17 Nisan, 2026 09:30:44 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Aethelwulf Ares Caldecott

Sayfa: 1 [2] 3 4
16
Karanlık Sanatlar Dersliği / Ynt: 1865-66 Eğitim Yılı | Güz Dönemi Karanlık Sanatlar Dersi
« : 20 Şubat, 2022 20:16:15 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Ocağın ilk Karanlık Sanatlar dersi için o sabah erkenden hazırlanmıştı genç büyücü. Şu sıralar yataktan veyahut Ortak Salonlarından ayrılmak bir işkence gibi olsa da Profesör Moore’u sever ve ona saygı duyardı. Bu yüzden derslere zamanında katılmaya da özen gösterirdi. İleride bir Seherbaz olmayı hedeflediği için bu derste de öne çıkan öğrencilerden biri olmayı hedefliyordu mavili oğlan.

Dersliğe girdiğinde oldukça hoş bir uyandırma servisi karşılamıştı onları. Profesör Moore, sınıfa giren öğrencilere beklemedikleri anlarda çeşitli büyüler gönderiyordu. Ares, üzerine gelen büyüleri çoğu kişi gibi “Protego” yardımıyla savuşturmaya çalışmıştı.

Çok geçmeden derse geçmişlerdi. Şık giyimli profesörleri bir mekanizmayı harekete geçirerek karşılarındaki tahtaya üç sihirli yaratık belirmesini sağlamıştı. Sınıfın bir kısmı hemen yorum yapmaya başlamıştı bile fakat söz alanların odakları soruyu yanıtlamaktan çok uzun tahta platformlarda gibiydi. Ares söz hakkı kendine geldiğinde sakince soruyu yanıtladı. “Efendim, evet gerçekten tahtadaki canlılar birer sihirli yaratık olsa da benim düşüncem hepsinin ortak özelliğinin asa özü olarak kullanılmaları olduğu yönündedir.”[/justify]

Yetenek 1d8 : 2, total 2
Destek 1d8 : 2, total 2
Talih 1d10 : 6, total 6

17
Düello Salonu / Ynt: [Son 16] Eurus M. Soleil v A. Ares Caldecott
« : 20 Şubat, 2022 19:31:44 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
İçine düştüğü gülünç durum genç büyücünün tamamen planlarının dışındaydı. İşler biraz... Karmaşık bir hal almıştı. Büyüsünü yanlış bir hesaplama sonucuyla çarptırması beklediğinden daha farklı bir şekilde sevgilisini kendisine çekmesine yol açmıştı. Kızın üstüne kapaklanmıştı, Eurus’un intikam almak için ne yapacağını az çok tahmin edebiliyordu da, dolayısıyla onu her ne kadar öpmek istese de büyüyü isabet ettirememesi için yana doğru yuvarlandı. “Çocukların önünde olmaz, sevgilim.” Bu sefer büyü kullanmayacaktı, kızın asasını elinden almak için bütün gücünü kullandı ve başarılı olursa bir kenara fırlatacaktı. Sonrasında belki bu sefer öperdi kim bilir?

Yetenek 1d8 : 1, total 1
Destek 1d8 : 2, total 2
Talih 1d10 : 10, total 10

18
Düello Salonu / Ynt: [Son 16] Eurus M. Soleil v A. Ares Caldecott
« : 20 Şubat, 2022 18:43:19 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Genç büyücü çevikliği sayesinde kız arkadaşını silahsız bırakmış ve avantajı kendisine geçirmişti. İyi bir açılıştı, düellonun sonunda bir güzel kavga edecekleri ana hazırlık gibiydi. Ares, son ana kadar saldırmamakta kararlıydı, bunun her ne kadar kendi aleyhine olma ihtimali varsa da rakibi Eurus’tu ona karşı yenilmek hiçbir şeyi değiştirmezdi. Bu yüzden diğer hamlesini çoktan belirlemişti. “Carpe Retractum!" diye seslendi. Eğer hedefi tutturabilirse asasından çıkan kement ile Eurus'u kendine çekecek ve eh, onu öpecekti.

