17 Nisan, 2026 08:43:47 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Athelia Kallistê O'Malley

Sayfa: [1]
1
Birleşik Krallık / Ynt: Ay Işığı ve İzmaritler
« : 18 Eylül, 2022 17:13:16 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Athelia ne zaman mor bir elbise giyse babası ona gözlerini öne çıkardığını söylerdi. O yıllarda herhangi bir elbisenin kadınların özelliklerini öne çıkarması beklenmezdi; gerçek kıvrımları, kişilikleriyle ve boyanmamış güzellikleriyle birlikte korselerin arasına sıkıştırılırdı. Ana fikir hepsinin birbirine benzemesiydi, en azından o öyle düşünürdü. Denizle çevrelenmiş İngiltere'nin dalgaları tek vuran şeyin insanları olduğu Londra'sında yaşıyordu; kalabalığın arasında yürürken gözlerin hiçbir kadının üzerine toplanmaması gerekirdi, ne kadar güzel olursa olsun o da diğerleri gibi gözükmeliydi. Eğer cinsel ilişkilerde yeterince deneyimsizseniz sizin kadınınız bir tanrıça olurdu. Kadınlar içinse deneyim diye bir şey yoktu; belki de  bu yüzden erkeklerine hizmet ederken seslerini çıkarmıyor, daha iyisi olabileceği ihtimali üzerinde durmuyorlardı. Athelia ise güzeldi, güzellik kelimesinin sözlük karşılığıydı belki de; yürürken insanların ona bakmasına yol açıyor, bundan çekinmiyordu. Bu yüzden hiçbir insan nefretle maskelenmiş aşkını ona sunmaktan kendini durduramıyordu.

Arkadaşıyla buluşacağı sokağa doğru ilerken her bir adımı sokak ışıklarıyla aydınlatılan hatlarını zarafetle oynatmış, dudaklarında purolarıyla caddelerde terör estiren beyefendilerin tacizlerini görmezden gelmişti. Eteği bileklerini gösteriyordu; elbisesinden bir ton daha koyu ayakkabıları kaldırım taşlarında ritim tutuyor, adımını fazla uzun tuttuğundaysa gizli olması gereken bedeni bir sima şeklinde görünüyordu. O güne kadar bütün giysilerini ona çalışan terzilere diktirmiş, tasarım aşamalarında kendi sözünden başkasını kabul etmemişti. Elbiseleri bağnaz insanların ahlaksızlık olarak adlandıracağı, onunsa umursamadığı kumaşlardan yapılırdı; renkleri o seçer, kol ve boy uzunluklarını o belirlerdi. Üvey annesi böyle elbiselerle herkesin ona fahişe diyeceğini söylemiş, o duymazdan gelmişti. Ona ne dediklerini umursamıyordu, en azından kendisini durumun böyle olduğuna kandırmıştı; o, arkasından bakakalan, "hanımefendi..." mırıltılarıyla önünde eğilen, şapkasını çıkaran veya savsak bir reverans yapan erkekleri görmemeyi öğrenmişti.

Duvar kenarında dalgın bakışlarını şehrin görünmeyen kısımlarına diken Ares'e katıldığında bütün şehir karanlığa gömülmüş, güneşin yanıltıcı ışıklarında birer beyefendi olan adamlar kendilerinden bile gizledikleri dürtülerine teslim olmuşlardı. Çok değil, yalnızca birkaç sokak uzakta bir fahişenin önünde diz çöken kişi Ulaştırma Bakanından başkası değildi. Athelia ise hiçbir şeyin farkında değilmiş gibi oradan geçip gitmiş, sabırsız bir şekilde parmaklarıyla duvarda ritim tutan arkadaşını üzerine duman üfleyerek selamlamıştı.

Birkaç dakika öncesinin acısından hala gözleri kızarık olan Ares'i sigarayı dudaklarından ayırmadan, boğuk bir sesle cevapladı. "Ne derler bilirsin, eğlenirken zaman hızlı geçer." Dumanı geri üflerken hafifçe öksürdü. "Çıtıpıtı sevgilinle evlilik planlarına başladınız mı bari?"

