17 Nisan, 2026 08:41:55 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Konular - Mirabella Yamashita

Sayfa: [1]
1
Avusturya / Görev - Madendeki Esrar
« : 13 Nisan, 2022 04:24:21 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Kasvetli kapılarını aralayan ancak pek de açmaya niyetli durmayan Oradea kasabasına, at arabası düzenli düzensiz tıkırtıları eşliğinde ilerliyordu. Arabanın içerisinde; kullandığı geniş kenarlıklı şapka neredeyse tüm yüzünü kapatan, sanki çok keyifli bir partide şahane bir müziğe denk gelmiş gibi bir rahatlıkla ellerini kucağında birleştirmiş, başını hafifçe öne doğru eğmiş bir kadın oturuyordu. Kadının duruşu bozuk yol onu hiç etkilemiyormuşçasına dingin bir hava yayıyordu. Oysa ki tekere denk gelen her taşla ve çukurla kendisi de pekala sarsılıyordu arabayla eş zamanlı olarak. Dışarıdan izleseydi birisi şu anda cadıyı, neredeyse kapalı olan göz kapakları ve gevşemiş vücudu nedeniyle mayışıp uyuyakaldığı sonucuna tereddütsüz varabilirdi. Bu kişi, devamında, bu kadının oldukça saf ve kırılgan olduğunu ve buradan derhal ayrılması gerektiğini düşünürdü. Doğrusu, hiç de haksız sayılmazdı; bu kasaba ve kasabanın yeni yolcusu birbirlerinden büsbütün farklı bir hava yayıyorlardı.

Ancak neyse ki hayalı izleyicinin haklı olduğu tek nokta bu olurdu. Cadı, öne eğdiği şapkası ve yarı kapalı gözleri sayesinde çevresinde çıkabilecek en ufak bir sese bile maksimum dikkat kesilmiş bir halde yolculuğuna devam ediyor; gözleri hariç tüm duyularını kullanabileceği en yüksek seviyede kullanarak her şeyi zihnine kaydetmeye çalışıyordu. Rahat bir şekilde kucağında sabit duran elleri etek kıvrımları arasına ustaca gizlenmiş asasını kavramıştı. Araba artık daha az sarsılmaya, görünüşe göre daha düzenli bir yola girmeye başladığında ağır ağır kaldırdı kafasını. Şapkasının altından cemiyeti için geldiği bu yeni durağa baktı: Oradea Kasabası.

Kasaba, o dönemde herhangi bir kasaba nasıl görünebilirse öyle görünüyordu. İnsanlar ya alelacele bir yerlere koşturuyor ya da birkaç kişi kol kola girmiş ağır ağır yürüyerek dedikodu yapıyordu. Hava oldukça kapalı ve soğuk, kurşuni gökyüzü her an yağmur salıverecek gibi puslu duruyordu. Kasabada kaldığı sürece konaklayacağı yere yaklaştıkları gibi bir tahminde bulunarak etek kıvrımları arasında gizlediği asasını eldiveninden içeri, alt koluna doğru itiverdi Bella. Araba bir süre daha düzenli yolda ilerledikten sonra pek de heybetli görünmeyen bir bina önünde durdu. "Hanfendi, bura demiştiniz," diye arkaya doğru seslendi şoför.

Hafif bir baş hareketiyle onay verdikten sonra ufak çantasını aldı, kapının kendisi için açılmasını beklemeden çevik bir hareketle arabadan indi. "Teşekkür ederim, sanırım 5 gün yeterli olur. Öğleden sonra 2'de bekliyorum sizi. Değişiklik durumunda telgraf gönderirim," dedikten sonra tekrar bir baş selamlamasıyla kalacağı yere doğru ilerlemeye başladı. Adamın arkasından bakarkenki yüz ifadesini ise görememişti. Belki görse, arabayla birlikte geri dönmeye karar verirdi.


