1
Birleşik Krallık / Kristal Şişeden Boşalan Hatıralar
« : 21 Ağustos, 2022 16:27:27 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Balo salonunun pencereleri gösterişli perdelerle sıkıca kapatılmış olsa da donmuş camlar soğuk havayı bir esintiyle içeri sokuyor, yumurta kırığı rengindeki işlemeli kumaşı dalgalandırıyordu. Yüzlerce mumun ışığında aydınlatılan odadaki ışık kaynağı esintiyle dans edip duruyor, orkestra ekibinin, ev sahibinin oturduğu koltuğun ve bütün gereksiz detayların gölgelerini canavarlaştırıyordu; krem rengi duvarlar boyunca yükselip alçalan, salonun ortasında dans eden insanlarla benzer bir ritim izleyen karanlık her esintiyle küçülüyor, kaynağına doğru geriliyordu. Salondaki misafirlerse bu gölge oyunundan tamamen habersiz, memnun gülümsemeler ve birbirine nazikçe dokunan eldivenli ellerden ibaret boş bir sürü gibi, karanlık köşelerin uzağında dans ediyordu.
Koyu kıvırcık saçları omuzlarına dökülen bir kadın eşlikçisi olarak orada bulunan babasına ölçüsü tamamen kaçmış bir kahkahayla sarsılarak bakıyordu; bir salon dolusu genç kızın arasından sıyrılacak güzel değildi, ortalama bir çehreyle diğerlerinden daha özel olmayan tavırlarını gizleyebilecek tek özelliği (ki söz konusu tavırları vasat bile sayılabilirdi) ona bakıp gözlerini yakalayabilecek kadar şanslı olanların içine işleyen soluk mavi bakışlarıydı. O genç yaşına rağmen çok şey görüp geçirmiş gibi yorgun bakıyordu, kahkahasının doruğunda bile kendini savunmasız bırakamayacak kadar ürkekti hareketleri. Gecenin ilerleyen vakitlerinde gözünün takılacağı genç bir adam tarafından izlendiğinin farkında değildi. Ama komiktir ya, genç adam da bir başka kadın tarafından izlendiğini anlayamıyordu. Anlaması mümkün değildi zaten.
Gözlerindeki yorgunluk yerini kasvetli bir ruhsuzluğa bırakmış kadın söz konusu adamı ilk gördüğünde dolan gözlerini silmek için uzanmış, kalkan eli kısa bir süre sonra hüzünle canlanan gülüşünü kapatmak için ağzına kapanmıştı, komikti, onu kimsenin göremeyeceğini bilmesine rağmen bu alışkanlığa engel olamıyordu. İzlemekle yetinmek için kendini zorluyormuş gibi bir hali vardı.
"Cüretimi maruz görürseniz hanımefendi, sizi dansa kaldırmak isterim."
Persephone bir süredir onu izlediğini fark ettiği bu genç adamın teklifini şaşkın bir kekeleme ve zorlukla çıkan bir "Ee, t-tabii..." ile kabul etti, ona uzatılan eli tutarken gözle görülür bir şekilde titreyen parmaklarının rahatlaması için içinden dua etti. İkili çiftler denizinde yerini alırken birbirleriyle hala tek bir kelime bile konuşmamışlardı, karşısındakinin de onunla konuşmaktan en az kendisi kadar çekindiğini gören kızın suratı saf şaşkınlıkla aydınlandı. Belki de benim kolay lokma olduğumu varsaydı diye düşündü acı acı. Akşamın başından beri bir köşede dikiliyor... Benim dışında kimsenin onu kabul etmeyeceğini düşünüyor olmalı.
O kendine böyle düşüncelerle işkence ededursun, birkaç yaş büyük ve ona tam bir aptal olduğunu söyleme becerisi olduğunu dileyen hali köşesinden ayrılmış, onları daha iyi görmek için salonun ortasına gelmişti. İçinden geçip giden dans eden figürlere bir an bile dönmeden, gözünü kırpmadan izliyordu gençliklerinin baharındaki ikiliyi. Tek bir damla gözyaşının yanaklarından süzülmeye başlamasıyla genç adamın onu ilk gördüğü andan beri gözlerini ondan ayıramadığını ilan etmesi bir oldu; hemen ardından anı karanlık bir bulutla dağıldı ve Persephone kendini düşünselinin önüne çökmüş, ağlar halde buldu.
Koyu kıvırcık saçları omuzlarına dökülen bir kadın eşlikçisi olarak orada bulunan babasına ölçüsü tamamen kaçmış bir kahkahayla sarsılarak bakıyordu; bir salon dolusu genç kızın arasından sıyrılacak güzel değildi, ortalama bir çehreyle diğerlerinden daha özel olmayan tavırlarını gizleyebilecek tek özelliği (ki söz konusu tavırları vasat bile sayılabilirdi) ona bakıp gözlerini yakalayabilecek kadar şanslı olanların içine işleyen soluk mavi bakışlarıydı. O genç yaşına rağmen çok şey görüp geçirmiş gibi yorgun bakıyordu, kahkahasının doruğunda bile kendini savunmasız bırakamayacak kadar ürkekti hareketleri. Gecenin ilerleyen vakitlerinde gözünün takılacağı genç bir adam tarafından izlendiğinin farkında değildi. Ama komiktir ya, genç adam da bir başka kadın tarafından izlendiğini anlayamıyordu. Anlaması mümkün değildi zaten.
Gözlerindeki yorgunluk yerini kasvetli bir ruhsuzluğa bırakmış kadın söz konusu adamı ilk gördüğünde dolan gözlerini silmek için uzanmış, kalkan eli kısa bir süre sonra hüzünle canlanan gülüşünü kapatmak için ağzına kapanmıştı, komikti, onu kimsenin göremeyeceğini bilmesine rağmen bu alışkanlığa engel olamıyordu. İzlemekle yetinmek için kendini zorluyormuş gibi bir hali vardı.
"Cüretimi maruz görürseniz hanımefendi, sizi dansa kaldırmak isterim."
Persephone bir süredir onu izlediğini fark ettiği bu genç adamın teklifini şaşkın bir kekeleme ve zorlukla çıkan bir "Ee, t-tabii..." ile kabul etti, ona uzatılan eli tutarken gözle görülür bir şekilde titreyen parmaklarının rahatlaması için içinden dua etti. İkili çiftler denizinde yerini alırken birbirleriyle hala tek bir kelime bile konuşmamışlardı, karşısındakinin de onunla konuşmaktan en az kendisi kadar çekindiğini gören kızın suratı saf şaşkınlıkla aydınlandı. Belki de benim kolay lokma olduğumu varsaydı diye düşündü acı acı. Akşamın başından beri bir köşede dikiliyor... Benim dışında kimsenin onu kabul etmeyeceğini düşünüyor olmalı.
O kendine böyle düşüncelerle işkence ededursun, birkaç yaş büyük ve ona tam bir aptal olduğunu söyleme becerisi olduğunu dileyen hali köşesinden ayrılmış, onları daha iyi görmek için salonun ortasına gelmişti. İçinden geçip giden dans eden figürlere bir an bile dönmeden, gözünü kırpmadan izliyordu gençliklerinin baharındaki ikiliyi. Tek bir damla gözyaşının yanaklarından süzülmeye başlamasıyla genç adamın onu ilk gördüğü andan beri gözlerini ondan ayıramadığını ilan etmesi bir oldu; hemen ardından anı karanlık bir bulutla dağıldı ve Persephone kendini düşünselinin önüne çökmüş, ağlar halde buldu.