayli zor görünmekteydi.

Nicholas hızlıca eşiğe cisimlenivermiş ve asasını çıkararak giriş kapısına doğru bir bombarda maxima yollamıştı. Ancak yaptığı büyü çok etkili olamamış, girişte toz halinde uçuşan kızgın kumları bir nebze dağıtabilse de asasında bir çatırdamaya yol açmıştı. Asası hafif zarar görmüş gibiydi ve bundan sonra onu kullanırken daha dikkatli olması gerekecekti.

Raiden ise Salvio Hexia yardımıyla başarılı bir koruma büyüsü yapmış, kızgın kumlara dokunmadan kapıdan içeriye girmelerini sağlayabilecek bir koruma kalkanı oluşturabilmişti. Giriş holü, artık tam karşılarında uzanmaktaydı.

[spoiler]
[/spoiler]


O sırada başka bir yerlerde...

Bay Twinkle arkasındaki kapının gürültüyle açıldığını duydu.

“Doktor tüm hazırlıkları bitirdi Lenore. Artık kan dökme zamanı!...”

Kadının cırtlak sesi yankılanırken duvarlarda, Bay Twinkle da gözlerini Beyaz Gelin’den kaçırıp ellerine çevirdi. Kapkara bir kedinin yaraladığını hatırlıyordu derisini. Ancak ne bir yara, ne de bir iz, hiçbir şey kalmamıştı elinden o tırmığın eseri olan.

“Canını acıtmayacağına söz vermiştiniz ama!”

“Hadi güzelim, ufak bir kan pıhtısı sadece... İşimizi görecek kadar. Fazlasını israf etmeye lüzum yok!”

Bay Twinkle o cırtlak sesin sahibini hatırlıyordu. Nihayet Lenore’un yanında durduğunda ise emin oldu. Mezarlıktaki kızıl saçlı kadındı bu, beklenildiği üzere. Üzerindeki şaşalı elbisesi ve kana susamış bakışlarıyla, kıvrımlı hançerini kendisine doğrultmuştu.

[spoiler]


Jean - Kızıl Düşes
[/spoiler]

Kurumuş boğazını kısa bir öksürükle temizledikten sonra kızıl saçlı kadının şer yuvası gözlerine çevirdi bakışlarını.

“Hadi, ne duruyorsun sürtük! Muggle bozuntusu... Yobaz fahişe seni! Çekinme! Bitir işimi... Sizin gibiler ancak sandalyelere ellerini kollarını bağlayarak oturttuğunuz masumları katletmeyi bilirsiniz.” Peşinden de hınçla kadına doğru tükürmüştü fakat kurumuş boğazından çıkan tükürük elbisesine dahi ulaşamamış ve yere yapışıvermişti.

“Twinkle!” diye cıyaklayarak ayaklandı Lenore. “Senin gibi bir beyefendiye böyle yakışıyor mu hiç? Ortalığı kirletiyorsun...”

“Magıl? Sizin gibilerden bu lafı çok duyuyorum. Bizim gibiler için kullandığınız bir küfür mü yoksa? ‘Sürtük’te bırakmalıydın bodur ihtiyar. Daha acısız olabilirdi.”

“Jean, hayır!”

Kızıl Düşes, bir eskrim dövüşçüsünü andırır çabuklukta savurmuştu kılıcını. Bay Twinkle derisinde yanarcasına bir acı hissetti. Sonra bir kez daha... Acıdan kapattığı gözlerine rağmen, kılıcın ona değmeyecek kadar uzakta olduğunu biliyordu. Ancak, bir şekilde kesmişti vücudunu... Nasıl?

Sıcak bir sıvının bedeninden akmaya başladığını hissetti. Kollarından ve göğsünden... “Bu kadarı kafi... Şimdilik tabi.” Zevkle gülümseyen dudakları takip etmişti Kızıl Düşes’in sözlerini.

“Acıtmayacaktın! Jean... Sen- sen çok cani bir kadınsın.”

Kanlı hançerini Bay Twinkle’ın kara cübbesine silerken cevap verdi Kızıl Düşes. “Sen de çok naifsin, güzelim.” Bay Twinkle’ın kolunu ve cübbesini kızıla boyayan kan lekelerine iştahla bakıyordu şimdi. “Kırmızıymış... Rengi beni hayal kırıklığına uğratsa da, kim derdi ki bu cücedeki kanın bu kadar değerli olacağını... Güzelce şişeledikten sonra, yemek masamı süslemek isterdim bununla. Cemiyette dönecek dedikoduları düşünsene... Merlin’in soyunu avlayan Kızıl Düşes! Sosyetenin göz bebeği!”