Yetenek 1d8 : 3, total 3
Destek 1d8 : 6, total 6
Talih 1d10 : 7, total 7

19
Düello Salonu / Ynt: [Son 16] Eurus M. Soleil v A. Ares Caldecott
« : 20 Şubat, 2022 18:18:59 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Düello öncesi zaten sinirli olan kız arkadaşını daha da bir kızdırmayı başarmıştı genç büyücü. Ve itiraf etmesi gerekirse bu onu oldukça eğlendirmişti de. Sanılanın aksine bütün kızlara sarkan bir tip değildi Ares, Eurus ile sevgili olduktan sonra bırakmıştı en azından. Az sonra düello başlamış ve kız arkadaşı ilk hamleyi yapmıştı, genç büyücü başta da söylediği gibi ona karşı öpücükleri gibi yumuşak davranmakta kararlıydı. Kaçmak için kenara çekildi ve sonrasında basit bir büyü ile karşılık verecekti. “Expelliarmus!”[/justify]

Yetenek 1d8 : 6, total 6
Destek 1d8 : 8, total 8
Talih 1d10 : 8, total 8

20
Düello Salonu / Ynt: [Son 16] Eurus M. Soleil v A. Ares Caldecott
« : 20 Şubat, 2022 17:52:13 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Hogwarts’ta düzenlenen düello turnuvası bütün hızıyla devam ediyordu, genç büyücü neredeyse bütün müsabakaları ön safhadan takip etmişti. O akşam, yemekten sonra da sıra nihayet kendi düellosuna geldiğinde heyecanlı olduğu söylenebilirdi. Sadece ufak bir kusur vardı, karşısındaki rakibi kız arkadaşıydı ve Ares bu düellolara katıldığında onunla karşılaşacağı ihtimalini hesaba katmayı unutmuştu.

"Merhaba sevgilim," dedi en gevşek haliyle. "Merak etme öpücüklerim kadar yumuşak olacağım."

21
Biçim Değiştirme Dersliği / Ynt: 1865-66 Eğitim Yılı |Güz Dönemi Biçim Değiştirme Dersi
« : 14 Şubat, 2022 19:55:36 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Ares iyi bir gözlemci ve dinleyiciydi, çevresini analiz etme ve çıkarımlarda bulunma konusunda rakip tanımaz bir yeteneğe sahipti ancak bu durum canı istemediğinde tersine dönebiliyordu. Profesör Xavier Olineaux teker teker öğrencileri yanıtlamaya başlamıştı ve genç büyücü kendi sorusu geçtikten sonra derse olan dikkatin büyük çoğunluğunu daha çekici birine vermeye karar vermişti: Eurus’a.

Yeşilli cüppenin içindeki kız arkadaşı sınıfa girdiklerinden beri pasif agresif bir ifade ile sessizce otuyordu yanında, kollarını göğsünde birleştirmiş ve bolca göz devirmişti. Yüzündeki ifadeye rağmen büyüleyici güzelliğinden hiçbir şey kaybetmiyordu, hatta genç büyücünün gözünde ayrı bir çekiciliğe sahip oluyordu. Profesörün konuşması arkada sürerken kızın kahverengi bukleleriyle oynamaya başladı eliyle.

İnsanların ömrünün çok uzun olmadığı bu devirde on altı yaşındaki bir ergen bazı eylemleri gerçekleştirmek üzerinde uzun uzun düşünmeye ihtiyaç duymazdı. Ares’in halen derste olduklarını göz ardı edip kız arkadaşının dudaklarına bir buse kondurduğunda da aklından tek bir şey geçiyordu. Dünyanın en güzel kızıyla sevgiliydi.

Eurus’un aklından geçenleri okuyamıyordu fakat kız onu itmemişti, anın tadını çıkarabilirdi, fazla ileri gitmeden tabii. Büyülü anları bir trajediyle noktalanmak durumunda kalmıştı, olayların nasıl bu raddeye geldiği hakkında hiçbir fikri yoktu. Sınıfta bir kaos vardı ve öğrenciler “profesör öldü!” diye bağırıyorlardı. Sınıfı terk edip kalan zamanı buluşma noktalarında geçirmeyi mi teklif etmeliydi? Kararsızdı.[/justify]

22
[justify]Ares'in gözleri dolmuștu. Adam söylediklerinde kelimesi kelimesine haklıydı, sorumsuzca davranmıștı. Duygularına yenik düşmüş ve fevri davranıșlarda bulunmuștu. Bunun sonucunda kendi başta olmak üzere pek çok kişiyi tehlikeye atmıștı. Ancak o gün André'yi kurtarmak için kiliseye gitmemiș olsalar bir arkadaştan olmuş olacaktı, diğerlerinin onunla gelmesine izin vermemesi gerekiyordu en başından. Gerçekten bütün bunlardan sağ kurtulmamıș olsaydı ne olacağını hayal etmek bile istemiyordu. Her davranıșın bir sonucu vardı nihayetinde ve Ares'in yüzleștiği fazlasıyla ağırdı. Cüppesinin kenarıyla gözlerindeki yașları sildi.

