17 Nisan, 2026 08:58:43 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Eadwig Alger Boleyn

Sayfa: 1 2 [3] 4 5 ... 7
31
Boleyn Adası / Kuzişim gelmiş (Vol III)
« : 22 Ağustos, 2022 03:17:36 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[spoiler][youtube]https://youtu.be/J417T5crtm4[/youtube][/spoiler]
Bu konu Samuel ve Eadwig 2. sınıfın yaz tatilindeyken geçmektedir.

Tipler

   x   



32
Diagon Yolu / Ynt: Need for Speed: Diagon Yolu
« : 22 Ağustos, 2022 02:11:24 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Charlotte... Demin ona bakarken gülümsedi mi bana? Ben de ne yapacağımı bilmediğim için önüme mi döndüm gerçekten? Bu kıza en son 4. sınıfta falan gülümsemiş olabilirim. Bu sırada pişmiş bir kelle geldi yanımıza. Yanında sarışın bir kızla. Aha, yeni kız bulmuş kendine. Sen iflah olmazsın kuzen. Geldi tam karşımda durdu. Yüzündeki piç gülüşten anlıyorum bana laf edecek. Durmaz ki ağzı. Bak ne dedim size? Yok arkadaşın yok falan eziklemeye çalışıyor. Neyse alıştım artık laflarına. "Arada yapıyorum öyle çılgınlıklar." dedim omuz silkerek. Bu sırada yanındaki kıza da piçliğine göz kırptım. Neydi bu kızın adı? Diana mı? "Bana göre değil bu tarz ayak takımı işleri ama halka karışmaya çalışıyorum. Değişiklik olsun." Gariptir ki, gülümsememi kuzenime bakarken de sürdürdüm. Uzandım ve omzuna dostça vurdum. "Seni gördüğüme sevindim." dedim. Bizim aramız hep böyle olacak sanırım sonsuza kadar. Birbirimize laf sokmalı ama sürekli de yanyana olmalı bir ilişki. Yıpratıcı bayağı. Büyük salonda olan olaydan sonra zaman geçti ve konuşmadık hakkında. Kapandı gitti. O da ben de eski halimize döndük. Aynı şekilde ben Charlotte ile de bir sohbet etmedim bu konuda. Yani... Olay aslında sadece her şeyi daha da gerdi bıraktı.

Kuzenim iddiayı sırlarla alakalı söyleyince kaşlarımı kaldırıp düşündüm. Şimdi buna hayır demek kendime güvensiz olduğumu gösterecekti. Bu yüzden elbette ki kabul edecektim. Sırrım büyük ihtimalle yeni öğrendiğim yeteneğim. Yenilirsem oturup milletin tuttuğu sayıları akıllarını okuyup tahmin ettirmeye çalışıcaklar herhalde. Hem düzgün de kontrol edemiyorum. Geçen olduğu gibi insanların benim anılarıma girmesini de istemiyorum. Düşününce yutkunmak zorunda kaldım. Anneme de sormadım olayı daha. Tehlikeli sular yani.

Samuel'e bakarken arkamdan Charlotte'ın o ince sesi yükseldi. Dönüp baktım. Yine kaşlar çatılmış. Ben saçmaladığımda yüzüne yerleştirdiği ifadesiyle bakıyordu Samuel'e ve azarlamaya başladı herifi. Ne? Charlotte... Samuel'i... Azarlıyor? Şaka mı? Milletin sırlarını bırak falan dedi. Belli ki, bizim aramızdaki olanları Samuel'in görmemesine laf ediyordu. Gözlerine diktim gözlerimi. Onun sırlarını öğrenmek isterim. Yenilmesini istiyorum. Herkese değil de... Sırrını bir bana söylesin istiyorum. Ben ona bakakalmışken yanıma geldi. Tedirgin bir şekilde kafamı çevirdim mal gibi yüzüne bakmamak için. Bitişte onu beklememi söyledi. Sonra da tekrar yerine geçti. Yüzümde hafif, çok hafif bir gülümseme oluştu. Derin bir nefes aldım unutmak için. Yanımdaki Nate'e bir bakış attım. "Olay ciddiye bindi. Yok ediyoruz bu ezikleri." dedim. "Özellikle Rillian, kazanmamalı."

Ben kuralcı bir adamım. Risk almayı, kuralları esnetmeyi sevmem. O kuzenim gibi köylü kurnazlarının işi. Bu yüzden tüm hızımla yerden havalandıktan sonra kafamı iyice eğip süpürgeme sarıldım. Bu şekilde havayı daha iyi yarıp geçebilirdim. Önümüze gelen yol ayrımında da elbette daha güvenli olan yolu seçecektim. Daha uzun bir yoldu ancak aptal ve heyecan arayan Gryffindorlar gibi duvara çakılmak gibi bir riski yoktu. Ben şu zamana kadar hep işimi garantiye almışımdır. Bu yüzden hız kesmeden, viraj almak için yavaşlayan kuzenimi arkada bıraktım ve son hız soldaki yola doğru girdim. Yeterince hızlı olursam, yol uzunmuş-kısaymış hiç önemi olmayacaktı.[/justify]

Haydi oğlum kemik

Yetenek 1d8 : 2, total 2
Destek 1d8 : 5, total 5
Talih 1d10 : 5, total 5

33
Büyük Salon / Ynt: Oğlum o senin yeengen yeengenn
« : 21 Ağustos, 2022 20:14:15 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Dediklerimi de anlamıyor. Bu normal sanıyor herhalde yaptığını ya. Gelmiş dikleniyor bana. Ben de ona doğru dikleneceğim ama masanın üstünde kağıt yanıyor. Asamı cübbemin içine koydum herife doğru eğilmek yerine. Deli deli bakıyor bana. Senden korkan senin gibi it köpeğe dönsün. Adımı kısaltarak söylediğinde "Mesafeni koru Boleyn." diye iğneledim onu. Eady ne? Bu lavuk dışında kimse bana Eady demiyor. Bu herif de yakınız diye değil, benden üstte göstermek, vibe check atmak için yapıyor bunu. Sınırlarımızı sen mi öğreteceksin bize birader? Böyle konuşuyor ya, bir yumruğuma bakar ha. Yanındaki kıza göz dikiyormuşum! Bunu söylediği gibi zaten gözlerimden ateşler saçmaya başladım. Sıktım dişlerimi lavuğun dediklerini dinliyorum. Arkasından iş çevirmiyorum ki lan ben! Asla yapmam bunu! Hatta saldım kızı mutlular diye ama o beni salmadı. Salak herif beni tanımıyormuş gibi konuşuyor kafasını patlatıcam şimdi. "Ne ayağı?" dedim sonraki söylediklerine. Ayağında baş harfi taşımak ne? Ben kızın ayağına mı bakıyorum? Üstüne adımı yazdım benimdir demeye mi getiriyor? Bir de onu suçluyormuşum... Bunu söylerken ağzı oynamadı lan. Ben sanırım yine aklını okuyorum milletin. Başladı bu ona attığım en büyük kazıkmış. Ben bu lavuğa ne zaman kazık atmışım peki?

Döndü arkasını. Başladı kapıya doğru yürümeye. Ben de bakıyorum arkasından. Önümde masanın üstünde yanan bir kağıt var. Bu söyledikleri kafama girmiyor bir türlü. Yıllardır sevdiğim, düşündüğüm kızla benim asla yapmadığım şeyleri yapıp bana nasıl kızabilir ya? Charlotte, bana bir şey olduğu için kimseye bağırmadı. Ona bir şey yaptığımı sanıp nasıl kızmıştı bana hatırlamıyor sanırım. Başıma bir şey geldiği için gelip yardım etmeye çalışmadı. Benimle gölde öpüşmedi. Bakanlıktan döndüğümde, gelip bana sarılmadı... Bunların hepsini sana yaptı. Benim yapabildiğim tek şey sinirlenmek oldu. Az bile gösterdim sinirimi. Madem mükemmel herifsin, arkamdan bıçaklamadın... İlk başta verdiğim tepkiyi de mi anlamadın? Neden o kızın yanındasın diye vurdum sana acaba? Madem yıllardır kızın yanındaki tavırlarımı normal tavırlarımdan ayıramadın. Bunu da mı düşünmedin bok kafalı seni? Sonra da gelip bana yılların hatrı diyorsun. Sen beni tanımamışsın bile.

Nasıl doldum bilemezsiniz. Bir anda önümdeki ateşi elimin tersi ile kenara ittirdim. Çalıştığımız parşomenlerin üstüne geldiği için yanımdaki kişiler asalarıyla söndürdüler ama ben hiç bakmadım bu duruma. Onun yerine kaşlarımı çatmış ve Slytherin masasının üstünden atlamıştım öbür tarafa. Samuel'in arkasından bağırdım. "Bekle!" diye. "Öyle arkanı dönüp gitme Samuel!"

