61
Hogwarts Bahçesi / Ynt: Aşkistan
« : 07 Şubat, 2022 21:39:20 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
İşe yaradı neyseki. Charlotte konuyu değiştirerek Sarı'yı beklememiz gerektiğini belirttiğinde içimden birkaç kere bu küçük böceğe kaybolduğu için teşekkür etmiş olabilirim. Konuya çok uzun süre takılı kalmamasına sevinmiştim. Ben de aklıma bir yere not edecektim ve bundan sonra yanında çok daha dikkatli davranacaktım. "Benden çekinmez dostum ya, bir tanısın çok sevecek." dedim Sarı'nın benden çekinme ihtimalinden bahsettiğinde. Ben herkesle anlaşırım, Sardunya bitkilerini çevreleyen kayıp böceklerle bile. Her neyse, bir süre ortaya çıkmasa da olurdu. Zaten bulmak mümkün müydü ki? Bu kız bulabileceğine o kadar inançlıydı ki sorgulamamıştım başından beri ancak bir böceğin bizi tanıyacağına pek de inanmamıştım hani. Her neyse, sorgulama.
“Kuzenimle...” En son kermeste kavga etmiştik beni rezil etmeye çalıştığı için. Ona hiç bu kadar sinirlenmemiştim şimdiye kadar. Şu anda bile damarımın attığını hissedebiliyorum. Göt herif, sana ne benim konuştuğum kızlardan? Ahlak bekçisi kesildi başıma. Hayır zaten benim kimsenin ahlakıyla oynadığım yok ki! Kızla iki sohbet edelim dedik, demediğini bırakmadı ya. Başka bir şeye kafasını takmadıysa ben de bir şey bilmiyorum. Hak ettiğini buldu ama, bana yaptığı o hareketten sonra başkası olsa bir yumrukla bırakmaz bitirirdi işini. Gelip konuşmayı teklif edene kadar da bir süre istemiyorum görüşmek. Her zaman ilk adımı atan taraf olunmuyor işte, gururum var benim de. Ortada hiçbir şey yoktu, HİÇBİR ŞEY! “Kötüyüz.” Charlotte’u cevapsız bırakmak istemiyordum ama şu anda oturup kuzenimi konuşmak istediğimden de emin değildim. “Normalde de çok iyi anlaşan bir ikili değiliz. Zaten tanıyorsundur Eadwig’i, kim iyi anlaşıyor ki? Ama o günkü hareketi normal değildi.” Çok atarlanıyorum, sakinliğimi korumam lazım. “Gelip benimle konuşmaya çalışmadığı sürece onunla aramı iyi tutmaya çalışmaktan çok yoruldum.” dedim bu konuyla ilgili son olarak. Acaba Eadwig’e yumruk attığımı duymuş muydu sonradan? Eğer duysaydı çok kızardı gibi hissediyorum. Salak kuzenim gidip kimseye anlatmamıştır herhalde, benden de dışarı çıkmadığına göre eğer başkası söylemediyse duymamıştır.
“Boşver kuzenimi ya, yıllardır tanıdığım biri o. Bir şekilde barışırız. Ben seni merak ediyorum aslında.” dedim ve yanına oturdum. Gözlerimi ondan ayırmıyordum hiç, bütün tepkilerini öğrenmek istiyordum. Söylediklerim onu utandırıyor muydu, çekingen miydi, rahatız mı oluyordu.. Her ayrıntıyı gözlemlemem gerekiyordu. Kartlarımı açık mı oynamalıydım peki? Bilemiyorum... Korkup kaçmasını istemiyorum. Hem ben de ne istiyorum bilmiyorum. Akışına bırakabilirim. “Ee anlat bakalım, neler yapıyorsun 1 haftadır? Görüşemedik.” dedim sanki André’ye kaç defa kızın yerini sorup bulmaya çalışmış ve çaresizce vazgeçmemişim gibi. Yok ya, takmıyorum kafaya hiç.
Ağaçlar için örgü yaptığından bahsetmeye başlayan konuşması örgü stillerine, ardından çorap çeşitlerine gelirken sadece gülümseyerek onu izliyor ve kafamı sallıyordum onaylıyormuş gibi. Örgü hakkında bu kadar bilgiye başka hiçbir şekilde sahip olamazdım büyük ihtimalle. Kendimi de sorguluyorum, acaba Charlotte yerinde başkası olsaydı da böyle ilgimi çekiyor olacak mıydı bu konular? Çok çok büyük ihtimalle hayır. Eğer Alice gelip bana örgü yaptığını anlatsa uykum gelir ve çaktırmamaya çalışırdım. Konuyu bana bir şeyler örmesine getirebilirdim belki. Fazladan bir bere kötü olmazdı. Ama şu an, Charlotte’un örgü yapıyor olması inanılmaz havalı geliyor. Bana da yap demeey utanıyorum tabii ki, kız buna neden uğraşsın hayvan diyorum bu düşünce aklıma geldiği anda.
