17 Nisan, 2026 09:03:32 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Konular - Persephone Eloise Somnia

Sayfa: [1]
1
Birleşik Krallık / Kristal Şişeden Boşalan Hatıralar
« : 21 Ağustos, 2022 16:27:27 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Balo salonunun pencereleri gösterişli perdelerle sıkıca kapatılmış olsa da donmuş camlar soğuk havayı bir esintiyle içeri sokuyor, yumurta kırığı rengindeki işlemeli kumaşı dalgalandırıyordu. Yüzlerce mumun ışığında aydınlatılan odadaki ışık kaynağı esintiyle dans edip duruyor, orkestra ekibinin, ev sahibinin oturduğu koltuğun ve bütün gereksiz detayların gölgelerini canavarlaştırıyordu; krem rengi duvarlar boyunca yükselip alçalan, salonun ortasında dans eden insanlarla benzer bir ritim izleyen karanlık her esintiyle küçülüyor, kaynağına doğru geriliyordu. Salondaki misafirlerse bu gölge oyunundan tamamen habersiz, memnun gülümsemeler ve birbirine nazikçe dokunan eldivenli ellerden ibaret boş bir sürü gibi, karanlık köşelerin uzağında dans ediyordu.

Koyu kıvırcık saçları omuzlarına dökülen bir kadın eşlikçisi olarak orada bulunan babasına ölçüsü tamamen kaçmış bir kahkahayla sarsılarak bakıyordu; bir salon dolusu genç kızın arasından sıyrılacak güzel değildi, ortalama bir çehreyle diğerlerinden daha özel olmayan tavırlarını gizleyebilecek tek özelliği (ki söz konusu tavırları vasat bile sayılabilirdi) ona bakıp gözlerini yakalayabilecek kadar şanslı olanların içine işleyen soluk mavi bakışlarıydı. O genç yaşına rağmen çok şey görüp geçirmiş gibi yorgun bakıyordu, kahkahasının doruğunda bile kendini savunmasız bırakamayacak kadar ürkekti hareketleri. Gecenin ilerleyen vakitlerinde gözünün takılacağı genç bir adam tarafından izlendiğinin farkında değildi. Ama komiktir ya, genç adam da bir başka kadın tarafından izlendiğini anlayamıyordu. Anlaması mümkün değildi zaten.

Gözlerindeki yorgunluk yerini kasvetli bir ruhsuzluğa bırakmış kadın söz konusu adamı ilk gördüğünde dolan gözlerini silmek için uzanmış, kalkan eli kısa bir süre sonra hüzünle canlanan gülüşünü kapatmak için ağzına kapanmıştı, komikti, onu kimsenin göremeyeceğini bilmesine rağmen bu alışkanlığa engel olamıyordu. İzlemekle yetinmek için kendini zorluyormuş gibi bir hali vardı.

"Cüretimi maruz görürseniz hanımefendi, sizi dansa kaldırmak isterim."

Persephone bir süredir onu izlediğini fark ettiği bu genç adamın teklifini şaşkın bir kekeleme ve zorlukla çıkan bir "Ee, t-tabii..." ile kabul etti, ona uzatılan eli tutarken gözle görülür bir şekilde titreyen parmaklarının rahatlaması için içinden dua etti. İkili çiftler denizinde yerini alırken birbirleriyle hala tek bir kelime bile konuşmamışlardı, karşısındakinin de onunla konuşmaktan en az kendisi kadar çekindiğini gören kızın suratı saf şaşkınlıkla aydınlandı. Belki de benim kolay lokma olduğumu varsaydı diye düşündü acı acı. Akşamın başından beri bir köşede dikiliyor... Benim dışında kimsenin onu kabul etmeyeceğini düşünüyor olmalı.

O kendine böyle düşüncelerle işkence ededursun, birkaç yaş büyük ve ona tam bir aptal olduğunu söyleme becerisi olduğunu dileyen hali köşesinden ayrılmış, onları daha iyi görmek için salonun ortasına gelmişti. İçinden geçip giden dans eden figürlere bir an bile dönmeden, gözünü kırpmadan izliyordu gençliklerinin baharındaki ikiliyi. Tek bir damla gözyaşının yanaklarından süzülmeye başlamasıyla genç adamın onu ilk gördüğü andan beri gözlerini ondan ayıramadığını ilan etmesi bir oldu; hemen ardından anı karanlık bir bulutla dağıldı ve Persephone kendini düşünselinin önüne çökmüş, ağlar halde buldu.