Odasına yerleşmekle vakit kaybetmedi, günden ne kadar faydalanabilirse o kadar iyi olacağı kanaatindeydi. Zaten bundan ötürü gece vakti yola çıkmış, alacakaranlıkta seyahat etmişti. Şimdi, günün ilk ışıklarıyla birlikte de çalışmaya başlayabilirdi. Araştırma için gideceği madenin konumunu biliyordu. Sonuçta cemiyetinin uzunca bir dönem gelir elde ettiği bir bölgeydi burası ve bir patronun iş yerini bilmemesi gibi bir şey söz konusu olamazdı. Asıl sorun konum değildi, yoo, yeri nasıl bulacağı konusu hiç rahatsız etmemişti cadıyı. Sanki hizbi biraz fazla sahiplenmiş gibiydi bu meseleyi. Onu gönderdikleri üzere bir araştırma görevinden daha tehlikeli olabileceğini düşünüyordu bu işin. Bundan dolayı, kasabadan bir muggle'dan kendisine yol göstermek için eşlik etmesini isteme ihtimalini tamamen sildi. Kaldığı yerin altında yer alan kafevari yere gidip biraz bölge havadisi almaya, gideceği yerin en azından ufak bir rotasını öğrenmeye karar verdi. Ardından da -eğer öyle bir şey mümkünse tabii-  bir at kiralayıp yola koyulacaktı.

İndiğinde, düşündüklerini gerçekleştirmenin biraz zor olacağını fark etti. Her şeyden önce neredeyse hiç kimse yoktu. "Savaş yüzünden," diye hayıflandı oldukça yaşlı görünen ve orada bulunan tek erkek. Hoş, kadın da yoktu. "Savaş çıkacağımış. Eli kolu tutan tüm erkegleri çaardılar." Kafasında bulunan kasketi çıkarıp yorgun bir edayla kafasını kaşıdı. Gözlerini şöyle bir kaldırıp Bella'yı süzdü. Oturup oturmayacağına karar vermeye çalışıyordu belli ki. Sonra merakı ağır basmış olacak ki; "Otur kızım," dedi eliyle karşısındaki sandalyeyi işaret ederek. İkiletmedi adamı cadı, kibarca gösterilen yere yerleşti.

"Herkes düşünceli, korkuyoz. Ya buraya gelirse düşman? Kim savunacak buraa? Erkegler gitti, silahlar gitti, şimdi para da istiyolar. Yardımmış orduya. He ya. Yardım. Ya bura n'olacak? Herkez kaçma peşinde ama kaçtığın yere de gelmeyecekleri ne malum? Ben de gideydim... Ah alalardı... En azından, en azından bilirdim..." Yorgun, biraz korku biraz da isyan dolu bir sesle söylemişti bunları. Öyle ki belirsizlik, savaşın kendisinden daha çok çekindiriyordu adamı. Haksız da sayılmazdı, düşman gizliyken nasıl saldıracağını ya da savunacağını bilmezdi insan.

Birkaç saniyelik duraksamanın ardından Bella'nın bir yorumda bulunmadığını görünce konuşmaya devam etti. "Senin yolun buraa niye düştü? Belli ki uzak diyardansın. Çog yol geldin belli ki. Niye buraya gelmek için uğraşır ki biri. Yoksa düşmandan mısın sen?" Konuştuğu esnada kendi kendine en olası yanıtı düşünmüş ve bu sonuca varmıştı görünene göre. "Değilim, çok uzaktan da değilim; Birleşik Krallık'tan geliyorum. İçiniz rahat olsun. Araştırmacıyım ben, hastalıkları iyileştiren bir bitki arıyorum. Bu bölgede varmış diye duydum. Bir miktar alıp geri döneceğim." Güven vereceğini umduğunu, sakin bir tonda söylemişti sözlerini. Belki bir kadının, tek başına, böyle bir nedenle seyahat etmesi bu taşralı ihtiyar için garip olabilirdi ancak Bella'nın da istediği buydu zaten: köylünün dediklerini garip bulması.

"Duydum ki bu köyün yaklaşık 5-6 kilometre uzağında, batısında yetişirmiş bunlar. Böyle geniş yapraklı, yerden yarım metre uzunlukta, parlak yeşil renkli, kışın ortaya çıkan bitkiler. Siz görmüş geçirmiş birisiniz, o yüzden bilmemenizin imkanı yoktur diye size sormak istedim." Bilerek geliş amacını söyler söylemez kendi sorusuyla oyalamak istemişti kasabalıyı. Bu, en azından Bella'nın işine yarayacak bir düşünceye iterdi adamı. Neden buraya geldiğini sorgulamasındansa hele de...

