17 Nisan, 2026 08:54:56 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Luna White

Sayfa: 1 2 [3]
31
Yetişkin Postası / Luna White/ Baykuşhane
« : 16 Ağustos, 2022 04:02:55 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Luna White'ın posta kutusudur.

Luna White
Gizem Araştırma Uzmanı

32
Godric's Hollow / Ynt: Lanetli Mağara
« : 16 Ağustos, 2022 00:04:59 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Kapıyı açıp bir şekilde içeri girmeyi başarmışlardı. Karşılarındaki manzara onları şaşırtmış ancak şok etmemişti. Gizem Araştırma Uzmanları olarak böyle manzaralara aşinaydılar. Yine de bu tehlikede olmadıkları anlamına gelmiyordu. Hızlı hareket etmeleri gerekiyor ve ne şanstı ki yaralı da olsa hızlı düşünüp tepki vermek onların işiydi. Luna, Max’e bir bakış attı. Partneri de onu anlamıştı. Ortalığı yakacaklardı, vakti gelmiş de geçiyordu.

Ay saçlı büyücü asasını kaldırdı. Her zaman söylerken içini hoş eden büyüyü yaptı.

“Protego Diabolica!”

İki cesur ancak akılsız büyücü olarak tek bildikleri, onları kurtaracak tek yol buydu. Burada ne olduğunu tam anlamıyla çözememek pahasına tüm düşmanlarını yok edeceklerdi. Bu yüzden korkuluyorlardı, bu yüzden hayattaydılar. Kıl payına kurtuldukları onlarca maceranın sonunda Luna bir karar verdi. Şifacılara daha fazla gitmemek adına buradan çıktıklarında yanında tonla iksir getirecekti. Böyle bir durumda bile aklındaki tek şey buydu.

Yetenek 1d10 : 5, total 5
Destek 1d10 : 2, total 2
Talih 1d10 : 9, total 9


33
Godric's Hollow / Ynt: Lanetli Mağara
« : 15 Ağustos, 2022 02:54:57 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Genç büyücüler yorgunluktan ölüyorlardı. Max iyileşmemişti, Luna da hem dikkatli olup hem de partnerini korumaktan bitkin düşmüştü. İkisi de son demlerinde olmasına karşın tüm saldırılarından sağ çıkmayı başarmışlardı. Ancak bu yetmezmiş gibi şeytan kapanına yakalanmışlardı. Şeytan kapanından çıkmak sorun değildi, sorun şeytan kapanı onları bıraktığında düşecekleri yerdi. Bu yüzden biraz olsun mücadele edip zaman kazandılar. Böylesi bir durumda bile akıllarının aynı çalışıyor olması en büyük şanslarıydı.
“Luna, ne yapmalıyız?”
Luna hafifçe gülümsedi, ardından sakinleşip şeytan kapanının gevşemesini sağladı. Şeytan kapanı onu bırakınca Mobilicorpus büyüsünü yaptı.
“Ne mi yapacağız? Bu lanetli mağaranın tüm sırlarını keşfedip evimize döneceğiz elbette.”
Luna’nın kendine güvenen sesi yaralı Max’i kendine getirmişti. Aşağıdan ona bakan dostuna hafifçe gülümsedi. Ne olursa olsun Luna onu koruyacaktı, tıpkı onun Luna’yı koruyacağı gibi.
 Ay saçlı büyücüyü taklit ederek sağlam bir yere inmeyi başardı. Artık tehlike geçmişti, neredeyse. Genç büyücü düşünmeden edemiyordu, eğer burada tek başlarına olsalardı kurtulma şansları olur muydu? Bunları düşünmek zaten muhallebi kıvamındaki aklına iyi gelmiyordu. Dizlerinin üstüne çöküp biraz nefeslendi. Luna da ona bakıp biraz yalnız kalması için uzaklaştı.
 Uzaklaşınca bir kapı gördü. Yine de dostunu arkada bırakmamak için yaklaşmadan uzaktan inceledi. Üzerinde bir şey var gibi duruyordu. Daha yakınına gitmeliydi. Max’e baktı, durumu içler acısıydı. Durumu biraz olsun düzeltebilecek bir şey düşünüyordu ancak aklı sanki durmuştu. Yanlarında asaları dışında hiçbir şey yoktu. Çünkü bugüne dek başka hiçbir şeye ihtiyaçları olmamıştı. Şimdi de bunun bedelini ödemek mecburiyetindeydiler. Şikayet etmenin faydası yoktu, yola devam etmelilerdi.
“Max, iyi gözükmüyorsun.”
“Sağ ol Luna. Hiç farkında değildim.” diye homurdandı Max.
“İleride bir kapı var. Oradan çıkabiliriz belki. Ama bunun için önce biraz yürümemiz gerek. Hareket edebilecek durumda mısın?”
Max yerden destek aldı. Biraz sarsılarak da olsa iki ayağı üzerinde doğrulmayı başardı.
“Birkaç zehir bizi durduracak olsaydı Gizem Dairesi’ne girmezdik.”
“Haklısın.”
Yüzündeki endişeli ifadeye rağmen gülümsemeyi başardı Luna. Max’in yakınındaydı ancak ona dokunmuyordu. Ne kadar gururlu olduğunu biliyordu. Devrilecek olsa yakalardı ama onun dışında tek başınaydı.
Kapıya ulaşmaları normalden uzun sürse de varmayı başardılar. Kapının üzerindeki sembolü net bir şekilde gören Luna incelemeye koyuldu. Luna kapıdaki sembole dikkatini vermişken Max kapıyı ittirmeye çalıştı. Luna, partnerinin aklından şüphe eder gibi baktı.
“Sence bir mağarada neden bir kapı olur? Hele ki böyle bir mağarada! İyi durumda olmadığını biliyorum ama biraz aklını kullan.”
Max söylense de karşı çıkmadı. Bacağını ne olduysa onu ciddi anlamda etkiliyor olmalıydı. Buradan bir önce çıkmaları gerekiyordu ancak görevlerini tamamlamadan dönmeyi kendilerine yediremiyorlardı. O yüzden de aralarında sessiz bir anlaşma yaptılar. Bu kapıyı açacak ve bu lanetli mağaranın gizemini çözeceklerdi. Ne de olsa işleri buydu.
Luna yakından inceleyince ayın olduğu kısmın kırık olduğunu keşfetti. Büyücünün saçlarıyla özdeşleştirilen ayın kırık olması sanki onun için hazırlanmıştı. Bunu düşününce hafifçe gülümsedi, Max de bunu fark etmiş olmalıydı ki kırık parçaya yöneldi. Yerinden çıkarttı. Ardından Max çok düşünmeden Aberto büyüsünü yaptı. Bir değişiklik olup olmadığını öğrenmek için nefeslerini tuttular.
Yetenek 1d10 : 3, total 3
Destek 1d10 : 2, total 2
Talih 1d10 : 6, total 6