2
Birleşik Krallık / Affedilmeyen Günahlar
« : 02 Temmuz, 2022 16:22:55 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Athelia dağılan düşüncelerini toparlamak için gözlerini ovuşturdu. Baş dönmesinin ne zaman geçeceğini merak etmeye çalıştı ancak kafası düşüncenin ilmiğinden kanatlanıp kurtulmuş, boşlukta bir kuş gibi sallanıyordu. Şelalenin devamlı damlama sesi ona hatırlatmak için orada olmasa bile aklını kaçırdığını anlayabiliyordu; bir odadaydı, perdeleri kapatılmış, havasız bir odaydı ve günlerdir temizlikçinin yaklaşmamak için ısrar etmesi sonucunda tozlanan kitaplıktan saçılan parçacıklar oda boyunca uçuşuyor, hasta yatağındaki simaya güzel bir görüntü oluşturuyordu. Son defa resmini çizebilmesi için ona manzara sunmuştu hayat, aylardır odadan çıkamayan adama bir iyilik yapmak istemişti. Kendi odası bile değildi. Ofisinde yatıyordu.

Bu şehirde toz parçacıkları kadar çok tiyatro olmalı, diye düşünürdü insan, ilk gösterimi yapılan operaların, sınırlı sayıda bileti satılan tiyatro oyunlarının afişini gördüğünde hep bir şaşırırdı. Duvarlar onlarla kaplanmıştı. Hasta adam dünyayı görme şansını kaybettiğinde dünyanın ayaklarına getirilmesini talep edecek kadar zengindi; Athelia bizzat bu emir yerine getirilirken yardımcılara önderlik ettiğini, pamuklu eldivenlerinin işaret ettiği her bir tablonun alındığından emin olduğunu hatırlıyordu. Bir teyit yetmezdi, ikinci, üçüncü kontrolleri de yapardı ki babası gözlerini hayata yummadan önce eşsiz beyninde iyi bir resim çizebilsin. Ama bu hatıraları neden o anda hatırlıyordu? Bulanık fotoğraflar gibi uçuşan anılarını neden bir türlü tam kavrayamıyordu?

Athelia hasta yatağına yaklaşırken kış soğuğu gitgide ağırlaşıyordu ve bir ağustosböceği, çim biçme makinesi gibi arkadaki şelalenin derinliklerinden seslenmeye başladı. Ağustosböceği, uçsuz bucaksız tuhaflığı daha çok vurguluyordu.

"Korkutucu mu?" diye sordu babasının gözlerine bakmaktan özellikle kaçınarak. Soğuk o kadar kesiciydi ki ağzını açtığını hissedememişti bile, hiçbir şeye bakmazken bile gözleri açık kalmaktan yoruluyordu.

"Hayır. Sanmıyorum, bu işler böyle yürür, bilirsin. Her şey sona ermeli, damlama eninde sonunda duracak."

"Öbür tarafta görüşürüz?"

Babası bunun üzerine son yolcularının acele etmesini hatırlatan treni andıran bir gülüşle sarsıldı; ciğerlerinden çıkan ince ıslık sesi kırmızı damarlarla çevrelenmiş, akı gözükmeyen gözlerine kıyasla kızını ürkütememişti bile. "Oh, Athelia, hayır, öbür taraf yok. Hepsi bu kadar."

Athelia'yı rahatsız eden şey, düpedüz delirdiğini bildiği halde o anlığına her şeyin gayet normal görünmesiydi. Görebildiği kadarıyla etrafta şelale yoktu, ağustosböceğinin sıra dışı, tedirgin edici sesi de artık duyulmuyordu. Güneş ışığı sıkıca kapatılmış pencerenin kenarından düzenli çizgilere bölünerek oda boyunca uzanıyor, kitaplıktan yükselen eskimiş koku havayı yumuşatıyordu. Aldığı nefeslerin sağlıklı olamayacak kadar kesik olmasının tatlı bir yanı vardı, ölmekte olan babasıyla bir noktada buluşmuş gibi hissediyordu. "Özür dilerim" dedi, neden özür dilediğini bilemese de. Söyleyecek başka bir şey yok gibi gelmişti.

"Artık çok geç. Olan oldu."

"Hayır." Gözleri kızarık olan babası mıydı Athelia mı?

"Yapabileceğim hiçbir şey yok, Athelia. Gerçek değilim. Bunların hiçbiri değil."

"Benim ne yapmam gerekiyor?"

Babasının bakışlarında oraya ait olmayan bir hüzün vardı, kızına acıyormuş gibi bakıyordu. "Athelia, önemi yok."