Küçük bünyesindeki kanlar boşalırken cübbesine ve kollarına, acıdan haykırmamak için direndi Bay Twinkle. Bu zevki kızıl şeytana tattırmayacaktı.


Not: Gelecek GM Metni 00:15'te girilecektir.

54
Aziz Michael Kilisesi / Mahşer Gecesi - 1. Sezon Finali
« : 20 Şubat, 2022 17:17:19 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[spoiler][youtube]https://youtu.be/fAOPkT61sMk[/youtube][/spoiler]

Aziz Michael Kilisesinin kırmızı kiremitlerle kaplı çatısı, gecenin ortasında bile uzaktan kolayca seçilebilmekteydi. Tenha kasabanın ortasında bir yakut gibi parıldayan, defalarca uğradığı restorasyona rağmen Norman mimarisinin belirtilerini hala barındırmakta olan, kasabanın diğer binalarına kıyasla görkemli bir yapı...

Kilisenin bin bir renge bulanmış ve Aziz Michael’ın İsyankar meleklerin düşüşünü anlatan resimlerinin bulunduğu vitraylarla kaplı pencerelerinden sızan alaca renkte ışıklar, hemen yan taraftaki atrium niyetine kullanılan mezarlığı loş bir şekilde aydınlatmaktaydı. Bahçede birkaç tane rahibi andıran kara cübbeli adam, yanlarında yarım düzineye yakın çocukla bahçenin kiliseye açılan arka kapısına koşturuyorlardı. Mezarlık halindeki avluda kalan yegane kişi ise, bir mezarın başına çökmüş halde dua etmekte olan çelimsiz bir rahipti.

Bir de ana girişi vardı tabi kilisenin. Kimseciklerin etrafında görünmediği, kalın bir ağaçtan yapıldığı besbelli olan çift kapılı girişi ve tepesindeki taş kemerle heybetli bir görünüşe sahipti. Kapıya giden mermer basamak döşeli eşikte ise kimseler gözükmemekteydi.

[spoiler]


1. Mezarlık Girişi
2. Pencereler
3. Ana Giriş
[/spoiler]


O sırada başka bir yerlerde...

Gözleri zorlukla aralanıyordu. Vücudundaki bütün kemikler, evet bütün kemikler ağrıyordu. Paçalarında yırtıklar olan siyah cübbesini gördü şaşkınlıkla. Cübbe giymeyi sevmezdi. Bu... Bunu ne zaman? Ah, hatırlamaya başlamıştı biraz. Mezarlıktaki gece... Elize... Beyazlar içerisindeki güzel kadın... Ve kızıl saçlar... Siyah bir kedi... Bir kuş gagasını andıran o melun ve soluk maske...

[spoiler]


Egnast Twinkle - Başseherbaz
[/spoiler]

“Uyandın, şükürler olsun!” Yanına diz çöken beyazlığı seçebilmişti gözleri. “Bana ne-“ Narin parmaklar kondu dudaklarına. “Şşşt! Kendini yormamalısın. Seni iyileştirmem uzun sürdü. Diğerleri benim kadar nazik değiller. Sakın direnme onlara olur mu, benim tatlı Twinkle’ım. Sorguda nasıl verdiysen onlara istediklerini, aynı uysallıkta devam et mutlaka. Tüm bunlar bittiğinde buradan ayrılıp kendimize yeni bir hayat kuracağız. Sadece sen ve ben...”

“Sen...” Mezarlıkta gördüğü solgun güzellik karşısındaydı. Eğer onun ne olduğunu bilmeseydi, şefkatinde sahici olduğunu düşünebilirdi. Yine de o kadar samimi ve içten geliyordu ki masum bakışları, teninden yayılan yasemin kokusu.... Bir an tereddüde düşmesine ramak kalmıştı.

[spoiler]


Lenore - Beyaz Gelin
[/spoiler]

Kollarını hareket ettirmeye çalıştı, başaramadı. Belli ki oturmakta olduğu sandalyeye sıkı sıkıya bağlanmıştı. Deri kayışların kesiciliğini hissetti teninde. Bakışlarını etrafta gezdirdi. Sanki yıllara meydan okumuş taş duvarlarla çevrili, rutubetli, izbe bir odadaydı. Duvarlardaki birkaç meşale sayesinde içerisini loş bir ışıkla da olsa seçebiliyordu. Havasız, köhne bir yeraltı mahzeni gibi. Kadının gümüş saçlarının ardında bir heykel duruyordu tüm görkemiyle. Haşmetli kanatları ve elinde kılıcıyla, belli ki savaşçı bir meleğin heykeli.