34
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Satın Alım Talepleri
« : 11 Ağustos, 2022 23:35:52 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Luna için cadi görüşü yeteneğini istiyorum. Kaç gp olduğunu hatırlamıyorum. Teşekkürler :)

35
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Satın Alım Talepleri
« : 04 Ağustos, 2022 19:50:35 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Kıdemli Gizem Araştırma Uzmanı unvanını rica ediyorum :) (7 GP)

36
Ollivander'ın Asa Dükkanı / Asa Alışverişi
« : 04 Ağustos, 2022 19:41:58 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Sonunda beklenen mektup ulaşmış, hazırlıklara başlanmıştı. Luna, sevgili ailesiyle birlikte alınması gerekenleri almak için Diagon Yolu'na gitmişlerdi.

Diagon Yolu her zamankinden daha kalabalık ve cıvıl cıvıldı. Küçük Luna annesinin elini tutmuş yolda yürürken geleceğini görür gibi oldu. Elinde asasıyla ona karşı gelenleri deviren, büyücülerin rahat bir yaşam sürmesi için bakanlığın en önemlilerinden biri olmuş, akıllı ve tehlikeli bir cadı. Kulağa ne kadar da güzel geliyordu!

" Luna!"

Ağabeyi ona seslendiğinde hayallerinden çıkıp ona baktı. Eliyle asa dükkanını gösteriyordu. Kaderinin belirleneceği yer burasıydı. Bir asanın onu seçmesi gerekiyordu. Havalı bir asa olmasına lüzum yoktu, yalnızca ona gücünü bahşetmedi kafiydi. Gerginlikten ellerinin terlediğini fark eden annesi kızının başını okşadı.

" Endişelenme ,tatlı kızım, gerekirse tüm dünyayı gezeceğiz sana bir asa bulmak için. O yüzden gerilme ve sana sesleneni bulmaya çalış."

" Tamam, anne, deneyeceğim."

Babası kızının omzuna güç verircesine dokundu. Gülümsedi.

“ Biz yanındayız Luna.”

Normalde olsa bu kadar korkutucu bir olay olmayan asa alma, Luna’nın büyük halasının başına gelen hazin olayla birlikte ehemmiyet kazanmıştı. Ailesinin asasını kullanmaya karar vermiş, yıllarca büyük bir sorun yaşamamıştı. Ancak bir gün, her şey kötüye gitmeye başlamıştı. Üzücü anıları tekrar hatırlatmanın bir manası yoksa da asa en kritik anda ters tepmiş. Büyük halası ağır yaralamıştı. Her ne kadar şifacılar onu kurtarmışsa da bunun yarattığı travmayı hiçbir zaman aşamamış büyük halası. O günden sonra bir muggle gibi yaşamaya başlamış, ailesiyle tüm iletişimini koparıp kendine bir hayaat kurmuştu. Luna onun durumunda olmayı hiç istemiyordu.

Derin bir nefes alıp dükkandan içeri girdi. Sayısız asanın ortasında Luna’dan bile kısa, orta yaşlarda bir adam vardı. Gelen müşterilerine sevecen bir biçimde gülümsedi.

“ Hoş geldiniz, hoş geldiniz!” diyerek aileyi selamladı.

Ardından bakışlarını ay gibi parlak genç kızın yüzüne çevirdi. Sonrasında arkaya gitti. Arkadan bir şeylerin yere düşme sesleri geliyor. Adamın söylenmelerini de duymak mümkündü. Luna gergin bir şekilde ağabeyine baktı, o da ona karşılık gülümsedi. Küçük kardeşi ise etrafı aç gözlerle izliyordu. Kendisi de ağabeyi için ilk kez geldiklerinde böyleydi. Gerginliği biraz olmuş hafiflemişti.


Çok geçmeden adam elinde iki kutuyla geri döndü. Üstü başı toz olmuş adam, kutuları önündeki kağıtlarla kaplı masaya koydu. Masadan kalkan toz Luna’yı ve küçük kardeşini öksürttü. Ardından adam iki kutuyu da açıp küçük kızı öne çağırdı. Küçük kız hayretle adama baktı.

“ Benim için olduğunu nereden bildiniz?”

Küçük kız masum ifadesi ailesini güldürmüştü. Adamın da durumu farklı değildi.

“ Eğer bilmeseydim bu dükkanı işletemezdim küçük kız.” dedi tatlı bir şekilde gülümseyerek.

Luna bu cevaptan tatmin olmasa da başını aşağı yukarı sallayıp anlamış numarası yaptı. Ardından adamın kapağı açtığı kutulara baktı. İki farklı ağaçtan yapılmış, benzer boyutlarda, biri daha açık diğeri daha koyu iki asa oldukça şık gözüküyordu. Annesininki kadar kaba, ağabeyininki kadar ince, babasının kadar sade değildi aksine tam onun zevkine göreydi. Şık, kibar ve süslüydü. Dükkan sahibinin teşvikiyle asalardan koyu olanını eline aldı. Bir büyüyü tekrarladı.

Nefes kesici bir olaya neden olunca kalbi yerinden çıkacak kadar hızlı atmaya başladı. Etrafında tozlar uçuşmuş, asayla arasındaki bağı hissetmişti. İlk seferinde bulmuştu. İlk seferinde! Bu da onun geleceğinin ne kadar parlak olduğunu gösterir nitelikteydi. En azından o böyle düşünmüştü.

37
Godric's Hollow / Ynt: Lanetli Mağara
« : 03 Ağustos, 2022 12:01:34 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Tam içeri girmeden önce Luna durdu. Aniden durunca arkasındaki Max ona çarptı.

“Ne oluyor Luna?” diye sordu burnunu tutarken.

