17 Nisan, 2026 09:25:03 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Robert Langdon

Sayfa: [1]
1
Büyük Salon / Ynt: Yesene
« : 20 Mart, 2023 16:28:41 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
İnsan hayatındaki mutlu anları biriktirmeli onları bir nişan gibi üzerinde taşımalıdır.Yıllar,aylar, haftalar hatta aldığı her nefesin değerini mutlulukla yaşamalıdır.Robert'ın pekte anımsayacak hatrı sayılır bir anısı olmamıştı.Elbette onunda yaşadığı bu kısa ömründe değerini bileceği olaylar silsilesi gerçekleşmişti.Lakin hangisi onu yaşadığını hissettirmişti bilinmez.Belkide kimsenin umurunda olmamak onu bu hale getirmişti,nereden bilebiliriz.Ancak şuan yaşadığı tek bir anlık olay bütün hücrelerini heyecanlandırmıştı.

Nefes almak bu kadar zor muydu? Ya konuşmak? Kendisini ifade etmekte zorlandığını pek hatırlamıyordu.Bugün ise anlaşılan o ki bütün şans perileri tepesinde geziyordu.Uzun zamandır açılmak istediği Vieve, şuan da karşısında oturuyordu.Bu bir işaret olabilir miydi? Hah! Ama işaretler ile hareket etmek ne kadar doğru.Bunca zaman hisleri ile hareket etmişti eline geçmişti? Kocaman bir hiç! Her zaman aldığı bir karardan pişman olmamıştı? Çok fazla soru, çok fazla telaşlı sonuçlar getiriyordu.Başını kaldırıp etrafına baktığında, üzerindeki gözlerden yabancılaştığını hissetmişti.Zaten nefes almakta zorlanıyordu bir de bu bakışlar...Neden bana ya da bize bakıyorlardı...Yoksa başka bir durum mu var? Bugün her şey bambaşkaydı.Tanıdığı kişilerin dahi bakışları farklıydı.Bilmesi gereken ya da herkesin bilip içinde olduğu bir durum mu oluşmuştu?

Ne olursa olsun! Hiç biri umurunda değildi... Çünkü bütün bunları elimin tersiyle bir kenara atacak sebebi vardı...Vieve! Gözlerini o kocaman gözlerinden alamıyordu.Hislerini söylemek için doğru bir zaman mıydı? Ah! Gözlerinin güzelliğini söylemek isterdim, aynalardan evvel...Ellerinin terlemesi yavaş yavaş geçmişti.Heyecanı ise devam ediyordu.Lakin bunun devam etmesi onun lehine mi olacaktı yoksa aleyhine mi?

Robert söylediği sözden dolayı bir an pişmanlık duymuştu.Yediği şeyler ise boğazına dizilmeye başlamıştı.Neden bir anda böyle bir cümle kurmuştu ki? Kendine hakim olmalı ve söyleyeceklerini tartarak konuşmalıydı.Ama bu Robert için elbette imkansız gibi bir şeydi! Neden herkes gibi değildi ki neden böyle yapıyordu. Yoksa ailesinin yaşadıkları yüzünden mi bu duruma düşmüştü.Hayatına etki eden ne çok sebep vardı.

Vieve hiç rüya görmemiş mi! Nasıl yani böyle bir şey gerçek olabilir miydi? Robert belki her gece rüya görürdü.Çoğu saçma rüyalar olurdu ama görürdü.Ya uçurumdan düşerdi çığlıklar içinde uyandır.Ya Vieve'i görürdü... Nasıl gördüğümü anlatamam ayıp orası bende kalsın...Belki bir gün anlatırım.Belki...Vieve ile hiç bu kadar yakın olmamıştı.Belki de Vieve hiç kimse ile bu kadar yakın değildi.Titremesi biten ayakları artık onu rahatsız etmiyordu. Gözleri, kızın kocaman gözlerindeydi"Rüyalar belki de Merlin'in bize bir oyunudur.Yaşanmamış belki de hiç yaşanmayacak şeyleri görmemizdir." Nefesi düzenli hale gelmişti ve oksijenin tadına varıyordu.Onlara bakıp kıs kıs gülen kızların hallerine hala anlam veremiyordu. "Yani demem o ki belki de rüya görmemek en iyisidir." dediği anda pişman olmuştu.Vieve ile sadece rüyalarda buluşabiliyordu.