"Elbette önemi var. Hepsinin önemi var. Önemi olmasa burada olmazdım, değil mi, gerçekten gerçek değilsen yani?"

"Buradasın çünkü pişmansın. Ve doğru şeyi yapıp yapmadığından emin değilsin. Uyuşturucu insanı paranoyak yapar." Babası başka şeyler de söyleyecekmiş ama kızının bunları duymayı kaldırıp kaldıramayacağını tartıyormuş gibi duraksadı. Athelia beyninde inip kalkan terazileri görebiliyordu. Onu böyle bir derinlikle izlerken odanın köşesinde bir zamanlar cici annesi histeri krizi geçirdiğinde kaçıp saklandığı dolabın aynısı olduğunu sandı. Çift kanatlı işlemeli kapılardan göz alıcı beyaz bir ışık saçılıyordu, odanın bir başka köşesine kuyruklu bir piyano yerleştirilmişti ve insanlar yazlık giysileriyle halının üzerinde belirirken kendi kendine çalıyor, melodileri dolaptan çıktığını sonunda anladığı damlama sesine karışıyordu. Beynine sakinleşmesini söyleyemeden bütün bu sesler (yeniden çığlık atmaya başlayan ağustosböceği, damlama ve piyano) babasının hırıltılı konuşmasını boğmaya başladı ve Athelia birden insanların endişeli göründüğünü fark etti. İnsanlar onun etrafına toplaşmıştı ve birinin asasından çıkan ışık gözlerine tutulmuştu. Babası ortadan kaybolmuştu.

"St Mungos'a götürmemiz gerekiyor. Galiba bir kriz geçirmiş."

Telaşlı duruşlarından bir ipucu yakalamaya çalışarak daha dikkatli baktı. Cadıları ve büyücüleri, babası yaşındaki adam ve kadınları seçebiliyordu, ancak bütün yüzler uzun süre güneş ışığından uzak bir kitaplığın içinde soluk, ince bir toz tabakası altında kalmış gibi birbirine benziyordu. Sonra bazılarının aslında onu kaldırdığını gördü, ama öylesine yavaş, dikkatli kımıltılardı ki bunlar, ilk bakışta fark edilmiyordu. Athelia gözlerini yeniden yumarak babasıyla yeniden konuşma uğruna bilinçsizliğe sürüklenmeye razı oldu. Ağustosböceği hala çığlık atıyordu.

3
Mag Mell / Ynt: Wisteria
« : 24 Şubat, 2022 01:08:31 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
"Ne..?" Duraksadı. Mirabelle'e normal zamanlarda çok sık rastlardı; her sabah uyandığında, neredeyse her öğününde, derslerinde ve yatmadan önce gözüne bir kere takılırdı; gözden kaçabilecek biri de değildi ya. Her sabah seslendirdiği yumuşak "günaydın" nameleri, yatmadan önce yatakhanedeki diğerlerine mırıldandığı huzurlu "iyi geceler"ler kulaklarına pamuk şeker gibi dolardı. Hep merak ederdi, acaba gerçekte nasıl biri diye. Gözünün önüne pencere kenarına oturan yaslı yetimler, birbirine servis tabağı uzatan, gülümseyen aileler gelirdi. Kiliselerin kutsal ortamını andıran bu sesin sahibine yıllar sonra kavuştuğu öz annesinin yanında rastlayacağı kırk yıl geçse aklına gelmezdi.

"Şey, yanlış anlamazsan, burada ne yapıyorsun?"

4
Mag Mell / Wisteria
« : 23 Şubat, 2022 23:52:57 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Uykunun taziye çiçeklerini andıran rahatlatıcı varlığı Athelia'nın odasına olması gerekenden çok daha geç ulaştı. Son birkaç günün olayları yüzünden babasının hemen yanındaki odadayken bile onu bir türlü uyku tutmamış, hatta çoğu zaman kendi isteğiyle, adamın iyi olup olmadığını kontrol etmek için yatağından çıkmıştı. Bu felaket sessizce geçsin diye beklemeli mi yoksa doğal bir ölüm gibi mi davranmalı bilememişti. Yine de sonunda o da bir insandı; güneş doğmadan kısa bir süre önce uykuya dalmayı başaran, birkaç saatlik tavşan uykusundan sonra yeniden ayık dünyaya çekilen işlevsiz bir insan. Athelia pencereden girerek onu uyandıran güneş ışığına doğru homurdandı.