Luna bir süre içeriyi dinledi, ardından en yakın arkadaşına döndü. Buradan olabildiğince çabuk çıkmak ve rapor vermeleri gerekiyordu. Elbette hayatta kalmak istiyorlarsa. Bunun için de pek sık yapmadıkları bir şey yapmaları gerekiyordu. Plan yapmak. Buranın diğer yerlerden farklı olduğunu fark etmek için dahi olmaya lüzum yoktu. Onlar gibi tecrübeli büyücüler bile ölümden kurtulamayacak tehlikeli olaylara karıştıklarına göre akıllarını kullanmadan buradan çıkmaları mümkün değildi. Luna asasını kaldırıp önce kendisine ardından Max’e Aercalidum büyüsünü yaptı.

“Bu neydi şimdi?”

“Buradan sapasağlam çıksak bile üşütmek istemiyorum.”

Max kahkaha attı, sesi mağaranın derinliklerinde yankılandı.

“Sen ne zaman beri hasta oluyorsun?” diye sordu kahkahasının arasında.

Luna ona cevap vermeden ucu bucağı görünmeyen girişe baktı. Burada onun içini ürperten bir şeyler vardı. Hiçbir zaman görevleri sakin geçmezdi, ne de onun görevi gizemleri açığa çıkartmaktı ve gizemlerin en korkutucu yanı neyin seni karşılayacağını bilmemekti. Gizem dairesi bu denli heyecanlı kılan buydu. Bir avuç büyücünün buraya başvurmasının nedeni de buydu. Muggleların deyişiyle dedektif gibilerdi. En azından Max ve Luna öyleydi. Ancak şu anda belki de ilk kez bir gizeme direkt olarak girmekten çekiniyordu. Eğer geçip gitmek gibi bir seçeneği olsaydı gider miydi? Bunu düşünmekten kendini alamıyordu.

Max de Luna’da bir değişiklik olduğunu fark etmişti. Evet, mağara soğuk ve garip bir his veriyordu ama onları durduracak kadar değildi. Neden Luna’nın bu kadar tereddüt ettiğini bilmiyordu. Bilse de elinden bir şey geleceğini sanmıyordu gerçi.

“Luna!”

Gümüş saçlı büyücü kendisine seslenildiğini duyunca düşüncelerinden sıyrılıp seslenene baktı.

“Neler oluyor? Böylesine dalgın olmak senlik değil. Korkuyor musun yoksa?”

Yarı şakacı söylediği sözle Luna kendine geldi. O Luna White’dı. Ailesinin en kıymetli hazinesi, Gizem dairesinin en genç ve yetenekli büyücülerinden biriydi. Ne sorunla karşılaşırsa karşılaşsın halledebilirdi. Halletmeliydi.

“Sadece bu ölüm yuvasından nasıl çıkacağımızı düşünüyordum. Böyle bir şeyden korkacak değilim.”

Eski kendine güvenli konuşması geri gelmişti. Max memnun bir şekilde gülümsedi. Tanıdığı Luna, en yakın dostu buydu işte. Kendine güvenli, pervasız fakat zeki.

“Neymiş bu dahiyane çözümün peki?”

“Pek sevmeyeceksin, baştan söyleyeyim.”

Max onu sorarcasına baktı.

“Dikkatli olmalıyız.”

Max’in yüzünde silik bir gülümseme oluştu. Gerçekten plan kuracaklardı demek ki. Eğlenceyi biraz kaçırsa da eğer Luna’nın içi bu şekilde rahat edecekse ona ayak uydurmaya razıydı.
“Nasıl isterseniz, leydim.” dedi şakacı bir şekilde.

Beklediği cevabı alınca tebessüm edip önüne döndü. Ne yapacaklarını anlatmaya başladı.

“Max sen bana ışık tutacaksın. Yanımda ayrılma ve benim basmadığım hiçbir yere basma. Ben önden gideceğim.”

“Ben çocuk değilim Luna.” diye söylendi.

Söylenmesine karşı Lumos Maxima diyerek etrafı aydınlattı.  Ardında önde Luna, arkada Max yürümeye başladı. Daha bir adım atmışlardı ki Luna durdu. Max neden durduğunu merak ederken duvarlara çarptı gözü. Fosiller, iskelet kalıntıları görünce nedenini anladı. Bunların büyücülere ait olup olmadığını merak ediyor olmalıydı. Ne de olsa Luna mugglelara karşı ne kadar umursamazsa büyücülere karşı o kadar sevgi doluydu. Gerçi onun sevgisi de Luna’nın özelleştiği gibi lanetten ibaretti.

“Protego!” diyerek hem kendini hem de Max’i korumaya alıp yürümeye devam etti.

“Bunu kim yapmışsa bedelini ödeteceğim.” diye sessizce yemin etti Luna.

Bu sözleri duyan Max’in tüyleri diken diken oldu. Luna’nın sesi hiç olmadığı kadar nefret ve öfke doluydu. Kısık sesi ölümün fısıltısını andırıyordu. Usta büyücülerin bile bu genç büyücüyü karşına almamak için her dediğine kibar bir şekilde neden yaklaştığını anlamıştı. Ayın yansıması gibi parlak ve göz alıcı olmasının yanında karanlık bir yanı da vardı. Bunu yıllar içinde pek çok kez görmüş olsa da yine de tüylerinin diken diken olmasına mani olamıyordu. Luna’yı öfkelendirmemesi gerektiğini aklının bir kenarına not etmişti.

Luna, her adımına dikkat ediyordu. Zaten zehrin tamamı yok edilmediği için yavaş yürüdüğü için pek güç değildi bunu yapmak. İskeletleri takip ederek büyücülere ulaşabileceğini düşünüyordu. Bakışları yolun tamamında geziyor, en ufak bir hata yapmamak için hayatında hiç olmadığı kadar temkinli davranıyordu.

“Çıkışı görebiliyor musun?”

Arkada kaldığı için yalnızca Luna’ya güvenmek zorunda kalan Max’ın sesi yorgun çıkıyordu. Luna, Max’in bu kadar çabuk yorulacağına ihtimal vermiyordu. Birlikte pek çok yolculuğa çıkmışlar, kilometrelerce yürümüşlerdi ancak bir kez olsun yorulduğunu görmemişti. Bir şey yanlış olmalıydı. Durup arkasına döndüğünde bir an ışık gözünü aldı. Max asasını biraz aşağı indirdi. Luna dostunun yüzünü görünce bir şeyin ters olduğunu kolayca anladı. Yüzü bembeyaz kesilmişti.

