16
Karanlık Sanatlar Dersliği / Ynt: Michael'ın Karanlık Sanatlar Üzerinde Gelişme Çabaları...
« : 07 Kasım, 2021 22:38:10 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Sabah saatlerinde, Büyük Salon'dan kahvaltısı sonrası ayrılırken, kendisiyle ders dışında muhatap olmasını hiç beklemediği bir Hufflepuff'lı yanına gelip ders konusunda yardım istediğinde ilk anda şaşırmıştı ela gözlü adam. Beşinci sınıflardan olan oğlan, en azından kendi derslerinde gerçekten bir başarısızlık timsaliydi. Aslında sınıfındaki en başarısız öğrenci değildi lakin korkak yapısı sebebiyle başarısızlığı, birçok kişininkine kıyasla daha çok göze batıyor denilebilirdi. Tek kaşını kaldırması dışında hiçbir mimiği oynamamış yüz ifadesiyle akşam yemeği saatinden önce dersliğe gelmesine salık vermiş ve ofisine ilerlemeye devam edip genç porsuğu arkasında bırakmıştı.
Güneşli bir gündü lakin dışarıdaki tüm soğuğa ve fırtınadan hallice rüzgara karşın neredeyse bulutsuzdu ve bu sebeple ofisindeki ışıkları günün en başından yakmasının gerekmediği sayılı kış günlerinden biriydi. Güneşin etkisinin ve ışığının zayıflaması, üzerinde tüy kalemini gezdirdiği parşömenin üzerine karanlık perdesini indirmeye başladığında cübbesinin iç cebinden platin, sarı altın, beyaz altın ve pembe altın kullanılarak üretilmiş, zenginlik dönemlerinden kalma köstekli saatini çıkartıp kontrol etti. Hazırlanmak için makul bir vakitti. Odasının dersliğe açılan kapısından çıktı, ufak balkondan altındaki karanlık sınıfı süzdü bir süre. Nasıl bir hazırlık yapmalıydı kırk dakika sonra gelecek oğlan için? Asasının bir hareketiyle sınıfın duvarlarındaki şamdanları aydınlattı. Önündeki tırabzandan destek alan dirseğine bağlı eline çenesini yaslamış bir halde, dalgın bakışlarla sınıfı süzdü bir süre.
Sigurðsson, korkak olduğu her tavrından belli oluyordu. Hoş, porsuklar arasında pek de ender bir özellik değildi korkaklık nihayetinde. Kendisi de korkmuyor muydu belli başlı şeylerden zaten? Bunu düşünmenin sırası değildi ama şimdi. Muhtemelen istemeyerek, mecburiyetten aldığı ders üzerine kendisinden ek yardım istemiş bu oğlanın çalışma isteğini karşılıksız bırakmamalıydı. Tabii karanlık sanatlar, zorunlu bir dersti ama yine de ek çaba göstermek istemesi belli bir takdiri hak ediyordu. Belki beş, belki on beş dakika yaslanmış, düşünürken tırabzana yaslanmış bir halde, aklına bir fikir geldi meslekteki ilk senesindeki profesörün. Altındaki sınıfa indi ve dersliğin orta sırasındaki masa ve sandalyeleri sağa, sola yürütmeye başladı asasını keskin, net hareketlerle sallayarak. En temel büyüler için bile bir orkestra şefi misali mutlak bir disiplin içeren asa hareketleri icra etmesi, büyü tarzının en belirgin özelliklerinden biriydi muhtemelen otuz dört yaşındakinin.
Kafasındaki ders için fazla bir hazırlığa gerek yoktu, bu sebeple kürsüsüne yerleşip on beş dakika sonra vermeye başlayacağı dersin detaylarını daha etraflıca düşünmeye başlamıştı ki sınıfın kapısı aralanmış, gerginliği yüzüne yansımış oğlan sınıfa giriş yapmıştı. Erken geldiği için dilediği özrü dinlerken oturduğu sandalyeden doğrulmuş, keskin bir bakış fırlatmıştı özürlerin sahibine. "Belli ki on beş dakikanızı boşa harcamayı tercih etmişsiniz, Bay Sigurðsson," ses tonu tüm ciddiyetini koruyordu bunu derken. Karşısındaki çocuğun pısırıklığıysa utangaç yüzüne vurmuştu anında. Tepkilerinin ardından söze girdi tekrar: "Neyse, erken başlayalım o zaman... Çek asanı!"
Kendi asasını da hızlıca ancak sıralar kenarlara çekildiğinden aralarında hiçbir engel kalmamış oğlana zaman tanıyacak kadar oyalanarak belinden çekmiş ve doğrultmuştu karşısındaki şaşkın simaya. "Dersimiz, savunma büyüleri! Stupefy!" Asasından yükselen kızıl ışık huzmesi, önümüzdeki birkaç saniye yahut dakika boyunca yükselecek tek ışık huzmesi yahut tek renk katiyen değildi. Karşısındaki oğlan korku içerisinde tepki vermeye çalışırken yeniden araladı ağzını: "Korkuyorsun! Kendini savunabilirsen, korkacak bir şeyin de kalmaz!" Gür ses tonu boş sınıfta daha da gür bir şekilde yankılanırken bu sefer asasının ucu açık yeşile büründü: "Diffindo!" Büyüleri ardı ardına neye uğradığını şaşıran çocuğun üzerine yönelmeye, en azından çocuk kendisini savunamayacak konuma gelene değin devam edecekti, yahut beklemediği bir tepki alana kadar...
