Büyücedünya RPG
İngiltere Büyücedünyası => IV. Kat => Hogwarts => Büyü Kuramı Dersliği => Konuyu başlatan: Arthur F. Moore - 25 Mart, 2023 16:39:07 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
-
Gözüne takılan ve bir süredir izlediği, ofisinin yan tarafındaki masanın üzerinde duran bronz imbiği, sağındaki şişelerle konumlarını değiştirmek suretiyle biraz sağa doğru iteledi koyu saçlı adam. Dönem arasında görev tanımının değişmesinden ötürü yeni taşındığı ofisine hala tam anlamıyla alışamamış, bu sebeple çalışma düzenine dair de hala ufak değişiklikler yapmaktaydı sürekli. Aslında eşyaları eski ofisindekilerle aynıydı ancak değişen oda ölçütlerinden ötürü hala tam alışamamıştı yeni düzenine.
Karanlık sanatlar üzerine inter-disipliner bir çalışma yaklaşımı benimsemiş adamın üzerinde deneylerini icra etmek amacıyla kullandığı, tik ağacından yapılma ikinci masasının üzeri bugün, iksir teçhizatıyla kaplıydı. Tik ağacı masanın, odanın kalanına hakim olan maun mobilyalar arasında pek estetik durduğu söylenemezdi aslında. Lakin pragmatik bir adamdı Arthur Moore, deneyler sıklıkla ufak kazalara yol açabilirdi ve deney ortamındaki nesnelerin fiziksel dayanıklılığı da üzerlerindeki koruma tılsımlarına yakın bir önem taşırdı nezdince.
Çalışma masasının üzerinde iksir üretim gereçleri ve çoğunluğu Almanca kaleme alınmış parşömenler dışında içerisinde mavi renkli bir sıvı bulunan bir şişe, yanındaysa bu şişenin içindeki iksirin elde edilmesinde kullanılmış olan kızıl renkli patlayan mantarların artık sapları, biri boş, biri dolu iki viyal bordo semender kanı ve havan içerisinde bir miktar dibi kalmış, bej renkli siğil kabuğu tozu mevcuttu. İmbiğini koyduğu yeni yerden ise kısmen memnun bir ifadeyle başını sallamış ve kahverengi yeleğinin iç cebinden platin, sarı altın, beyaz altın ve pembe altın kullanılarak üretilmiş, zenginlik dönemlerinden kalma köstekli saatini çıkartıp kontrol etti. Bir iki dakika içerisinde misafirinin gelmesini bekliyordu. Çalışma masasının başına ikinci bir sandalyeyi asasının ufak bir hareketiyle usulca çekti, stajyerini ve yapacaklarını düşünmeye koyuldu.
Misafiri, bir önceki yılın okul birincisi Iris Ashworth idi. Kağıt üzerinde neredeyse mükemmel bir not kaydı ve kusursuz bir sicili vardı. Elbette bir önceki yıl cadı avcıları tarafından kaçırılmış olan genç André'yi kurtarmak amacıyla sayısız okul ve bakanlık kuralını çiğneyen güruhun içerisinde olduğu göz önüne alınmazsa... Tabii okul yönetimi ve bakanlık bu olayın üzerini kapatıp öğrencilerin başını derde sokmamayı tercih ettiğinden ötürü sicili yalnızca "kağıt üzerinde" tertemiz denilebilirdi. Kendisiyle çalışmak istediğini söylediğinde şaşırmıştı bir miktar zira kendi derslerinde bile özellikle iksirlere yatkın ve ilgili olduğu göze çarpıyordu genç Ravenclaw'un. Profesör Solaris'in ise iksirler konusunda kendinden çok daha büyük bir usta olduğu kanaatindeydi. İyi mi anlaşamıyorlardı acaba? Belki de zamanında kendisinin olduğu gibi kararsız bir durumdaydı geleceğine dair. Elini çenesine götürdü. Sebebi her ne idiyse zaten önemli olan detayların zamanla kendini göstereceğine ve bu noktada nasıl bir rehberlik yapabileceğine kanaat getirebileceğini düşünürken ise düşünceleri, kapıdan gelen ses ile bölündü. "Buyurun," diye seslendi kapının öteki tarafındaki misafirine, tok bir ses tonuyla başını kapıdan yana çevirirken.