2
Büyük Salon / Ynt: Yesene
« : 20 Mart, 2023 00:04:32 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[youtube]https://www.youtube.com/watch?v=w_TaNm6lccQ[/youtube]

Aşkın, insan ruhunda gerçekleştirdiği değişim ister istemez fark edilir. Her kim, ben aşk ile değişmem derse o kişi yalan söylüyor demektir. İnsan âşık olduğunda, etrafındaki, her gün görmüş olduğu güzelliklerin farkına varır. Bu durum, mutsuz olduğunda ise tam tersi bir seyir göstermektedir. Her gün geçtiğin o yolda karşına çıkan minik kediye gülümseyerek bakar, eğilerek kulağının arkasını okşar, sesindeki tınıyı fark ederek ruhuna doğanın güzelliklerinin dolmasına izin verirsin. Mutsuzken ise, belki o kedinin kulağını yine okşar, mırıltısını dinlersin, ama ruhundaki bir parça bunu sıradan bir şeymiş gibi yapar. Ya da hiçbir şekilde evden çıkmaz, güneşli havayı bir kenara bırakarak kapalı odanın verdiği kasveti içine alırsın. Mutluyken aynı gökyüzüne bakar geleceğinin güzelliklerini düşünürsün, mutsuzken aynı gökyüzüne bakar, koskoca evrenin seni mutsuz eden yanlarını düşünerek geleceğini mahvedersin. Bu döngü bu şekilde sürüp giderek büyürken, hiçbir şeyin olduğu yerde kalmadığını görürsün. Acı bile aynı değildir aslında. O an, hiçbir zaman geçmeyeceğini düşündüğün kalbindeki sızıyla aynı gökyüzüne bakarken, bir süre sonra yine aynı yerden yine aynı gökyüzüne baktığında ruhunda çok fazla şeyin değiştiğini fark eder, üstesinden geldiğin olayları düşünerek mutlu olmaya çabalarsın. Önemli olan o anı olabildiğince hasarsız atlatmaktır. Her ne kadar bu durum kolay olmasa da, yaşadığımız süre zarfında bir şekilde üstesinden gelmeye çalışıyoruz. Her şeye mecbur olduğumuz gibi, güçlü olmaya da mecbur bırakılıyoruz.

Robert da, zor da olsa yaşadığı bunalımın üstesinden gelmeye çalışıyordu. Artık eskisi gibi üzülmüyor, yaşamına devam etmeye çabalıyordu. Nereye kadar üzülecekti? Hayat, her ne olursa olsun devam etmiyor muydu? Üzüldüğünde de aynı şekilde ilerliyor, mutlu olduğunda da aynı şekilde ilerliyordu. Hatta mutlu olduğunda zaman, nasıl geçtiğini fark ettirmiyordu, hızlıca geçip gidiyordu. Robert'ın farkında olmadan hayata tutunmasını sağlayan olay da, okulda gerçekleşmişti. Oysaki ilk başta oraya gitmek dahi istememişti. Kimseye anlatamadığı acısını kendi içerisinde yaşayıp, bir yağmur gibi gelip geçmesini dilemişti. Şimdi ise, acaba okula hiç gelmeseydi neler olurdu, diye düşünüyor, böyle bir şey yapmadığı için şükrediyordu. Eğer okula gelmeseydi Genevieve Griffiths ile hiç tanışamayacaktı ve aradan seneler kadar zaman geçmesine rağmen, aklından çıkmayan Vieve'in düşüncesini, bir süre daha içinde taşıyacaktı. Bir süre sonra, ruhunda bir umut ışığı daha oluşmuştu. Çok kısacıkta olsa bazen karşı karşıya kaldığı kızın bir saniyecik gözlerindeki ışıltıdan, konuştuğunda yüzünde beliren sakin gülümsemeden belli etmese de, ruhunda onu tanıma heyecanıyla kavruluyordu. Bir daha aşka dair umutlarını yeşertmeyeceğine kendine söz vermiş olsa da, o gece gerçekleşen herhangi bir şey, Vieve'in çekiminden alı koyamıyordu kalbini. Konuştuğu gibi, ona mektup yazmak için oturduğu masasında, kalem kağıda değdiği anda kafasındaki düşünceleri toparlamaya zorluyordu kendisini. Nasıl başlamalıydı mektubuna? Ya beni yanlış anlarsa? Ya mektubuma cevap vermezse?