2
Birleşik Krallık / Bir Şanssızlık Tragedyası
« : 15 Nisan, 2022 12:36:19 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[youtube width=500]https://www.youtube.com/watch?v=-xulsY5AGew
[/youtube]

⸻⸻⸻ 𓂀 ⸻⸻⸻

"Yas tutuyor musunuz, Bayan Somnia?"

"Yas mı?"

Oda karanlıktı. Duvar boyunca uzanan kütüphanedeki kitapların her biri tekdüze ve anlaşılmaz duruyordu. Lacivert halının üzerinde tek bir leke yoktu. Deri koltuklar karşı karşıya yerleştirilmişti, aralarındaki birkaç metre ancak olası bir sinir krizinde doktoru korumak için ayarlanmış olabilirdi. Adam not tutar ve soğuk, duygusuz bakışlarıyla onu incelerken kadın ilgisizdi; gözlerini halıya dikmiş, mimiklerini halıyla konuşur gibi ayarlamıştı. Yanlarındaki pencerelerden giren ışık dışında ikiliyi hiçbir şey aydınlatmıyordu.

"Tek arkadaşınızı kaybettiniz. Yas tutma ayrıcalığına sahip olduğunu düşünmüyor musunuz?"

"Marigold ablasını kaybetti. Bay Boleyn kızıyla barışma şansını kaybetti, hak ettiği için değil, ama kaybetti. Bütün Boleyn hanedanlığı bir şans kaybetti. Temsil ettikleri şeylerin ötesine geçebilme şansları vardı, o hep ilerici bir insandı ve o Merlin'in belası dillerini biraz olsun tutabilselerdi..." Dudaklarını birbirine bastırdı. Titriyordu.

"Ya siz?"

"O hiç benim olmamıştı. Onu kaybedemezdim. O hiç..." Seans boyunca ilk defa doktorla bakışları buluştu. Mavi gözleri dolu doluydu. "Benim olmadı."

⸻⸻⸻ 𓂀 ⸻⸻⸻

İnsan zihni uçsuz bucaksız bir gökkuşağıdır ve rüyalar renk paletini oradan damıtır; her bir detayı zihnin incelikli fırçalarıyla, en uzun çizgisinden en küçük noktasına kadar nazik dokunuşlarla ayarlanır. Ortaya çıkan eser bilinç altının en zengin hediyesidir; rüyalar fakirin serveti, mutsuzun gülümsemesi ve acının dinginliğidir. Söz konusu rüya korku dolu bir bilinç altında yönetilmişse ancak, zihnin kıyameti haline gelir ve Edgar Allan Poe'nun dokunuşunu içermişe benzeyen bir filtreden geçirilir; etrafınıza baktıkça korktuğunuz bir başka şeyi görür ve kabusunuzdan ter içinde, çığlık çığlığa uyanırsınız şanslıysanız; unutmak için elinizden geleni yaparsınız. Persephone'un sorunu uyanamamasıydı; gördüğü şeyin kabus olduğunu fark eder, bedeninin kontrolünü eline almak için uğraşırdı ama bütün çabaları yetersizdi; bedeni ayrı bir güçle yönetilirdi rüyaları ayrı. Her sabah uyandığında kendini farklı bir yerde bulurdu ve her gece gördüğü kabus onu bir kere daha ele geçirmiş olurdu: Kan her yerdeydi.

Kendine iyi olduğunu diretmeyi bırakması çok uzun sürmüş, gerçekten yardım almasıysa ancak Meredith'in devamlı ısrarlarıyla gerçekleşmişti; lafı geçtiğinde "ruh doktoru" denilen terapi seanslarına gittiğinden emin olmak için ona eşlik ederdi Merry çoğu zaman; saati dolana kadar kapının önünde oturur, sadece varlığıyla bile genç kızın açılmasına yardımcı olduğunun bilincinde, ona yardım etmenin mutluluğunu yaşardı. Şimdiyse o ölmüştü. Cuma günleri geldiğinde kimse Persephone'un kapısına dayanmayacaktı; yırtık cübbelerinden bir başkasını üzerine geçirirken onu izlemeyecek, yol boyunca saçma konuları, gereksiz anekdotları seslendirmeyecekti kafasını dolu tutmak için; kendi başına gitmesi gerekiyordu artık, o olmadan da devam edecekti hayatı, kabullenmeliydi.