"Hoş geldiniz Bayan Ashworth," dedi yüzünce ince bir gülümseme ile. "Buyurun, oturun," diye yanındaki çivit mavisi kadife kaplama sandalyeyi işaret etti. Koyu saçlı cadının yerleşmesiyle de konuşmaya başladı: "İYBS senenizde birlikte çalışmak istemeniz açıkçası beni biraz şaşırttı demeliyim, Bayan Ashworth. Zira birlikte çalışacaksak sizden makul bir özveri bekliyorum. Lakin bu özveriyi ne yazık ki derslerinizden ayırmanız gerekecek ve bu, dönem sonu ortalamanızı olumsuz yönde etkileyecektir." Kaşlarını kaldırıp karşısındaki kıza baktı ve ardından "Tabii bunun pek tabii bilincinde olarak bu çalışmayı yapmak istemeniz etkileyici."
Karşısındaki öğrencisine kulaklarını verdikten sonra söze girdi tekrardan: "Pekala, fazla uzatmadan girizgahımızı yapalım..." Bakışlarını masaya çevirdi, ardından sağ eliyle sağında duran masanın üzerindekileri kolunu açmak suretiyle işaret ederek mavi gözlerine odaklandı stajyerinin: "Bu masada gördüğünüz malzeme kalıntıları, malum etkili malum bir iksirin yapımından kalma. Peki sizce bu malum malzemeler arasındaki hangi spesifik komponent, bu iksirin ana etkisini sağlayan etken malzemedir? N'için?" Göz temasını koruyarak öğrencisinin yanıtını beklemeye koyuldu.
-
[justify]Değişimin sarmalında savrulup düzene tutunmaya çalışan bir öğrenci olarak her yeni okul dönemi açılışında eğer daim olan tek bir şey var ise o da Iris’in duyduğu heyecan idi. Bu seneden de oldukça umutluydu. Önünde öğreneceği bir sürü bilgi ve pratikte uygulamaya koyabileceği birçok kazancı olacaktı. Ve, daha nice deneyim yakınında bulunduğu kapının arkasında uzanıyordu. Tek yapması gereken Profesör Moore’un odasına girmekti. Lakin, Ravenclaw kulesinden inip dördüncü kadar inene kadar geçen sürede aklında sadece VII. sınıfa geçmiş olmalarının farkındalığı ayyuka çıkmıştı. Koca bir eğitim-öğretim senesinin henüz başlarında olmalarına rağmen bu koridorlar arasında mekik dokudukları vakitlerinin artık bir zaman dilimine hapsolduğu gerçeği tatlı bir hüzün olarak zihninin bir köşesini düzenli olarak okşuyordu Iris’in. Kuşkusuz; geleceğin getireceklerini coşkuyla bekliyordu da aynı zamanda. Senenin sonu için bir devrin kapanışı olduğunu düşünmek ise yanlış geliyordu. Bu bir geçiş dönemi olmalıydı yalnızca. Özleyeceğinin aşikar olmasının yanı sıra, okuldan sonraki hayatına çoktan hazırdı kendi nezdinde. Iris için önemli şeylerin başını William ve arkadaşları çekiyordu. Onlarla geçirdiği her en ufak zaman parçası büyük mutluluklar içeriyordu. O sebepledir ki kuleden biraz daha erken inerek ağır adımlarla uzun bir süre yaşamlarını sürdürdükleri yerin tadını çıkartmak istemişti. Yol boyunca Hogwarts’ın taş duvarları arasında Alfred’in dolu dolu attığı kahkalarını işitebiliyordu. Veyahut, Rose’un koridorlar arasında bir dersten bir diğer derse geçerken tatlı bir telaşe içerisinde koşuşturması gözlerinin önüne kolaylıkla gelebiliyordu. Hemen arkasından daha vaktinin olduğunu hatırlatan Peter’ın ona yetişmek için adımlarını hızlandırıp Rose’u yakalamaya çalıştığı her an hafızasında dolanıyordu. Iris’in kütüphaneye gitmeye yeltendiği her seferde Alfred’in ortaya attığı