Kafasının içerisinde dolanan karmakarışık düşüncelerini duvarda asılı duran saatin gong sesi bastırmıştı. Silkelenerek kendine geldi, sandalyesinde doğruldu. Uzun zamandır kağıdının başında öylece bekliyordu ve saatler geçmişti. Kendi kendine gülümsedi. Ailesinin gözlerinin önünde yaşadıklarını düşündükçe, aşk denen illet karşısında bu denli heyecanlı olacağını uzun zaman geçse düşünmezdi, ama oluyordu işte. Hayat insanın karşısında her şeyi çıkartıyordu, yapmam dediklerini yaptırıyordu. Masanın yanında kafeste duran baykuşuna baktı. Parlak gözlerle odayı tarıyordu. Eliyle kafese dokundu. Azıcık daha sabret, bu gece için iletmen gereken bir mektubum var, diye mırıldandı ve derin bir nefes alarak cesaretini topladı. Biraz daha gecikirse sabaha kadar yazmayacak, düşünceler içerisinde boğulayacaktı. En azından düşüncelerini bir nebze de olsa kağıda dökmek rahatlamasına yardımcı olacaktı.

Elbette yazamamıştı.Ruhu bin parçaya bölünse de yapamazdı.Vieve onu hiç istemiyordu.Bu kalp sızısı daha ne kadar sürer ve ne kadar acıtırdı belli değildi.En sonunda kendisini ortak salonun buğulu havasından ve yosun kokan duvalarlarından kurtarıp büyük salona gelmişti.Bina masaları öğrenciler tarafından işgal edilmiş,bazısı yemek yerken diğer bazısı umurumuzda hiç değil ki ders çalışıyorlardı.Ders çalışmak için derslikler hatta kocaman kütüphane yapılmıştı.Büyük salon neden! Yeşiller içinde ki Robert etrafına hiç bakmadan Slytherin öğrencilerinin oturduğu masalara yöneldi.Yeni dönemde beraber devam edeceği sınıf arkadaşlarından bir kaçını görmüştü,ancak onun gözleri başkasını arıyordu...Ruhunu acımasızca ele geçirmiş kişiyi arıyordu.Kalbi,ruhu hatta bütün düşünceleri o kişi tarafından işgal edilmişti ve hiç birini teslim etmeye niyeti yok gibiydi.

Düşüncelerinden kurtulması elbette mümkün değildi.Ancak yemek yemeye bayılan Robert,masada kurulan şölene dahil oldu.Yemek yerken başka bir haz alan genç büyücü,her ısırıkta gözlerini yumup dudaklarını şehvetle kapatıp bütün hissi hücrelerine kadar hissediyordu.Aniden bir ses işitti!Gözlerini açtığında o vardı...Evet,evet!! Oydu...Uykularına her gece misafir olan,rüyasında dahi ona gülümsemeyi çok gören Vieve...Şimdi ise tam karşısındaydı.

Elleri terlemeye, ayakları ise ikinci sınıfta Quidditch maçına ilk çıktığı an'dan dahi fazla titremeye başlamıştı.Ne o! Ah hayır! Alnından dahi damla damla ıslaklık belirmeye başlamıştı.Robert lütfen biraz sakin ol diyenleri duyabiliyordum.Ancak biraz da çocuğu anlayın nolur! Aşık olduğu kız hiç ama hiç yüz vermezken şimdi onun yanına gelmişti hemde yemek yemek için...Bu Robert için ne kadar değerli kimse tahmin dahi edemez.