Charlotte bir anda yerinden zıplayıp “Sarı burada işte, buldu bizi!” dediğinde o konuşurken daldığımı fark ettim. Böceğini kavanozuna sokarken “Ah Sarı ah... Ne güzel, çabucak buldun bizi.” diye mırıldandım. Kızla iki sohbet edeceğiz dedik böcekler bile olaya karşı anasını satayım. Charlotte Sarı ile konuşmaya başladığında ayağa kalkıp varlığımı hatırlatmaya çalıştım ama dikkati tamamen dağılmıştı. Sanırım bugünlük örgü dersinin sonuna gelmiştik. Peki ben bu kızı bir daha nasıl yakalayacağım? Biçim Değiştirme’de aynı snıfta olduğumuzu biliyorum ama kız ağaçta oturuyor ders boyu... Hayır, dersle değil. Rastlaşarak olmadığını da anladım ben bu hafta. Sözleşmemiz lazım kesinlikle. Yanına yaklaştım. “Sabahtan beri ortalığı karıştıran Sarı bu demek...” dedim yaramaz bir çocuktan bahsediyormuş gibi ve Charlottu’un elindeki kavanoza tıklatarak böceklerin dikkatini kendime çektim. “Görev başarılı demektir bu ortak.” dedim ve Charlotte’a elimi uzattım sıkması için. Rahatsız etmeden ilk temas... Güzel bir andı. Veya bir saniye, ilk temasımız alnıma buz tuttuğu zaman da olabilir. Geçen hafta. Ama o zaman farkında olmadan içgüdüyle hareket ediyordu, şu an daha bilinçli olması lazım. Ne düşünüyor? Gözlerini inceleyip duruyorum, sapık sanacak sonunda beni. Peşine takılmadan nasıl görüşeceğim ben bu kızla? Keşke o benim peşime takılsa... Hm. Hmm... El sıkışırken aklıma gelen anlık bir plan ile elini bırakarak önünde diz çöktüm ve bileğimden yıllardır taktığım ip bilekliklerimden birini çözmeye başladım. "Şimdi, artık bir ekip olduğumuza göre... Öyle 1 hafta ortadan kaybolmak yok." Çözdüğüm bilekliğimi ilk önce Charlotte'a gösterdim. Üzerinde küçük bir daire, içinde de minik bir S harfi vardı. Aslında bu annemin adının ilk harfi olduğu için taktığım bir bileklikti ama şu anda Samuel'in S'si olmasında hiç sıkıntı yoktu. Eğilip ayakkabı bağcıklarından birine bağlamaya başladım. "Her sabah ilk işin, ayakkabını giyerken bu bilekliği görmek olacak. Bir Sardunya bitkisinin hayatı mı kurtarılmalı yoksa ağaçların üşümemesi için bütün okul seferber mi olmalı bilmiyorum ama gelip beni bulmak ilk aklına gelen olmalı. Anlaştık mı? Sonra da..." Gülümseyerek ayağa kalktım. "Sorun neyse beraber çözeriz."
“Kuzenimle...” En son kermeste kavga etmiştik beni rezil etmeye çalıştığı için. Ona hiç bu kadar sinirlenmemiştim şimdiye kadar. Şu anda bile damarımın attığını hissedebiliyorum. Göt herif, sana ne benim konuştuğum kızlardan? Ahlak bekçisi kesildi başıma. Hayır zaten benim kimsenin ahlakıyla oynadığım yok ki! Kızla iki sohbet edelim dedik, demediğini bırakmadı ya. Başka bir şeye kafasını takmadıysa ben de bir şey bilmiyorum. Hak ettiğini buldu ama, bana yaptığı o hareketten sonra başkası olsa bir yumrukla bırakmaz bitirirdi işini. Gelip konuşmayı teklif edene kadar da bir süre istemiyorum görüşmek. Her zaman ilk adımı atan taraf olunmuyor işte, gururum var benim de. Ortada hiçbir şey yoktu, HİÇBİR ŞEY! “Kötüyüz.” Charlotte’u cevapsız bırakmak istemiyordum ama şu anda oturup kuzenimi konuşmak istediğimden de emin değildim. “Normalde de çok iyi anlaşan bir ikili değiliz. Zaten tanıyorsundur Eadwig’i, kim iyi anlaşıyor ki? Ama o günkü hareketi normal değildi.” Çok atarlanıyorum, sakinliğimi korumam lazım. “Gelip benimle konuşmaya çalışmadığı sürece onunla aramı iyi tutmaya çalışmaktan çok yoruldum.” dedim bu konuyla ilgili son olarak. Acaba Eadwig’e yumruk attığımı duymuş muydu sonradan? Eğer duysaydı çok kızardı gibi hissediyorum. Salak kuzenim gidip kimseye anlatmamıştır herhalde, benden de dışarı çıkmadığına göre eğer başkası söylemediyse duymamıştır.