çılgın fikirlere kapılıp sonucu görmek için hevesle grupla birlikte maceraya atılışı ve bunun sonucunda bir kez olsun şikayetlenmediği kütüphanede sabahlaması gereken geceler bir bir aklına geliyordu. Ve William… Baktığı her köşede Iris’i bekliyordu. Her yanına vardığında o güzel gülümsemesiyle karşılıyordu onu. Ve, onu görmek her seferinde Iris’in kalp atışlarını hızlandırıyordu; hep olduğu gibi ve hep olacağı gibi. Anıları tekrar tekrar soluklanmak dahi içini neşeyle doldurmuştu Iris’in. Daha nice anları vardı. Bir aileydiler esasen. Onlarla birlikte gençlik yıllarının son demlerini ve okul sonrası onları bekleyen sürprizleri yazacakları yeni sayfalar için hazırdı hayatında. Anı yaşayıp bir yandan da gelecek o harika paylaşımları bekleyecekti. Yaşam bundan ibaretti. Şimdi ise tek yapması gereken döneme başlayabilmekti.
Hazır olduğuna inandığında üstüne çok düşünmeden harekete koyuldu Iris. Dakikliğinden asla ödün vermeyen dedesinin iki sene önce doğum gününde kendisine armağan ettiği küçük boyutlu fransız zambağı işlemeli cep saatini cübbesinin cebinden çıkarıp kalan vaktini kontrol etti. Bir dakika ya var ya yoktu. Düşüncelerinin yansımasından kaynaklı yüzünü aydınlatan sıcak gülümsemesinin dozunu ayarlayarak hafif bir ciddiyete büründü. Saati tekrardan cebine bırakırken üstüne başına çeki düzen vermeyi es geçmemişti. Kapıyı iki kez ne güçlü ne de güçsüz denilebilecek bir sertlikte vurarak komut aldığında Profesör Moore’un yeni odasından içeriye adımladı. Odaya girmeden önce derin bir nefes almıştı. Profesörün zatına akademik anlamda büyük bir saygısı vardı. Çalışmalarını yakından takip etmek Iris’e büyük keyif veriyordu her daim. Görev değişikliği ile kendisini ve sınıf arkadaşlarını aydınlatabileceği kuramları hayal dahi edemiyordu, dönem için beklentisi bir hayli yüksekti kuzgunun. Profesörün beklentilerinin de bir o kadar yüksek olacağından neredeyse emin bir şekilde birebir çalışmayı istemişti halihazırda.
Düşünceler içerisinde daha fazla oyalanmadan “Merhaba Profesör, hoş buldum.” dedi diri bir ses tonuyla koyu saçlı cadı. Kapıyı kapatırken yeni odasının düzenine ve biraz da onu bekleyen şeyin ne olabileceğine dair merakla fikir yürütmek amacıyla kısaca bir göz gezdirdi durumu belli etmemeye çalışarak. Profesörün karşılamasına istinaden yüzünde zarif bir gülümse ile başını sallayarak gösterilen kadife kaplama sandalyeye geçti Iris hızlıca. Profesör öğrencisi daha oturur oturmaz lafı uzatmadan konuya girmeyi tercih etmişti çoğu öğrenciye ters gelen ciddi mizacının hakimiyetiyle. Iris ise öyle olduğunu düşünmüyordu. Çalışabileceği bir sürü profesör olabilirdi, ancak; bir tek Profesör Moore’un sistemli bir şekilde onu farklı yöntemlerle sınayacağı kanısındaydı. Özveri mevzu bahis olduğunda oturduğu yerde daha da dikleşti belirsiz bir şekilde. Düşündüklerini özet minvalinde açıklamak adına konuşma sırası geldiğinde dudaklarını araladı Iris: "Öncelikle beni öğrenciniz olarak kabul ettiğiniz için teşekkür ederim Profesör. Dediğiniz gibi, daha azını hedefleyerek gelmedim buraya. Elimden gelenin daha fazlasını ortaya koyacağıma emin olabilirsiniz."