Güneşli bir gündü lakin dışarıdaki tüm soğuğa ve fırtınadan hallice rüzgara karşın neredeyse bulutsuzdu ve bu sebeple ofisindeki ışıkları günün en başından yakmasının gerekmediği sayılı kış günlerinden biriydi. Güneşin etkisinin ve ışığının zayıflaması, üzerinde tüy kalemini gezdirdiği parşömenin üzerine karanlık perdesini indirmeye başladığında cübbesinin iç cebinden platin, sarı altın, beyaz altın ve pembe altın kullanılarak üretilmiş, zenginlik dönemlerinden kalma köstekli saatini çıkartıp kontrol etti. Hazırlanmak için makul bir vakitti. Odasının dersliğe açılan kapısından çıktı, ufak balkondan altındaki karanlık sınıfı süzdü bir süre. Nasıl bir hazırlık yapmalıydı kırk dakika sonra gelecek oğlan için? Asasının bir hareketiyle sınıfın duvarlarındaki şamdanları aydınlattı. Önündeki tırabzandan destek alan dirseğine bağlı eline çenesini yaslamış bir halde, dalgın bakışlarla sınıfı süzdü bir süre.
Sigurðsson, korkak olduğu her tavrından belli oluyordu. Hoş, porsuklar arasında pek de ender bir özellik değildi korkaklık nihayetinde. Kendisi de korkmuyor muydu belli başlı şeylerden zaten? Bunu düşünmenin sırası değildi ama şimdi. Muhtemelen istemeyerek, mecburiyetten aldığı ders üzerine kendisinden ek yardım istemiş bu oğlanın çalışma isteğini karşılıksız bırakmamalıydı. Tabii karanlık sanatlar, zorunlu bir dersti ama yine de ek çaba göstermek istemesi belli bir takdiri hak ediyordu. Belki beş, belki on beş dakika yaslanmış, düşünürken tırabzana yaslanmış bir halde, aklına bir fikir geldi meslekteki ilk senesindeki profesörün. Altındaki sınıfa indi ve dersliğin orta sırasındaki masa ve sandalyeleri sağa, sola yürütmeye başladı asasını keskin, net hareketlerle sallayarak. En temel büyüler için bile bir orkestra şefi misali mutlak bir disiplin içeren asa hareketleri icra etmesi, büyü tarzının en belirgin özelliklerinden biriydi muhtemelen otuz dört yaşındakinin.
Kafasındaki ders için fazla bir hazırlığa gerek yoktu, bu sebeple kürsüsüne yerleşip on beş dakika sonra vermeye başlayacağı dersin detaylarını daha etraflıca düşünmeye başlamıştı ki sınıfın kapısı aralanmış, gerginliği yüzüne yansımış oğlan sınıfa giriş yapmıştı. Erken geldiği için dilediği özrü dinlerken oturduğu sandalyeden doğrulmuş, keskin bir bakış fırlatmıştı özürlerin sahibine. "Belli ki on beş dakikanızı boşa harcamayı tercih etmişsiniz, Bay Sigurðsson," ses tonu tüm ciddiyetini koruyordu bunu derken. Karşısındaki çocuğun pısırıklığıysa utangaç yüzüne vurmuştu anında. Tepkilerinin ardından söze girdi tekrar: "Neyse, erken başlayalım o zaman... Çek asanı!"
Kendi asasını da hızlıca ancak sıralar kenarlara çekildiğinden aralarında hiçbir engel kalmamış oğlana zaman tanıyacak kadar oyalanarak belinden çekmiş ve doğrultmuştu karşısındaki şaşkın simaya. "Dersimiz, savunma büyüleri! Stupefy!" Asasından yükselen kızıl ışık huzmesi, önümüzdeki birkaç saniye yahut dakika boyunca yükselecek tek ışık huzmesi yahut tek renk katiyen değildi. Karşısındaki oğlan korku içerisinde tepki vermeye çalışırken yeniden araladı ağzını: "Korkuyorsun! Kendini savunabilirsen, korkacak bir şeyin de kalmaz!" Gür ses tonu boş sınıfta daha da gür bir şekilde yankılanırken bu sefer asasının ucu açık yeşile büründü: "Diffindo!" Büyüleri ardı ardına neye uğradığını şaşıran çocuğun üzerine yönelmeye, en azından çocuk kendisini savunamayacak konuma gelene değin devam edecekti, yahut beklemediği bir tepki alana kadar...