Hızlı adımlarla Samuel'e değil, Charlotte'ın yanına gittim Hufflepuff masasına. Kızın kolunu tutup oturduğu yerden kaldırdım ve herkesin, tüm büyük salondakilerin önünde dudaklarından öptüm sertçe. Hem de iki kere. Güzelce... Dudaklarını emdim ve o tatlı kokusunu içime çektim. Zaten adrenalin dolmuşum. Zaten sinirliyim. O kadar güzel geldi ki inanılmazdı. Bu anı yaşayacağımı bilsem, savaşlara katılırım onun için. Omurgasız Samuel için onu bırakmayı düşündüğüme inanamıyorum gerçekten.

Kızı öpmeyi bıraktığım gibi döndüm Samuel'e ve "Tamam." dedim. "Şimdi siktirip gidebilirsin." Ardından da orta parmağımı kaldırarak hareket çektim.

Eğer Samuel bir hareket yaparsa dövüşürüm. Yoksa Charlotte'ı da bırakıp tekrar Slytherin masasına, yerime geçeceğim. Başlarım lan sizin dramanıza. Aptal Samuel, sanki bana değer veriyormuş gibi konuşuyor. Kırılmış-mış. Arkadandan iş çeviriyormuşum! Al. Gözlerinle gör. Charlotte sen de kuzenimle beni soktuğun duruma üzül dur. Dolaptaki olaydan sonra bana asla Samuel ile olmak istediğini söyleyemezsin artık. [/justify]

34
Diagon Yolu / Ynt: Need for Speed: Diagon Yolu
« : 20 Ağustos, 2022 21:45:02 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]
Bu gerizekalı, kalın kafalı kuzenim geçen sene arkadaşlarıma dedi ki "O kadar çağırıyoruz adaya gelmiyorsunuz ehe ehe, Eadwig'i sevmiyonuz sanırım." Ağzına uçan tekme attığımın herifi. Ben de bu sene dedim ki, adada oturuyoruz sıkılıyoruz, sürekli çıkıp çıkıp geleyim arkadaşlarla takılayım. Bu salağa da malzeme vermeyeyim. Hem annem büyüceşurada, babam da başseherbaz oldu iyice ev boş. Bir şey olursa bakmam gerekiyor. Bakıyor muyum? Bakmaz olur muyum? Zaten çocukluktan beri buna çalışıyorum ben. Tüm yapılması gereken işleri hallettim. Gereken erzağı falan listelettim. Haftasonuna kadar tüm işleri bitirdim. Şimdi de çıktım geziyorum. İşte benim istediğim hayat bu yahu. Adada malikanede oturayım. Dosya mosya yapayım. Gelir giderleri çıkarayım. Arada bir adayı gezeyım falan. Bir de Charlotte olsa yanımda çok güzel. Ne öyle kuduruk kuzenim gibi seherbaz olayım da ucube yakalarken kolumu bacağımı kaybedeyim hayalleri... Diyeceksiniz aranız hala mı kötü? E yani. Ne zaman iyi oldu ki? Bir de bizim bir gerizekalılığımız var. Birbirimizi çok kırıyoruz. Aşırı kırıyoruz ama karşımızdakine de göstermeyeceğiz ya. Sanki bir şey olmamış gibi konuşuyoruz da hala. Yani Charlotte ile aralarında bir şey olduğunu fark ettiğim gibi kendime engel olamayıp atladım üstlerine, nedeni benim arada bir böyle patlamamdan kaynaklanıyor. Sonra noldu? Ares'in olayını öğrenelim gel Samuel ormana gidelim dedik. Bakanlık sorguya falan çekti. Annem ağzıma sıçtı. Çok sorumsuz hareketler. Normalde çok yapmam böyle de, işte Charlotte olayı kafamı allak bullak etti. Mantığımı mı kaybettim ne yaptım?

Ya neyse yine kafam dumanlandı. Diagon yolunda yürüyoruz kankam Nathaniel ile. Hava da bir sıcak ki sormayın. Soğuk hava üfleyen bir ıvır zıvır aldık yürürken yanımızda uçuyor bir nebze yaşayabiliyoruz. Süpürge satılan dükkanın önünden geçerken "Okudun mu?" dedim Nate'e bakmadan. "Dünya şampiyonasında İngiltere'nin süpürgeleri yanmış mı ne olmuş. 1 kişi ölmüş. Nimbus'un piyasa değeri düştükçe düştü. Bu zamanda yatırım yapılmaz, son bir senede olmayan kalmadı." diye rastgele bir gündem sohbeti başlattım. "Alacaksan da Nimbus alma kankam. Süpürge demişken..." Kafamla bir avuç Gryffindor ve Hufflepuff öğrencileri olduğunu bildiğim çocukları gösterdim. Ellerinde süpürgeler ile bir yarış yapmaya mı hazırlanıyorlardı? André'yi tanıyordum. Baya sevdiğim bir çocuktu bunu gösteremesem de. Zaten kime gösterebiliyorum ki? "Yarış yapacaklar gibi duruyor. Bu kalabalıkta. Tch..." Nate'e baktım. "Gel tozumuzu yedilerim bunlara."

Yanlarına geldikten sonra kafamı hafiften kaldırarak yukarıdan bakıyor bir ifade ile "Dostane bir yarış yapıyorsunuz öyle mi?" dedim dalga geçercesine. "O "dostane" kelimesini kaldıralım hadi." Yürüyüp adının Alfred olduğunu bildiğim çocuğa omuz attıktan sonra süpürgesini aldım elinden. Karşı çıkınca da "Ne o? Arkadaşlarının beni yeneceğine inanmıyor musun yoksa O'Donnell?" diye sordum tehditkar bir şekilde. "Hmphh!" diye bir ses çıkararak omuz silktim. "Aslında mantıklı bir düşünce."

Ben böyle raconumu kesmişken, William'a doğru bakacağım diye kafamı bir çevirdim, arkasındaki rastgele, öylesine sandığım Hufflepuff'lı kızın yüzünü bir gördüm... Beynimden vurulmuşa döndüm. "R-rillian?" diye fısıldadım kekeleyerek. Sesim çıkmadı anasını satayım. Hemen çevirdim kafamı. Koskoca Boleyn. KOSKOCA EADWIG BOLEYN BİR KIZ GÖRDÜ DİYE KENDİNİ NEDEN KAYBEDİYOR ULAN? Olmadı ki bir şey. Kalbim atmıyor ki hızlı hızlı. Sakinim ben. Hmph! Seviyorum. O  da biliyor. Heyecanlanma lan artık. Ne zaman bitecek bu?

"Ehem... Nereden nereye yarışıyoruz söyleyin."[/justify]

35
Büyük Salon / Ynt: Oğlum o senin yeengen yeengenn
« : 18 Ağustos, 2022 04:21:10 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]İksir ödevini Winton bana salağa anlatıyormuş gibi anlatıyordu büyük salonda. Ben de yazarak öğrenen bir herifim. Söylediklerini yazıyorum aklımda kalması için. Bir sürü malzeme isimleri anlatıyor. Şöyle kesilecekmiş falan. “Nasıl kullanılacağını anlatma.” dedim. Amacım iksir yapmak değil benim. İleride adaya ihtiyaç olur bu iksir. Malzemeleri getirtirim, yapması gereken kişi yapar. Benim işim olmaz hizmetkarlar gibi iksir yapmakla kazan karıştırmakla. Boş işler zaten. Malzemeleri yazarken Winton’ın kaşlarını çatıp bana baktığını fark ettim. Kafamı kaldırıp “Ne oldu?” diye sordum. “Yok bir şey.” dedi. Önüne döndü. Ben bu ses tonunu biliyorum. Kesin Charlotte ile hala konuştuğumu anladı. Sinirli bir şekilde nefes aldım. “Annem değilsin.” dedim tıslar gibi. “Ne yaptığıma, kimlerle konuştuğuma karar vermeye çalışma artık.” Winton’ın iyi niyetli olduğunu biliyorum. Beni korumak istediğini de. Yine de sürekli eleştirilmek hoşuma gitmiyor. Lacivert cübbeli arkadaşım yazdığı kağıttan bana çevirdi kızgın bakışlarını. “Haklısın.” dedi. “Annen olmam için kokladığın çiçekleri koparabilecek gücümün olması lazım.”

Bir şey söyleyecektim ki bir anda önüme bir kağıt atıldı. Önce önüme atılan top yapılmış kağıda baktım. Sonra da kafamı kaldırıp gözleri kan çanağına dönmüş sinirli sinirli bana bakan kuzenimle göz göze geldim. Küfür etti. Bana mı etti ki? Yok yahu bana o kelimeleri kullanmaz. Anlamadığımı belli eder bir şekilde buruşturdum yüzümü. Önümdeki kağıdı alıp içindeki resme bakmak için açtım. Yanımdaki Gage ve Winton da kağıda doğru eğildiler. Bok gibi bir çizimle bir kız bir de erkek çizmişler. Bunlar el ele tutuşuyorlar. Sonra da biri kızını çalıyor falan.

“Ne bu?” dedim kafamı kaldırıp Samuel’e.