Nihayetinde işe koyulma vakti gelmişti kısa bir konuşmanın ardından. İkinci bir masaya girerken gözü ilişmiş olsa da üstünde durmamıştı Iris açıkçası profesörün odası değiştiğinden mütevellit. İşaretiyle uyumlanarak kendisinden istenileni yaparak gözlerini masanın üzerindekiler arasında gezdirmeye başlamıştı. Sert kabuklu bir ağaçtan yapılma masada mantar sapına benzeyen kalıntıları görmüştü ilk ve ardından da renginden kolaylıkla çıkarabileceği siğil kabuğu tozunu. Diğer veriyi incelemesine gerek olmasa da riske etmeyerek saklama tüplerinde duran bordo kanı süzdü Odaklandığı zaman ara sıra kaşları çatılırdı. Hızlı bir çıkarım olduğundan o da kısa sürmüş; kaşları gerginliğini dinginliğe bırakmıştı. Gözlerini zoraki çekip aldı masanın üzerinden ve profesöre kulak verdi o sebeple. Profesörden gelecek hususun ne olduğunu öğrenmeliydi. Beklemediği bir soruyla karşı karşıya geldiğinde ise ince bir gülümseme belirdi yüzünde Iris'in. Doğru yerde doğru şekilde bir çıkarım yapmalıydı yalnızca. Aksi halde, detaylara çok fazla eğilim göstermenin zararını görmemesi kaçınılmaz oldu. Yoğunlaşma da öncelik verdiği iksirin yapımı olmuştu. Sıralamanın bir önemi olabilirdi ancak Iris için iksirler elden ele değişkenlik gösterip gelişime açık da olabilirdi. Yaratıcılık söz konusuydu bir nevi. Öte yandan, malzeme listesinin içeriğine baktığında kanın etkileşime geçirdiği patlayan kızıl mantarlar aklını kurcalıyordu. Kararsız kalmaktan hoşnut değildi o an. Özellikle de demleme aşamasında uygulanan tılsımı da işin içine katınca zihni iyiden iyiye bulanmaya yakınlaşmıştı ki en başta aklına en uygun düşeni dile getirmekten yana kullanacaktı tercihini. Sakin bir yüz ifadesinin hakimiyetinde dudaklarını araladı Iris. "Patlayan kızıl mantarların hareketi algılamasından ve semender kanının iyileştirici gücünden faydalanıyoruz. Semender kanının aynı zamanda iksirin etkisini güçlendirdiği de yadsınamaz bir gerçek. Spesifik olarak bu iksir için mükemmel bir tercih. Lakin, siğil kabuğu tozunun cildi sertleştirmek gibi mühim bir etkisi de var. Zira, yanma tehlikesine karşılık icra ettiğimiz bir iksir bu Profesör Moore. Zararı önlemeliyiz. Ateşten Korunma yani bir diğer adıyla Buz İksir'i için siğil kabuğu tozunun beden için koruma görevi gördüğünü de düşünürsek... Çeldirici birçok etken var. " Bakışlarını tekrar masaya çevirip duraksadı. Son anda gözünden kaçan bir detayı anımsamasıyla cevabı hazırlamıştı. Efsaneleri hesaba katmamak uygun düşmezdi. Sonuçta, sihrin kol gezdiği bir dünyada yaşıyorlardı. Küçük bir “Hmm…” sesinin akabinde konuşmasını sürdürdü.
“Semender kanı birçok etkiyle birlikte ana etkiyi sağlayan komponent olmalı. Latinceden geçişle kelime olarak dahi kökeni -sam yani ateşten gelmektedir, -der ise içinde demektir. Sonuç olarak, hayvanın tabiatında ateşle bir olmak var denilebilir Profesör."Düşünceli bakışlarla doğrudan Profesör Moore'a bakıyordu Iris. Yüz ifadesinden çıkarım yapması epey zor bir adamdı. Özelden genele doğru bir gidiş yolunu tutturup ardından sözel bir yaklaşımı da içeriğine katmanın Profesör Moore'un gözünde bırakacağı izlenimi özellikle merak ediyordu. Günün sonunda, verdiği cevap doğru olsun veya olmasın bu bilgiyi William ile paylaşıp tartışmaya açmak için yanıp tutuşuyor olacaktı Iris.