Kimi kandırıyordu ki? Terapi seansı boyunca ağzından birkaç cümle dökülmüştü; "iyiyim"ler, "gerek yok"lar ve konudan kaçınmalar yankılanmıştı odada; gözlerine bile bakamamıştı karşısındakinin, boğazı kurumuş, dudaklarını aralayamamıştı. O gün cenaze vardı. Daha bedeni bile bulunmayan bir cadıya cenaze; nasıl öldüğü bilinmeyen, hayatını cennetin bütün imkanlarına sahipmiş gibi geçirmesi gerekirken, en şanslı zamanında hayata veda eden birini uğurlayacaklardı son yolculuğuna. O bir veda bile edememişken hem de, ölüm onu severek yaptığı iş yüzünden pençesine almış, hayat gayesinin kurbanı olmuşken el sallayacaklardı arkasından. Düşünmek bile acı veriyordu.

Bu olaydan yalnızca birkaç hafta önce St Mungo'ya bir hasta gelmişti: Eleanor Porter. Oraya getirilmeden önce ölen kadınla ilgili bir soruşturma yürütülüyordu ve cesetle ilgilenmek için o uygun görülmüştü; insanlarla konuşmanın hiçbir türlüsüne katlanamayan cadının itirazları baş seherbazdan gelen bir mektupla geçersiz kılınmış, böylece kendini Eleanor'un üzerinde çalışırken bulmuştu. Eleanor genç bir cadıydı; düşük rütbeli bir seherbaz olarak çalışıyordu ve kocası çığlık çığlığa Persephone'un kapısını yumruklayana kadar mutlu bir evliliği vardı. Bütün kanı çekilmişti; herhangi bir darbenin izine rastlanmamış, göğsünün sol tarafındaki delik dışında hiçbir yerine ciddi bir zarar gelmemişti. Bileklerindeki yaraların etrafında oluşan kan pıhtısı bağlandığında hala canlı olduğuna işaret ediyordu; daha da kötüsü, göğsü delindiğinde de hala canlıydı. Göğüs kafesini açmak için kullanılabilecek büyüler çeşitli olsa da katil orak kullanmayı tercih etmişti; damarlar özensizce kesilmiş, cadının kalbi çalınmıştı. Bu olay bir büyücünün elinden çıkmamıştı. Ve şimdi, bir zamanlar Meredith'in kapısı olan yerde dikilirken içinden gelen bir ses bu ölümün de büyücü işi olmadığını fısıldıyordu; tam olarak nereden bildiğini açıklayamazdı ama emindi, büyülü bir suç olmak için her şey fazla şatafatlı, fazla şüpheliydi.