Winton da rahatsız olmuş bir şekilde kıpırdandı yerinde. “Ben buraya ders çalışmaya geldim. Dramadan uzak yere kaçıyorum izninizle.” diyerek kalktı yanımdan ve Ravenclaw masasına doğru yürümeye başladı.

O böyle deyince tekrar baktım kağıda. Winton, Charlotte olayı yüzünden surat yapıyordu bana. Buradan da kaçtığına göre bu olay da bununla ilgili olmalıydı. Kağıda baktım tekrardan. Olayı çakınca kaşlarımı kaldırıp Samuel’e baktım. “Sen salak mısın?” dedim ilk. Bu mal, oh ne güzel arkandan bıçaklamışım seni gibi bir resim çizmiş bu şekilde gösteriyor herhalde. Gel Eadwig diyor. Ağzıma sıç diyor. Ayağa kalkıp asamı çıkardım ve aptal resimli kağıdı tutuşturdum ufak bir büyüyle. “Şerefsiz gibi kıza yavşaman yetmedi, bir de pasif agresif hareketler mi sergileyeceksin? Seviyorsam seviyorum anasını satayım bir de özür mü dileyeceğim bunun için? Defol git kendi masana. Hem malsın, hem de arkamdan bıçakladığın için övünüyorsun Merlin seni kahretsin Samuel.”[/justify]

36
İlanlar / Ynt: Diana'nın BPSS Şartsız Personel İlanı
« : 12 Ağustos, 2022 00:44:19 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
BENİM BABAM BAŞ SEHERBAZ, ANAM BÜYÜCEŞURA YÜKSEK YARGICI HAYIRDIR KIZIM?

Yaz oraya, seni paramla ve statümle dövüyorum.


37
İlanlar / Ynt: Diana'nın BPSS Şartsız Personel İlanı
« : 11 Ağustos, 2022 20:38:44 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Efendin olmak istiyorum.

Diana kölemmiş okulda.

Hıhım.

38
Tılsım Dersliği / Ynt: Tılsım Dersi
« : 17 Mart, 2022 12:25:43 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Tabi ki sevmeyecek o buzdolabını... Profesör Moore ne ya? Franziska biraz daha düzgün bir şey atsaydın bari. Bak bak kadın ne güzel konuşuyor. Diyor ki sıkıcıııı! Diyor ki mankafaaaa! Çok doğru söylüyor. Bir gün gidip bu kadını akşam yemeğinde özel bir şey konuşacağız ayağına yemeğe çıkarmalıyım. İşte klasik ders saçmalıkları olurken ben de yine bir elimi Franziska’nın omzuna attım. Bir elimle de üzüm atıyordum ağzıma.

Diğer yanımda oturan en yakın arkadaşım Winton’a bakmadan “Doğru olanı yapmak neden bu kadar zor ki?” diye fısıldadım.

“Dersi dinliyorum.”
diye cevapladı soğuk bir sesle. Ağzıma attığım üzümü dişlerimle delip suyunu emdim hiç ses çıkarmadan. Winton ise biraz bekledikten sonra “Yoksa konuştunuz mu?” diye sordu. Ah benim canım arkadaşım, hisleri nasıl bu kadar kuvvetli bilmiyorum. Cevap vermediğimde “Sana yapma demiştim Eadwig, hiç kendin gibi davranmıyorsun bu konuda.” diye tısladı fısıltıyla. Artık ciddi ciddi azarlıyordu beni.

“Ben bir şey yapmadım.” diye itiraz ettim kafamı onun olduğu yana doğru yatırarak. Hala ona bakmıyordum. “Kendisi geldi.”

“Reddetseydin!”

Döndüm buna ciddi bir tavırla. “Etmedim mi sence?” diye kızdım. “Ben de biliyorum ne yapılacağını... Sadece...” Devamı gelmedi cümlenin.

Yüzüme sinirli sinirli bakan Winton’un gözleri yanımda duran Franziska’ya kaydı. Ardından bir of çekip önüne döndü. “Sonra konuşuruz.”

Ders için sıraya girmemiz gerekene kadar sessiz sessiz oturdum. Benim kafam derste değil, geçmişte yaşadığım şeylerdeydi hep. Bu yüzden sıraya girdiğimizde bizimkilerin arasında sessiz sessiz elimdeki üzüm çöpünü koparıyor, kopardıklarımı da yere atıyordum. Benden önce büyüyü deneyen Gage başarısız oldu. Sıra ona gelene kadar sınıfta neler yaşandı farkında bile değildim. Ki zaten kafamı Charlotte meşgul etmese, bu sefer de arkadaşlarımı tehlikeye attığım için aynı duruma girecektim. Hadi diyelim kafam çok rahat olsun, o zaman da ders umrumda olmadığı için ilgilenmeyecektim. Sıra bana geldiğinde asamı bile çekmemiştim. Profesör Yamashita’nın karşısında 1-2 saniye durdum. Sonra aklıma geldi asamı çıkarmak. Tam bir avel hareketinden sonra asamı kadına doğrulttum.

“Hmm... Confundus?”

Asamdan büyü çıkışmadı tabi ki. Gözlerimi devirip of çektim. Neden buradayım şuan ya? Gerçekten oturup Slytherin öğrencilerinin istatistiklerini falan çıkarsam daha yararlı olurdu. Mutfak gelir giderleri de olur. Aslında en iyisi ne olur biliyor musunuz? Hogwarts 5 yıllık harcama planı. Off, en büyük hayalim. Bu senenin sonlarında ya da son senemde başvuracağım bunu yapmak için. Yönetim, işletme, muhasebe... Düşününce bile heyecanlanıyorum. Büyü yapmak ne yani? Hizmetkarların işi.

Arkamdaki Winton kulağıma “Confundo.” diye fısıldadı.

“Hı?”

“Büyüyü yapmak için Confundo demen lazım.”

“Hmm...” Tekrar aynı şekilde tuttum asamı. “Confundo!”

Bu sefer asanın ucundan bir şeyler çıktı ama istenilen büyü bu değildi sanırım. Çünkü sadece ışık çıkıp minik minik patlamıştı havada.  Daha fazla denemek de benim sinirlerime iyi gelmeyecekti. Bu yüzden asamı elimde çevirip cübbemin içine koydum.

“Profesör Yamashita.” dedim. “Ben bu büyüyü pek anlamadım gördüğünüz gibi, eğer meşgul değilseniz bir akşam yemeğinde yanınıza geleyim. Çalışalım. Öğrenemediğim için çok üzüldüm açıkçası.” [/justify]

39
Tılsım Dersliği / Ynt: Tılsım Dersi
« : 16 Mart, 2022 22:48:44 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Yetenek 1d8 : 2, total 2
Destek 1d8 : 3, total 3
Talih 1d10 : 7, total 7

40
Tılsım Dersliği / Ynt: Tılsım Dersi
« : 16 Mart, 2022 21:07:22 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Kafam çok karışık. Charlotte ile geçirdiğimiz o geceden sonra hem şu yeni öğrendiğim zihin okuma saçmalığı, hem de kızı Samuel’e bırakmak istememe rağmen duygularını öğrenmiş olmanın verdiği huzursuzluk... Her zamanki gibi Slytherin Ortak Salonuna getirttiğim meyve tabağından aldığım bir sap üzümü belirli aralıklarla yiyor, tılsım dersliğinin en arka köşesinde arkadaşlarımla birlikte takılıyorduk. Cyneric yine biriyle kavga etmiş, bu yüzden hepimiz sarı saçlı pislik bir Gryffindor’luya öldürücü bakışlar atarak tehdit olduğumuzu belli etmeye çalışıyoruz. Her zamanki gibi Strömm geldi yanımıza pijamaları üstüne cübbesiyle. Yanımıza derken, direkt yanıma geliyor kız sanki mıknatısım ben, o da metal gibi... Çat diye kolumun dibinde bitiyor. Bir de yani bu kızlar neden paçoz gibi geziyorlar anlamıyorum. Charlotte da öyle, Franzsizka da öyle. Ben 20 dakikamı harcıyorum her sabah şu saçları düzgün tarayabilmek için, karılar pijamayla dolaşıyorlar. Sonra da bir de ohh Eadwig gel koynumuza diyorlar. Eadwig sizin gibi pislere varır mı iğrenç karılar sizi? Ben dış görünüşe önem veren bir herifim. İsterim ki, yanımdaki kız gül koksun, menekşe koksun. Fransizka uyku kokuyor. Bak bir de profesöre, ne güzel giyinmiş. Bu kadını alacaksın, yemeğe çıkaracak elini öpüp güzel sözler söyleyeceksin mesela. Güzel kadın. Ders anlatıyor dinlemiyorum. Kadınları dinlemek mi? Bana göre değil. Hem gereksiz büyü işleri. İleride işime yaramayacak ki. Bana nasıl fatura ödeneceğini anlatmaları lazım. Buradan mezun olan insanlar Bakanlıkta nerede fatura ödeyeceğini bilmiyor inanılmaz! Franziska kadının Karanlık Sanatlar profesöründen hoşlandığını söylediğinde kaşlarımı kaldırdım havaya ilgilenmiş bir tavırla. Sonra da ağzıma bir üzüm daha attım. O buz dolabından mı hoşlanıyormuş? Profesör Moore’u döverim oğlum ben. Şuan gelse güreşe tutuşsak indiririm. Çiroz bir şey. Neden seviyormuş ki onu? Yani, onu seveceğine beni sevsin daha iyi. Dersi de zerre umursamadım bak, Rawenclaw bi kız başladı anlatmaya... Bla bla bla... Bizimkilere dönüp ağzımı oynatıp gözlerimi devirdim kız konuşurken. Kimin umurunda? André’nin umurunda sanırım. O da olay tılsım olunca konuşmaya doyamıyor. Ben ise bir üzüm daha iyiyip takılmaya devam edeceğim. Adamızın başına geçince kafa karıştırma büyüsünü hizmetkarlarım yapacak, neden öğreneyim ki ya.[/justify]