“Sorgu derken?... Neyin sorgusu? Off! Başım! Kafamın içinde Atadamlar yarışıyor sanki.”

“Ah, atadamlara da inanırmış! Bazen bir çocuk musun yoksa olgun bir adam mı, çok kararsız kalıyorum."

Kadının bir ölünün soğukluğuna sahip dokunuşunu yanağında hissetti. O biçimli ve güzel elinden yayılan bir mezar soğukluğu... "Doktorun sana verdiği ilaçlar yüzünden aşkım. Böylece hiç acı duymayacağını söylediler. Duymadın değil mi? Acısız geçti ve hatırlamıyorsun bile, değil mi?”

“Neyin sorgusundan geçirdiniz beni? Ne laflar aldınız ağzımdan!? Cevap ver!” Başseherbazın kaşları alnında kimi kırışıklıklara mahal verecek ölçüde çatılmıştı.

Elinin titremesinden kadının bir anlığına ürktüğünü hissetti. “Tabi ki ailen hakkında konuştuk biraz aşkım. Bu asil duruşunun bir nedeni olduğunu biliyordum. Ama Jean, buna hiç inanmamıştı. Edgar ise seni satıp bir servet kazanabileceğimizi söyledi. Bir tek Doktor. O, senin soyundan çok bünyenle ilgileniyor gibiydi... Hah! Ne diyordum? Soy, evet. Merlin’in soyundan bir cüce olduğunu biliyor muydun sevgilim!? Sihrin, kanında bu kadar güçlü olmasının sebebi bu olmalı!”

“Ne- Merlin? Merlin aşkına! Neden bahsediyorsun sen kadın!?”

“Ah, evet. Dedim ya... Sihir çok güçlü olmalı kanında. Seni niye bu kadar sevdiğimi bir kez daha anlıyorum aşkım. Seninle evlenip, sana küçük Merlin'ler doğurmak isterdim. Sen de istemez miydin bunu?”

Kadının gözlerindeki masum tutkuya takılmıştı bakışları. Beyaz bir zambak çiçeği misali salınan beyaz gelinliği ile yaydığı ışıltı, duvarlardaki tek tük meşalelerden daha çok aydınlatıyordu bu mahzeni. Kemiklerinin üşüdüğünü hissetti Bay Twinkle.

"Zırvalık! Bu tam bir zırvalık!"


Notlar
1- Bu gece saat 21:00'den sonra Seth Carter ve belirleyeceği bakanlık ekibi bu post altına ilk RP'lerini bırakabilir. İlk RP'lerinizde hazırlıklarınızdan ve kiliseye nasıl girdiğinizden bahsedebilirsiniz.

2- Karakter başına birer RP bırakmanız gerekmektedir.

3- Her RP sonucunda mutlaka bir Düello Zarı atınız.

4- Düello Zarındaki Yetenek Zarı yapmaya çalıştığınız işin başarısını, Destek Zarı sizin farkında olduğunuz/olmadığınız tehditlere karşı korunma durumunuzu, talih zarı da yaptığınız hareketteki şansınızı belirleyecektir.

5- Yetenek Zarını kullanabilmemiz için RP'lerinizde mutlaka risk gerektiren ve kurgunun ilerlemesini sağlayan bir harekette bulunmanız bizim de işimizi kolaylaştıracaktır.

6- Saat 22:00'de, ilk RP'lerden sonra girilecek GM metniyle RP serisi başlayacak, gece 01:00'e kadar devam edecektir.

7- Serinin bu gece bitmemesi halinde yarın akşam saat 21:00'den sonra devam edilecektir.

55
Knockturn Yolu / Mahşerin 4 Avcısı
« : 15 Şubat, 2022 18:38:21 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Mezar taşlarının arasında, kendisine bol gelen pardösüsünün sürtünmek üzere olduğu mermer yolun üzerinde tereddütlü bir şekilde ilerlemekteydi Bay Twinkle. Ölüm kokan yerleri artık sevmemeye başladığını fark ediyordu buraya her uğradığında. Belki de fazla yaşlanıyordu.

[spoiler]
[/spoiler]

Elinde bir buketle mezar taşlarının birisinin başında duraksadı. Üzerinde kalın harflerle Elizabeth Twinkle yazan bir mezar taşı. 1830 – 1856... Huzursuzca etrafı süzdü taşa doğru eğilmeden önce. Gece karanlığında güç bela görebilse de, hep bu saatlerde olması gerektiği üzere mezarlıkta kimseciklerin olmadığını teyit ettikten sonra mezarın başında dizlerinin üzerine çöktü.