“Max, ne oluyor?”

“Bugünün popüler sorusu bu herhalde.” diye alay etse de iyi durumda olmadığı aşikardı.

Koluna girip yürümesine yardımcı olmak istese de yol bunun için çok dardı. Luna, Max’i iyice inceledi. Bacaklarında bir sorun olduğunu düşününce eğildi. Max ona bir şeyin olmadığını söyleyip durdurmaya çalışsa da bunu başarabilecek kadar gücü yoktu. Luna partnerinin bacağını açtı. Şişmiş, yer yer kızarmış olduğunu görünce aklına gelen tek şeyi yaptı. Ne de olsa şifacı değildi, teşhis koyamazdı ancak onu biraz olsun iyileştirebilirdi. En azından öyle umuyordu. Asasını bacağını doğrulttuğunda bile Max onu durdurmaya çalışıyordu.

“Kıpırdanmayı kes yoksa başımıza bir şey gelecek. Sen bana yardım ettin, bırak da ben de sana edeyim.”

Bunu duyunca genç büyücü kıpırdanmayı kesip kendisini Luna’nın eline bıraktı. Ne yapacağını bilmek güç değildi, artık yapmaktan bıktıkları büyüyü yapacaktı.

“Vulnera Sanentur!” dedi.
This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d10 : 2, total 2
Destek 1d10 : 10, total 10
Talih 1d10 : 1, total 1

38
Godric's Hollow / Ynt: Lanetli Mağara
« : 28 Temmuz, 2022 04:41:28 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
“Pierdolić!” diye bir küfür savurdu kendi dilinde.

Büyüsünden kaçınmayı başaran bir yılanın dişleri bacağına geçirdiği yetmezmiş gibi bataklığı andıran bir yere düşmüşlerdi. Luna da Max da aşağıda hiçbir şey olmayacağını düşünmüştü ancak fena halde yanılmışlardı. Ama yine de telaş yapacak vakitleri yoktu. Hareketsiz bir şekilde durmaya çalışırken akılları ışık hızında çalışıp bir çözüm bulmaya çalışıyordu.

O sırada Luna’nın aklı bulanmaya başlamıştı. Max onun yüzünü gördüğünde bir şeylerin ters gittiğini anlamıştı. Luna terlemeye başlamış, nefesi düzensizleşmişti; yüzünün rengi gittikçe soluyor, bakışlarından başının döndüğünü anlamak güç değildi. Max endişeyle sordu.

“Ne oldu Luna?”

Luna öfkeyle iç çekti.

“Yılan…” diyebildi yalnızca.

Ardından Max, Lumos Maxima büyüsünü yapıp ortamı aydınlattı. Işık ikisinin de gözünü almış olsa da kısa sürede alıştılar. Yakınlarda bir kara parçası olduğunu gördüler. Aradan birkaç saniye geçmiş geçmemişti ki Luna asasını yukarı doğrultup bağırdı.


“Ascendio!”

Luna yükseldi, yönünü seçemeden kendisini kara parçasına attı. Büyük ihtimalle bileğini incitmişti ancak dişini sıkmak dışında bir şey yapamıyordu. Şu an aklı büyü yapabilecek kadar sakin değildi. Aklına tek gelen şey buradan çıkıp gitmekti. Ardından bu mağarayı yeryüzünden silecekti.

Aklında planlar kurarken Max de onun yanına geldi. Diz çöküp bacağına bakmaya başladı. Yılan tam dişlerini sokamadan Luna onu atmış olmalıydı, bu yüzden derin bir iz yoktu ancak yılanın zehrinin hızla Luna’nın kanına karıştığı belliydi. Bunu görünce Max asasını ısırık izinin olduğu yere doğrultu.

“Vulnera Sanentur!” dedi.

Zehri tamamen temizlemese de buradan çıkana kadar idare edebileceğine inanıyordu. Ancak bu konuda pek bilgili sayılmazdı. Ne de onların uzmanlık alan gizemlerdi, şifacılıkla hiç ilgilenmemişlerdi. Şimdi ise bunun bedelini ödüyorlardı. Macera ve gizem peşinde koşarken yanlarına getirmeleri gereken malzemeleri ise hiçbir zaman akıllarına getirmiyorlardı. Bu yüzden de her görevde ölümün nefesini enselerinde hissediyorlardı. Onları hayatta tutansa bu pervasızlıklarıydı. Hiçbir zaman plan yapmayan ikili her türlü olaya, felakete ışık hızında uyum sağlıyorlardı. Gizem dairesinde, hatta bakanlığın genelinde onlardan yaşça büyük diğer büyücülerin üstünde bir performans sergilemelerinin sebebi de buydu. Tabii bu da pek çok kez şifacıları ziyaret etmelerine neden oluyordu. Buradan çıktıklarında, eğer çıkabilirlerse, yine kendilerini ailelerinden çok gördükleri şifacının yanında bulacaklardı.

Luna sırtını zemine yaslayıp nefesini toparlamaya çalıştı. Rengi yavaş yavaş kendine geliyor, bacağındaki keskin ağrı dinmeye başlıyordu. Hala yaşıyordu, en azından şimdilik.

“Yemin ederim, buradan bir çıkalım tüm yılanları öldüreceğim!” diye söylendi Luna.

“Size eşlik etmekten onur duyarım, leydim.” diye takıldı Max en yakın dostuna.

Luna hafifçe gülümsedi. Yaşıyordu. Her şeye rağmen ne kadar aptalca kararlar verse de hala hayattaydı. Belki buna sevinmek için henüz erkendi ama yaşadığı her saniye onun bir hediyeydi. Ne de olsa böyle bir maceranın sonucunda vefat etmiş onlarca büyücüden biri de olabilirdi. Ancak yaşıyordu.

“Yaşıyorum…” diye fısıldadı Luna.

“Evet, şans bizim yanımızda olmalı.”