"Haa, bilirim," diye yanıt verdi yaşlı. Ancak ses tonu bu sırada net, bakışları keskindi. Bella'yı daha bir farklı inceliyordu şimdi. "Daha önceleri de soran olduydu. Ürkütücü yabancılar senin gibi. Gitmeez biz oralara; yolu çetindir, zordur. Hiç de bi şey yoktur." Son sözünü de söyledikten sonra kesin bir tavırla ayağa kalktı, son sözünü söylemişti buraya dair ve görünüşe göre bu kadından haz etmediğine kanaat getirmişti.

"Yalan söyledim," dedi Bella. Kalkan adamla birlikte hızla kalkıp kolunu yakalamıştı. Sözleri üzerine tekrardan bakışlarını kadına çevirdi ihtiyar. Yüzü pişmanlık ve üzüntüyle dolu, ha ağladı ha ağlayacak biri vardı artık karşısında. "Yalan söyledim, özür dilerim." Mırıldanarak başını öne eğdi. "Buraya Debrezin'in yakınlarından geliyorum. Kız kardeşim... Kardeşim kayıp... Son mektubunda bir adamdan, onunla buraya geldiğinden, kasabanın yakınlarında gözlerden uzak bir yere gideceklerinden bahsetmiş. Tek isteğim onu bulmak. Ailemden geriye kalan tek kişi o. Herkesi savaşta kaybettim. O yüzden, rica ediyorum, yalvarıyorum size bana yardım edin."

Son kelimelerinden sonra içli bir hıçkırık, sessiz bir burun çekme ekledi mini piyesine. Elinde tuttuğu mendilini yüzüne kapatıp birkaç kez sarsılarak gösterisini pekiştirdi. Sonra beklenti dolu ve yaşlı gözlerini yaşlı adama dikti. İhtiyar bu senaryoya oldukça inanmış görünüyordu, bu onun bildiği dünyaya daha çok benziyordu tabii ve bir önceki keskin kararından sonra bu sözler hazırlıksız yakalamıştı kendisini. Bildiği bir şeylere ihtiyacı vardı, işe yaramaya ihtiyacı vardı. Bu kadıncağız aklınca kandırmaya çalışmıştı onu ama işte, dökülmüştü şimdi karşısında bunca yıllık tecrübenin. Anlayışlı bir tavırla kafa salladı. "Anlat o halde tam olarak neredeymiş bu yer? Tarif edeyim. Atın var mı gidecek? 5-10 kilometre yürünmez, yürüsen de dönülmez," diyerek kalktığı masaya geri döndü. Bella tam kıvama getirmişti adamı, şimdi dinleme zamanıydı ihtiyacı olan bilgileri.

Atının üzerinde çevresine bakabilecek kadar yavaş ancak koşan bir adamın yetişemeyeceği kadar hızlı ve bu hızı mümkün olduğunca sabit tutarak ilerliyordu şimdiyse. Köyden makul bir ölçüde uzaklaşır uzaklaşmaz asasını direkt eline almış ve belirli aralıklarla Homenum Revelio yaparak ilerlemişti. Büyücü veya değil, karşısına birinin çıkıp çıkmayacağına hazırlıklı olmalıydı. Yeterince yaklaştığını düşünmeye başladıktan sonra  Appare Vestigium da eklendi bu ritüeline. Böyle devam ederken, atı durmaksızın ilerler ve bu sürede bir büyüsü diğerini kovalarken, yaptığı son büyüyle birlikte birtakım şeyler yakalandı cadının asasına. İlerde, devam ettiği tarafta kara büyü izlerine benzer şeyler meydana çıkmıştı sanki. Gelmiş miydi? Sakince atından indi. Huzursuzlaşmasına ya da tehlikeye atılmasına gerek yoktu yaratığın. Son kez besledi, başını okşayıp yelesini sevdi ve bıraktı yularını.