Üzerine birazcık da olsa çekidüzen verdikten sonra -hiç kimsenin onu yeni uyanmış bir şekilde görmesine gerek yoktu- tuhaf desenlerle süslenmiş kapı eşiğinden geçerek koridora çıktı, ama birazdan göreceğinin yanında kapı eşiği neydi ki. Odasına giderken uykusuzluk ve öfke karışımı bir duygu seli onu koridoru gerçekten görmekten men etmişti belli ki; sanat müzesinde sergilenmeye layık parçalar, duvarlar boyunca ilerleyen ve birbirine giren simaları hareket eden, onu izleyen portreler; hepsi tek ışık kaynağı olan mumlar, şamdanlar tarafından aydınlatılıyordu ve hiç şüphesiz daha görkemli şeyler görmüş kız yine de büyülenmeye engel olamamıştı.

İlerledikçe gözlerini portrelerden ayırmak kolaylaşmıştı; yine de, detaylarına dikkat ettikçe daha eşsiz hale gelen tablolardan on iki tanesini hevesle izlemeyi başardı. Tam o sırada bir başka kapı açıldı ve kahverengi saçları birbirine girmiş, gözlerinin altı uykusuz bir geceyle kararmış tanıdık bir simayı ortaya çıkardı. Athelia aniden donakaldı. O sabah olabilecek şeylere dair pek bir şey düşünmemişti, ne zaman düşünecek olsa kötüsünün çıktığını öğrenecek kadar kalmıştı o barda. Ama bu, bu düşünebileceği her şeyden daha beter olmalıydı. "Mirabelle..?"

5
Mag Mell / Ynt: Anne, Kız ve Kutsal Ruh
« : 23 Şubat, 2022 23:11:49 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Büyürken, evdeki karmaşada ve kaosta gelişmeye çalışırken Athelia dünyanın en duygusal bebeği değildi; neredeyse hiçbir zaman ağlamaz, babası ve cici annesi onu mutlu etmek için ne kadar şaklabanlık yaparsa yapsın gülüşünü ikisine de bahşetmezdi. O çığlık atanlardandı; istediği bir şey olmadığında, çok üzüldüğünde veya heyecanlandığında çığlık atardı; bazen gözlerinden damlayan yaşlar eşlik eder, bazen bir yandan neşeyle zıplar, ellerini çırpardı. Cici annesi bunları gözlemlediğinde kızın tuhaf olduğu kararına varmıştı. Henüz bir veya iki yaşındayken aldığı bu karar, edindiği (muhtemelen daha öncesine dayanan) bu önyargı öylesine kuvvetliydi ki, o evde büyüyen Athelia kendisine her an patlamaya hazır bir bomba muamelesi yapıldığını kolayca anlamıştı. Onu gerçekten sevdiğini düşündüğü tek kişi babasıydı ve o da...

"Ya ben? Onların bana ne verdiğini sanıyorsun? Para mı? Süslü giysiler mi? Alt tabakanın hayalini kurduğu o fanteziyi yaşadığımı mı sanıyorsun? Hayatımın hiçbir noktasında sevilmedim ben!"

6
Mag Mell / Ynt: Anne, Kız ve Kutsal Ruh
« : 23 Şubat, 2022 22:17:06 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Athelia elbette daha ilk muhabbetlerinde annesinin bam telini bulmuş ve hiç düşünmeden üstüne basmıştı. Neden çoğu insanın konu para olduğunda çekindiklerini, bir anda öfkelenip o öfkelerini ona yönelttiklerini hiç anlamlandıramıyordu doğrusu; para vardı ya da yoktu, varsa daha iyiydi tabii ama yokluğu neden bu kadar büyük bir kusurdu? O sırada annesi sigaranın ilk hayati çekişlerini -ateşi az tuttuysa (ki tutmuştu) yanıp yanmayacağını belirten nefesleri- tamamlamış ve asasını sertçe cebine geri tıkmıştı, bir parça rahatlamış olsa da hala gergindi.