Buketi yavaşça mezardaki solmuş bitkilerin arasına bırakırken, kısa boyu sebebiyle güçlükle uzanabildiği topraktaki kimi ölü otları sökmeye başlamıştı gayriihtiyari. “Asa kullanmasını bilen düzgün bir bekçi bile bulamadılar...” Aralanan dudaklarının arasından mırıldanarak konuşuyor, bir yandan da toprağı temizlemeye çalışıyordu. “Benim güzel Elize'm. Böyle kuru bir toprağı hiç hak etmedin sen.” Pardösüsünün iç cebinden bir çırpıda çıkardığı asasını toprağa doğrulttu. Basit bir Aqua Erecto vasıtasıyla tahta çubuğundan dökülen sular toprağa karışmaya, tek tük kalmış yeşil bitkileri canlılıkla doldurmaya başlamıştı.

“Sevdiğiniz birisi miydi?”

İrkilerek ayaklandı ve sesin geldiği yöne döndü başseherbaz. Hemen yanı başındaki beyazlar içerisindeki kadını fark etti korkuyla. Mezarlığın sessizliği ve kasveti ile birleştiğinde hayalet sanılıp korkulması işten bile değildi. Bembeyaz, gelinliği andıran bir elbise. Gümüş renginde saçlar... Ama güzeller güzeli bir yüz. Öyle ki; kadınlarla arası iyi sayılsa bile Bay Twinkle bu kadından daha güzelini gördüğünü düşünmüyordu. Masum ve kadınsı yüz hatlarına rağmen asil bir matem taşıyordu bakışlarında. Masallarda anlatılan prensesler gibiydi. Korkudan hayranlığa savrulan duygular eşliğindeki başseherbaz, ne asasını hala önünde tuttuğundan, ne de ucundan damlayan suyun mermer zeminde çıkardığı şıpırtılardan bihaber bakmayı sürdürdü bir süre daha.

[spoiler]
[/spoiler]

Kadın bakışlarını önce asaya indirdi, peşinden de kaldırıp adamın gözlerine doğrulttu. Mona Lisa’nın gülümsemesini andıran bir tebessüm vardı ince dudaklarında. “Korkuttuysam özür dilerim, çok üzgün bir haliniz vardı.”

Bay Twinkle deminden beri yukarıya, kadının güzel yüzüne diktiği bakışlarını telaşla kaçırdı. “Korkmak mı? Sizin gibi güzel bir hanım ancak güzel heyecanlar uyandırır erkeklerin kalplerinde.” Kadının gülümsemesinden kaçırdığı başını bir anlığına mezar taşına çevirip Elizabeth’in ismiyle göz göze gelince bir utanç hissi kaplayıvermişti içini. Lakin belli etmeye niyeti yoktu. “Sevdiğim birisiydi, evet. Eski eşim.”

“Öyle mi? Çok üzüldüm, gerçekten. Nasıl kaybettiniz?”

“İksir kazası...” Kadının bir muggle olmadığına emindi. Nitekim büyücülerin mezarlarıyla dolu bir mezarlığa gelip, asasını gördüğünde çığlık atmamasından anlaşılabilirdi.

“Çok yazık. Ben de eşimi kaybettim. Hem de düğün günümüzde. Acınızı anlayabiliyorum, gerçekten.”

Kadın elini aşağılara indirip, baş seherbazın omzuna koymuştu. Bay Twinkle’ın ise gözü kadının üzerindeki gelinliği andıran elbiseye takıldı yeniden. Sanki, kocasını az önce kaybetmiş de soluğu mezarlıkta almış gibiydi. Yine de bu ürpertici görüntüsüne rağmen göz ardı edilemeyecek bir güzelliğe sahipti. Ona sahip olma dürtüsü uyanıyordu içinde bir yerlerde. “Siz, eşinizi nasıl?...” Bir an bunu sormakta tereddüt edip sustu. Böyle bir hanım efendiyi bir seherbaz gibi sorgulamak kabalıktı.

“Kara büyü... Benim için katlanılması çok zor bir acıydı. Ama isterseniz eşinizi yad edelim biraz. Mezarına kadar gelip, hala onu unutmamış olmanız ve sevginizi göstermeniz gerçekten çok romantik. İksir kazasından demiştiniz. Ne tür bir iksirdi acaba?”