"Biliyorum," dedi. "Düşüncesizce davrandım, pek çok kez hem de. Ama André'yi kurtarmamıș olsaydık şu anda ailesi boş bir mezar için yas tutuyor olacaktı. Size orada başımızdan geçenleri de anlatacağım fakat arkadaşlarımın iyiliği için onların isimlerini veremem, benden bunu istemeyin. Bütün sorumluluğu üzerime aldım kabul edin." Duraksadı bir kez daha ve derin bir nefes aldı. "Dönem başında, Hogwarts yenice açılmıșken öğrenciler arasındaki bir dedikodu yola çıkmamızı sağladı. Profesör Yamashita'yı ziyaret eden bir öğrenci ondan André'nin hayatta olabileceğini öğrenmiști. Elimizde kesin bir veri olmasa da yine St Michael kilisesine gittik. André'yi bulduğumuzda perișan haldeydi, ișkence görmüş gibiydi onu hemen oradan çıkardık ama... Düşünmeden hareket etmekle ilgili söylediklerimi hatırlıyor musunuz Bay Carter? Her şeye burnumuzu sokup önümüze çıkan her kapıyı açmamamız gerektiği ile ilgili bir ders aldım diyebilirim. Ve bu ders yüzünden kilisede yangın çıkarmış olabiliriz, yani istemeden..."[/justify]

23
[justify]Genç büyücü içindekileri döktükçe üzerindeki gerginliğin uzaklașmaya başladığını hissediyordu, bunun nedeni karşısındaki adamın onu ilgiyle dinlemesiydi belki de.

"Haklısınız efendim," dedi çekingen bir ifadeyle. "Sırf eğlence için meydan okumalardan zevk alırdım bir süre önce, ne kadar risk o kadar iyiydi benim için ancak... Artık öyle düşünmüyorum, dediğiniz gibi olgunlașmakla alakalı sanırım. Sene başına dönüp baktığımda ne kadar çok şey yașadığımı fark ediyorum. Trenden atlayan Lacroix kardeșlerin yasını tutamadan André'yi kurtarmaya çalıșırken neredeyse Cadı Avcılarına yakalanma korkusu, sonra annem ve şimdi de Carmilla..." İç çekti. "Cesur olduğumdan emin değilim, düşünmeden hareket etmek cesaret sayılmaz bence. Seçmen Șapka beni binama yerleștirirken zekamı övmüștü defalarca, șimdilerde o zeki çocuğun benimle olup olmadığını bilmiyorum."

Yüzüne bir gölge inmiș, sesi sonlara doğru boğuklașmıștı. Bay Carter'ın sorusunu yanıtlamadan önce boğazını temizledi. "Bilmeyen kim kaldı diye sorsanız daha iyi olurdu. Kız arkadaşım Eurus Medea Soleil ilk anlattığım kişiydi, toparlanmama yardımcı olan en önemli isimlerden birisidir kendisi. Sonrasında yakın arkadaşlarımdan olan Eadwig Boleyn öğrendi, Slytherin cadısı Franziska Strömm'de onun yanındaydı o sırada. Derken Hogwarts'taki herkes bu olayı konușur oldu."[/justify]

24
[justify]Hogwarts’taki o kaotik sorguların üzerine bu adamla konuşmak farklı hissettirmişti genç büyücüye, adam onun anlattıklarına ilgili davrandıkça sahip olduğu duygusal boşluk ile inşa ettiği savunma mekanizması kırılıyordu. Ares, pek çok şey atlatmıştı ve yakın bir zamanda onu (kız arkadaşı dışında) gerçekten dinleyecek biri bulacağına dair umudu oldukça azdı.