Athelia annesine sigara içtiğini itiraf etmek için en doğru zaman olup olmadığından emin değildi. Ama ağzını hafifçe aralayarak dumanın içeri girmesine, aldığı derin nefesle ciğerlerine ilerlemesine izin vermişti; şimdilik bu kadarının yeteceğini umuyordu. Annesinin ona söylediklerini ve o zamana kadar hakkında öğrendiklerini bir kere daha kafasında evirip çevirdi. Pek bir şey yoktu; sonunda yenilmiş gibi bir ses tonuyla "Beni neden reddediyorsun o zaman?" dedi. Yanakları al al olmuştu.

7
Mag Mell / Ynt: Anne, Kız ve Kutsal Ruh
« : 23 Şubat, 2022 21:53:06 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Cici annesi hastalandığında -dokuz aydan uzun bir süre geçmişti ve ona söylenenlere rağmen hastalık olduğuna pek emin değildi- yarı-kardeşleri hemen ardından hastaneye gitmiş, babası da atlı arabasına atlayıp hız sınırına uyarak peşlerinden gitmişti. Yaşadıkları yerde bahçıvan olarak çalışan Bay Jessup'tan çizim dersi alan Athelia alışılmadık gürültüyü fark eder etmez -kimse ona bir şey söylememişti- dışarı fırlayıp eve koşturmuştu. Onun gergin bekleyişi evi arşınlayarak atlatmaya çalıştığı bir telaştan çıkmış, yatak odasında biriken, damla damla merdivenlerden inen kanı gördüğünde saatler süren bir işkenceye dönüşmüştü. Ölüm haberi gözleri kızarmış ve hala titreyen kardeşleri tarafından getirildiğinde aradan altı saat geçmişti. Athelia artık önemsemiyordu.

Annesinin akrabaları, öte yandan, bunu önemsemişti; onların bekleyişi, dediklerine göre, daha acılıydı. Onlar daha fazla şeye katlanmıştı; sürekli ellerinin altında olan şifacılarla konuşmaları gerekmiş, ne olduğunu anlatırken beyinlerinin halihazırda gevşek vidalarını gevşetmiş ve hayatları boyunca tanıdıkları biri ölürken elini tutmak zorunda kalmışlardı. Athelia neyden yakınıyordu ki? Bu kızı çok şımartmışlardı! Babası öldüğünde ve bu cadaloz sürüsü zavallı adamın elinden tutmak için orada olmadığında kimse onu suçlayamamıştı. Yarı-kardeşleri, babalarının cesedi evden çıkarılınca haftanın birkaç günü çimleri biçen Bay Jessup'un unuttuğu bir çimen kümesinin üzerinde durup birbirine sarılmışlardı. Athelia da kimseye onu suçlayacak zaman vermemek için toparlanmıştı. Terk ettiği aile buydu işte.

Babanın akrabalarından seni kabul eden olmadı mı?

Olmuştu tabii. Kardeşlerini kabul etmişlerdi. Ve, demişlerdi, diğeri de istediği zaman bizimle kalabilir. Athelia onların yanına gitmeyi, istemediklerini bile bile yataklarında yatmayı ve yemeklerinden yemeyi gerçekten düşünmüştü; hatta bunu planlamış, vasiyetname okunana kadar annesinin yanına gitmeyi biraz daha erteleyebileceğine karar vermişti. Babasının malvarlığın yarısını kendisine bıraktığı ortaya çıkana kadar tabii. Bir anda salona çöken ölüm sessizliği ve ona dönen bakışlar, Merlin, Athelia onların yanına kalmaya giderse öldürüleceğinden korkmaya başlamıştı.

"Ben buraya taverna için gelmedim. Senin için geldim." Bir anlık sessizlikten sonra, "Para sıkıntı değil," diye ekledi. "Vasiyetin bana düşen kısmı dediğim gibi oldukça büyük, senin şu anki malvarlığından daha büyük bile olabilir, yanlış anlama."

8
Mag Mell / Ynt: Anne, Kız ve Kutsal Ruh
« : 23 Şubat, 2022 20:54:01 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Birkaç saniye içinde açılan kapıdan, Macbeth cadılarını aratmayacak bir karanlığın ardına saklanmış ince uzun annesi çıktı -bu aile olayları vesilesiyle onu daha sık görmek durumunda kalınca kapıya bakanın aslında o olmaması gerektiğini öğrenecekti Athelia-, arkasından da bir o kadar karanlık barın geri kalanı göründü. O gözlerini kendisinden ayırmazken kibarca defolmasını rica etti, konuşurken başının üzerinden gökyüzüne bakıyordu, olası bir hava saldırısından sakınıyormuş gibi. Kapının kapanması cesaretini kırmamış olacak ki ısrarla tekrar çaldı Athelia zili, bu defa başarıyla içeri alındı.