41
Hogwarts Zindanları / Ynt: Sen Varsın Diye (Vol IV)
« : 02 Mart, 2022 05:31:13 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Koku midemi bulandırıyor. Burnumdan gitmiyor sanki. Neydi o anı öyle? Asla hatırlamadığım bir şeydi bu. Ne demek yani o görüntüler? Gerçek mi bu? Gerçek ne ki? Şuan olayları düşünmek yerine Charlotte’ın pişmanlıkla dolu duyguları ve düşünceleri geziyor kafamın içinde. Babamın katil olduğunu düşünüyor. Gözlerimi kocaman açtım. Ne? O da mı görmüştü yani? Nasıl peki? Annemin yaptığı şeyi düşünüyordu ama ben ne olduğunu bilmiyordum bile. Kafamı kaldırdım elimin tersiyle ağzımı kapatmış bir şekilde. Bana bunu kendisinin yapmadığını söylüyordu. Söyledikleri doğruydu yapmamıştı ama neler olduğunu biliyor gibi gözüküyordu. Güzel ve özel bir yetenek diye düşünüyordu. Yanıma gelip beni bulunduğum yerden çekti. Yürürken baya güçsüz hissettim kendimi dizlerim biraz sonra güçsüzleşecekmiş de yere yığılacakmışım gibi. O kadının gözleri beliriyordu bazen aklımda ama Charlotte’un düşünceleri önüne geçiyordu kadının. Ondan nefret ettiğimi düşünüyordu, bunu yaşattığı için kendini suçluyordu. Daha demin sinirle bağıran halinden eser kalmamıştı şimdi. Gerçekten endişelendiğini anlamıştım. Benim için... Daha demin kızması da Samuel için değildi. Aslında bana sinirli olmasını daha çok isterdim acımasındansa. Üstelik kendisini kötü hissediyordu. Hemen toparlanmam gerekiyordu yani. Etkilenmediğimi göstermeliydim sakinleşmesi için. Şuan kendisini tutuyordu. İçindeki endişeyi anlıyordum ama o sinir yoktu. Bu yüzden kendini kaybetmiyor, benim de kendimi kaybetmemi engelliyordu. Asasından çıkardığı suyla ağzımı çalkaladıktan sonra midemi sakinleştirmeye çalıştım. Midem biraz çabuk bozulur. Kızın elime tutuşturduğu mendille gözlerimi sildim sonra da. Mendile baktığında üstünde bir kaç harf gördüm ama o sırada kafamı toplayamadığım için S.R.B harflerini çözmeye çalışmadım onun yerine Charlotte’ın bilinci bana bu mendilin Samuel’in mendili olduğunu söyledi. Yere oturmamızı söylediğinde “Hizmetka-” diye başladım ama sözümü bitiremeden evet dedi. Beni çekiştirerek yanına oturttu. İlk mırın kırın etsem de hemen uyum sağlayıp duvara yasladım sırtımı. Dizlerimi kırmış, karşı duvara bakmaya başladım. Ne yalan söyleyeyim oturmak iyi geldi. Yerin soğukluğu kötüydü sadece. Midem acıyordu, boğazımda iğrenç bir tat vardı. Gözlerimden gelen yaşlarla birlikte iğrenç görünüyor olmalıydım. Saçım başım birbirine girmişti. Derin derin nefes alıyordum ve bulunduğumuz odanın rutubet kokusunun o iğrenç çürük kokusunu bastırması için çaba harcıyordum. İyi miydim? İyiydim. Sakindim. O anıyı düşünmemeliydim şuanki kafamla. Charlotte’ın zihnine odaklanmalıydım. Bilip bilmediğimi sordu o sırada. Yaşadığımız şeyden bahsediyordu. Bir şey söylememe gerek kalmadan söyledi. Zihinfendarlık daha önce duyduğum bir şeydi ama o kadar umrumda olmamıştı ki. Anlamamıştım bile. Charlotte felaket bir vicdan azabı çekiyordu, zihnime girip geçmişimden bir anıyı göstermişti bana. Gerçekten benim miydi o anı ya? Öyle bir şey olmadığına çok eminim. Charlotte konuşmasa da, zihni benimkine benim için ne kadar endişelendiğini söyleyip duruyordu. Endişelenmemesi için ne yapabilirdim ki? İyi olduğumu kendime söyleyip duruyordum. Ona da söylemeliydim belki. Beni özlediğini düşündü Charlotte bu sırada. Bu tarz duyguları kabullenebilmesi çok garip gelmişti. Ben asla kabullenemezdim bunu. Sessizce oturdum yanında. O ise bazı şeyler söylüyordu, aynı zamanda düşüncelerini okuyup okumadığımı düşünüyordu. Gülümsedim belli belirsiz. O okuyor olsaydı böyle düşünmezdi. Charlotte’ın endişeyle aklına gelen değişik fikirleri takip etmek hem eğlenceliydi, hem de yorucuydu. Benim düşünme tarzımdan çok farklıydı. Kafamı o gördüğüm anıdan çok rahatlıkla uzaklaştırabilmişti o yüzden. Zor bir ortamda büyüdüğümü söylediğinde rahatsız olduğumu belli eden bir ses çıkardım. O sesi çıkardığım gibi Charlotte’ın düşünceleri konuşmak istemediğimi anlayan şekilde değişti. Bana zaman vermek istediğini, eğer istersem konuşabileceğimi düşündü. Beni anlaması şuan içinde bulunduğum durum için iyi değildi ki. Ben daha bundan 5 dakika önce bırakmıştım onu gitsin diye. Bana saygı ve sevgi ile yaklaşan bu kızdan nasıl uzaklaşabilirim ki. Sakinleşemiyordum da çünkü yanımda kıpır kıpırdı kız. O anıyı düşünmemi engelliyordu ama onun endişelerini duymasam, duygularını içimde hissetmesem belki de çoktan toparlamıştım kendimi. Stres içindeydim. Nasıl kapatılıyordu bu? Şarkı söylemek istediğinde dönüp baktım buna gerçekten mi der gibi. Bu düşüncelerinin arasına yakışan bir şarkı bulabilecek miydi? Sessizce durduk... Charlotte’ın aklına gelmiş olan müzik kulağıma geldi ama sözleri çıkmadı. Çıkmayınca kendimi tutamayıp “Tch...” diye güldüm. Güldüm ama sonra pişman oldum. Trende söylediğim şeyleri hatırladı kız. Üstelik sinirlenerek düşünmedi, üzülerek. Kırılmıştı çok. Bu sene onu çok kırdım. Gereken şey buydu ama. Abi beni bu kadar önemseyen, bana bir şey oldu diye kendi kendini yiyen bu kıza neler yapıyorum ben ya? Tamam da, ölsün mü? Ölmesinden iyi değil midir bir sene kalbi kırık gezmesi. O da doğru.