-
[justify]Adap-ı muaşeret konusunda bir hayli dikkatli olan adam, öğrencisinin söylediklerini dikkatle, başıyla hafifçe onaylayarak dinledi. Sorusuna istinaden aldığı cevabı dinlerken ise yüzündeki ciddi ifadeyi muhafaza ediyordu. An içerisinde olumlu veya olumsuz olarak genç Ravenclaw'un düşünce akışını etkilememeyi amaçlıyordu zira. Nitekim, birlikte çalışacaklarsa bu baş başa geçirdikleri vakti, kızın düşünce yapısını öğrenmeye harcamak daha makul olacaktı. Elbette bunun bir test olduğunu söylemeye de gerek yoktu. Zaman konusunda bir hayli hassas olan profesör, haliyle, vaktini ziyan olacağı bir staj programına harcamayı da tercih etmeyecek ve uygun gördüğü takdirde stajyerini kapı dışarı edebilecek bir kişiliğe sahipti. Muhtemelen karşısındaki kız bunu bilmiyordu lakin daha önce staja kabul ettiği ilk öğrencisi Iris değildi ve örneğin bir önceki öğrencisi ile olan stajları da tamamlanmamıştı. Kumral saçlı eski stajyeriyse haliyle başarısızlığından pek kimselere söz etmemişti.
Bakışları, gözleri ve masa arasında git-gel yapan kızın sözlerini dinlerken yalnızca dikkatinin hala onun üzerinde olduğunu gösteren bazı kafa sallamalarında bulunuyor idi ciddiyetle. Yanıt verişi yerini düşünceli bir ifadeye bıraktığında ise yanında oturan öğrencisinin, ince bir gülümseme belirdi dudaklarında. "Gayet güzel Bayan Ashworth, Ravenclaw'a 2 puan," dedikten sonra bakışlarını masaya, malzemelerin üzerine çevirdi. "Patlayan kızıl mantarların hareketi algılaması, yükselen alevler ile alakalı pek tabii olabilir. Bir yandan ise barındırdıkları enerji potansiyeli, hem diğer iksir malzemelerinin karışımını kolaylaştırabilir hem de iksirin etkisini bedende uzun bir süre devam ettirebilmesini sağlayabilir." Asasıyla yandaki bir dolaptan cam bir kavanoz getirdi ve mantar saplarını süzülerek içine bıraktı usulca.
"Siğil kabuğu tozları ve semender kanı hususunda da analizinizin bir hayli makul olduğunu söylemeliyim. Arnoult'un kitabında bir ihtimal bunlar kaleme alınmış olabilir ama disiplinler arası yaklaşımını düşünecek olursak, eksik kalmış olmaları da olası. Gerçi siz bu iksiri sanırım geçmiş müfredatta öğrenmiştiniz... Neyse." Kalan malzeme artıklarını da asasıyla sakince masanın üzerinden cam kavanoza aktardı.
Masayı temizledikten sonra yeniden öğrencisinin yüzüne çevirdi bakışlarını. "Semenderler, doğdukları ateşle birlikte yaşar ve o ateşten ayrılamazlar. Bir nevi, bu etkileyici yaratıkların özüdür ateş diyebiliriz. Bu iksir içildiğinde soğuk bir hissizlik kaplar bedeni. Bu, içimizi soğutup ateşe ters bir etki ortaya çıktığını düşündürtebilir lakin elimizdeki malzemeler bizi gerçekten soğutabilecek şeyler mi? Yahut belki de bu iksir sonucu doğamız geçici olarak semendere yakınsanıyordur ve hissettiğimiz soğukluk, ateşi sönmüş bir semenderin hissettikleridir, ta ki ateşe kavuşana kadar."