Adamın ilk sorusuna “evet,” yanıtını verdi. “Yasak Orman’ın içindeydim fakat Hogwarts’ın sınırları içinden ayrılacak kadar uzaklaşmamıştım.” Avcılar hakkında söyledikleri ise bir süre düşünmesine neden olmuştu, genç büyücü olay anında öfkesini kusmaya fazlaca odaklı olduğu için buna fazla kafa yormamıştı, özellikle kilisede yaşadıklarından sonra Carmilla’nın doğru söylediğine ihtimal vermek istememişti. “Ceset görüp görmediğimi hatırlamıyorum, olaylar çevreme dikkat edemeyeceğim kadar art arda gelişmişti. Benden sonra orada ceset bulunduğu dedikodusu yayılmıştı ancak bir kez daha girip kontrol etmeye cesaret edemedim, aptallık sınırıma bir kere erişmiştim çünkü.” Sağ eli kontrolsüzce bir ritim tutturmuştu, ne kadar stresli olduğunu bir kez daha dışarı yansıtıyordu. “Tekrar teşekkür ederim,” dedi annesi hakkında söyledikleri üzere. “Haklı olduğumu biliyorum, siz de göreceksiniz.”

Hikayenin kalan detaylarını anlatmaya başlamadan önce soğumaya başlamış kahvesinden bir yudum daha aldı. “Dürüst olmak gerekirse, şansımı fazlasıyla zorladım, istemeden. Dediğiniz gibi kendimi duygularıma fazlaca kaptırmıştım, bir kez daha söylüyorum aptallık ettim. Öfkem o kadar şiddetliydi ki kadının at adamları öldürenleri öldürdüğünü söylemesi benim harekete geçmem için yeterli gelmişti. Avantajı elime geçirebilmek için ondan önce davranmalıydım ve bu da düellomuzu başlattı. İlk büyüyü ben yollamış olsam da asasını bile kullanmadan yaptığı bir kalkan ile büyülerim sinek ısırığından bile güçsüz kalmıştı. Peşinden üzerime kuvvetli yıldırımlar yolladı son anda yaptığım kalkan sayesinde kurtulmuştum fakat küçük bir yangın başlamıştı ağaçların arasında. Ortama bir ‘Nebulus’ büyüsü yaptım hemen ardından, beklemediği bir yerden vurup yarattığım dikkat dağınıklığıyla topuklamaktı amacım. Kendi görüş alanımı kısıtlayacağımı hesaba katmamıştım, bu da kendi kazdığım kuyuya düşmeme neden oldu. Carmilla denen kadın basit bir hareketle beni atlattı ve kuvvetli bir lanetle göğsümde derin bir kesik açtı.” Gömleğinin yakasını araladı yara izlerinin devamını gösterebilmek için. “Fazlaca kan kaybediyordum, oysa büyücüleri katleden cadı avcılarını öldürdüğü için ona teşekkür etmemiz gerektiğine dair bir konuşma yapıyordu, bitirdiğindeyse artık kaçabileceğimi söylemişti, dinlemem gerekirdi belki de fakat, bilirsiniz, gururuma yediremedim ve direnmeyi seçtim. Bu hareketim ve onun manipülasyonlarına direnmekte ısrarcı oluşum onu sinirlendirmişti, cezalandırılmayı hak etmiştim bir nevi değil mi?”[/justify]

25
[justify]“Evet,” dedi oğlan. “Beni pek çok kez manipüle etmeye çalıştı.”

Masadaki kahve kupasından büyük bir yudum aldı, su istemeyi düşünüyordu ancak zihni temel yaşam fonksiyonlarını devam ettirmekten uzak gibiydi. Kupayı yavaşça yerine bırakırken bakışlarını tekrar adama çevirmişti. “Yasak Orman sınırları içine girmiş Cadı Avcı’larını avladığını söyledi, at adamları onlar temizlemiş sözde. Ona inanmadım, Muggle’lar ne zamandır Hogwarts sınırları içine girebiliyordu sonuçta? Kurucular bütün o koruma büyülerini boşuna mı yapmıştı? Ayrıca, arbaleti olan herkesi cadı avcısı ilan edersek nüfusta bir hayli azalma yaşanması olası.” Gergince güldü. “O kalede güven içinde yaşamaya devam edebilmemiz için cadı avcılarını öldürdüğünü söyledi. Ben de ona masumları öldüren bir katil olduğunu, annemin de onlardan biri olduğunu söyledim. Biliyorsunuz, annem Carmilla hakkında yaptığı haberden sonra öldürüldü tıpkı Magnus Pearson gibi. İkisinin de ortak noktası birilerinin namına zarar vermiş olduklarıydı, yani Carmilla’nın. Ancak bakanlık iki davayı da detaylıca araştırmaya tenezzül etmediği için ikisinin de üstü kapandı, acınası. Annemin katili olduğunu söylediğimde üzerime gelmeye devam etti, zaten bir kere yaralamıştı, oldukça fazla kan kaybetmem ona yetmemişti. Direnmeye devam ettim, annem için. Ve ondan alabileceğim en büyük dersi almamı sağladı, yani Cruciatus Lanet’nin tadını.”[/justify]