Kadının sorgular gibi sorduğu sorular, bir kaşının istemsizce kalkmasına sebep oldu Bay Twinkle’ın. Seherbaz olan kendisi miydi, yoksa bu kadın mı? Tereddüdünü gizlemeye çalışarak cevap verdi. “Önemli bir karışım değildi. Tarif ters tepti, hepsi bu. Kabalığımı maruz görün hanım efendi, kendimi tanıtmayı unuttum. Egnast Twinkle, baş seherbaz. Rica etsem, bana adınızı bana bahşeder miydiniz?”

Kadının merakla açılan gözleri, gecenin içinde iki dolunay gibi parlamaktaydı. “Adım Lenore, bayım. O kadar memnun oldum ki tanıştığıma. Sizin gibi kendinden emin bir beyefendi. Üstelik bekar... Ayrıca söylemiş miydim, seherbazlık hep ilgimi cezbetmiştir. Neler yapıyorsunuz işinizde?”

Bay Twinkle’ın şüphe uzuvları kabarmaya başlamıştı. Nasıl bir büyücü yahut cadı, bir seherbazla karşılaştığında böyle cümleler kurardı ki? Kendisini kadının güzelliğinin tesirinden kurtarmak istercesine birkaç adım geri attı. “Benim gibi bir seherbazın ağzını yoklamaya mı çalışıyorsunuz hanımefendi? Bu numaraları yutmayacağı bilinecek kadar ünlü olduğumu düşünüyordum zaten.”

“Demiştim sana, Lenore. Bunlar belli ki, kendi sapkın alemlerinin dedektif bozuntuları!” Mezarlıktaki tek tük ağaçların birisinin ardından kızıl saçlarıyla dikkat çeken bir kadın daha belirmişti. Bay Twinkle onların yerini belli eden herhangi bir sesi, bu tenha yerde nasıl duyamadığına şaşırıyordu. Belli ki, gerçekten de yaşlanıyordu. “Belli ki lafı cımbızla almamız gerekecek, benim cımbızımla!” Kızıl saçlı kadın, gri ve siyah renklerde seyreden şaşalı bir elbisesinin ardında sakladığı demir parçasını açığa çıkardı yavaşça. Ay ışığının yansımasında bir hançeri andırdığı kuşkusuzdu. Kıvrımlı, sivri, kılıç kadar uzun sayılabilecek bir hançer. Dudaklarında alaycı bir gülümseme, asil ama burnu havada bir duruş, kızıl saçlar ve arzuyla yanan gözler...

[spoiler]
[/spoiler]

Tuzağın kokusunu sezmek zor değildi artık. Bay Twinkle asasını önünde doğrultarak aralarında kalmamak adına açısını genişletmek üzere gerisingeri adımlamaya başlamıştı. Elizabethin mezarı olmasaydı tam arkasında, her iki kadını da karşısına alabilirdi. “Neler oluyor burada? Bana ne hadle tuzak-“

“Hayır Jean!” Lenore sitemkar şekilde karşılık verdi kızıl saçlı kadına. “Ona zarar vermeyeceğiz! O, sevdiği kadının mezarının başına seneler sonra gelecek kadar vefakar, duygusal bir adam. Ayrıca bekar ve de çok çekici. Bize istediklerimizi anlatırsın değil mi, Bay Twinkle? Yoksa sen de beni üzüp, çekip gidecek misin bu dünyadan sevgili kocam gibi? Bırakma beni Twinkle, ne olur bırakma!”

“Ne anlatacağı pek umurumda değil. Cücelerden bahsedildiğini duymuştum ama hiç böylesine denk gelmemiştim. Onu ayak parmaklarından kafatasına kadar yarıp içine bakmak istiyorum Lenore! Belki kanı farklı renktedir, görmek istemez misin? Derisinden boynumu saracak güzel bir kürk... Cüce derisinden kürkümü gördüğünde kontes Valeria’nın yüzünün alacağı şekli merak ediyorum.”

Jean’ın dehşetengiz bakışları Bay Twinkle’ın kemiklerini titretmişti bir anlığına. Ne kara büyücülerle, ne isyankar cincücelerle uğraşmıştı. Bu sapkınlara kendisini yem edecek değildi. Bir sıçrayışta gerisingeriye eski karısının mezarına konuverdi. Az önce suladığı toprak, çamur halinde çizmelerine bulaşıyordu. “Affet beni Elize'm!”