Bir anda kalktı yerinden. Öyle bir durumdu ki bu, okuyamamıştım bile. Benim duygularımı hareketlerimle gösterdiğimi, onun da öyle yapacağını anladım. Bana doğru döndü. Yapacağını bildiğim için ben de kafamı ona doğru çevirdim. Kız bir kolunu boynuma doladı ve diğer eliyle kendisine, göğsüne doğru çekti kafamı. Sarıldı sıkıca. Kafam göğüslerinin arasına girince bir anda heyecanlandım. Bu heyecan benimdi galiba. Charlotte’ın olduğunu düşündüğüm düşünceler daha çok endişe ve pişmanlıktı. Bu heyecan ise bir kızın, özellikle de sevdiğim bir kızın göğüslerinin arasında bulunduğum için ortaya çıkmıştı. “Rillian...” dedim kafamı tutan eline şöyle bir dokunup. Bırakmasını isteyecektim ama konuştuktan hemen sonra bana fazlasıyla ateşli gelen bir fısıltıyla ona yaslanmamı söyledi. Kulağımdaki kalp atışları, beynimin içinde tüm düşünceleri vardı... Kendimi iyice kaybettim orada. Kendi düşüncelerim yok oldu. Sarıldım beline ona odaklanıp. Sessizce durdum. Derin derin nefes aldım. Bir yerde okumuştum, eğer birisi ile varoluşsal özellikleriniz ters ise, kokusu çekici gelirmiş. Demek ki Charlotte ile tersiz. Çünkü burada kokusunu içime çekerek bütün gece oturabilirim. Yine de onun kafası böyle hızlı hızlı çalışırken rahatlamam imkansız. Durdurmaya çalışabilirim ama istemiyorum da. Kızın her duyusunun, duygusunun, düşüncesinin beynimde yankılanmasını istiyorum. Gözlerimi kapatmış orada dururken ne yaptığımı fark ettim bir süre sonra. “Yeter.” dedim hemen. İttirdim kendimden beni bırakması için. Beni kırdığını düşünmesi hataydı. Kırılmazdım ki dediklerine. Yanlış şeyleri söylememişti çünkü. Üzdüğünü, ondan nefret edeceğimi düşünmüştü. Ben bu tarz duyguların düşüncelerime ve kararlarıma etki etmemesi için üstün çaba gösteririm. Eğer duygularımı dinliyor olsaydım şuan onla çoktan birlikteydik ve başı dertteydi. Onun yerine uzakta tutmaya çalışıyordum kendimden.

“Ben iyi olurum boşver.” dedim aşırı sakin bir ses tonuyla. Dönmedim önüme. Onun yerine kızın yüzünü tuttum yüzümün önünde. “Sakin ol. Endişelerin kafamda çınlıyor.” Böyle sakinleşmeyecekti. Bu yüzden tekrar sarıldım beline. Bu sefer de ben çektim onu, sarıldım sakinleşmesi için. Öylece durup soğuk soğuk konuşmaya başladım. “Sen beni kıramazsın zaten. Söylediklerin kırıcı değil, doğrulardı. Aptallık ettim, tehlikeye götürdüm Samuel ve André’yi. Ölebilirdik. Düşünmem gerekiyordu. İleride sorumlulukları olacak biri için affedilecek bir hata değil. Bunları biliyorum. Tamam mı? Sakin ol.” Bunları duymayı, özellikle Charlotte’tan duymayı kaldıramamıştım sadece. Ne yani? Ben böyle zayıfım diye doğruları söyleyemeyecek miydi? Üzülürüm diye biri bana bir şey söyleyemese, acınası olduğumu düşünürüm sadece. “O lafların beni etkilemesi senin hatan değil. Benim zayıflığım.” Söylediklerim kızda pek de iyi etki bırakmıyordu sanırım. Ne demeliydim ki? O zihinbilmem nesinden mi bahsetmeliydim? Bu tarz konuşmalarda o kadar kötüyüm ki. “Bak, demin olan bok neydi bilmiyorum. Sanki sen olmuş gibiydim ilk. Sonra o anı oldu. Benim anım değil herhalde öyle bir şey yaşamadığıma eminim. Sen de görmüşsün. Mide bulandırıcıydı. O yüzden midem dayanmadı. Yoksa sorun yoktu gerçekten. Deminden beri boğazımda hissediyorum endişeni, düşüncelerin beynimde... Sakinleştir kendini de konuşalım ne olduğunu...”[/justify]

42
Hogwarts Zindanları / Ynt: Sen Varsın Diye (Vol IV)
« : 28 Şubat, 2022 05:59:05 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Babamın karşısında oturuyordum kahvaltıda. Annem daha gelmemişti. Sessiz sessiz yiyorduk yemeğimizi. Çok da konuşulacak bir şey yoktu çünkü aramızda. Babam bir yandan gazetesini okuyor, bir yandan da çatalına taktığı sosisi indiriyordu midesine. Ben sosisi haşladıklarında yiyemiyorum. Bin kere de söyledim haşlanmış yemek sevmediğimi ama bir türlü kızarmaya alışamadı çalışanlar. Babamın çatalındaki sosis neredeyse düşecek duruma geldiği için gözüm takılınca “Düşecek.” dedim. Babam umursamaz bir tavırla “Hı?” diye bir ses çıkardı. “Sosis.” dedim. “Düşecek.” Dediğimi umursamayıp ağzına götürürken yarı yolda düştü sosis yere. Adam güzel bir küfür savurdu. Daha ben söylemiştim diyemeden annem geldi yemek salonuna. Elinde her zamanki gibi mektuplarla. Normalde babama verirdi ona gelenleri. Sonra bana gelmiş olan 2-3 mektubunu önüme koyar ve kendi yerine otururdu. Bu sefer ise direkt bana gelip mektuplarımı bırakınca düzenin bozulmasına şaşırdım. Üstelik mektupları bıraktıktan sonra yanımdan ayrılmadı. Beyaz bir peyniri ağzıma atmış çiğniyorken kafamı kaldırıp baktım ona. Ağzımdakini bitirmeden bir şey söylersem kızacağından yutmam için sessizlik oluştu. Ağzımdakini bitirince “Bir şey mi oldu?” diye sordum.

“Mektuplarına bakmayacak mısın?” dedi her zamanki donuk tavrıyla.

“Odamda bakarım.” dedim ben de aynı donuklukla. Her zaman odama götürürdüm. Onlar gibi aile yemeğimizde iş konuşmak istemiyorum çünkü.

“Şimdi bak.” dedi annem.

Bir sorun vardı belli ki. Annem yanımdan kendi yerine geçtiğinde gözlerini tamamen bana dikmişti. Sanki ruhuma bakıyor gibiydi. Kafamı çevirip babama baktım belki yardım eder diye. O da gazetesine geri dönmüştü ve günlük düzenimizin aksamış olduğunun farkında bile değildi. Nasıl böyle yaşayabiliyordu ki? Annemin dediğini yapıp yanımda duran dört mektubu aldım elime. Biri profesör Urswick’ten geliyordu her zamanki gibi okulda bu sene yapılacak şeyleri önceden haber vermek için. İkincisi aldığım ayakkabının faturasıydı. Üçüncüsü ise... Kenarları sarı bir mürekkeple boyanmış, minik minik süslenmiş bir zarfın üstünde koyu pembe mürekkeple yazılmış ismi görünce dona kaldım. Charlotte Vera Rillian. Mektuba bir kaç saniye baktığım gibi stresim tavan oldu. Kafamı anneme çevirdiğimde kadının gözlerinin hala ruhuma işlediğini hissediyordum. Mektup atmak da nereden çıktı şimdi? Charlotte’a karşı hissettiğim tüm duygular ve o duyguların yasaklı oluşu kafamdan geçerken annemle bakıştık sadece bir süre. Aptal kız! Kendine zarar gelmesini falan mı istiyor? Özellikle ondan bu kadar uzak duruyorken. Elimden geleni yapsam da sürekli nasıl gelip beni bulabiliyor? Neden vazgeçmiyor? Vazgeçmesini istemiyorum ama doğrusu bu. Olması gereken bu. Annem konuştuğunda kaç saniyedir bakışıyorduk bilmiyorum. “Yakalım mı onu?” dedi. Bu sefer sesi anlayışlı ve yumuşak çıkmıştı. Tekrar baktım mektuba. Açıp okumak için can atıyordum. Ne yazdığını merak ediyordum. İyi miydi acaba? Annesi ne durumdaydı? Kötü bir şey mi gelmişti başına da bana yazmıştı? Yazısını görmek, beni düşündüğünü bilmek istiyordum. Derin bir nefes aldıktan sonra mektubu anneme uzattım. “Evet.” dedim ona bakmadan. “Yakalım.” Annem asasını çıkarıp Charlotte’un yolladığı bu mektubu kahvaltı masamızın üstünde yakarken göz ucuyla alevleri izledim sadece. Zarf yandıktan sonra iki Alpaca’nın yanında gülümseyerek onları sevmeye çalışan ve bir tanesinin tükürük saldırısına uğrayan Charlotte’un resminin alevlerle birlikte buruşmasını izlerken annemin sesi beynime işliyordu.

“Bizim gibi doğuştan ayrıcalıklı kişiler, kendileri gibilerle birlikte olmalıdır Eadwig.”