Luna ellerinden destek alarak ve Max’in yardımıyla doğrulmayı başardı. Kıyafetleri sırıksıklam olmuş ve çamura bulanmıştı. Gümüşi saçı ise toza bulanmıştı, yine de Luna’nın bunu umursayacak vakti yoktu. Yere uzandığında elinden düşürdüğü asasını aldı. Bacağındaki iz gitmiş olsa da yine de asasını doğrulttu.

“Ferula!” dedi.

Bacağının etrafını saran bandajlar izlerken ikisi de sessizdi. Ardından Luna etrafına baktı. Yakınlarda iki tane yol ayrımı vardı. İkisi de birbirinin aynısı gibi gözüküyordu ancak farklı olsalardı bile ikilinin ne yapacağını belliydi. Her şeyi şanslarına ve kaderine bırakan ikili birbirine baktı.

“Şimdi ne yapıyoruz?”

“Eğer devam edebilecek durumdaysan-“

Luna onun sözünü kesti. Bilmiş bir gülümsemeyle konuştu.

“Devam edecek durumda olmasam ne olacak? Bizi biri kurtarabilir mi sanıyorsun? Böyle bir görevi yalnızca biz, iki aptal, balıklama atlarız.”

Max’in yüzü düşmüştü. Luna haklıydı, onları kimse kurtaramazdı. Dahası onlar kurtarılmaya ihtiyacı olan birileri değildi. Luna’nın yarası Max’i tahmin ettiğinden daha fazla endişelendirmiş olmalıydı. Başlarına ne gelirse gelsin yola devam etmek zorundaydılar.

“Hem böylesi bir eğlenceyi kaçırırsam Gizem Dairesi’nde çalışmamın ne anlamı var?”

Gülerek söyledikleri Max’in aklını başına getirmişti. Başını aşağı yukarı salladı, ardından Luna’nın elinden tutup kaldırdı. Cebinden altın para çıkartıp havaya fırlattı. Kurallar her zamanki gibiydi, ilk yol yazı, ikinci yol turaydı. Ve para yere düştüğünde kaderleri çizilmiş oldu.

“Tura, ha?”

“Evet, haydi gidelim.”
This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d10 : 7, total 7
Destek 1d10 : 8, total 8
Talih 1d10 : 5, total 5

39
Kurgu Kutusu / Lanetli Mağara
« : 25 Temmuz, 2022 20:30:34 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »

40
Godric's Hollow / Lanetli Mağara
« : 25 Temmuz, 2022 20:29:54 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Pek çok genç ve tecrübesiz büyücünün bir merakla girdiği ve asla çıkamadığı mağaraya girerken Luna su gibi durgundu. Aldıkları her kayıp haberiyle kalbi sızlasa da bunu durdurmanın tek yolu bu mağaradaki sorunun ne olduğunu bulmak ve çözmeye çalışmaktı. Belki de böylece gelecekteki kayıplar engellenebilir, hatta eğer şanslılarsa mağarada birçok büyücüye de rastlayabilirdi. İkinci senaryo Luna'nın ilerlemesine mani olan tüm endişeleri siliyordu. Eğer büyücüleri kurtarabilirse geri kalan her şey önemsizdi. Elbette bunun için canını feda edecek de değildi.

Yanında iş arkadaşı ve en yakın dostlarından biri olan Max vardı. Her zamanki gibi heyecanla kanının kaynadığını görmek mümkündü. Yüzündeki aptal sırıtış bile aralarında sorumluluk sahibi olanın Luna olduğunu kanıtlar nitelikteydi. Luna'nın ne kadar pervasız olduğu düşünülürse Twinkle'ın ikisi böylesine tehlikeli bir göreve göndererek neyi amaçladığını bilmek mümkün değildi. Belki de yaşlılık beynini etkilemeye başlamıştı. Kim bilir?

"Düşünsene, kim bilir kaç kişi bir merakla buraya girip hapsoldu? Nasıl acılar çektiler?"

Max'in sesi Luna'yı oldukça rahatsız ediyordu. Cırtlak sesindense heyecanı onu irite ediyordu. Büyük ihtimalle onlarca büyücüye mezar olmuş bir yerle ilgili bu denli neşeli konuşması onun karakteri hakkında çok şey gösteriyordu. Luna'nın da ondan kalır yanı yoktu, fakat en azından Luna bunu böylesine açık etmiyordu.

"Sözlerine dikkat et, Max. Aksi takdirde seni burada bırakırım ve neler yaşadıklarını görürsün."

Yarı şakacı söylemi Max'i güldürmüştü. Kahkahası mağaranın duvarlarından yansıdı. Luna ona onaylamaz bir bakış atsa da yolda yürümeye devam etti. Koca mağarada yalnızca Max'in kahkahası, ikilinin ayak sesleri ve mağaranın tavanından yere damlayan su damlalarının sesi vardı. Max epeyce güldükten sonra sonunda durulmayı başardı.

"Yapma, Luna, senin de benzer şeyler düşündüğümü biliyorum. Bizi kimse izlemiyor, neden rol yapıyorsun?"

Max'in sözlerinin haklılığı Luna'nın sinirine dokunsa da tebessüm etti. Onu bu kadar iyi tanıması ve benzer karakterlere sahip olmaları bakanlığa girdiği andan itibaren iyi anlaşacaklarını söylemişti ona. İkisi de gizemin peşinden gidiyor, ikisi de hiçbir durumda korkmadan yola durmadan devam edebiliyordu. Aralarındaki en büyük fark Luna'nın bu hafif sadist yanını Max'ten çok daha iyi saklaması denilebilirdi. Hatta Max'in hiç saklamaya çalışmaması demek daha doğru olurdu.

"Çünkü ben bu mağarada kaybolan genç bir büyücü olsam beni kurtarmaya gelen kişinin acımdan keyif almamasını isterdim. Kaç kez söylemeliyim Max? Senin aksine ben empati kurabiliyorum."

"Ah, tabii, tabii. Leydimiz diğerlerini pek bir umursarlar. Geçen seferki olayı unutmadın herhalde. Kim bilir kaç kişi ölmüştür o 'kazada'?"

Luna iç çekti. Nasıl oluyor da her seferinde böylesine alaycı konuşmayı başardı bu çocuk?

"Bana saldıran kişilere merhametli olmam gerektiğini bilmiyordum. Buna rağmen onları direkt olarak öldürmedim. Dediğin gibi kazaydı. Ayrıca onlar muggle. Ölüp ölmemelerini kimin umurunda?"