Eline büyüyle öldürülen bir ceset ulaştığında, hastalarından biri lanetlendiğinde bunu anlardı; çünkü büyünün iyi yanı arkasında iz bırakmamasıydı, şüpheli ölümler gerçekten insanları şüphelendirirdi ve etraftaki parmak izleri kolaylıkla kaldırılır; ölümle ilgili detayları ele verecek bilgiler gizlenirdi. Büyücü Dünyasında ölümlerin bu kadar zor çözülmesinin sebebi de buydu; bütün şifacılar hastalara nasıl bakılacağını bilir ama ölülerden korkardı. Persephone'u seherbazlar için eşsiz kılan ise asıl yaşayanlardan korkmasıydı; gözlerini kapatır, kafasında cesedin bulunduğu yeri, bedenin koşullarını ve ölüm saatini kurar, ipuçlarını birleştirip net ölüm sebebini kolaylıkla bulurdu. Mülakatta titremekten konuşamaması ne kötüydü, bu yetenekle çok da iyi bir seherbaz olurdu. Kayıp bir ceset on olayın dokuzunda öldürenin avcı olduğuna işaret ediyordu; avcılar büyücülerden korktuğu için değil, ellerinde gerekli bilgi olursa seherbazların iz sürebileceklerini bildikleri, yakalanmayacak kadar dikkatli oldukları için. Bir süre sonra beden ortaya çıkardı; Persephone o kadar çok avcı kurbanı görmüştü ki gözleri kapalı bile ayırt edebilirdi artık onların imzalarını. Kanı çekilmiş bedenler, yara izleri, gerilmiş sinirler; insanın kanını kaynatan şey kurbanlarını öldürmesi değildi; bedenler lekelerle, yaralarla ve ölmeden önce çektikleri işkencenin hafif izleriyle dolardı; kanıt dosyasına kaldırılan şey büyücü cinayetlerinde olduğu gibi asanın raporları, büyünün uygulanış şekli ve zamanı değil; kurbanın detayları olurdu. Meredith'in kayıp olduğu günler devrildikçe kaçınılmaz sonuç Persephone'u ele geçiriyordu; en iyi arkadaşı da sayısız kurbandan biri olmuştu.

Kapıyı çaldı genç cadı belirgin bir korkuyla; bir anlığına açanın Meredith olacağını ummuş, onun çay teklifini bir kere bile kabul etmediği için kalbinin ağrıdığını hissetmişti aralanırken. Goldie yorgun bir gülümsemeyle içeri aldı onu, "Şarap?" diye sordu kısaca, ahlak kurallarının o günlüğüne geçerli olmadığını ima edercesine. Persephone sadece kafasını salladı ve kapı arkasından yumuşakça kapandı.

3
Birleşik Krallık / Rüya Görenler
« : 13 Nisan, 2022 15:03:29 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[youtube width=500]https://youtu.be/-AzyJ36-IjY
[/youtube]

═════════════════════ ∘◦ᵒ 𓆓 ᵒ◦∘ ═════════════════════

Uykusuzluğun vurduğu bir gecenin ardından siz yatağınızda oturur, bacaklarınızı karnınıza çeker ve kafanızı dizlerinize gömerken düşünceleriniz geceye yayılmaya, sizi sonsuz karanlığına bulamaya son verir; saat gıcırtılarını durdurur ve uyku sizi yakalamak için son şansını dener; gözlerinizde bir sıcaklık hisseder ama uyumazsınız, cenaze koyunları gideli çok olmuş, verdiğiniz savaşta beyaz bayrak çoktan çekilmiştir. Tavana saatler önce yerleşmiş tuvalde küçük delikler gibidir yıldızlar, hüzünlü katmanlardır onlar göğün koyu örtüsünde.

Gecenin en kötüsü olduğu söylenir. Uyuyamadıkça düşünür, düşündükçe unutur insanlar; neyi hatırlamaları gerektiğini bilemeyecek kadar unuturlar, gece esmeye başlayan soğuk rüzgara kaptırır, koydukları bir bardak kahve ya da yaktıkları tütünle tutarlar yasını; yarın daha iyi olacak derler, eninde sonunda uyuyacaklarını düşünürler.

İki günde bir uyuyanlar tuhaftır; gece geçtiğinde uykusuzluk nedir hatırlayamazlar, acıyı hissederler, ama kaynağını unuturlar. Kendilerine normal olduğunu söylediklerindendir belki; belki de izin verdiklerindendir ilk gece uçuşmasına, kurban vermişlerdir belki uykusuzluğa. İkinci gece uyku onları sarmalayacaktır illa, engel olamayacaklardır kendilerini kaptırmaya. Sonu uyumalarıyla bittikçe nasıl uykusuz diyebiliriz ki onlara - günler boyuna uyuyamayanlarımıza kıyasla.

Uyuşturmalı mıyız uykusuzluğu o zaman; uçsuz bucaksız bir kördüğüm halini almış, yatağımıza kadar uzanan bir sonsuzluk halini almışken uykusuzluk; tek bir kişi dışında kimsenin duyamadığı sessizlikten kurtulmalı mıyız?