"Repello Muggletum," diye yeni bir söz ekledi bir öncekilere yavaşça ilerlemeye devam ederken. Evet, şimdi maden girişine benzeyebilecek, en azından buradaki yeşil orman arasında fazla taş görünen bir yere varmış gibiydi. Son bir kez daha fısıldadı Appare Vestigium'u ancak çıkan kara büyü izleri daha önce gördüğü şeyler hiç mi hiç benzemiyordu. Ayrıca izler var olmakla birlikte, pek de kuvvetli değildi. "Revelio," dedi asasını maden girişi olduğunu düşündüğü yere uzatırken. Buraya gelirken tahmin ettiği kadar tehlikeli miydi yoksa değil miydi bu görev, işte şimdi görecekti.



Kara büyü izlerine rastladığım söylendiği için zar gerekmeyeceğini düşündüm ancak sonda yaptığım Reveliobüyüsü için zar atmam gerekebilir diye düşündüm. O yüzden, buyurunuz efenim.

Yetenek 1d10 : 7, total 7
Destek 1d10 : 2, total 2
Talih 1d10 : 3, total 3




 

2
Yetişkin Postası / Mirabella Yamashita'nın Posta Kutusu
« : 03 Nisan, 2022 23:21:59 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »


 
Japon İmparatoru 8. Yamamato'nun yazdığı bir aşk mektubu örneği

3
Tılsım Dersliği / 1866 Yılı, Birinci Dönem Karma Tılsım Dersi - Puanlar
« : 23 Mart, 2022 22:29:41 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Tılsım dersi neticesinde bölüm ve kişi bazında alınan puanlar aşağıdaki gibi listelenmiştir. Herhangi bir not itirazı durumunda bireysel başvurular şahsıma yapılacaktır.



Bina Puanları;

Gryffindor: 0
Hufflepuff: 53
Ravenclaw: 42
Slytherin: 20

Kişisel Puanlar;

Aethelwulf Ares Caldecott: 9
Andrè Harris: 13
Charlotte Vera Rillian: 10
Eadwig Alger Boleyn: 15
Franziska Strömm: 5
Iris Ashworth: 13
Michael Throd Sigurðsson: 5
Mirina Blackbird: 20
William N. Harker: 25

4
Tılsım Dersliği / 1866 Yılı, Birinci Dönem Karma Tılsım Dersi
« : 16 Mart, 2022 20:19:42 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Son yaşadığı olayın etkileri dışarıdan her ne kadar kadının üzerindeki etkilerini yitirmiş gözükse de kendisi çok iyi biliyordu içinde neler olup bittiğini. Sakince bugünün dersini işlemek üzere asasını ve kitabını koltuk altına sıkıştırıp dersliğe doğru ilerledi büyücü. Merakla gözler kendisine çevrilmiş halde masasına doğru ilerledi. Hastaneden çıktıktan sonra girdiği ilk dersiydi bu. Bir yandan ders vermeyi unutmuş öte yandan da sanki daha dün en son dersine girmiş gibi hissediyordu kendini.

"Bugün biraz telafi dersi niteliğinde biraz da son yaşanan olayların neticesinde ortaya çıkan bir dersimiz olacak. Bundan ötürü bir ve ikinci sınıflar hariç ders programı uyan her öğrencinin katılımını beklediğimi ortak salonlarınızdaki panodan görmüş olmalısınız."

Gözlemlediği kadarıyla okumuş ve oldukça da dikkatli bir şekilde uygulamıştı bu ricasını öğrenciler. Ufak bir gülümsemeyle devam etti konuşmasına; "Bugün Confundo sözleriyle bilinen ve uygulaması oldukça dikkat ve beceri isteyen bir tılsım çalışacağız. Bu tılsım hakkında bilgisi olan, neden zor olduğunu ve etkilerini açıklayabilecek birisi var mı? Sizce neden bu tılsımı hepinizin öğrenmesi gerektiğini düşündüm?"

Son sözleri ufak bir yorgunlukla çıkmıştı ağzından. Ağır adımlarla bu güne değin pek de kullanmadığı sandalyesine ilerledi. Söz alıp konuşan öğrencilerini dinlemeye başladı.