Max'in yüzünde bilmiş bir gülümseme peydah oldu. Luna gözlerini önüne çevirip yürümeye devam etti. Asasının ucundaki ışık yetersiz kalmaya başlayınca genç büyücülerin kaybolduğu yere geldiğini anladılar. Aralarındaki şakacı konuşma kesilince mağarada gözle görülür bir değişiklik oldu. Hava gittikçe soğumaya, yılan tıslamasına benzer bir sesin uğultusunu duyulmaya başladı.

"Dikkatli ol."

Luna'nın uyarısına karşılık Max başını salladı. Asasını çıkartıp savaşa gireceklermiş gibi bir poz takındı.

"Bir şey görüyor musun?"

Luna başını iki yana salladı. Ardından bir adım attı. Son anda Max onu tutmasaydı sonu gözükmeyen bir deliğe düşecekti.

"Bana dikkatli ol diyene bak." diye söylendi Max.

"Sence kayıp büyücüler aşağıda mıdır?"

Max ona deliymiş gibi baktı.

"Aşağı inmeyi düşünmüyorsun herhalde. "

Luna keyifle gülümsedi. Omzuna vurdu.

"Bu önerime balıklama atlarsın sanıyordum. Beklediğimden dikkatli çıktın."

"Ne de olsa Yüce Prensesimizin emriydi." dedi alayla.

Twinkle'ın neden onları gönderdiğini anlamaya başlıyordu. Durum ne kadar stresli olursa olsun, Max ve Luna şakalaşmayı asla kesmiyorlardı. Tabii bu dikkatsiz oldukları anlamına gelmiyordu. Gizem dairesinin en usta büyücüleri olarak namlarına göre yaşıyorlardı.

"Vipera Evanesca!"


Luna asasını Max'e yaklaşan yılana doğrultmuştu. Max bir an irkilse de gardını hızlıca aldı.

"Bunlar da ne böyle?"

Bir yığın yılan onlara doğru sürünüyordu. Amaçları ısırmak değil de onları deliğe düşürmek gibi gözüküyordu. Luna ve Max neşeyle gülümsedi.

"Aşağıya inmek zorundaymışız gibi gözüküyor."

"Beklediğimiz an geldi desene."

Luna, Max'ın kolundan tutup sırt üstü aşağıya atladı. Uzunca bir süre düştükten sonra yeri görür gibi hissetti. Müthiş bir refklesle aynı anda Mobilicorpus dediler.
Yetenek 1d10 : 10, total 10
Destek 1d10 : 4, total 4
Talih 1d10 : 3, total 3


42
İspanya / Şanslı Mary
« : 24 Temmuz, 2022 03:00:25 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Luna, İspanya limanına ulaştığında gördüğü manzara içler acısıydı. Devasa bir gemiye aceleyle götürülen insanları gören birinin kalbi parçalanırdı. Her birinin kıyafetleri paramparça olmuş; kimilerinin yüzlerinde, kollarında, bacaklarında morluklar vardı. Eğer Luna mugglelardan bu denli tiksinmeseydi hallerine acıyabilirdi. Ancak kalbinde herhangi bir sızı yoktu, bu "asil" görevi ise yalnızca küçük kardeşinin isteğini yerine getirmek için yapıyordu. Ne de olsa doğum günü çocuğu olarak en büyük hediyeyi ona sevgili ablası vermeliydi.

Muggleların tamamı gemiye bindirilince gemi işçileri sandıkları yerleştirmeye başladı. Bu Deargh Kilgore'nın hiçbir korkusu olmamalıydı gündüz gözüyle böyle bir işe kalkışmak için. Belki de şehrin valisi veya üst düzey yetkililerle işbirliği içindeydi. Luna bu düşüncelerini bir kenara koydu, ne de olsa köle ticareti asırlardır vardı, tek bir ticareti durdurmak hiçbir şeyi değiştirmeyecekti. Üstelik, muggle meselelerinden olabildiğince uzak durmalıydı. Cadı avcıları bu kadar tetikteyken onların dikkatini çekmenin lüzumu yoktu. Gemi hareket etmeden önce içeri girmeliydi. Sonuçta okyanusta özgürdü.

Ancak saçları ve yüzü bu kadar dikkat çekerken elini kolunu sallaya sallaya girmesi mümkün gözükmüyordu. O yüzden kapşonunu kafasına çekti. Çoğu işçi çoktan sandıkları yüklemeyi bitirmiş, güvertede gözükmüyorlardı. Etraftaki birkaç kişi de aralarında sohbet ediyordu. Güverteye yaklaştığı takdirde içeri rahatlıkla girebilirdi. Büyücü olduğunu o ana kadar saklaması kafi olacaktı, olmalıydı.

Hızlı adımlarla gemiye yaklaşırken kaçamak bir şekilde onu birinin fark edip etmediğini kontrol etti. Henüz kimse onu fark etmiş gözükmüyordu. Ağabeyinin onu diğerlerinden saklamak için aldığı kapşonlu pelerin şimdilik işe yarıyordu. Gemiye çıkmak üzereyken onun bilmediği ancak tanıdık gelen bir dilde konuşan onun boylarındaki bir adam onu durdurdu. Başta bağırıp çağırırken sonra Luna’nın yüzünü görünce bir an nefesi kesildi. Ardından yüzünde Luna’nın her zaman gördüğü pislik bir gülümseme belirdi. Aklındakileri bilmek için aynı dili konuşmaları gerekmiyordu. Muggle’ın bakışları yüzünden bedenine doğru kaymaya başlayınca Luna asasını çıkartmamak için kendiyle mücadele vermek zorunda kaldı.

“Seni öldüreceğim.”

Luna kendi dilinde konuştuğu için karşısındaki adam onun ne dediğini anlamasa da Luna’nın yaşlanmaya başlamış gözleri yardıma ihtiyacı olduğunu haykırıyordu. Böylesine güzel, peri gibi saf gözüken kadının yardımına herkes koşardı. Luna bunu ilk elden defalarca kez görmüştü. Adam bir an tereddüt etse de kaptanıyla görüşmek için yanından ayrıldı. Luna da bunu fırsat bilip çevik adımlarla, şapkasının yüzünü ve ay gibi beyaz saçlarını kapattığından emin olarak geminin alt kısmına, sintineye, doğru ilerledi. Tam alt kısma inecekti ki iki adam yolunu kesti. Luna’nın onlarla uğraşacak vakti yoktu, o yüzden asasını çıkarttı.