Asasını kendisine nispeten daha yakın olan Lenore’ye doğrulttu. “Her ne çılgınlığın kucağına düştüyseniz, asamla sizleri azat etmeyi kendime görev addederim! Sersemle-“ Bir pençenin varlığını hissetti aniden parmaklarında, bir şey, küçük ve görülmesi zor kapkara bir canlı derin bir çizik atmıştı asasını tutan eline. Üstelik düşen asayı da kaptığı gibi ağzıyla, ay ışığının aydınlatamadığı bir mezarın başına götürmeye başlamıştı. Bir kedi miydi o? Siyah canlının koşturduğu yer bir kandilin ışığıyla aydınlandı. Mezarın başına oturmuş bir adam, gözlerinde solgun tonlarla ve sıkılgan bir tavırla bakışlarını birbirlerine saldırmaya hazır olan üçlüye çevirmişti. Yanı başına gelen tüy yumağının ağzından Bay Twinkle’ın asasını alırken papyonunu düzeltmeyi de ihmal etmemişti. “Aferin sana, güzel...” Asayı eliyle hafifçe tartıp devam etti sözüne. “Böyle bir tahta parçasına güzel bir ödeme yapacak antikacılar tanıyorum. Sahibinden az kullanılmış cadı asası!” Sonra da yorgun gözlerini Bay Twinkle’a dikti. “Bizi uğraştırmayın başsihirbaz. Sizinle ufak bir konuşma yapmak istiyoruz. Sorgulama desek daha iyi.”

[spoiler]
[/spoiler]

“Hah, yavruların nihayet bir fare yakalayabildi Edgar!”

“Off, eli çok acımış olmalı. Canını yakmamalısın, o iyi birisi!”

Bay Twinkle’ın tepesi atmıştı. Böyle bir tuzağa acemice yakalanmasını gururuna yediremiyordu. “Sihirbaz değil, SE-HER-BAZ! Beni canlı yakalayabileceğinizi sanıyorsanız, beni hiç tanıyamamışsınız demektir sizi örümcek kafalı muggle sürüsü! Yoksa benim her zaman iki tane asa taşıdığımı da bilirdiniz!” Parmakları hızlıca pantolonunun kemerine uzandı. Asanın tahta sapını tam kavramıştı ki, boynuna sivri bir cismin saplandığını dehşet içerisinde fark etti. Nereden geldiğini kestiremediği bir cisim.

Başı dönmeye başlamıştı. Kemerinden çıkardığı asasıyla kendisini toparlayacak bir büyü yapmaya niyetleniyordu ki, karanlığın içerisinden beliren bir figür daha gördü. Elinde ağır bir arbaletle yaklaşmaktaydı. Uzun gagası olan, karanlık bir cübbenin içerisindeki karanlık bir siluet. Kafasındaki ufak şapkası haricinde bir kuşu andırıyordu. Boynundaki gümüş kolyeye dikkat etmemek imkansızdı. Bir haç... İki derin boşluktan ibaret göz yuvaları. Ürpertici bir maske...

[spoiler]
[/spoiler]

Bay Twinkle, eski eşinin mezarındaki toprağa yığılırken yarı baygın bir halde görüntüler de bulanıklaşmaya başlamıştı. Bilinci tamamen kaybolmadan evvel birkaç konuşma çalındı kulağına. Artık anlamlandıramayacağı konuşmalar. Sonrası.... Sonrası karanlık.

“Güzel atıştı Pierre! Artık izninizle şu cücenin derisinden-”

“Hayır Jean! Sırf sen caka satacaksın diye bu yakışıklı ve iyi adamı doğramana izin vermeyeceğim!”

“Biz bunu sorgulamak için ödeme almıyor muyduk? Planlar mı değişti? Değiştiyse benim payımı hanginiz ödeyecek!?”

“O asa ile aç karnını doyuracak kadar bozukluk kazanabilirsin Edgar!”

“Ah canım benim, eli nasıl da kanıyor! Güzel pardösüsü de çamur içinde kaldı. Hep bizim yüzümüzden! Çok canisiniz...”

“Bu yufka yüreğin beni yoruyor Lenore! Biraz daha geç gelsek yine evlenecektin neredeyse...”


56
Aziz Michael Kilisesi / Ynt: Aziz Michael'ın Küllerinden
« : 15 Şubat, 2022 00:45:45 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Rahip Roseborough tam da faytonuna varmak üzereydi ki, gür kanatlarıyla güneşi bir anlığına gölgede bırakabilecek kadar haşmetli bir kuş, çeşmenin başında toplanmış kalabalığın şaşkın bakışları arasında alçalarak hızla rahibe yaklaştı. Yakınlaştıkça bir kartal olduğu su götürmeyecek ölçüde belli olmuştu. Bir an kartalın rahibe saldıracağını sanan müminler endişe içerisinde nefeslerini tutmuşlardı. Ancak kartal, pençesine tutturulmuş bir kağıt parçası eşliğinde ve kendisi boyutlarında bir kartaldan beklenmeyecek kadar uysal bir tavırla rahibin omzuna yavaşça konuvermişti.