5
Lejant Alanı / Mirabella Yamashita - Lejant
« : 21 Ekim, 2021 09:16:55 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bir başka gün, bir başka sakarlıktı biraz önce yaşananlar Mirabella Yamashita için. Nasıl olduğunu bilmediği, daha doğrusu hatırlamadığı bir şekilde, beyninin arkasında hissettiği amansız bir acıyla gözlerini açmıştı. Gördüğü ilk şey ahşap, yüksel bir tavan olmuştu ancak ne yazık ki şu anda bildiğinden emin olduğu tek şey de buydu.

 "Ochitsuke,”diye telkinde bulundu kendine. Sırt üstü yattığı yerden kalkmaya hiç yeltenmeden yavaş yavaş çalıştırmaya çalıştı beyinini. “Cadı, Mirabella Yamashita. Yaş? Kaç yaşındayım ben şimdi?” gözlerini birkaç kez kırpıştırdı hangi ayda olduklarını anımsamak adına. Sonra çıplak kollarını ısıtan hatta terleten güneş ışığına ilişti gözü. “Tabii, Ağustos 1865’yiz. 4 Nisan 1828’de doğduğuma göre..."

Duraksadı bir anlığına. Beyninin çalışma hızı konuşma hızına yetişecek kadar kendine gelemişti henüz. ‘Hafızamı mı kaybettim acaba? Sahi nasıl oldu da burada, yerde buldum kendimi ben?’ Art ardına gelen soruları bir anda acı hissettiği bölgeye saplanan şiddetli bir ağrıyla bıçak gibi kesildi.

“Aceleye gerek yok,sırayla gidelim bakalım,” diye mırıldandı kendi kendine adeta acısını yatıştırmak istercesine. “Japonya’da doğdum, annem ve babam hala oradalar.” Fark etmeden sarf ettiği sözlerin doğru olduğunu fark edince minik bir takdirle başını sallamaya çalıştı ancak zemin çok sert olduğu için pek de mümkün olmadı. “Ailem hiç istememesine rağmen Japonya’yı terk ettim. Ah, çok kavga etmiştik bunun için hatırlıyorum. Niye terk ettim ki? Haaa, tılsımda ustalaşmak, bir çok şey öğrenmek uğrunaydı.” Bu sefer de, sanki hakkında konuştuğu kendi değilmiş gibi, bu kararlılığı takdir etmek için başını sallamak istedi ancak konumunda değişen hiçbir şey olmadığı için yine işe yaramadı. "Uzak geçmişi hatırlamak yerine yerde uzandığımı aklımda tutmaktan başlasam daha iyi olur sanırım,” dedi kendine, biraz bıkkın bir tonla. “Dünyayı dolaştım, çeşitli ülkelere gittim. Tam dünyayı da dolaşmadım gerçi, bazı bölgelerde yerel halk çok katı ve yabaniydi.”

‘Bazı bölgelerdeki’ o halkları hatırlamasıyla bir ürperti çöktü genç kadına ağustosta olmalarına rağmen. Ağustosta olmaları sayesinde çabucak uzaklaşan bir ürpertiydi bu. “En rahat şekilde hareket edebileceğimi düşündüğüm ama bundan da ziyade ‘Cemiyet’ konusunda benim için en elverişli yer olduğuna inandığım İngiltere’ye geldim. Bir konuda haklıydım: Cemiyetimden faydalanmak adına en uygun yerdi burası ancak rahat hareket etmek konusunda en iyilerinden denemezdi bu ülke.” Kaşları çatık bir halde onayladı kendini mırıl mırıl bunları söyledikten sonra. Bu sefer, başını sallama konusunda başarılı olmuştu sonunda çünkü bir yandan mırıldanırken bir yandan da toplanıp yerde oturmaya başlamıştı kadın. Bu toplumu, garip sihir bakanlarını, okul müdürlerini düşününce ciddileşmişti ancak yüzü. Kendini takdir etmesi gerektiğini fark etmemişti bile.

Okul! Bir ışık daha açıldı zihninde ansızın. “Tılsım profesörüyüm ben Hogwarts’ta 3 yıldır,” diye neşeyle konuşurken aydınlandı tüm suratı. 3 iyi bir rakamdı, 3'te keramet vardı. 4 ise hiç sevilmezdi, Bella bu tarz şeylere inanan bir cadı hiç olmamıştı ancak yine de bu yıl geçenkilerden fazla sorun çıkmamasını dilemekten de geri kalmadı.