Annesi olağanüstü bir cadıydı; delici bakışlarından, boynundaki kolyeleri süsleyen çeşitli rünlerden ve adımlarını atış şeklinden bile anlaşılıyordu eşsiz olduğu. Ama onun önünden yürürken kendine güvensiz bir hali vardı, korkmuş muydu kızından? Bunca yılını sakınarak geçirdiği bir gerçek miydi o da? Athelia ondan korkmuyordu. Annesi onu almazsa çalabileceği pek çok kapı, danışabileceği pek çok seveni vardı; sokakta kalmayacaktı, onun gibi birinin kaderi açlıktan ölmek olamazdı. Bu da tavırlarında her zamanki zarafetini korumasını sağlamış, anın heyecanının ve sevilmeme korkusunun aradan sızmasına engel olmuştu.

"Babam öldü," dedi gözlerini kızıl şaraptan ayırarak, "annem de öyle."

Şarap bardağını diken annesi kaşlarını hızla çattı. "Siktir oradan."

Athelia annesinin bu tepkisine şaşırmış görünmüyordu, tahmin edermiş gibi bir hali vardı hatta. Ona benzemek, bir o kadar da farklı olmak hayatı boyunca düşünü kurduğu bir şeymiş gibi gülümsedi, "Evet," diye mırıldandı. "Malvarlığını bölüştürüyorlar. Babam vasiyetinde evin yarısını bana vermiş, son saatlerinde öyle diyordu en azından. Beni kabul edersen her şey birkaç saat içinde burada olur." Duraksadı. "Beni kabul ediyor musun?"

9
Mag Mell / Anne, Kız ve Kutsal Ruh
« : 23 Şubat, 2022 19:47:35 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Vasilerinin sonuncusunun da vefat ettiği gün -bu seferki babasıydı ve son sözleri "annenden uzak dur" olmuştu- Athelia evde ona ait her şeyi, ona ait olmayan birkaç tanesiyle birlikte toparladı ve yazlığa, kışlığa veya baloya giderken kullandıkları tarzda devasa sandıklara sığdırdı. Hepsinin Sindirella'yı kıskandıracak zevkteki at arabasına itinayla yerleştirildiğini denetledikten sonra arabaya en son kendisi bindi ve binmeden önce yasını simgeleyen kara tülü kaldırarak biniciye göz kırpmayı unutmadı. Arabayı çeken birbirinin aynısı atlar mükemmel kesilmiş çimenlerin arasında uzanan yol boyunca ağır ağır, havadaki yas kokusunu alıyormuşçasına gidiyor; on beş yıl önce, yine siyahlar içinde bir kadının sigarasının küllerini silkelediği ama şimdi yerini, yokluğunu kutlayan beyaz taşların süslediği yolun, büyüyle yerleştirilmek yerine saatler süren uğraşın eseri uysal güllerin arasında ilerliyordu.

Annesi -daha önceki referansımızla siyahlar içindeki kadın- onu ve babasının temsil ettiği her şeyi terk edeli on beş yıl oluyordu. Durup sayanlar için gerçekten uzun bir süreydi, geri dönüşünü bekleyene ise işkence olabilirdi. Neyse ki Athelia hiç dönmeyecek annesini bekleyerek değerli günlerini harcamamıştı; tabii belli zamanlar geliyor, babasının adına annesine mektuplar gönderiyordu; ne olmuştu yani babası annesinin adını anmaktan birkaç yıl önce vazgeçtiyse? Evlerinde "lanet kadın" olarak bilinen biricik annesi öz kızının neye benzediğini bilmemeli miydi? Belki de o fazla duygusal davranıyordu. Ama annesini anlıyordu. Anlamasa kasvetli bir Pazar gününü yollarda geçirmezdi; yas elbiselerini en güzel ayakkabılarıyla tamamlamaz, saçlarını düzgün tutmak için bu kadar uğraşmazdı. Yıllar sonra onu ilk defa görecekti, biraz heyecanlı olduğu için onu suçlayamazsınız ya.