26
[justify]İçeri otoriter bir izlenim veren adam girdiğinde gerildiğini hissetmiști Ares, bunun temel nedenlerinden biri karşısındakinin ona inanmayacak olușu korkusuydu. Adam masaya iki bardak kahve koymuștu, genç büyücü hiç sorma gereği duymadan birine uzandı el sıkıștıktan sonra. Stresten boğazı kurumuștu, büyük bir yudum almaya meyil etmesiyle kupağı masaya geri bırakması aynanda gerçeklești, kahve sıcaktı. Adının Seth Carter olduğunu öğrendiği büyücü asasıyla bir sigara yaktıktan sonra doğrudan konuya girmiști. Ares, derin bir nefes aldı önce, elleri sandalyesinin iki yanını sımsıkı kavramıștı, işte bașlıyordu.

"Teşekkür ederim," dedi. "Üstü kapatılmıș bir dava, evet, sıradan bir gazetecinin oldukça ağır yaralı bir biçimde ölü bulunması, sıradan bir öğrencinin Carmilla tarafından ișkence lanetine maruz kaldığını iddia etmesi kadar önemli değildi. Size başımdan geçen her şeyi anlatacağım Bay Carter, gerçekten, ama bana inanır mısınız bilmiyorum." Bașına giren ani ağrı yüzünden yüzünü burușturdu, ișkence lanetinin izlerini halen üzerinde tașıyordu ne yazık ki. "Yasak Orman'a girmiștim, bunun için kendimi savunmayacağım çünkü aptalca bir nedenden dolayıydı. Her neyse, ağaçların arasında ilerlerken ortamda bir terslik olduğunu anlamıștım, at adamlardan hiçbir iz yoktu, sanki yer yarılmıș da içine düșmüșlerdi. Yola devam etmemek için aldığım ilk ișaretti belki de bu ancak ben devam ettim ve onu gördüm. Kan kırmızısı saçlarıyla Carmilla denen kadın karşımdaydı, aynı gazetelerde anlatıldığı gibiydi. Sonrasında yașananlar, eh... Hayatınızda kaç kere annenizin katiliyle karşılașma fırsatı elde edersiniz ki?" Yüzündeki yara izini ișaret etti. "Fakat ben, bana vermek istediği dersi aldığımı düşünüyorum."[/justify]

27
[justify]Sihir Bakanlık’ından gelen çalıșanlar, genç büyücüyü Carmilla davasındaki iddialarından dolayı sorgulamak üzere Hogwarts'tan almıșlardı. Ares, olayların bu noktaya geleceğini az çok tahmin edebiliyordu, Hogwarts'ta dedikodusunu yapmayan öğrenci kalmamıștı ve en sonunda gerçek yetkililerle görüșebilecekti. Anlatması gereken çok fazla olay yaşanmıștı, son zamanlarda çevresindeki insanların bir bir eksildiği de göz önünde bulundurulursa konușabileceği ve güvenebileceği kişi sayısında belirgin bir ölçüde düşüș söz konusuydu. Çok geniş olmayan ve zayıf aydınlatmalı sorgu odasında görüșeceği bakanlık çalışanını beklerken de zihninden ne derece dürüst olması gerektiğini tartıyordu. Bakanlık gerçekten ona yardım edecek miydi? Yoksa Hogwarts'takiler gibi ona gülüp yalancı mı ilan edeceklerdi?
[/justify]