Bir yandan giymiş olduğu Japonişi cüppeyi düzeltirken öte yandan da 17 yıllık araştırmalarının, seyahatlerinin sonucu olan, ya da sonucunun bir kısmı, odasına göz gezdirdi. Çeşit çeşit yaratık, parşömenler, ne idiği belirsiz bir takım eşyalar, her çeşit sandıkla çevreli çok geniş bir çalışma odasıydı burası. Hogwarts’daki odasına götürdükleri pek de bir şey eksiltmemiş gibi duruyordu odadan. Ya da evinin hemen hemen her odasına dağılmış olan tüm bu kalabalık.

Kafasının arkasını kaşıdı biraz sıkıntıyla dağınıklığı görünce. “Eh, görünüşe göre kendim hakkında bilmem gereken, nasıl ve nereye kafamı çarptığım hariç, temel şeyleri biliyorum. Gerisi de yavaş yavaş gelecektir. Asıl bu odanın hali ne böyle şu anda buna kafayı taksam daha iyi olur,” diye söylene söylene ilerledi yakınındaki masanın üzerine. Gözü gazetedeki bir başlığa takıldı. "Dorcas Wellbeloved ha! Sanki bunu da bir yerlerden hatırlayacak gibiyim ama...”



İşbu metin lejant amacı güden rp görevi görmektedir. Bilgilendirme amaçlı cümleler bu renkle işaretlenmiş olup tüm metni okumak istemeyenler için yeterli bilgi niteliğindedir. Geri kalan tüm bilgiler Mirabella'nın da dediği gibi yavaş yavaş gelecektir.

6
Yetişkin Karakter Başvuruları / Mirabella Yamashita
« : 13 Ekim, 2021 21:46:58 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Karakterin Adı ve Soyadı: Mirabella Yamashita

Karakterin Yaşı: 37

Karakterin Temel Kişilik Özellikleri: Çoğu zaman mantık çerçevesinde hareket ettiğini düşünse de sonrasında kendisinin de fark ettiği üzere duygusal bir yapısı vardır. Bu duygusal yapı ona kafasına koyduğu şeyi gerçekleştirme ve sonuna kadar gidebilmesi açısından çoğu zaman yardımcı olmuştur. Genel olarak keskin gözleriyle ve çoğunluğun fark edemediği ayrıntıları fark etmesiyle övünse de dalgınlığının yarattığı kaza ve sakarlıklara kurban gittiği zamanlar da oldukça boldur. Tılsımlar ve sihirli yaratıklar uzmanlık alanı olabilir ancak iksirler ve bitkiler de bir o kadar büyük bir başarısızlığıdır cadının.

Karakterin Kısaca Geçmişi: Mahoutokoro mezunu, dünyayı görmeye ve kendini geliştirmeye hevesli genç bir cadı olarak Japonya'dan ayrılmış amacına da adım adım günbegün ulaşmıştır. Çeşit çeşit ülke gezmiş, farklı topluluklara girip çıkmış, başından da çeşitli olaylar geçmiş biri olarak kendini en son Britanya büyücü toplumda bulmuştur. Hogwarts Cadılık ve Büyücülük okulunda tılsım profesörü olarak geçirdiği yıllar kadından bir şey götürmemiş aksine çok şey katmıştır.

İstediğiniz Meslek: Tılsım Profesörü

Karakterinizin (varsa) Mensubu Olduğu Hizip: Attar Hür Kahinler Cemiyeti

Büyü Yatkınlıkları
Biçim Değiştirme Gücü: 9
Lanet Gücü: 10
Tılsım Gücü: 20
İksir Gücü: 2

Örnek RP: [spoiler]Karşısında heyecanla şakıyan miniği yüzünde kocaman bir gülümsemeyle dinledi cadı. Dürüst olması gerekirse, böylesi içten ve heyecan dolu bir tepkiyi hiç mi hiç beklemiyordu. Daha çok çocuğun, gözlerinin merak ve beklentiyle parıldayacağını ve heyecanlı sesini kontrol altında tutmaya çalışarak tane tane sorularını yönelteceğini düşünmüştü. Bu hali ise, cadının yaptığı tercihten dolayı daha da mutlu olmasını sağladı. Miniğin içten bir heyecanla verdiği tepkiler, onun da bu konuda ne kadar istekli olduğunu anlamasına yetmişti bile. Yaşına rağmen bu kadar tutkuyla bu alana ilgi duyması, bir anne misali göğsünü kabartmıştı genç cadının.