Bir not düşülmüştü ayağındaki kağıt parçasına. Bir haberdi belki de? Nitekim, rahip efendi tarafından açılıp okunduğunda şu metni ihtiva ettiği görülecekti.

"Aziz Kardeşim Roseborough,

Son dönemde Rab'ba yaptığın hizmetlerin biz kardeşlerinin yüreğinde yanan inanç ateşini nasıl da körüklediğini anlatmakla bitiremeyiz. Aziz Michael kilisesi, iblislerin ateşine karşı inancın ışığıyla savaşan kardeşlerin meskeni olmuştur her daim. Bunu sen, hepimizden daha iyi bilirsin. Bugün, bu kutsal mabedin mevki itibariyle şeytanın uşakları tarafından hedef bellendiği, son yaşanan olaylar ışığında malumumuzdur. Kiliselerimizi yakan şer odaklarına karşı artık harekete geçmek ve önlemlerimizi bir an önce almak zorundayız.

Bu sebeple Aziz Kardeşim, kaybettiğimiz piskoposumuzun yerini doldurmadan evvel sana Aziz Michael Kilisesini güvenceye alma konusunda tam yetki verdiğimizi bildirmek isterim. Senin icraatlarına farkında olmadan mani olmaya çalışacak kardeşlerimize karşı bu mektupta yer alan mührümü ve imzamı, bir sorgulayıcı tarafından Engizisyon adına hareket etmekle görevlendirildiğine ilişkin delil mahiyetinde kullanabilirsin.

Sana bu uğraşında yardımcı olması adına bizzat tarafımızca kutsanmış dört kardeşimizi gönderiyorum. Onlar hem senin yardımına koşacaklar, hem de bizden gelecek acil talimatları sana ulaştıracaklardır. En az senin kadar işlerinin ehli olduklarına şüphen olmasın.

Bilesin ki, yedi mührün bozulacağı kıyametin arifesine her geçen gün daha çok yaklaşmaktayız. Yehova adına! Korkma. Birinci ve Sonuncu benim. Diri olan benim. Ölmüştüm ama işte, sonsuza kadar diriyim. Ölümün ve ölüler diyarının anahtarları bendedir. Sen gördüklerini, şimdi olanları ve bundan sonra olacakları yaz.

Mahşerin dört avcısı seninle olacak. Mahşer gününün haberini onlar taşıyacak.


Tanrı Seni Korusun!
Engizitör Gabriel"

57
Birleşik Krallık / TAŞINDI: Aziz Michael'ın Küllerinden
« : 14 Şubat, 2022 23:33:12 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bu konu Aziz Michael Kilisesi isimli bölüme taşınmıştır.

[Aziz Michael Kilisesi]

58
NPC Karakterler / Ynt: NPC Mezarlığı
« : 14 Şubat, 2022 23:21:15 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Sihir Bakanlığı

NPC İsmi: Angus Marvin Keliington
NPC'nin Hogwarts Binası/Mensubu Olduğu Hizip: Ravenclaw 1812 mezunu, Amaterasu Büyücüler Sendikası eski üyesi.
NPC'nin Kurgudaki Yeri: Eski Britanya Sihir Bakanı
NPC'niz Nasıl Vefat Etti?: Carmilla S. denen çakma karanlık leydi tarafından acımasızca infaz edildi.
NPC'yi Nasıl Bilirdiniz?: Pek iyi bilmezdik : ) Kötü anıları var bizde.
NPC Hatıra Defteri: Güle güle A.M.K.
NPC Portresi:
[spoiler][/spoiler]

NPC İsmi: Oberst Ludwig Karl Bernhard von Moltke (O.L.K.B.v.M)
NPC'nin Hogwarts Binası/Mensubu Olduğu Hizip: Durmstrang Enstitüsü 1807 mezunu. Merlin Tılsım Kulübü - Almanya "Überlegener Deutscher Zaubererverband" (Yüksek Alman Büyücülük Derneği) şubesi onur üyeliği. "Preußisch Zaubereiministerium Oberkommando der Auror" (Prusya Sihir Bakanlığı Seherbazlık Yüksek Komutanlığı) emekli seherbaz komando birliği albaylığı
NPC'nin Kurgudaki Yeri: Eski Mugglelara Karşı Savunma ve Sihri Güvenlik Dersi Profesörü
NPC'niz Nasıl Vefat Etti?: Meredith tarafından yanlışlıkla öldürüldü.
NPC'yi Nasıl Bilirdiniz?: İyi bilmesek de saygıyı eksik etmezdik.
NPC Hatıra Defteri: Yiğidimi furdular! Güle güle koca oğlan. Prusya'nın gümüş babası...
NPC Portresi:
[spoiler][/spoiler]