İşte bu yüzden okula gittiğimde ilk yaptığım şey Charlotte’ı bulmak olmuştu. Yanıma arkadaşlarımı aldım ve Hogwarts Express’te buldum kızı. 6-7 Slytherin, Charlotte’ın olduğu kompartımana dalıp onunla bana yaz tatilinde mektup atması konusunda dalga geçtik. “Ya sen aptal mısın?” dedim gülerek kıza. “Ne demek mektup atmak ya? Ne sandın sana geri mektup yazacağımı falan mı? Arkadaş mı olacaktık? Ay en yakın arkadaş olacaktık değil mi yaa! Yakın arkadaş bilekliği takıp el ele koşardık okulun bahçesinde artık. Saçını falan da örmemi ister misin? Hayır o da değil, bir de adresimi bulmuş sapık gibi.” Ben kahkaha atınca, yanımdakiler de güldü. Hala alaycı tavrımla “Rillian, benim yanımda gezebilecek türde bir insan değilsin. Eziksin, düşüksün, rahatsız edicisin, sesin kulağımı tırmalıyor. En önemlisi aptalsın kızım sen. Kendi kendine hayallere mi kapıldın ne yaptın? Bir iki kere konuştuğum herkesle yakın arkadaş olsam ohooo! Kız arkadaşım olacağını falan sandın galiba. Hmph! Çok beklersin. Tipim değilsin ilk olarak. Baştan kaybetmişsin.” dedim.Yine bir kahkaha dalgası ile de çekip gittik. Kızın bana karşı konuşmasını dinlemek istememiştim. Bunları kızın yüzüne söylemek o kadar zordu ki. Yanımdaki Winton'a baktım. O ise diğerlerinin aksine ifadesiz bir şekilde yürüyordu yanımda. Çevreden gelen Charlotte hakkında ileri geri konuşmalarla birlikte trenin ön taraflarına geçtik. Neyse ki konu çok uzamadı. Yine de arada dalgası geçilip durdu. Winton ile de bu konuyu açık açık hiç konuşmadık. Konuşmak istemeyeceğimi biliyor gibiydi zaten...



Bıyıkla sorgu inanılmaz sinir bozucuydu. Dışarı çıktığımda Mirabelle ve Samuel’in beni dışarıda beklediğini görünce gözlerimi belertip “Gidelim artık nolur.” dedim. Hem sinirlerim zıplamıştı, hem stresliydim, hem de yorulmuştum. Samuel bir şekilde bu dairede çalışmak gibi bir fikre kapılmış. “Aptal oğlum bunlar.” dedim bana söylediğinde. “Canlarını dişlerine takıyorlar yine de memur maaşı alıyorlar. Sen bundan iyisini yaparsın. Ticarete atıl bence.” gibi cümlelerle de desteğimden maruz bıraktım kendisini. Bu da adalet madalet bir şeyler dediğinde de yüzümü ekşitip iki tarafa salladım kafamı. “Sen kafayı sıyırmışsın.” Büyük salona girdiğimizde bir anda üstümüze bir yığılma oldu. İlk olarak Slytherin masasından Gage’in bir kurt gibi üstüme atılmasıyla geriye yalpalandım. Kocaman gülümseyip “Hoşgeldin be kanka!” dedi. “Deli meraklandık!” Cyneric ve Franziska geldi sonra yanıma. Franz öyle bir sarıldı ki belimden aşağı indirmesin elini diye kolunu sırtımda yakalamak zorunda kaldım. Çevrem Slytherin-Ravenclaw karışık arkadaşlarım ile doldu. Sonra da herkesin arasından yürüyerek en yakın arkadaşım Winton çıktı. Elleri önünde birleşmiş bir şekilde, kızmış gibiydi ama gülüyordu da. “Okuldan atılsaydın annenden önce ben öldürürdüm seni.” dedi. Sarılmadık onunla. Ares’i aldıkları gibi sorguya aldıklarını, bıyığı ve bıyığın profesör Urswick’in kocası olduğunu anlatacaktım ki yanıma bir baktım. Charlotte... Samuel’in boynuna atlamış sarılıyor. Herkesin ortasında böyle sıkı sıkı sarılmaları... Samuel’in yerinde ben olmak isterdim. O kadar isterdim ki. Winton çenemden tuttuğu gibi kendisine çevirdi yüzümü. “Sorgunu anlat.” dedi. “Ne konuştunuz?” Evet, artık yıldız sönmüştü. Önüme bakmalıydım. Beni o durumdan çektiği için gülümseyerek kafamı salladım onaylayarak. “Bakın şimdi.” dedim yanıma birikmiş olan gruba. “Bıyıkları şöyle bir herif vardı seherbaz.” Parmaklarımla bıyık yaptım kendime. “Malın tekiydi.”

Akşam yemeğinden sonra bizimkilerle biraz daha büyük salonda takıldıktan sonra ben sigara keyfi yapmak için bahçeye çıktım. Bahçede içiyorum sigaramı sadece biliyorsunuz. Soğuk diye gelmediler. Harbi de doğru yapmışlardı. Çünkü dondum dondum. Olduğum yerde titreye titreye sigara içtim okulun girişinden biraz uzaklaşıp. Artık ellerimi hissedemeyeceğim bir duruma geldiğimde bitti sigaram. Döndüm okula ben de. İşte kafamda da plan yaptım odama gideceğim, yatağımın başındaki komidinin çekmecesinden Charlotte’ın diktiği kalbi çöpe atacağım. Bitti artık. Kendimden nefret ettirdim, artık ne kadar rahatsız olsam da kuzenimle birlikte gibi gözüküyor. Samuel iyi çocuk hem, ne kadar ona söylemek istemesem de. Başkası ile olmasını istemezdim sanırım. Ondan da özür dilemem gerek. Beni anlayacaktır o tarz şeyleri kafasına takmaz. Yarın akşam yemeğinde gidip konuşacağım onunla. Özür dileyip bu aralar kendimde olmadığımı söyleyeceğim. Charlotte konusunda da tebrik edeceğim. Merdivenlerden aşağı inerken Slytherin Ortak Salon’una doğru artık çok rahatlamıştı içim. Sanki tüm yükler kalkmıştı sırtımdan. Charlotte mutluydu, Samuel ile aramı düzeltecektim, sigara iyi gelmişti. Yoluma bakacaktım. Yüzümde bir gülümseme oluştu. Kaderime ilerlemeli, adanın başına geçmeli ve bana bahşedilen o gücü kabul etmeliydim. Aptal bir his yüzünden tüm bunları elimin tersiyle atmayı nasıl düşünebilmiştim ki? Aptallık yapmamalıyım.

Derken karşımda beliren yüz yüzümdeki gülümsemenin tamamen silinmesine neden oldu.

“Rillian?”

Sadece gidiyoruz diyerek yapıştı bileğime ve çekiştirmeye başladı beni. “Dur!” desem de durmadı ve beni zindanların oraya soktu. Burada el ele tutuşmuştuk küçükken onunla. Charlotte’ın bana onları hatırlatmasını istemiyordum kesinlikle. Daha yeni kurtuldum sanıyordum. Bir ara durunca “Rillian bırak gide-” diye konuşmaya başladım ama bir şey söylememem için kızdı. Gerçekten hiç istemiyordum konuşmayı ama kızın yüzü kıpkırmızı olmuştu sinirden. Kolumu da cidden sıkıyordu. Acaba Samuel üzmüş müydü onu? Ulan daha yeni sevgili oldunuz hemen harcamaya mı kalktın lan? İki saniye önce iyi çocuksun diyordum ciddi ciddi bu kıza da mı yaptın Samuel? Hay kafana sıçayım senin e mi? E tabi kız da haklı olduğumu fark edip konuşmak istiyor benimle. Tamam da yalnız kalacağımız bir yere götürmese mi? Ona kendimi unutturmuş olabilirim ama benim hala kalbimde bir yeri var. O dikilmiş kalbi atmam gerekiyordu... İksir dersliğinin yanındaki dandik, havasız malzeme odasına girdik birlikte. Beni içeri çektikten sonra kapıyı kilitledi. Kapıyı kilitlemesi hiç iyiye alamet değildi.