“Stupefy!”

İkisi de sallanmaya başladığında onları açtığı kapıdan aşağıya itti. Merdivenlerden yuvarlanan adamlar bayıldılar. Luna onlarla daha sonra ilgilenmeye karar verip içeri girip kapıyı kapattı. Her an birinin gelebileceğini düşündüğü için asasını tahta kapının kilidine doğrulttu.

“ColloPortus!”

Kapı kilitlendikten sonra elbisesinin bir ucunu tutup zarifçe aşağıya indi. Adamların üzerinden geçip kölelerin bulunduğu yere geldi. Kaçırılmış mugglelar Luna’yı görünce anında savunmaya geçtiler. Usta büyücü bunu umursamadan kaldıkları yeri inceledi. Böyle büyük bir gemide küçücük bir odaya sıkışmış insanların rezalet kokusu Luna’nın sinirine dokunuyordu. Şu görevi hızlıca bitirip evine dönmek, küçük kardeşine müjdeli haberi vermek istiyordu. Öncesinde iyice yıkanacaktı elbette.

Luna bir sandığın üzerine oturması gerektiğini düşündü. Ne de olsa gemi kalkana kadar büyük bir olay yaratmamalıydı. Şimdiden yeterince ilgi çekmişti zaten. Daha fazlası tehlikeliydi, üstelik kimseyi öldürmemesi gerektiği düşünülürse. Neden böyle aptalca bir söz vermişti ki?

Aralarında en temiz gözüken sandığına yöneldi. Elindeki mendili açıp sandığın üstüne yaydı. Ardından asasını çıkarttı.

“Pulvinario!”

Kaçırılmış insanların ağızları açık kalmış olsa da Luna tepkisiz kalmaya devam etti. Yumuşak sandığa oturup geminin kalkmasını beklemeye başladı. Muggleların ona nasıl baktığını görebiliyordu ama ilgiye alışkın büyücü onlara bir bakışı bile çok gördü. Gümüş rengi saçlarını kapşonundan çıkartıp koltuk rahatlığındaki sandıkta otururken bu durumu nasıl çözeceğini düşünmeye başladı.

Çok geçmeden geminin hareket etmeye başladığını hissetti. İki adam da hala baygındı ancak yakında uyanacakları da belliydi. Birisi kıpırdanmaya başlamıştı bile. Onların yanına gidip asasını önce kıpırdayana ardından diğerine yöneltti.

“Incarcerous!” dedi.

İki adam da sıkıca iplerle sarıldı. Arkadaki muggleların konuşmalarını duyabiliyordu. Ne dediklerini bilmese de tahmin etmesi güç değildi. Kimileri büyülenmiş, kimileri korkmuş, kimileriyse nefret doluydu.

Onları umursamadan kapıya yöneldi. Karadan olabildiğince uzaklaşmışlardı. Artık istediğini yapmakta özgürdü. Kapıyı büyüyle açıp dışarı çıktı. İçeride geçirdiği zamandaki mide bulandırıcı kokunun aksine dışarıda yosun ve tuz vardı. Havayı içine çekip güverteye doğru ilerledi.

Onu gören herkese Lacarnum Inflamari büyüsünü yapıyordu. Sonuçta onları öldürecek bir büyü olmadığı için içi rahattı. Ölmek istemiyorlarsa okyanusa atlamaları yeterliydi. Tabii atladıktan sonra ölmeyecekleri kesin değildi.

Luna büyücülerin bu kadar çok ortalıkta gezindiği bir dönemde gemide bir tane bile cadı avcısı olmamasına şaşırmış olsa da üzerinde çok da durmadı. Ne de olsa bu sayede işi oldukça kolaylaşmıştı. Gemideki herkesi bir şekilde okyanusa atınca aşağıya inmek için yöneldi. Ancak birkaç meraklı muggle çoktan kilitlemediği odadan çıkmıştı bile. Bakışlarından her şeyi gördüğünü anlamıştı Luna. Gerçi pek de umursamamıştı. İster cadı avcısı ister muggle, hepsiyle baş edebilecek kadar güçlü olduğuna inanıyor ve güçlü olduğunu biliyordu.

“Aranızda gemi nasıl kullanılır bilen var mı? Kaptan da gemisini terk etmek zorunda kaldı.”

Eğer yer yer yanan bir geminin güvertesinde, elinde asasıyla bu kadar güçlü durmasaydı dediği komik bile olabilirdi ancak onun dilini anlayanlar bile ona gülemiyordu.

“Ben biliyorum.”

Mugglelardan biri kırık lehçesiyle öne çıktı. Luna ona eliyle dümene geçmesini işaret etti. Genç kadın tereddüt içinde yürümeye başladı. Luna da yolculuk bitene kadar güvertede oturdu. Muggleların konuşmalarından Luna’nın kim olduğunu, amacının ne olduğunu tartıştıklarını fark etse hiçbir şey demedi Luna. Onları öldürmediğine şükretmeleri gereken yerde onu sorgulamalarını zaten oldukça sinir bozucuydu, eğer konuşmalarına dahil olursa sözünü bozmaktan daha kötü şeyler yapabilirdi.

Nispeten uzun bir yolculuktan sonra sonunda İspanya’nın başka bir kentine ulaşmayı başardılar. Luna kaçırılanların inmeden önce sıraya dizilmelerini istedi. Birkaçı bu durumdan memnun olmasa da karşı gelmeye cesaret edemiyordu. Luna hepsine tek tek aynı büyüyü yaptı.

“Fidelius!”

Ardından gemiden inmelerini sağladı. Limandaki yetkililer şaşkınlık içinde inanlara bakarken Luna’yı görünce ne diyeceklerini unuttular bir an. Genç kadınsa onlara bakmadan yanlarından geçip gitti. Adımları o kadar hızlıydı ki yetkililer onun gittiğini fark ettiğinde Luna çoktan şehre karışmıştı. Kaçırılan insanlara kadının kim olduğu sorulduğunda tek diyebildikleri şey onları kurtardığıydı. Böylece bu olay da dönemin gizemleri arasına girmiş oldu.