Belki değer gerçekten Tanrı vardı ve belki de geceleri o saçma dualarını duyup cevap dahi vermeyi düşünmüştü.Terleyen ellerini cübbesine belli etmeden silip kurutmaya çalışırken bir yandan da kendisine bakan var mı diye etrafı kolaçan etmişti.Hadi ama sınıfın kızları bakıp gülüyorlarmıydı.Yüzü yavaş yavaş kızarmaya dahi başlamış olabilirdi.Kendisini sakinleştirmek için derin derin nefes alıyordu ki..."Yesene."kelimesinin Vieve'in ağzından çıktığına şahit olmasa düşüp bayılabilirdi.Vieve gözlerini ilk defa ondan kaçırmıyor hatta bulundukları yerden çekip gitmiyordu.Bu duruma alışabilirmiydi bilmiyordu...Ama bu çok güzeldi.Robert sıcacık bir gülümsemeyle "Yiyorum... dedikten hemen sonra kaşığını çoktan yemeğine götürmüştü.Kızın gözlerini hala üzerinde hissettiğinde ise "Bu bir rüya ise bırak biraz daha uyuyayım... Büyük salonda sanki sadece ikisi vardı.

3
Seçmen Şapka/Heykeller - Öğrenci Karakter Başvuruları / Robert Langdon
« : 19 Mart, 2023 14:49:54 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Karakterin Adı ve Soyadı:Robert Langdon

Karakterin Temel Kişilik Özellikleri:Henüz on bir yaşındayken dahi, küçük bir çocuk için fazlasıyla büyük hayaller kurabilecek kadar geniş bir hayal gücüyle kutsanmıştır. Her şey hakkında hayal kurabilir, her şey hakkında bir fikir yürütebilir. Emin olmadan asla ama asla kesin konuşmaz. Bilgiye tam anlamıyla tapar. Hem muggle dünyası hem de büyücü dünyası, ayrı ayrı ilgi çekici alanlardır onun için. Bilgiye sahip olan insanlara ise derin bir saygı duyar. Zira bu insanlara her gün imrenmekte ve onlar gibi olacağı günün hayalini kurmaktadır. Övülmekten hoşlanır, yaptığı işin başarılı olması ve bu başarısının tanınması hoşuna gider. Lakin narsist değildir, başka insanların yaptıklarını kendininkinden iyiyse bükemediği bileği öper ve o kişiden bir şeyler öğrenmeye çalışır. Kitap okumak onun için tarif edilemeyecek kadar büyük bir zevktir. İnsan ilişkilerine geldiğimizde ise bu kadar parlak biri değildir. İnsanlardan rahatsız olan yada kendini onlardan dışlayan, kendine bir duvar ören ve kimseyi içine almayan asosyal misantropi tiplerden sayılmaz. Sadece bazı ahlak ve etik kurallarını ve genel olarak bir takım kuralları -özellikle bilgiyle arasına giren- anlamamaktadır. Başkası için çok garip olabilecek bir şey için fazlasıyla normal olabilir ve bizim Robert kendisi için bu durumun neden böyle olduğunu anlatmaya çalışırken karşısındaki insana tam bir deli gibi görünebilir yahut tamamen yanlış anlaşılabilir. Bu, garip normallik anlayışı, kedileri bile gölgede bırakacak merakıyla birleştiğinde fazlasıyla ısrarcı ve çekilmez bir insana dönüşebilir.Karanlık ve kötü ünü olan şeylere karşı ürkek davranabilir. Robert'ın gri çizgileri yoktur, hayatı beyaz ve siyah olarak görür, kötü olan kötüdür, iyi olan ise iyi. Bu sınıflandırmayı yaparken ise başkalarının dediklerinden etkilenmez, bir şeyin kötü olduğunu görmeden ona asla "siyah" sıfatını koymaz. Kara büyüden korkar, aynı zamanda kara büyüyü fazlasıyla merak eder. Hogwarts'ta geçirdiği yıllardan sonra ise insanlarla biraz daha kolay ilişkiler kurabilmeye başlamıştır. Eskiye nazaran daha çok konuşan, anlatan ve dinleyen bir birey haline gelmiştir.