28
Biçim Değiştirme Dersliği / Ynt: 1865-66 Eğitim Yılı |Güz Dönemi Biçim Değiştirme Dersi
« : 03 Şubat, 2022 13:36:06 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Bir eylül sabahı; üç kız kardeşin trenden atlaması bir asır önce, Aziz Michael Klisesi’nde yaşananlar daha dünmüş gibi hafızalarda tazeliğini sürdürürken ilk Biçim Değiştirme dersi gelip çatmıştı. (buraya Ares’in henüz psikolojik açıdan yeterince darbe yemediğini ve yüzündeki o havalı yara izinin de henüz var olmadığını not düşelim)

Genç büyücü erkenci sayılırdı.  Bir erkek öğrenciye göre fazla uzun sabah rutinini (burada amacımız cinsiyetçilik yapmak değil ancak kaç erkeğin sabah rutini altı aşamadan oluşuyor ki?) tamamlamış ve kız arkadaşını Büyük Salon’un girişinde karşılamak üzere ortak salonlarından ayrılmıştı. Fazlasıyla enerjikti, tanıdığı tanımadığı herkese selam veriyor ya da yola devam etmeden önce durup bir iki laflıyordu. Popüler ve sosyal bir karaktere sahip olmasının getirisiydi bunlar.

Büyük Salon’un girişinde iki Gryffindor’lu ile Quidditch hakkında sohbet ederken kız arkadaşının geldiğini görmüş ve yanlarından ayrılmıştı. Ares, Eurus’a aşıktı, bunu defalarca dile getirmiş olabilirdi ancak bıkmıyordu. Kızın saçlarının kokusuyla yarışabilecek tek şey annesinin parfümüydü, gülüşünü bir kere görmek bütün gününü neşelendirmeye yetiyordu, zekası ise karşı konulamazdı hayatında gördüğü en zeki kız olabilirdi belki de. Kız arkadaşında aşık olduğu detayların sınırı yoktu, her geçen gün aralarına bir yenisi daha ekleniyordu.

Çapkın bir gülüş ile Eurus’u karşıladı, bir centilmen edasıyla elini öptü ve birlikte her zaman kahvaltı yaptıkları yere doğru yöneldiler. Büyük Salonun büyülü tavanı sisli bir atmosfere bürünmüştü o gün ancak kız arkadaşının gözlerinin içine bakmak onu masmavi günlük güneşlik bir hava gibi günü aydınlatmaya yetiyordu. Her zamanki küçük atışmalar eşliğinde kahvaltılarını yaptılar ardından Biçim Değiştirme dersliğine doğru yola koyuldular. Ve eh, o küçük atışmaları yolda rutin tartışmalarından birine dönüşmüştü. İki buyurucudan daha azı beklenemezdi zaten.

Biçim Değiştirme dersliğine geldiklerinde Ares oldukça önemli bir şeyi unuttuğunu fark etti. Profesörün gönderdiği notu ciddiye almamış ve oturmaları için hiçbir şey getirmemişti yanlarında. Ayakta kalacaklar gibi görünüyordu, Eurus “ne demek sandalye getirmeyi unuttum?” temalı bir nutuğa başlamak üzereyken aklına pratik bir çözüm gelmişti. Alışılmışın dışında bir genişliği olan odanın her bir yanı kitaplarla doluydu ve profesör gerçekten burada istedikleri gibi
davranabileceklerini söylediyse birkaç kitabı oturak yapmak için almasında hiçbir sakınca yoktu.

Asasını çıkardı ve üst üste yapılmış Accio büyüleri ile raflardan koltuk yapmaya yetecek kadar kitap toplamayı başardı. O sırada sınıf da neredeyse dolmuş ve içeriye hakim olan lakırdı da bir hayli şiddetlenmişti. Genç büyücü özenle kitapları yerleştirdi, kız arkadaşı her ne kadar yaptığını onaylamıyor gibi gözükse de en sonunda teslim olmuştu. Gerçek bir koltuk kadar rahat sayılmazdı oturakları belki, yine de ders boyunca ayakta dikilmekten iyi bir seçenekti.