Bir kız dans ediyordu aynalarla dolu odasında; saat gece yarısından uzaklaşmışken hızla atan kalbinin ritmine uyuyordu. Gözlerinin altı ekşimiş bir meyveye benzeyen ayın ışığında iyice morarıyordu, adımları birbirine karışıyor, odanın etrafında döndürmekten başı ağrıyordu. Teni bembeyazdı, dans etmeye devam ettikçe açık pencereden girerek kan kokusunu dağıtan havaya karışacakmış gibiydi. Tabii ki öyle bir şey olmadı. Cesedi ondan yalnızca birkaç metre uzaktaydı.

Gözleri öldürüleli birkaç saat geçmemiş bedende dolansa da görünürde hiçbir duygu kırıntısı yoktu; gözyaşları saatler önce tükenmiş, boğazı attığı çığlıklarla kurumuştu. Yaşamın bu ucuz kopyasına sıkışıp kalmışken bütün yalvarışları gereksizdi, keşke anlaması bu kadar sürmeseydi. Öte yandan merak etti; ölümün daha sakin olması gerekmez miydi?

"Aileme gönderecek misin?" dedi katiline dönerek. Soğuktan dudakları mosmor kesilmiş kadın titrek başını iki yana salladı. Duygularına ölünün ummayacağı kadar teslim olmuştu; uykusuzluğun en özensiz hediyesi dediği baş ağrısı kokuyla aynı doğrultuda artıyor, bahçedeki hangi noktanın cesedi koymaya uygun olduğunu düşünmek artık canını acıtıyordu.

"En azından tören- "

"Yeter!" Bir anda ayağa dikilerek odayı arşınlamaya başladı; kendini bayılacak gibi hissediyordu. O hala ter içinde ve çığlık çığlığa yatağında uyanmayı beklerken, her şey yoldan çıkmış ve sallantıdayken ne kadar da şanslıydı rüya görenler; ona gelince, o uykusuzluğuyla baş başaydı.

Cesedin yanına yaklaştığında durakladı. Öldürücü darbe geldiğinde ardına kadar açılan, yüzüne korkunç bir ifade katan çenesi ölü katılığının başlangıcıyla beraber hafifçe kapanmıştı; göz kapakları yarı kapalıydı, teni sararmış, soğumuştu. Ciğerlerine isabet eden bıçak ona saplanmadan önce dans ediyordu. İlk vuruştan sonra hemen ölmemiş, birkaç darbenin ardından öldüğü anı hayal ettiğini varsayarak dans etmeye devam etmişti. Cesedi üzerinde beyaz geceliği ve bütün güzelliğiyle kanamaya devam ederken o dans etmişti; nasıl olsa hayat hastalıklı bir oyundu, kaybedenlerin bile kutlama yapacak bir şeyleri vardı.

"Babamın seni yakalayacağını biliyorsun değil mi?" Cevap vermedi. "Bundan kurtulamayacaksın. Seni yakalayacak ve sosyopat kafanı futbol topu olarak kullanacak. Ben de orada olacağım, güleceğim, çünkü- "

"Sen öldün." Kızın histerik krizleri gelip gidiyordu, konseptle ilgili bazı sorunlar yaşadığı belliydi. Beynine babası üzerinde düşünme izni vermedi. "Ve ben sosyopat değilim, dediğim gibi, bir hataydı- "

"Beni bıçakladın!"

"Uyuyordum!" Sakinleşmeye çalışarak derin nefesler aldı, durumun altından kalkamayacağı belliydi. Saatlerdir bir çözüm üretmeye, genç bir kızın bıçaklanmasını nasıl gizleyebileceğini düşünmeye çalışıyordu. Şimdiye kadar aklına gelen tek yol kendisini de bıçaklamak ve geri kalanını çözmek için görevlendireceklere havale etmekti. Cazip ancak mantıksızdı bu, daha zamanı gelmemişti. "Ne olacağını söyleyeyim," dedi cisimlenmek üzere hazırlanırken, "yardım çağıracağım."

"İyi ama ben zaten- " Cümlesini bitiremeden havada yumuşak bir "pof" sesi duyuldu; gitmişti.