Karakterin Kısaca Geçmişi:Steffonve Cassana Langdon'ın ikinci çocukları olarak dünyaya gözlerini açmıştır. İrlanda'nın Skerries köyünde yaşayan bu aile bu köyde ki tek büyücü ailedir. Aslen buralı olan aile uzun yıllar önce Londra'ya göçmüş, fakat sonrasında tekrar geri dönüş yapmışlardır. Ailede bir tane melez yada muggle doğumlu olmamasına rağmen, safkan üstünlüğü yada onun gibi görüşleri benimsememektedir aile üyeleri. Aksine bu aile mugglelar ile çok yakın yaşamaktadırlar. Robert ve abisi Liam Hogwarts'a gidene kadar köy okuluna bile gitmişlerdir. Bizim ufak sarışına gelecek olursak, daha bebekken bile oldukça meraklı olacağının ayak seslerini duyuran Robert, bir çok kez merak yüzünden beşiğinden düşmüş, kendini yaralamış, envai çeşit otla böcekle iç içe olmuş ve zırıl zırıl ağlayarak bebeklik yıllarını tüm ev halkına zehir ede ede geçirmiştir. Yıllar geçtikçe durulması, uslanması beklenen ufaklık tam aksine daha da beter olmuş, bir kere babasının asasını kırmış bir kere de neredeyse annesinin süpürgesiyle uçmak üzereyken son anda durdurulmuştur. Sekiz yaşında bir kış günü bulduğu yavru deniz karalı Irony ile gökyüzünü beraber arşınlama düşüncesi onu uçma sevdalısı yapmış fakat bu uçmaya olan merağını abisiyle yaptıkları uçuş derslerinin birinde süpürgeden düşünce birden bire kaybolmuştur. Fakat bu uçmaktan nefret etmek değil, sadece tekrar düşme korkusudur. Biraz biraz laf anlamaya başladığında ise kendi kendini meşgul etmeye ve ailesine nefes alacak zaman bırakmaya başlamıştır. Fakat çocukluğunun ve belkide tüm hayatının dönüm noktası annesiyle Dublin Kütüphanesine gidişi olmuştur. Okuduğu ilk kitap olan Küçük Prens'i orada tek oturuşta bitirmiş ve kitaplara olan ilgisini keşfetmiştir. Robert sadece çocuk kitapları ile kalmamış, eve dönüş yolunda annesine bir sürü farklı kitap aldırmış ve kendini tamamiyle bu kitaplara vermiştir. Sadece basit hikaye kitapları değil, ünlü düşünürlerin felsefe kitaplarını, kültürel çalışmalar içeren kitapları ve bunun gibi farklı şeyleri okumuştur, ne kadar anladığını ise henüz kendi bile bilmemektedir. Yazılı dünyaların her birinden ayrı tat almış, okuyacağı her kitabın kapağını kaldırırken içi her zaman kıpır kıpır olmuştur.

Büyücü olmanın ne demek olduğunu, sokaktaki yada okulda sırasında yanında oturan insanların çoğundan farklı olduğunu anladığında okuma zevki de bu yön doğrultusunda değişmiştir. Masal ve hikaye kitaplarının yerini teorik bilgilerin yada önemli büyücülerin biyografilerinin anlatıldığı eserler almıştır. Kitap okumadığı zamanlarda, eline bir not defteri almış ve anne babasını büyü yaparken incelemeye, onlar hakkında not tutmaya başlamıştır. Bir çok kez büyü yapmaya yeltenmiş fakat ailesi tarafından her seferinde durdurulmuştur. Büyüyle olan ilişkisi Hogwarts'a gidene kadar sadece kitaplardan öğrendikleriyle sınırlı kalmıştır. Tabi bütün bu bilgi aşkının ona kaybettirdiği bir şeyler yok değildir. Zamanının büyük bir kısmını kitap okuyarak, ailesi hakkında not tutarak ve bu ikisini yapmadığı zaman kütüphaneye giderek araştırmalar yaparak geçirdiğinden mütevellit, ailesi dışında hiç kimseye vakit ayıramamış, arkadaşlık kuramamıştır. Aksine Dublin kütüphanesindeki bir çok insanın ondan pekte hoşlanmadığı söylemek yalan olmaz.

İstediğiniz Sınıf: Yedinci Sınıf
Karakterinizin SBD Sonucu: Sınav ve ders sonuçları her zaman olağan üstü geçer puan olmuştur.

İstediğiniz Bina (Hogwarts/Ilvermorny):Slytherin


Büyü Yatkınlıkları

Biçim Değiştirme Gücü:4
Lanet Gücü:10
Tılsım Gücü:7
İksir Gücü5

Sayfa: [1]