43
Diğer Dünya Ülkeleri / [Polonya] Mektup Geliyor
« : 23 Temmuz, 2022 01:07:48 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Küçük Luna her zamanki gibi sofraya en geç indiği için tüm ailenin bakışlarının üzerinde olduğunu görmüştü. Her zamanki şirin gülümsemesiyle merdivenlerden sekerek inerken ağabeyinin sesini duydu.

"Dikkat et, Luna! Düşeceksin."

Ağabeyinin endişeli sesinin aksine Luna'nın yüzünde güller açıyordu. Merdivenleri inip sofraya yaklaştı. Ağabeyinin boynuna sıkıca sarıldı.

"Düşersem beni yakalamaz mısın ağabeylerin en tatlısı?"

Sesi puding gibi tatlı ve yumuşaktı. Ağabeyi kıkırdayıp onun omzuna dolanmış ellerini tuttu. White ailesinin de alışkın olduğu bu manzarayı izlerken bıyık altından güldüğünü görmek mümkündü.

"Elbette, küçük baş belası. Seni her koşulda korurum."

Ağabeyinin alışıldık cevabına karşılık yanağına bir buse kondurarak ödüllendirdi ailedeki en sevdiğini. Ardından onun için ayrılmış sandalyeye, annesinin sağına, oturdu. Ailenin tüm üyeleri toplandığındaysa evin emektar hizmetlisi Kate hanım küçük hanımdan paylaşarak tabakları doldurmaya başladı. Evin küçük beyinin yüzü düşmüş olsa da evin kurallarından biri buydu. Küçük hanım her daim en önemliydi. Bu yazılı olmayan kural ise sadece tek bir kişinin canını sıkıyordu. Larry White, evin 8 yaşındaki, haylazlığıyla ailesinin başını ağrıtmaktan hiç çekinmeyen küçük oğlu.

Larry, ablasına ne kadar bulaşmaya çalışsa da başta büyük ağabeyi Alvin olmak üzere,  ailenin diğer üyeleri tarafından sürekli durduruluyordu. Bu sebeple ona karşı açık bir hamle yapamasa da kendince intikam alıyordu. Bunlar o kadar küçük ölçekliydi ki bahsetmeye bile gerek görmemişti Luna. Ne de olsa küçük kardeşinin oyunbaz olmasını tatlı buluyordu.

“Prensesim, bugün 11 yaşına girdin. Nasıl hissediyorsun?”

Babasının sevgi dolu sesi Luna’nın her seferinde kalbini ısıtıyordu. Güneş gibi parlak gülümsemesini değerli ailesine sundu. Cevabını yalnızca babası değil diğer aile üyeleri de merakla bekliyordu. Gözlerindeki parıltıdan bunu anlamak güç değildi.

“Çok mutluyum. Harika ailemle bir yıl daha geçti.”

Sesindeki neşe o kadar gerçekti ki güneş bile daha sahteydi. Ayaklarının masanın altında keyifle sallarken annesi kızının ipek gibi yumuşak, gümüş renkli saçını sevdi. Ayı andıran saçları ve güneş gibi gülümsemesiyle yalnızca ailesini ve çalışanlarını değil tüm kasabayı büyülüyordu. Dışarı çıktığında yaşıtı çocuklar ağızları açık hayran hayran ona bakıyor. Yetişkinler ise ona tatlılar verip gülmesini sağlamak için aralarında mücadele veriyorlardı. Luna, büyüleyici ve kusursuz bir çocuktu. Yine aynı şekilde müthiş bir yetişkin olacağına da şüphe yoktu.

Annesi kızının saçlarını okşarken babası ve ağabeyi de gözlerinden kalp fışkırırmışçasına onları izliyordu. Derken açık pencereden içeri bir baykuş girdi. Ortamdaki neşe azalmış olsa da bitmemişti. Hepsinin beklediği an sonunda gelmişti. Her ne kadar aşık oldukları kızlarından ve kardeşinden ayrılmak güç olacaksa da Luna’nın geleceği için bu elzemdi.

Luna’nın babası baykuştan mektubu alıp bir süre elinde çevirdi. Luna yıldızlar gibi parlayan gözleriyle babasının elindeki mektuba bakıyordu. Sonunda babası mektubu açıp okumaya başladı.

“Luna White’a…”

Bundan sonrasını bilmek için kahin olmaya lüzum yoktu. Sonunda, diye düşündü Luna. ‘Sonunda Hogwarts’a gidiyorum.






44
Yetişkin Karakter Başvuruları / Luna White
« : 21 Temmuz, 2022 23:15:28 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Karakterin Adı ve Soyadı: Luna White

Karakterin Yaşı: 28

Karakterin Temel Kişilik Özellikleri: Neşeli, sorumluluk almayı sevmeyen, yaptığı işte keyif almıyorsa bırakıp gidebilecek kadar umarsız ancak insanlarla ilişkisi genelde iyi, empati yeteneği çok güçlü biri.

Karakterin Kısaca Geçmişi: Fazla duyulmamış bir ailenin tek kızı. Safkan büyücü, ailesinin sevgisini doyasıya almış, öyle ki şımarık denebilir. İki erkek kardeşi var, ailenin ortanca çocuğu olarak hep çok sevilmiş, buna karşın oldukça rahat yaşamış biri. Ailesinin hiçbir büyük aileyle bağı ya da kavgası olmaması nedeniyle oldukça sakin, travmalardan uzak bir hayat yaşamıştır. Küçüklüğünden beri gizemli yerleri keşfetmeyi seven, en gereksiz bilgileri bile aklında tutan Luna, Hogwarts'da da bu tutumunu sürdürmüştür, Hiçbir olaya karışmamasına karşın hepsini gözlemlemiş, ailesinin yaptığının aksine güçlü kişilerle samimi bir ilişki kurmayı başarmıştır. Okuldan mezun olduktan sonra en büyük gizemlere ev sahipliği yapan Gizem Dairesi'nde yer edinmeyi başarmıştır.

İstediğiniz Meslek: Gizem Dairesi Çalışanı

Karakterinizin (varsa) Mensubu Olduğu Hizip: Matushka Üçüncü Enternasyonel
Büyü Yatkınlıkları

Biçim Değiştirme Gücü: 8
Lanet Gücü: 15
Tılsım Gücü:6
İksir Gücü: 5

Sayfa: 1 2 [3]