[spoiler]Not: Bu rp altı ay önce yazılmıştır. Yargılamayın.[/spoiler]

4
Yetişkin Karakter Başvuruları / Persephone Eloise Somnia
« : 12 Nisan, 2022 15:13:37 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Karakterin Adı ve Soyadı: Persephone Eloise Somnia

Karakterin Yaşı: 20

Karakterin Temel Kişilik Özellikleri: Bazı insanlar vardır ya; dışa saf bir köpek yavrusu gibi görünürler; gözleri dolu doluymuş gibi parlar sürekli, dudaklarını büzer, bakışları aşağıda gezerler. Ama içlerinde hep bir karanlık taraf, gizlemeye çalıştıkları sırlar vardır; olur da bakışlarını yakalayabilirseniz bir kara deliğe çekiliyormuş gibi hisseder, derinleştikçe ürkersiniz. Persephone da öyle bir insandır bir bakıma; kolayca arkadaş edinemez, kimsenin gözlerine birkaç saniyeden uzun bakamaz ve tipik otistik davranışları sergiler. Başkaları tarafından tuhaf ve hatta soğuk bir insan gibi algılanmasına sebep olan bu davranışları kendisinin bile dalmaya korktuğu derinlikteki sosyopatik, manipülatif tavırlarını gizler; onu uyum sağlaması güç bir pozisyona düşürse de göz önünden saklar.

Karakterin Kısaca (!) Geçmişi: Annesi o kendini bilecek yaşa gelmeden önce terk etmiştir evi; bu yüzdendir ki sokağa terk edilen yavru köpekler gibi bir enerji yayar etrafa sürekli, bilerek olmasa da acındırır insanlara kendini. Babasının onu yetiştirirken ki iyi niyetli ama yetersiz emekleri ona karşı da çok bir duygu sergilemesini engeller; büyürken kendini hep biraz aciz, biraz eksik hisseder. Hogwarts'a gelene kadar hiç arkadaş edinemez, insanlarla sohbet başlatacak becerisi yoktur, onlara yaklaşmaya bile cesaret edemez. Ondan yaşça büyük bir öğrenci olan Meredith ise hayatını aydınlatan bir güneş olmuştur her zaman; birlikte büyümüş, birlikte öğrenmişlerdir yaşadıkları dönemin ve sahip oldukları ailelerin ilkelerini. Elbette aralarındaki yaş farkı Persephone henüz üçüncü sınıftayken Meredith'in başka bir büyücüyle evlendirilmesiyle yeniden belli eder kendini; birbirine karşı duydukları anlamlandıramadıkları hisleri gömer ikili böylece ve kendi yollarını bulurlar zaman geçtikçe. Persephone yeniden kapatır kendini ve ona yapılan zorbalığa, kimseye derdini anlatamamaya göz yumar, hatta bunu kabullenir. Ama bir yetenekle lanetlenmiştir ki bu da empatidir; ne kadar anlatamasa da içinden geçenleri, karşısındaki insanlar ve onların düşünceleri açık birer kitap gibidir. Dersleri hep Olağanüstü olmuş cadı doğuştan gelen yeteneklerini kullanır ve şifacı olmaya karar verir mezun olurken; insanları daha rahat gözlemlemek, içinde büyüdüğünden korktuğu karanlığın kapısını sıkıca kapatmak, zincirlemek ister. Başlayalı kısa bir süre geçmiştir ki babasının kaybıyla yıkılır birden hayatı; yas süreci ona bastırmaya çalıştığı anılarını, en derin korkularını hatırlatır ve pek çok uykusuz günden birinde Meredith geri döner yardımcı olmak için; ailesinin baskısından kurtulmuş ve kendi istediği yolda ilerleyen cesur bir cadı olarak girer hayatına ve kontrolü kaybetmesine engel olur.

İstediğiniz Meslek: Şifacı

Karakterinizin Mensubu Olduğu Hizip: Amaterasu Büyücüler Sendikası

Büyü Yatkınlıkları
Biçim Değiştirme Gücü: 14
Lanet Gücü: 3 + 2
Tılsım Gücü: 5
İksir Gücü: 8 + 1

Örnek RP: (ehem ehem) Apollo, Athelia, Cecilia, Emilia, Eurus, Marseille karakterlerinin rp'lerine bakılabilir :'))

Sayfa: [1]