16
Apples & Oranges / Ynt: Kaçakçılık
« : 30 Ağustos, 2022 20:57:06 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bu adam Luna’nın sandığından da yılışık çıkmıştı. Ne cüretle onun elini izin almadan öperdi? O ki Luna White’dı. Ailesi bile ona böylesine yakın davranmazken bu adam sanki nefes almak kadar doğalmış gibi ona dokunabiliyordu. Eğer böylesi ortada olmasalar ve yasaklı bir büyü olmasa Avada Kedavra’yı hiç düşünmeden yapıştırırdı. Üstelik büyücülere karşı sevgi doluyken yapardı bunu. Yıllardır üzerinde olan gözlerdeki iğrenç bakışlara alışmıştı ancak Max bile izni olmadıkça ona dokunmazdı. Kaba herif!
Ayrıca o söyledikleri de neydi öyle? Daha önce pek çok insanla karşılaşmış, pek çok iltifata mazhar olmuştu ancak bu kadarını da görmemişti. Gerçi kim gizem dairesinin en korkulan çalışanına böyle davranabilirdi ki? Canlarını, kariyerlerini kaybetmek istemiyorlarsa dikkat etmeleri gerekirdi. Tabii bu adamın böyle bir endişesi yokmuş gibi gözüküyordu. Canını sokakta bulmuş olmalıydı.
Sertçe elini çekip şık bir mendille temizlerken adamın konuşmasını dinliyordu. Boleyn ailesinden birinin gelmesiyle onun ziyaretinin ne alakası vardı? Gözünü mü korkutmaya çalışıyordu? Yanında partneri yokken her şeyi çok düşünüyordu, bu mağara ona iyi gelmemişti. Adam camları açmıştı da derin bir nefes alırken tatsız kokular gelmiyordu burnuna.
Adam daha sonrasında Apollo Boleyn’e sattığı maldan bahsetti. Safkanlığı arttırıcı steroid mi? Eğer dediği doğruysa öğrenmek istemediği bir sır öğrenmiş demekti. Bu ismi kim koymuştu ayrıca? İsminden bile hayra alamet bir şey olmadığı belliydi. Yine de bir an gülmek istedi. Adam bu kadar yılışık olmasaydı gülebilirdi ancak böyle bir adama yüz vermenin bir faydası yoktu. O yüzden gülüşünü yuttu ve sakin, biraz da sinirli bir ifadeyle adama bakmaya devam etti.
Ayrıca, bu kaçakçılığa bir Boleyn karıştıysa işler karışırdı, böylece Luna’ya da meşgale çıkardı. Adamın güven ve rahatlıkla söylediklerine inanmaz bir şekilde baktı Luna. Polonya’dayken de gezgin tüccarların yalanlarına pek şahit olmuştu. Adamda hiç güven veren bir hava yoktu. Yine de belgeleri görmesi gerekiyordu. Aslında bir şey görmesi gerektiği de yoktu ya, sıkılmıştı işte.
“Öyle mi?” dedi düşünceli bir şekilde.
İri adamla konuşmasına istinaden “Kuzey Karolina’dan mı geldiniz?” dedi soğuk sesi, alaylı tavrıyla.
Ayaküstü konuşmaktan haz etmese de bu adam onun sıkıntısını geçirebilecek birine benziyordu. En kötü ihtimalle bakanlık çalışanına tacizden içeri atardı. Tabii bir ton kağıt işi çıkardı ama Max niye onun partneriydi ki? Hazır yatakta ve sıkılmışken uğraşsındı bir ton kağıtla. Sonrasında içki ısmarlar affettirdi kendisini.
“Belgelerinizi görelim o zaman. Madem mallarınıza bu kadar güveniyorsunuz…”
Luna kollarını kavuşturmuş, meydan okuyan gözlerle bakıyordu. Şu anda bu yaşananların Luna için bir sirke gitmekten farkı yoktu. Eğlenmek ve başına iş çıkartmak için her şeyi yapabilirdi. Ne de olsa o Luna White’dı. Eğlenmek için canını tehlikeye atmaktan çekinmeyen genç büyücü.
Ayrıca o söyledikleri de neydi öyle? Daha önce pek çok insanla karşılaşmış, pek çok iltifata mazhar olmuştu ancak bu kadarını da görmemişti. Gerçi kim gizem dairesinin en korkulan çalışanına böyle davranabilirdi ki? Canlarını, kariyerlerini kaybetmek istemiyorlarsa dikkat etmeleri gerekirdi. Tabii bu adamın böyle bir endişesi yokmuş gibi gözüküyordu. Canını sokakta bulmuş olmalıydı.
Sertçe elini çekip şık bir mendille temizlerken adamın konuşmasını dinliyordu. Boleyn ailesinden birinin gelmesiyle onun ziyaretinin ne alakası vardı? Gözünü mü korkutmaya çalışıyordu? Yanında partneri yokken her şeyi çok düşünüyordu, bu mağara ona iyi gelmemişti. Adam camları açmıştı da derin bir nefes alırken tatsız kokular gelmiyordu burnuna.
Adam daha sonrasında Apollo Boleyn’e sattığı maldan bahsetti. Safkanlığı arttırıcı steroid mi? Eğer dediği doğruysa öğrenmek istemediği bir sır öğrenmiş demekti. Bu ismi kim koymuştu ayrıca? İsminden bile hayra alamet bir şey olmadığı belliydi. Yine de bir an gülmek istedi. Adam bu kadar yılışık olmasaydı gülebilirdi ancak böyle bir adama yüz vermenin bir faydası yoktu. O yüzden gülüşünü yuttu ve sakin, biraz da sinirli bir ifadeyle adama bakmaya devam etti.
Ayrıca, bu kaçakçılığa bir Boleyn karıştıysa işler karışırdı, böylece Luna’ya da meşgale çıkardı. Adamın güven ve rahatlıkla söylediklerine inanmaz bir şekilde baktı Luna. Polonya’dayken de gezgin tüccarların yalanlarına pek şahit olmuştu. Adamda hiç güven veren bir hava yoktu. Yine de belgeleri görmesi gerekiyordu. Aslında bir şey görmesi gerektiği de yoktu ya, sıkılmıştı işte.
“Öyle mi?” dedi düşünceli bir şekilde.
İri adamla konuşmasına istinaden “Kuzey Karolina’dan mı geldiniz?” dedi soğuk sesi, alaylı tavrıyla.
Ayaküstü konuşmaktan haz etmese de bu adam onun sıkıntısını geçirebilecek birine benziyordu. En kötü ihtimalle bakanlık çalışanına tacizden içeri atardı. Tabii bir ton kağıt işi çıkardı ama Max niye onun partneriydi ki? Hazır yatakta ve sıkılmışken uğraşsındı bir ton kağıtla. Sonrasında içki ısmarlar affettirdi kendisini.
“Belgelerinizi görelim o zaman. Madem mallarınıza bu kadar güveniyorsunuz…”
Luna kollarını kavuşturmuş, meydan okuyan gözlerle bakıyordu. Şu anda bu yaşananların Luna için bir sirke gitmekten farkı yoktu. Eğlenmek ve başına iş çıkartmak için her şeyi yapabilirdi. Ne de olsa o Luna White’dı. Eğlenmek için canını tehlikeye atmaktan çekinmeyen genç büyücü.