Kulağı potansiyel olarak Iris'in diyeceklerinde, ortalığı toplayıp ateşten korunma iksiri dahil her şeyi kaldırmıştı. Sonrasındaysa daha köşedeki bir raftan ufak bir sandık getirmişti masanın üzerine, üzerinde sarılı parşömenler olan bir de kitap ile birlikte. Alt yarısında büyük bir re'em çizimi olan bölümün bulunduğu, kitabın iki yüz doksan birinci sayfasını aralamıştı. Sandığı açtığında ise minik bir kristal şişede kan, kurutulmuş deri, kırık boynuz parçaları ve kurutulmuş başka bazı canlı dokular yer alıyordu. Sandığın açılmasıyla birlikte deri ve ahşap kokusuyla karışık ağır, rahatsız edici bir koku yaymıştı tüm vücut parçaları masanın başındaki küçük bir alana. Kurutulmuş bir canlı kokusu. Profesörün yalnızca kaşları çatılmıştı hafifçe bu aromayı çektikten sonra ciğerlerine.
"Biliyorsunuzdur ki benim uzmanlık alanım, karanlık sanatların bir alt branşı olan savunma üzerine. Koruma tılsımları, koruyucu tılsımlar ve iksirler gibi." Öğrencisinin dikkatini tazelemek üzere kısın göz bebeklerine odaklandı bir saniyelik bir es vererek sadece. Ardından devam etti sözlerine: "Birçok canlının, olumsuz etkilere karşı kendince bazı korumaları olduğunu söyleyebiliriz. Başlı başına biz insanların narin derisi dahi bizleri kısmen soğuktan, sıcaktan ve bazı dış etkilerden koruyor. Pek tabii bazı canlıların korunmaları, örneğin ejderhaların yahut re'em'lerin... Çok daha etkileyici. Şu anda uzun bir aranın ardından yeniden re'em'ler üzerine çalışıyorum. Bu yaratıkların, karanlık sanatlara karşı korunmamızda göz ardı edilmiş lakin önemli bir kapı olduğu kanaatindeyim. Sizin ilgi alanınızı düşünürsek ise... İksirler üzerinden ilerleyeceğiz. Az önceki soruma verdiğiniz yanıt bir hayli etkileyiciydi Bayan Ashworth. Beklentilerimi yükselttiniz. Şimdiyse asıl sorumuza gelelim: Sizce, bir re'em'i, nasıl bir şekilde bizlere koruma sağlayacak bir iksir için kullanabiliriz? Lanetli etkilerden. Kısmi, spesifik; size kalmış. Ve bu süreçte nasıl zorluklar bizi bekleyecektir?"
Sorusunu sorduktan sonra ayağa kalktı ve vitrininin başına bizzat yöneldi. Rafların birinden cam, imbikvari bir alet çıkartıp çalışma masasının üzerine koydu. Ayrıca iki porselen fincan. "Cevap vermek için acele etmenize gerek yok. Dilerseniz önünüzdeki kitaptaki re'em bölümünü yahut parşömenleri inceleyebilirsiniz. Zaten bu soruyu stajınız boyunca soruyor olacağız, şu anda daha çok ilk düşüncelerinizi merak ediyorum." Ardından küçük, işlemeli bir sandık açtı ve kahve çekirdeklerinin kokusunu çekti içine memnuniyetle. Üstteki hazneye öğütülmüş kahve çekirdeklerini yerleştirdi ve asasıyla bakır su haznesinin altını ateşe verdi. Su ısınırken ise imbiğin üst haznesine doğrulttu asasını ve sıcak, sakin bir hava akımı yöneltmeye koyuldu çekirdeklerin üzerine. Taze ve kaliteli kahve çekirdeklerinin esansına bürünen sıcak hava akımı usulca odaya yayılmaya başladı. Düzenli olarak ise asasını sıcak hava akımından çekip ısınan suyu sirkülasyona geri taşımak amacıyla kullanıyordu. Odağı kahve demleme sürecinde gibi gözükse de, bakışlarını zaman zaman genç öğrencisine ve masaya yöneltip süreci takip ediyordu.[/justify]