59
NPC Karakterler / NPC Mezarlığı
« : 14 Şubat, 2022 23:14:08 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
NPC Mezarlığı Nedir?
Burada vefat etmiş NPC'lerin ruhuna bir fatiha okuyabilir, kendilerini rahmetle anabilir, nasıl bildiğinizi ifade edebilir, anı defterini dürerek, ışıklar içerisinde yollayabilirsiniz. Aşağıda mezar taşına yazabileceklerinize dair halihazırda bir form sunulmaktadır. Bundan faydalanmakta serbestsiniz.


NPC Mezar Taşı
NPC İsmi:
NPC'nin Hogwarts Binası/Mensubu Olduğu Hizip:
NPC'nin Kurgudaki Yeri:
NPC'niz Nasıl Vefat Etti?:
NPC'yi Nasıl Bilirdiniz?:
NPC Hatıra Defteri:

60
Godric's Hollow / Ynt: Kış Gündönümü
« : 14 Şubat, 2022 03:48:36 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Carmilla yaşlı adamnın başına eğilmiş, şakağına dayadığı asasıyla üç adet anıyı zorla ölmekte olan beyin kıvrımlarından çıkarmakla uğraşıyordu. Bu uğraşının ihtiyarı yormakta olduğu ve ruhunu teslim etmesinde etkisi olacağı ise su götürmezdi. Von Motke son nefesini verirken Madam Beringer’ın sesini duydu yanı başında. “Harekatınız da sizinle beraber sonlandı Mösyö!” Gözlüklerinin üzerinden etrafa kısa bir bakış atınca bakanın cansız bir şekilde durduğu sandalyeyi fark etti. Gözünün önünden geçmişe dair bir takım hatıralar geçmiş gibi duraksadı. Matem sarmıştı adeta duruşunu. Bunun olabileceğini belli ki biliyordu bu gece. Ama geç kalmıştı. Hem de çok geç. Carmilla'ya istediklerini yaptırmışlardı işte nihayet.

Buğulanmış gözlüklerini ovuşturdu. Sonra da bir elini yorgun bir şekilde, adamın başında anıları şişelemekle meşgul Carmilla’nın omzuna koydu.

“Başından neler geçtiğini biliyorum, kızım. Sana zorla neler yaptırdıklarını da... Ama artık hepsi bitti. Geçmişi iyileştirmek ve tedavi etmek için hiçbir zaman geç değildir. Sen Cwénhild Muirghéal’sın, Baş Seherbaz yardımcısı, büronun gururu. Biz seni... Öldü sanıyorduk.” Sesinde halen bir matem havası hakimdi. Ama bunun kaybettiği eski dostu Sihir Bakanı için mi olduğu, yoksa Cwén için mi olduğu belirsizdi.

Meredith ise o esnada halen şapkalı avcıyı yakalamaya çabalıyordu. Sisin içindeki gölgeye doğrulttuğunu tahmin ettiği asasıyla büyülü sözleri fısıldamasıyla, çok güçlü bir büyü tarafından çekilmesi bir olmuştu. Olduğu yerden kontrolsüzce fırlayıp sisin içerisine sürüklendi. Ta ki, ahşap ve döküntü pencere pervazına tüm gücüyle çarpıp takla atarak evin dışındaki çimenlere çakılana kadar... Ağrıdan her tarafı ağrıyordu adeta. Belli ki gölgeyi ıskalayıp pencereye isabet ettirmişti büyüsünü. Ancak bu kadarla da kalmamıştı. Şapkalı avcının pencere dışına bir tuzak kurduğunu o an fark edebilmişti. Pencereye çarpmasıyla tetiklenen tuzak cübbesini tutuşturmuş, bir anda kıyafetlerinin alev almasına sebep olmuştu. Neyse ki şiddetli bir alev sayılmazdı, pencerenin pervazında takla atarken tuzağın şiddetini de bir şekilde azaltmıştı. Ancak bu durum, şu anki gerçeği değiştirmiyordu. Yanıyordu!

Sayfa: 1 2 3 [4] 5 6 ... 8