Andre'nin sözünü kesmek gibi bir girişimde hiç bulunmadı. Şu anki hali o kadar... Çocuksuydu ki, bu samimiyeti biraz daha izlemek istedi biraz da bencilce bir istekle.

Konuşma hızı nedeniyle nefes alma ihtiyacı duyan çocuk, sorduğu birkaç soruya ufak bir ara verdi. Ancak bu ara, heyecanına da biraz es verdirtmişti anlaşılan. Gözlerindeki meraka karışmış ürkek bakışlarını kendisine yöneltip sorduğu soruyu duyunca, gülümsemesi daha da büyüdü kadının, gözlerine kadar ulaşıp iyice kısılmasına neden oldu. "Bu kulüp için en az benim kadar heyecanlı birisini gördüğüm için asla kızmam André, lütfen kendini bu konuda dizginlemek gibi bir çaba içerisine girme."

Kafasını sözlerini pekiştirmek için hafifçe eğdi çocuğa doğru, tembih edercesine. Sonra da kaldığı yerden konuşmasına devam etti. "Ve evet, yeni tılsımlar öğrenip bu tılsımlarla alakalı deneyler yapacağız."

Gözlerini yukarı kaldırıp düşüyormuş gibi yaptı birkaç saniye. "Eveet, ikinci söylediğin de tamı tamına doğru. Sana çalışmalarınla alakalı fayda sağlayacağı için ama aynı zamanda da kulüp için istemiştim." 

Elini kulağının arkasına götürüp saçlarını karıştırdı ardından. Bu sırada da kafasında birkaç hesaplama yapıyor gibi gözlerini kısıp dudaklarını hareket ettiriyordu. Kafasını bir sağa bir sola sallayarak konuşmaya devam etti. "Kulüp için sanırım bir hafta içerisinde bir duyuru yaparım. Açılış vaktine ise henüz karar vermedim. Ve elbette toplantılarımız, etkinliklerimiz ve kim bilir bazı ufak tefek 'icraatlerimiz' olur." Muzip bir gülümseme yerleştirdi dudaklarına, çocukta yarattığı heyecanın hiç farkında değişmişçesine çayını yudumladı rahat rahat.

Biraz önce konuştukları konuların çocuğun istemsizce üzülmesine neden olduğunu fark etmiş, bundan dolayı da ani bir konu değişikliği yapmaya karar vermişti. Görünüşe göre iyi de olmuştu. Çocuksu bir saflıkla genç kadının dertlerine yardımcı olmak isteyen çocuk elbette bilemezdi nasıl bir konuya parmak bastığını. Andre'nin bu konuyla üzülmesini de istemezdi kadın zaten. Kendisi bile şu anda üzüntü yerine hırsla dolmuşken hele de bu konu hakkında. Öğrencisinin içten niyetini görmek yetmişti Bella'ya zaten. Hiç gerek yoktu bu hassas kalbi daha da yormaya o yüzden.

"Bu arada Harris, wagashi'yi iyi ki yanlış telaffuz etmişsin bak. İkizin olduğunu ve 'yanlışlıkla' başka okula gönderileceğini öğrenemezdim yoksa. Açıkcası dil konusundaki bu ufak 'başarısızlık' görüyorsun ki hem yollarımızın kesişmesini hem de ikizin olduğunu öğrenmemi sağladı. O yüzden bence başarısızlıklarının sana kazandırdıklarına da odaklanmalısın." Elinde tuttuğu çay fincanını dikkatle bıraktıktan sonra gözlerinde içten bir bakışla sözlerine devam etti. "Hem hatırlatmak isterim ki seni bugün bu odaya getiren şey de bir 'başarısızlıktı'. Belki de zaman zaman hepimizin bazı talihsizlikler yaşaması gerekiyor."[/spoiler]

Sayfa: [1]