“Boşver kuzenimi ya, yıllardır tanıdığım biri o. Bir şekilde barışırız. Ben seni merak ediyorum aslında.” dedim ve yanına oturdum. Gözlerimi ondan ayırmıyordum hiç, bütün tepkilerini öğrenmek istiyordum. Söylediklerim onu utandırıyor muydu, çekingen miydi, rahatız mı oluyordu.. Her ayrıntıyı gözlemlemem gerekiyordu. Kartlarımı açık mı oynamalıydım peki? Bilemiyorum... Korkup kaçmasını istemiyorum. Hem ben de ne istiyorum bilmiyorum. Akışına bırakabilirim. “Ee anlat bakalım, neler yapıyorsun 1 haftadır? Görüşemedik.” dedim sanki André’ye kaç defa kızın yerini sorup bulmaya çalışmış ve çaresizce vazgeçmemişim gibi. Yok ya, takmıyorum kafaya hiç.
Ağaçlar için örgü yaptığından bahsetmeye başlayan konuşması örgü stillerine, ardından çorap çeşitlerine gelirken sadece gülümseyerek onu izliyor ve kafamı sallıyordum onaylıyormuş gibi. Örgü hakkında bu kadar bilgiye başka hiçbir şekilde sahip olamazdım büyük ihtimalle. Kendimi de sorguluyorum, acaba Charlotte yerinde başkası olsaydı da böyle ilgimi çekiyor olacak mıydı bu konular? Çok çok büyük ihtimalle hayır. Eğer Alice gelip bana örgü yaptığını anlatsa uykum gelir ve çaktırmamaya çalışırdım. Konuyu bana bir şeyler örmesine getirebilirdim belki. Fazladan bir bere kötü olmazdı. Ama şu an, Charlotte’un örgü yapıyor olması inanılmaz havalı geliyor. Bana da yap demeey utanıyorum tabii ki, kız buna neden uğraşsın hayvan diyorum bu düşünce aklıma geldiği anda.
Charlotte bir anda yerinden zıplayıp “Sarı burada işte, buldu bizi!” dediğinde o konuşurken daldığımı fark ettim. Böceğini kavanozuna sokarken “Ah Sarı ah... Ne güzel, çabucak buldun bizi.” diye mırıldandım. Kızla iki sohbet edeceğiz dedik böcekler bile olaya karşı anasını satayım. Charlotte Sarı ile konuşmaya başladığında ayağa kalkıp varlığımı hatırlatmaya çalıştım ama dikkati tamamen dağılmıştı. Sanırım bugünlük örgü dersinin sonuna gelmiştik. Peki ben bu kızı bir daha nasıl yakalayacağım? Biçim Değiştirme’de aynı snıfta olduğumuzu biliyorum ama kız ağaçta oturuyor ders boyu... Hayır, dersle değil. Rastlaşarak olmadığını da anladım ben bu hafta. Sözleşmemiz lazım kesinlikle. Yanına yaklaştım. “Sabahtan beri ortalığı karıştıran Sarı bu demek...” dedim yaramaz bir çocuktan bahsediyormuş gibi ve Charlottu’un elindeki kavanoza tıklatarak böceklerin dikkatini kendime çektim. “Görev başarılı demektir bu ortak.” dedim ve Charlotte’a elimi uzattım sıkması için. Rahatsız etmeden ilk temas... Güzel bir andı. Veya bir saniye, ilk temasımız alnıma buz tuttuğu zaman da olabilir. Geçen hafta. Ama o zaman farkında olmadan içgüdüyle hareket ediyordu, şu an daha bilinçli olması lazım. Ne düşünüyor? Gözlerini inceleyip duruyorum, sapık sanacak sonunda beni. Peşine takılmadan nasıl görüşeceğim ben bu kızla? Keşke o benim peşime takılsa... Hm. Hmm... El sıkışırken aklıma gelen anlık bir plan ile elini bırakarak önünde diz çöktüm ve bileğimden yıllardır taktığım ip bilekliklerimden birini çözmeye başladım. "Şimdi, artık bir ekip olduğumuza göre... Öyle 1 hafta ortadan kaybolmak yok." Çözdüğüm bilekliğimi ilk önce Charlotte'a gösterdim. Üzerinde küçük bir daire, içinde de minik bir S harfi vardı. Aslında bu annemin adının ilk harfi olduğu için taktığım bir bileklikti ama şu anda Samuel'in S'si olmasında hiç sıkıntı yoktu. Eğilip ayakkabı bağcıklarından birine bağlamaya başladım. "Her sabah ilk işin, ayakkabını giyerken bu bilekliği görmek olacak. Bir Sardunya bitkisinin hayatı mı kurtarılmalı yoksa ağaçların üşümemesi için bütün okul seferber mi olmalı bilmiyorum ama gelip beni bulmak ilk aklına gelen olmalı. Anlaştık mı? Sonra da..." Gülümseyerek ayağa kalktım. "Sorun neyse beraber çözeriz."
-- SON --