“N-ne yapıy-” Konuşamamıştım ki bir anda neden Yasak Orman’a gittiğimi sordu. Kafam karıştı bir anda. Yasak Orman’a gittiği için mi kavga etmişlerdi? Yani o sarılmaları hiç de kavga gibi değildi. Samuel büyük ihtimalle onu ormana benim soktuğumu söylemiş olmalıydı öyle olunca da değer verdiği birini tehlikeye soktuğum için kızıyordu. Peki bahsettiği cesaret ve korkaklık neydi? Bıyık da bundan bahsetmişti salak herif. Slytherin olunca cesur olamıyoruz sanki anasını satayım. “Ne alaka ki?” dedim söylediklerinin mantıksızlığına karşı. “Sanki zorladım. Gel dedim geldi. Aklı yokmuş gibi davranma!” dedim ama o ise üstten üstten konuşmaya başlayacağımı söyleyip bana bir susturma büyüsü çaktı. Ne? Nasıl yani? Soru sordu cevapladım. Ne demek konuşmaya başlarsın? Hala anlamamış bir şekilde bakıyordum kızın yüzüne. Ya bir şey gelseydi başına dedi. Samuel’in başına bir şey gelmemişti. Gelmesine asla izin vermezdim zaten. Beni tanımıyordu bu kız, bu yüzden anlamazdı. Sonra başımıza diye düzeltti dediğini kibarlıktan. Bana vurmasını beklemiyordum tabi ki. Bacağıma vurunca çok acıtamadı ama yavaş da vurmuyordu. Harbiden sinirlenmişti Samuel’i tehlikeye atmama. Bu kadar endişelenmesi içimde üzücü bir his bırakmıştı. Keşke benim için endişelenebileceği bir durumda olsaydık diyordum. O güzel gözleri bana aşkla baksa istiyordum ama bastırdım hislerimi yine. Samuel’i seviyordum, Charlotte’ı da seviyordum. Kızın kuzenime karşı bu kadar korumacı olması iç rahatlatıcıydı. Samuel’in de ona karşı böyle olmasını umdum. Derin bir nefes alıp kızın beni azarlamasını dinledim sessiz sessiz. Sanki iç sesim vücut bulmuş konuşuyordu karşımda. Hata yapmıştım herkesi götürerek. Tehlikeli olduğunu biliyordum. Ölçüp bitmiştim ama Carmilla’nın çıkacağını, Cadı Avcılarını asla ama asla hesaba katmamıştım mantıksızlığından. Kalın kafalılığım doğruydu, Ares’in dediklerinin gerçek olmadığını düşünmem felaketimiz olabilirdi... Samuel’i yanımda götürmem hata mıydı? Evet... Gidip öleceksem kendi kendime ölmeliydim. Samuel’i oraya götürmemin nedeni ona güvenmemdi ama. Onu koruyacağım gibi, onun da beni koruyacağına o kadar inanıyordum ki. O günden beri kendime söylemekte korktuğum şeyleri yüzüme vuruyordu Charlotte. Kuzenimi koruyup, beni yerin dibine batırıyordu. Hem suçluluk, yetersizlik ve kalp kırıklığını üst üste yaşadığım için yutkundum. Boğazım acıdı ama güçlüydüm. Fiziksel olarak... Mental olarak kırılacak gibi hissediyordum. Yıllardır düşünmekten kaçındığım şeylere dokunuyordu kız. Daha da bastırıyordum tüm duyguları. İfadesiz bir şekilde duruyordum kızın patlamasına karşı artık. Tekrar vurdu bacağıma. Vurmasıyla arkaya doğru çektim bacağımı, yine de ifadesiz durdum. Bana adanın başına geçemeyeceğimi söyledi. Beceriksiz ve korkak olduğumu...

İki dakika bile olmamıştı...

Daha demin iyi hissediyordum kendimi. Sakindim, rahattım.

Bir anda en dipteydim sanki.

Bu cümleleri başka biri kursa asla umrumda olmazdı ama Charlotte...

Söyledikleri neden bu kadar derinden etkiliyordu beni?

Hak etmiştim.

Charlotte ona geçen sene söylediklerimi bağırarak yüzüme vurdu. Ares’in dediğine inanmamamı da... Sonra da yüzüme bağırdı aptal olduğumu. Baya yüksek bir sesle. Sinirden gerçekten kıpkırmızıydı kız. Ben ise karşısında öylece duruyordum. Hem diyecek bir şeyim yoktu. Hem de çok haklıydı. Bu düşüncelerle tek başıma, yatakhanede yüzleşmek isterdim. Onun yerine Charlotte bunları direkt yüzüme vurup beni yerin dibine gömmüştü. Su altında hissediyordum kendimi. O sürekli gölün altında bağıran canavardım sanki. Sesim çıkmıyordu, derindeydim ve bağırmak istiyordum sadece.

Bir anda sarılmasını asla beklemiyordum ama. Sarıldı sıkıca. Şaşkın şaşkın kaldım bu hareketine karşı. Asla ama asla beklemiyordum. Kollarımı ona dokundurmamak için kaldırdım hafiften. Tekrar ne yaptığını soracaktım ama ağzımı açtığım gibi koyvereceğimi düşündüm. Kızın yaptığı büyüyü unutmuştum bile. Bana vurmaya başladı sarıldıktan sonra. Sen dedi, kendini dedi, nasıl tehlikeye atarsın dedi... Her kelimesinden sonra göğsüme göğsüme vurup o derinlere bastırdığım duyguları patlattığı için geri geri giderek yapıştım arkamdaki duvara. Kendimi mi? Nasıl yani? Ne demek kendimi tehlikeye atmak? Ağlıyordu bir de. Anlam vermeye çalışan bir ifade ile baktım yüzüne sadece. Devam etti sonra. O devam etti ama benim kafa karışıklığım ve biriktirdiğim duygularım gözlerimde buluştular ve ifadesiz de olsam akmaya başladılar gözlerimden. Deminden beri Samuel için kızıyor sanmıştım ama meğersem... Benim için mi endişelenmişti? Söylediği cümleler kulağıma geliyordu. Bana bakmanın onun canını acıttığını söylüyordu. Onu koruduğumu, ama şimdi ona zarar verdiğimi, canını acıttığımı söylüyordu. Budala olduğumu... Kafamda ise başka cümleler ekleniyordu söylediklerine. Samuel’e bağırdığım zamanlarda ona dokundurduğum laflara olan kırılmışlığını anlayabiliyordum. Ona güzel olduğunu söylediğimi düşündüğünü biliyorum ya da bana bağırdığında dikkat etmesini söylediğim cümleleri... Ne bu? Charlotte bunları dile getirmedi ki. Ben mi düşünüyorum? Güzel olduğunu düşünüyorum evet ama bunu söylediğimde Charlotte’un hissettiği mutluluğu neden biliyorum?

Devam etti konuşmaya ben kafamda onun bana söylemediği şeylerle boğulmuşken. Sanki hem dışarıdan söz yağmuruna tutuluyordum, hem de kafamın içinde yankılanıyordu kızın cümleleri. Yeter dedim ama sesim çıkmadı. Dişlerimi birbirine geçirdim. Çok sinirliydim artık. Charlotte’ın tüm duyguları benim içimdeydi artık. Neyden nefret ettiğini biliyordum. Ona yaptığıma sinirlerini anlıyordum. Kendimden nefret ediyordum ama aynı zamanda da bırakamıyordum.  Neyimden nefret ediyordum en çok biliyor musunuz? Korkaklığımdan. Duygularımı saklamamdan. Charlotte vücudumu daha çok ittirdi bu sırada. Samuel ile kıyasladı beni. Samuel çok daha iyi davranıyordu bana ancak Eadwig sevgisinden maruz bırakıyordu. Eadwig’in içindeki sevgiyi istiyordum ama kapalı bir kutuda tutuyordu onları. Korkuyordu işte! Samuel ise tam tersiydi. Peki neden gitmiyordum o zaman? Eadwig’e neden bağlıydım, neden o kutuyu açmaya uğraşıyordum? Samuel’e haksızlık değil miydi bu? Ben umrunda olmasam Eadwig neden gelip Samuel’e saldırsın ki? Beni seviyor ama gösteremiyor! Korkak! Aptal herif! Şimdi ise kendini tehlikeye atıyor! Ölsen orada ne olurdu? Beni param parça etmez miydin? Senden nefret etmemi istemen sadece kendini düşündüğünden! Aptalsın Eadwig! Korkaksın!

Bir dakika... Bu düşünceler benim düşüncelerim mi?

Sinirden ağlıyor muyum?

Kız beni susturan o büyüyü kaldırdı. Kaldırırken de konuşmamı emretti. Konuşup kendimi aklamamı söyledi.

Bu kadar sinirliydim ona ama hala çok mu yüklendim diye düşünüyordum. Neydi bu korkaklığının sebebi? Beni öpmüştü ve sonra da kaçmıştı. İçindeki iyiliği, duygularını görmek istiyordum. O kutunun içinde olmak istiyordum. Kendim ile ilgili şeyleri onunla paylaşmıştım sadece, benim için özeldi. En içimdeki duygularımı, özelimi biliyordu. Ben de onunkileri biliyordum ama o kutunun en derinlerini de görmek istiyordum. Neden böyle davranıyordu ki? Eadwig’in başına ne gelmişti de bu kadar kapatmıştı kendini? Yanında olmak istiyorum, birlikte vakit geçirmek istiyorum. Onun yerine her zaman kapının dışında bırakılıyorum. Söylediği şeyler birbirini tutmuyor ki. “YETER!” diye bağırıp kafamı ellerimin arasına aldım. “Çık kafamın içinden Rillian! Ne yapıyorsun?” Ne tarz bir büyüydü bu? Kafam çatlayacak gibiydi. Sanki kendim değildim, Charlotte’dım ve kendime aşırı sinirliydim.

Bilincim git gide zayıfladı ve bir anda bulunduğumuz oda yok oldu.