Devasa bir kafatasının (burada kastettiğimiz kafatası kesinlikle gerçek dışı ağzından ve gözlerinden parlak dumanlar tüten tarzda bir kafatasıydı) hiddetli bağırışı tüm sınıfı susturmuştu. Öğrenciler, şaşkınlıkla havada uçan şeye bakıyor hatta içlerinden Muggle doğumlu olanlardan bazıları boyunlarındaki haç biçimindeki kolyeleri tutmuşlardı. Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un adına. Amin.

“Ee, şey…” dedi Ares, ses tonu eğleniyor gibiydi. “Profesör siz misiniz?” Kafatası bir süre boş boş ona bakmış, anlamadığı bir şeyler gevelemiş ve sonra odada bulunanların beklemediği bir diğer eylemi gerçekleştirmişti. Masanın altında uyuyan bir profesör olması pek çokları için alışılmışın dışında, bazıları halen burada ne döndüğünü irdeleyememişken genç büyücü gayet keyifle takip ediyordu olayları.

Uzun kızıl saçlı belki de hayatında gördüğü en güzel adam (Eurus kadar olmasa da) çıkmıştı masanın altından. Uykudan yeni uyandığı her halinden belli olan profesörleri, uçan kafatasına öğrencileri yememesini tembihledikten sonra hızla gözden kaybolmuştu. Bu sözler Ares’in kafasında tek bir soruyu uyandırmıştı: Kafatası içlerinden birini yerse n’olur? Komik ve ilgi çekici bir manzara yaratacağı kesindi, kurban için aynı şey söylenemezdi tabii.

Profesör çok geçmeden dönmüştü ve az önceki halinden hiçbir eser yoktu. Çok daha çekici ve göz alıcıydı (Tekrar ediyoruz Eurus kadar değil). Öğrencilere birer özür hediyesi yollamış, genç büyücü kendisine gelen paketi sanki uzun zamandır sakladığı bir sürpriz gibi Eurus’a uzatmış ancak tabii ki de genç cadı bunu yememişti. Yine de denemeye değerdi ve bu eyleminden hiçbir pişmanlık duymuyordu.

Yakışıklı ve tapılası bir güzellikte olan profesörleri, bir enayinin sınıfı susturma çabasının ardından derse geçmişti, nihayet. İlk dersleri olduğu için öğrencilerden kendilerini tanıtmalarını istemişti. Bunun üzerine bazıları söz almaya başlamıştı bile, Ares Gryffindor’lu oğlan sözlerini tamamladıktan sonra konuşmak için izin istedi. “Aethelwulf Ares Caldecott, Veritas Libertate Gazetesinin yazarı Sadie Rosemary Caldecott’un oğluyum. Derslerimizi oldukça heyecanla bekliyorum ancak merak ettiğim bir şey var saçlarınız için hangi şampuanı kullanıyorsunuz?”[/justify]

29
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Güç Puanı Talepleri
« : 02 Şubat, 2022 22:51:24 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
4>>5'e 1 GP rica ediyorum

30
Büyük Salon / Ynt: Kardeşim Çizdirmişsin Kestaneyi
« : 02 Şubat, 2022 02:42:04 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Slytherin’li kız doğal olarak şüpheciydi ve olayların derine inmeye niyetliydi, bunu ifade etme biçimi yanlıştı sadece. Kız arkadaşı olsa çoktan ikinci bir kez daha ağzını açamaması üzerine onu sustururdu ancak Ares, Eurus değildi ve bir kere kontrolsüzce sarf ettiği sözcükler ile karşısındakilere yanlış bir intiba bırakmıştı. Dolayısıyla sakinliğini koruyacaktı, elinden geldiğince.

“Bakanlık, kaç kere söyledim hatırlamıyorum ama aptalın önde gideni onu ajan olarak çalıştırmayı akıllarına getirmiş olamazlar. Her neyse, Carmilla'nın buraya neden geldiğini bilmiyorum, ona sorduğumda Atadamları katleden cadı avcılarını avladığını söyledi. Ormanda gerçekten Atadamlardan eser yoktu, bilirsiniz ya sırf bölgelerine girmek için sizi tepmeye falan kalkarlar ancak onlardan bir tane bile görmedim. Ona inanmadım, sonrasında gelişen olaylar… Eh, malum…” Yüzündeki yara izini işaret etti. “Gerçekten yanımda vampir olduğunu mu söyledi? Ondan da böylesini beklerdim zaten…”[/justify]

Sayfa: 1 [2] 3 4