Binici doğru yere geldiğinden emin olunca -uzun bir sokaktı ve her dükkan diğerine öyle ya da böyle benziyordu- sandıkları teker teker indirmeye başladı. Diğeri ise o sırada kapıyı açmış, zarafetle eldivenli elini öne uzatan Athelia'ya zemine kadar olan zorlu yolculuğunda eşlik etmişti. Sandıklar ardı arkası gelmiyormuşçasına inmeye devam ederken Athelia o ikiliyi görmezden geldi; gözlerini tepesine birkaç kuzgunun tünediği, kasvetli havanın pencerelerinden sızdığı devasa binaya çevirdi. Mag Mell bina kılığına bürünmüş kısa ama tesirli bir opera gibi sızıyordu bakanın zihnine; karanlıktı, camların ardında yanan ışığın bile dağıtamadığı kadar karanlıktı ve ona bakan göz bebekleri büyüyor, nabzı hızlanıyordu; sanki mekana ayrı bir büyü yapılmıştı. Arkasındaki biniciler sonunda indirmeyi bitirdikleri sandıkları şimdi de taşımaya çalışırken Athelia sabırsızlıkla zile bastı, bir yandan da kendi kendine mırıldandı:

"Evim güzel evim."

10
Seçmen Şapka/Heykeller - Öğrenci Karakter Başvuruları / Athelia Kallistê O'Malley
« : 23 Şubat, 2022 15:27:27 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Karakterin Adı ve Soyadı: Athelia Kallistê O'Malley

Karakterin Temel Kişilik Özellikleri: Athelia insanları güzelliğiyle etkileyebilen ve bunun farkında olan, kendi yararına kullanmasını bilen o insanlardan biridir. ESFP kişilik tipindedir; şımarık, çapkın, alaycı ve özünde kendine zarar veren davranışlar sergiler. İnsanlara karşı son derece gizemli duruşunu her daim korur; bu da onları yarı-ironik çekiciliğine karşı koyamaz hale getirir.

Karakterin Kısaca Geçmişi: Öz annesi onu doğurduktan kısa bir süre önce bakma zahmetine katlanamayacağına karar vermiş, istenmeyen bir bebek olarak ilk yıllarını geçirmeye mahkum edilmiştir Athelia; babası ve yeni cici annesi neyse ki onu mutlulukla evine kabul etmiştir ki sıcak bir yuvanın neye benzediği ve neden ona ihtiyacı olmadığı hakkında iyi birkaç fikir edinebilsin. Erken yaşta edindiği farkındalık onu bu yeni aile kavramına uzaklaştırsa da önüne koydukları fırsatları tüketme konusunda bir o kadar da gazlamıştır; o yüzdendir ki hep arkasının sağlam olduğunun farkında, rahat bir hayat sürmüştür. Sosyeteye takdimi bile yapılan cadı bu zengin hayata uyum sağlayarak şımartılır, yarı-kardeşlerinden daha güzel, daha özel olduğunun bilincinde olmak da duruma yalnızca katkı sağlar. Çoğu insanı kolaylıkla kendi çıkarları doğrultusunda kullansa da sağlığına karşı her zaman savurgan olmuştur; annesinin onu erken yaşta terk etmesinin küçük bir hediyesi olarak hastalıktan hastalığa koşmuştur. Ama bunlar onu dizginleyememiştir elbette. Popülerliği ve herkes tarafından sevilmeyi, sevilmese bile imrenilmeyi öylesine benimsemiştir ki ailesinin ölüm haberi onu hiç beklemediği bir yerden vurur; bir anda gerçeklik tarafından dürtülür. İlgi ve sevgiden yoksun kalacağı yetimhane yerine o da öz annesinin kapısını çalar, doğduğunda aldığı çocuğu olma hakkını talep eder.

İstediğiniz Sınıf: VI

Karakterinizin SBD Sonucu: Athelia neredeyse hiçbir dersine ilgi göstermez ve dinleme çabasını harcamaz, ona gönüllü kopya verenlerin yardımını mutlulukla kabul ettiği zamanlar hariç. Zekidir ve özellikle iksir dersine doğuştan yatkındır, bu nedenle ondan ve KSKS'dan kopardığı Beklenenin Üstünde dışında çoğu dersi Uygundur.

İstediğiniz Bina: Ravenclaw

Büyü Yatkınlıkları
  • Biçim Değiştirme Gücü: -
  • Lanet Gücü: 10
  • Tılsım Gücü: 2
  • İksir Gücü: 9

Sayfa: [1]