7-8 yaşındayım. Adada, evdeyim. Geceydi yatakta yatıyordum ama bir fikrim vardı uyumamı engelleyen. Evimizin en alt katı. Bu gece cesaretimi toplamıştım. Üstelik bir de plan kurmuştum o aklımla. Annemin uyumaya gittiğini belli eden, koridordaki mumun sönmesinden sonra biraz bekleyip odamdan çıkacaktım. O yaşım için evimiz normalde olduğundan daha da büyüktü. Planımı uygularken halının üstüne çıplak ayakla basıyordum ayak seslerim duyulmasın diye. Merdivenlerden alt kata indim. Sonra bir alt kata da. Git gide daha da heyecanlanıyordum amacıma ulaştığım için. İğrenç bir koku geldi burnuma. Nasıldı? Bilmiyordum ki. Ellerimi kapattım ağzım ve burnuma koku yükseldiğinde. En son alt kat kaldı inmem gereken. Evimizin en alt katı... Daha önce asla inmediğim, inmeyi düşündüğüm gibi annemin engellediği kat. Oradan geliyordu sesler. Bir şey yanıyordu aşağıda. Yine de planımı yarıda bırakamazdım. Buraya kadar inmiştim, üstelik gece yapmıştım bunu. Anneme yakalanmamıştım. Bu bir başarı değildi de neydi? İndim ben de. Merdivenlerden indiğimde koku inanılmaz kötü bir hal aldı. O zamanlar anlamlandıramadığım, şimdi ise çürümüş olarak adlandıracağım bir koku. Elimi daha da bastırdım yüzüme kokunun korkunçluğunu yok etmek için. Karşımda bir kapı vardı. En alt katta yalnız bir şekilde duruyordu. Tüm merakım dinecekti açtığım gibi. Ben de açtım. Büyük ihtimalle benim geleceğim düşünülmediği için kitlenmemişti bu kapı. Kapıyı açıp içeri baktığımda ise... Bir sürü insan gördüm. Üst üste atılmışlar, kaynayan bir kazan, içinde artık haşlanmış olan kahverengi saçlı bir kadın. Ölü yeşil gözleri... Kazanın yanındaki babamın yüzündeki korkunç gülüş... Onu hiç bu kadar mutlu görmemiştim. 8 yaşındaki halimle anlamlandırmaya çalıştım 1-2 saniyede olanları. Ancak daha fazla bakamadım. Arkamdan sessizce yaklaşmış olan annem beni tuttuğu gibi çekti ve kapıyı kapattı. “Sen ne yapıyorsun Eadwig! Burası yasak demedim mi?” diye kızarak üst kata çekiştirdi beni. Merdivenlerde annemin arkasında düşe kalka ilerledim korkuyla. Deminki koku, anneme yakalanmanın korkusu ve anlamlandıramadığım sahne ile iyice kafam karışmışken ayaklarımdaki ıslaklığa baktım. Kırmızı bir sıvının üstüne basmıştım büyük ihtimalle. Annem eğildi benimle aynı boyda olmak için. Yanaklarımdan tutup yüzünü yüzüme sabitledi. Ağlamaya ramak kalmıştı yüzümdeki ifade. Anneme yakalanmak çok kötü olmuştu. Ancak annem gözlerimin içine baktı. İkimizin mavi gözleri birbirine sabitlendi ve...




Tekrar Hogwarts’ta iksir malzemelerinin olduğu odadaydım. O koku burnuma gelmişti. Haşlanmış et yiyemememin bilmediğim nedeniydi. Midem kalktığı için karşımda duran Charlotte’ı ittirdim karşımdan. “Ç-çekil!” dediğim gibi iki büklüm yana eğilip akşam yemeğinde yediklerimi çıkarmaya başladım. İyice ağlıyordum artık. Bu yüzden mi o cesetleri gördüğümde vücudum çok garip tepki vermişti Carmilla’nın yanında? Neydi o oda? Neden hiç hatırlamıyordum bu anıyı?

“Ne yaptın bana Rillian?” dedim inleyerek. Midem felaket bir şekilde acıyordu. “Ne yapıyorsan yapma artık! Özür dilerim tamam mı?” Gözlerimi cübbemin koluna silmeye çalıştım.

[/justify]

43
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Satın Alım Talepleri
« : 27 Şubat, 2022 22:33:58 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Seth'ten 3 GP Eadwig'e aktarıp zihinbendimi 3. seviye yapmak istiyorum 20 GP ile.

edit: setthen gp aktarmaya gerek kalmadı :)

45
Kara Göl / Ynt: Bu Su Hiç Durmaz
« : 21 Şubat, 2022 07:35:07 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Ben kuzenime vurduğum gibi Charlotte üstüme yürüdü kermeste yaptığı gibi. Benim aptal olduğumu söyledi bağırarak. “Rillian!” diye bağırdım. “DÜZGÜN KONUŞ BENİMLE!” Birbirimize bağırdık böyle. O ise durmuyordu. Boğuluyorlarmış! Suda öpüşün diye ben mi dedim? Ben mi dedim nefes alışverişi yapın suda diye? Hem neden bahsediyor ki? Gözünün önünde mi bağıracakmışız? Şuan sanki kapalı kapılar ardında bağırıyorum! Bir duruma düştüğü de yok! Olanı söylüyorum! Kuzenimi tanımıyordu bile. Koluna girdi kermeste, şimdi ise ikisi de çıplak bir şekilde suyun altında öpüşüyordu. Zevk mi alıyor bu durumdan? Öc alıyor değil mi? Onu üzdüm, o da beni üzecek. Ben zevkine mi üzdüm peki onu? Onu düşündüm! Onu düşündüğüm için üzdüm! Biliyor ki! Biliyor yapamayacağımı! SALAK! APTAL KIZ! Kızların hepsi ne kadar aptallar! Eğer gerçekten seni umursamıyor olsam bu kadar açar mıydım kendimi? Çabalar mıydım? Ne kadar aptalsın inanılmaz! Duymuyorsun beni! Söylemediklerimi duymuyorsun işte. Bir hırşımla döndüm arkamı ve geldiğim yerden geri Hogwarts’a yürümeye başladım. Cyneric de benimle birlikte yürüyordu. Dişlerimi sıkmaktan çenem ağrıyordu. Kuzenime o şekilde yaklaşması ikisine de aşırı sinirlenmeme neden olmuştu. Ben mi kaşınmıştım peki? Onları oldukları yerden çıkarmak o manzarayı görmeme neden olmuştu. Hogwarts’ın kapısından girdim, merdivenlerden aşağı koşar adım indim. Slytherin Ortak Salon’u yerine zindanlara devam ettim. Yeterince derin koridorlara geldikten sonra yerde bulduğum rastgele bir zincir yığınına tekmeyi bastım.

“O DA BİR BOLEYN!” diye bağırdım. Winton daha yeni yetişmişti bize. Diğer öğrenciler duymasın diye bu kadar derine gelmiştim. Zaten akşamdı ve herkes Ortak Salonlara çekilmişti. “Kurallar ona işlemiyor da bana işliyor! ÖYLE BİR GÖRÜNTÜYÜ GÖRECEĞİME ÖLSEYDİM DAHA İYİYDİ!”

Cyneric şok içinde izliyordu duygu patlamamı. Sağa sola yumruk atıyor, arada rastgele büyülerle çevredeki şeyleri etrafa fırlatıyordum. “Kanka aileniz katı bu durumlarda ama kimse söylemezse bir şey olmaz. Bırak takılsın, sen de takıl bir ara. Sanki çocuk yapacaklar yahu.” dedi.

“Ya sen ne diyorsun?” diye bağırınca sustu. “Bir bok bilmeden konuşuyorsun! NE ÇOCUĞU? BİR DE ÇOCUK YAPSALARDI!” Winton ise sessiz kalmayı tercih etti. Ona baktığımda tüm sinirim gitti. Bana anlayışla bakması yeterdi. Şuan bu adam tüm sorunlarımı anlıyor gibiydi. “Sana yapma dediğimde dinlemeye başla artık.” dedi sakinliğini bozmadan. “Nasıl sakin kalabilirdim? Gölün içinde-” Sözümü bitirememiştim ki arkadaşım devam etti konuşmaya “Daha mı iyi oldu?” dedi. Olmamıştı. Hiçbir zaman bu konu ile ilgili iyi bir yol kat edilmiyordu ki zaten! “İkisini de elime geçirdiğim gibi birbirine çarpıp ters yöne doğru fırlatmak istiyorum!” gibi cümlelerle sağa sola büyü atmaya devam ettim bir kaç dakika. En sonunda Winton “Sen gittikten sonra Rillian sana söylemem için bir şey söyledi.” dedi. “Duymak istemiyorum!” diye bağırdım yerdeki samanları bir büyü ile hava uçururken. “Senin için geldiğini söyledi, yıldızlar sönmüş.”

Bir büyü atacaktım duvara ama asam havada kaldı. Döndüm Winton’a. “Öyle mi dedi gerçekten?” dedim. Çocuk kafasını salladı. “Ne demek olduğunu biliyorsun?” diye sordu. Bu sefer de ben kafamı salladım. İndirdim asamı. Cübbemin içine koydum. Tamamen sakinleştim bir anda. Sinirim kalmamıştı artık. Farkına varmıştım sadece. İstediğimi elde etmiştim işte. Soğutmuştum onu kendimden. Bu kadar acıtacağını tahmin ediyordum ama acınası hissedeceğimi düşünmemiştim.



Çıkıom konunuzdan, siz devam.

Sayfa: 1 2 [3] 4 5 ... 7